ELMAS YILDIRIM (Bakü/Gala 1907-Malatya/Kale 1952)

24 Şubat 2017 15:31 Murat Gedik
Okunma
554
ELMAS YILDIRIM (Bakü/Gala 1907-Malatya/Kale 1952)

Kimse bilmez Tanrıdağ’ın yaşını / Duman almış Altayların başını / Uçurmuştur baştan devlet kuşunu / Servetine üz çevirmiş zaman hey / Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!”diyerek “Kara Destan”adlı şiiriyle Türk dünyasının içinde bulunmuş olduğu parçalanmışlığı dile getiriyordu Elmas Yıldırım.

Yüce Türklük duygusu, millî kimlik şuuru ve vatan sevgisi şiirlerinde ana tema olarak hep işlenmiştir. Bu sebepten dolayı da çilesi hiç eksik olmamış; sürgünler, işkenceler ve nice çileleri kısa ömründe görmüştür.

Bolşevikler onun yurdu Azerbaycan’ı işgal etmiş ve Türkistan’ı parçalamış, milyonlarca Türk şehit edilmiş. O ise umudunu hiçbir zaman tüketmemiş ve büyük fikir ve devlet adamı Mehmet Emin Resulzade’nin sözlerini Türk insanının gönlüne işlemeye çalışmıştır; “Kazardım gönüllerde yalnız bir tek ideal / İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!”[1]

Elmas Yıldırım her Türk milliyetçisi gibi her türlü emperyalizme karşıdır. O yalnız Türklerin değil, bütün insanlığın hür yaşamasını ister. Hindistan´ın İngilizler tarafından esir edilmesini insanlığa yakıştırmaz ve bir gün Hindistan´ın bağımsızlığına kavuşacağını “Hindistan´da Fırtına” adlı şiiri ile dile getirir.

Şair 25 Mart 1907 tarihinde Bakü’ye yakın olan Gala köyünde dünyaya gelir. Gayet varlıklı bir ailenin çocuğudur Elmas, babası çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşır.

İran’ın Çemberkend’de açmış olduğu İttihad Mektebinde eğitimine başlar Elmas Yıldırım. Bu mektep Güney Azerbaycan’dan gelip petrol işlerinde çalışanlar için açılmış, eğitim Azerbaycan Türkçesiyle yapılır ve Elmas Yıldırım burada Farsça da öğrenir. Aynı zamanda şiir de yazmaya başlayan şair mezun olduktan sonra öğretmen yetiştiren Abdulla Şaik Adına Numune Mektebine girer. Burada Rusça öğrenir ve dönemin meşhur şairlerinden dersler alır. Bakü Üniversitesi Şark Edebiyatı Fakültesinde okurken babası tüccar diye okuldan atılır ve master eğitimine devam edemez. Babasının bütün mal ve mülküne Bolşevik rejimi tarafından el konur. Fakat Elmas Yıldırım’ın fakülteden uzaklaştırılmasının asıl sebebi onun Türk milliyetçisi olmasında yatmaktadır.

Fakülteden atıldıktan sonra Elmas Yıldırım şiirlerini yazmaya devam eder. Şiirleri Sovyet yönetiminin hoşuna gitmez ve Türkiye bağlantısı var diye kara listeye alınır. Dönemin Eğitim Bakanı Yıldırım’ı “Türkçülerin aşığı olmak, millî edebiyatı devam ettirmek, Ahmet Cevat’ın, Hüseyin Cavit’in fikirlerini devam ettirmek” ile suçlar.[2]İstanbul’da yayımlanan Hayat dergisinde çıkan “A Dağlar” adlı şiirinden dolayı Dağıstan’ın Derbent şehrine sürgün edilir. Yıldırım burada iki sene sürgün hayatı yaşamıştır. Bu yıllarda etrafına insanlar toplayan şair bazı şahısları etkisi altına aldığı için buradan Türkistan’a (Aşkabat) sürgün gitmiştir. Aynı zamanda Derbent’te çıkarmış olduğu “Dağlar Seslenirken” adlı eseri yasaklanır.Dağıstan’dan da sürgün edilmesine üzülen şair aynı zamanda kendisine bu sürgünü layık görenlere de teşekkür eder: “Benim bu şekilde dolaşmam, onlar için daha fena oluyor. Bana yurdumun her bucağını gezdiriyorlar. Her tarafta yaldızlı kızıl zincirlerin seslerini duyuyorum. Milletimin boynuna asılan her zincir halkası, bendeki kinleri geliştiriyor, katmerleştiriyor.[3]Eşi Ziver Hanım Elmas Yıldırım’ın Kırım’a da sürgün edildiğinden bahseder.

Belki bizim saflarımıza geçer diye komünist Bolşevik rejimi ona Aşkabat’ta Güney Azerbaycan (İran) ve diğer Türk ellerinden gelen çocuklara eğitim veren bir okulda görev verir. Aşkabat’ta da kendisine çevre edinen Elmas Yıldırım’ın aynı zamanda Zehmet Gazetesinde ve Aşkabat Radyosu’n da şiirleri yayımlanır. Burada Güney Azerbaycan’lı Ziver Hanım’la evlenen şaire vatan hainliği gibi suçlamalar daha da çoğalır: Sovyet’i inkâr ettiğini, Kemalcılar Türkiye’sine gözünü diktiğini, Müsavatçı olarak açıktan suçlanmaktadır ve bunların bedelini ödeyeceği yayınlar aracılığıyla bildirilmektedir. Artık Elmas Yıldırım’a iki seçenek kalır ya Bolşeviklerin tehditlerine boyun eğip onların safına geçecek ya da millî davasını sürdürüp kurşuna dizilecek. Şerefi ve haysiyeti ona ikinci seçeneği değerlendirmesine sebep olacak ve o eşi Ziver Hanım ve üç aylık oğlu Azer ile bir deve kervanı ile İran’a yola düşecekler. Yolda kervan ile yolculuğun tehlikeli olacağını düşünen Elmas Yıldırım ve ailesi kervandan ayrılırlar ve kendi yollarını takip ederler.

Yollarda aç ve susuz perişan olan bu idealist genç ana baba, üç aylık Azer’i bir kayanın gölgesine bırakıp gitmeyi düşünürler. Çünkü takatları kesilmiş, ananın sütü kalmamış, memelerinin ucu yara olmuştur.Bebeğin ağlayıp dikkat çekmemesi için anası 24 saat memesini ağzından çıkarmamıştır. Bir defasında Azer’i bir kayanın dibine bırakan ana baba bir kaç metre ağlayarak yürüdükten sonra geri dönüp yavrularını bağrına basarlar.[4]Aile İran sınırını geçerken yakalanır ve Bolşevik Sovyet casusu düşüncesiyle Elmas Yıldırım 25 gün işkence görür. 24 saat soğuk su içinde sorgulanır ve böbrek hastalığına yakalanır.[5]Nihayet serbest bırakılır ve Meşhed’e gönderilir. Şair İran’da çok sıkıntılar çeker ve Türk düşmanlığından dolayı Türkçe eğitim – öğretim faaliyetlerinde bulunamaz ve Türkçe yayın yasak olduğu için şiirlerini de değerlendiremez. Gözü Mustafa Kemal’in Türkiye’sinde olan şair nihayet yoğun uğraşlar sonrası Van’a ulaşır (1934). Hür ve bağımsız Türkiye ona kucak açar ve nihayet rahatlığa kavuşur. Azerbaycan’da kalan ailesi onun yüzünden zaman zaman sıkıntılar yaşar.Türkiye’deki oğlu ile irtibatın devam ettiği gerekçesiyle baba Abdülmehemmed ve diğer aile fertleri 60 gün Nargin Adası’nda gözetim altında tutulur, baskılar uzun zaman devam eder. Elmas Yıldırım ömrünün sonuna kadar Türkiye’de yaşar.Palu, Elâzığ, Tunceli, Malatya gibi bölgelerde öğretmenlik başta olmak üzere çeşitli devlet memurluklarında görev yapmıştır.

Azerbaycan milliyetçi şair ve fikir adamlarının yanı sıra Türkiye’den Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit ve Namık Kemal gibi isimlerle yakından ilgilenir Elmas Yıldırım. Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerini okur ve onlara çok sevgi gösterir.[6]Almanya’da yayımlanan Kurtuluş dergisinde ve Türkiye’de Türkçü dergiler olanÇınaraltı, Gökbörü, Bozkurt, Orkun, Özleyiş ve Komünizmle Mücadele’de sanatları yayımlanır. Boğulmayan Bir Ses, Elmas Yıldırım’ın Seçilmiş Şiirleri, Yiğitlere Sesleniş, Azerbaycan Mahnileri ise yayımlanan eserleridir.

Kısa hayatında çok ızdıraplar çeken şair hep vatan aşkıyla yaşamıştır. Bu aşk o kadar büyük ki ikiz çocuklarına “Elde gez” ve“Yurda var” isimleri koymuştur. Maalesef bu çocuklar ağır hastalanırlar ve aynı gün vefat ederler. Şair bu olayı “Bir Günde Ölen” adlı şiirinde dile getirir.Her şeye rağmen ülküsünden hiçbir zaman vazgeçmez. “Ben” adlı şiirinde âdeta haykırır:

Benim imanım bir, aşkım, özüm bir,

Bir çeşmeden aktım, kaynar gözüm bir,

Türk oğlu Türk’üm ben, merdim, sözüm bir,

Yol ver, yol ver, öz yurduma gidem ben!.

 

Dokunma, dokunma, dertlidir başım;

Bırak, öz yarama derman edem ben!

Uzakta kaldıkça toprağım, taşım,

Cennet olsa, bu dünyayı nedem ben?!

Bakü Gala köyünde hayata başlayan şair, Malatya’nın Kale bucağında Turan hasretiyle 1952’de dünyaya gözlerini kapatır ve naaşı Sancaktar Kabristanlığı’nda toprağa verilir.

Destan şairi Niyazi Yıldırım Genç osmanoğlu’nun şahsiyetinin oluşumunda etkili olan şahsiyetlerden biri de Elmas Yıldırım’dır. Genç osmanoğlu Elmas Yıldırım’ın yolundan yürüdüğünü söylemiştir ve Yıldırım’ın vefatının ardından anısına bir şiir yazmıştır. “Kara Destan” ve “ElmasYıldırım’ın Aziz Ruhuna” alt başlığını taşıyan bu şiirde Genç osmanoğlu, Elmas Yıldırım’ın Türkistan’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış olması hasebiyle,Yıldırım’ın mefkûresinden bahsetmiştir.[7]

“Dönek Kardeş” Elmas Yıldırım’ın meşhur şiirlerindenbiridir. 1944 yılında Türkiye’ye sığınıp tekrar Ruslara teslim edilen (187Azerbaycan Türk’ü) ve Ruslar tarafından sınırda kurşuna dizilip şehitedilenlere ithafen yazılmıştır bu şiir. Türkçülüğü ve komünizmle mücadelesi ilehayatı geçen şairin meşhur 1944 (3 Mayıs) Türkçülük Davası dosyasına konulanİçişleri Bakanlığı raporundaki Türkçü-milliyetçilerin listesinde de adıgeçmektedir.

 



[1]Elmas Yıldırım’ın SeçilmişŞiirleri,Azerbaycan Kültür Derneği Yayınlarından: 10, Ankara, 1953, “Bir Gün Gelecek”şiiri s.75.

[2] Ahmet Buran, KurşunlananTürkoloji, Akçağ, Ankara, 2016, s. 427.

[3] Elmas Yıldırım, YiğitlereSesleniş, Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları: 42, Ankara, 1990, s. 23.

[4] Enver Aras, Hazar’danHazar’a Elmas Yıldırım, Manas Yayınları, Elazığ, 2007, s. 79.

[5] Maarif Teymur, Almasİldırım Seçilmiş Eserleri, Önder Neşriyat, Bakü, 2004, s. 11.

[6] Enver Aras, Hazar’danHazar’a Elmas Yıldırım, s. 98.

[7]Niyazi Yıldırım GençosmanoğluHayatı ve Şiir Sanatı, Arif Yılmaz, Atatürk Kültür Merkezi BaşkanlığıYayınları, Ankara, 2000, s. 188.