ASTANA SÜRECİ İŞLİYOR MU?

22 Ağustos 2022 16:42 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
444
ASTANA SÜRECİ İŞLİYOR MU?

ASTANA SÜRECİ İŞLİYOR MU?
Mehmet DEMİRKAN

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri yedinci buluşma için Tahran’da bir araya geldi. Suriye sorununun çözülmesini kolaylaştırmak amacıyla 2017’de oluşturulan “Astana Süreci” yıllarca yaşanan kaosa çözüm üretemediği için çok eleştirildi. Bununla birlikte önemli bir getirisi oldu. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde Suriye’de siyasi süreci ilerletmek için Anayasa Komitesi kuruldu. Ne yazık ki, aradan geçen yıllara ve BM liderliğindeki görüşmelere karşın somut bir ilerleme sağlanamadı. Üstelik Astana Süreci, Kovid-19 salgını nedeniyle liderler düzeyinde fiziki olarak 2019 Eylül’ünden bu yana toplanamadı. Geçen 3 yıla yakın sürenin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin bir araya geldiği zirvede Türkiye açısından iki önemli konu vardı. Suriye’deki terör odakları ve Ukrayna’da oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in gerçekleştirdiği ikili görüşme ilgi çekiciydi. NATO’nun Madrid Zirvesi’nde kabul edilen Strateji Belgesi’nde “en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşen ilk ve tek NATO lideri olan Erdoğan görüşmeye misilleme yaparak başladı. Daha önce Putin’in kapısında heyeti ile birlikte iki dakika bekletilen Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşme için Putin’i bir dakika ayakta bekletti. Zirve öncesinde yapılan bu ikili görüşmenin ağırlıklı gündem maddesi Ukrayna’da açılması düşünülen tahıl koridoruydu. Tahran’daki Erdoğan-Putin görüşmesinden bir hafta önce, Türkiye ve BM temsilcilerinin katılımıyla İstanbul’da yapılan toplantıda Ukrayna ve Rusya askeri yetkilileri uzunca bir süreden sonra ilk kez aynı masa etrafında buluşmuş ve tahıl ihracının yapılabilmesi için bazı teknik unsurlarda uzlaşılmıştı. Küresel bir gıda krizinin engellenmesi için Ukrayna’nın gemilerde ve silolarında bekleyen 25 milyon tona yakın tahılının güvenli yollarla dünya pazarlarına ulaştırılması isteniyor. Erdoğan’ın da görüşmede Putin’e bu anlaşmanın tamamlanması için gerekli siyasi liderliği göstermesi çağrısında bulunduğu kaydedildi.
GÜNDEM SURİYE’NİN KUZEYİ
Astana Süreci’nin Tahran Zirvesi’nde ele alınan konuların başında ise "terörle mücadele" geliyordu. Ancak özellikle Türkiye ve Rusya’nın bu konudaki öncelikleri farklı oldu. Türkiye, PKK/YPG ve DEAŞ başta olmak üzere bölge güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle mücadeleye dikkat çekti. Rusya ise özellikle İdlib’de konuşlu "radikal İslamcı terör örgütleri" gündeme getirdi. Ancak Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına ne Rusya ne İran sıcak bakıyor. Bununla birlikte Tahran Uluslararası Konferans Salonu'nda düzenlenen "Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı"nın ardından yapılan ortak açıklamada liderlerin, terörün her tür ve biçimiyle mücadele etmek amacıyla birlikte çalışmaya devam etme kararlılıklarını dile getirdikleri aktarıldı. Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
"Devlet başkanları, sivil tesisleri hedef alan ve masum can kayıplarına neden olan saldırılar da dâhil olmak üzere, Suriye'nin çeşitli bölgelerindeki terör örgütlerinin ve bunlarla iltisaklı farklı isimler altındaki grupların artan varlık ve faaliyetlerini kınamışlardır. Suriye'nin kuzeyi ile ilgili tüm düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir. Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dâhil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dâhil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır."
Tahran’daki zirvede liderlerin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler konusunda farklı yaklaşımları vardı. Bununla birlikte liderler Suriye'nin kuzeyindeki kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunu vurguladı. Zirve sonundaki açıklamada şunlar kaydedildi:
"Devlet başkanları, uluslararası insancıl hukuk uyarınca, sivillerin ve sivil altyapının korunmasını sağlarken, terör örgütleriyle bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve varlıkların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki süregiden iş birliğinin devam ettirilmesi hususundaki kararlılıklarını teyit etmişlerdir. İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'ndeki durumu ayrıntılarıyla ele almışlar ve sahada sükûnetin sağlanması için İdlib'le ilgili bütün anlaşmaların tam olarak uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir. İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nin içindeki ve dışındaki sivillere tehdit oluşturan terörist grupların varlığı ve terörist faaliyetleri konusunda ciddi endişelerini dile getirmişlerdir. İnsani durum da dâhil olmak üzere, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi ve çevresindeki durumdaki normalleşmenin sürdürülebilir olmasını sağlamak için daha fazla çaba göstermek hususunda mutabık kalmışlardır."
Sonuç bildirisinde ısrarla altı çizilen İdlib, Suriye sorununun yumuşak karnı. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan ve yaklaşık 3,5 milyonluk bir nüfusu barındıran İdlib, muhalif gruplarla Şam yönetimi arasında 2011'den bu yana süren iç savaşın son aktif cephesi olarak görülüyor. 2017'den itibaren, muhalefeti destekleyen Türkiye ve Şam yönetimini destekleyen Rusya arasında yapılan anlaşmalar sonucunda "gerginliği azaltma bölgesi" olarak ilan edilen İdlib'de, başta Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) olmak üzere çok sayıda radikal İslamcı grup var. Şubat 2020'de Türkiye ve Suriye orduları arasında yaşanan çatışmaları sona erdirmek ve yeni bir düzenleme yapmak için 5 Mart 2020'de masaya oturan Türkiye ve Rusya liderleri, hem ateşkeste uzlaşmışlar hem de M4 Karayolu'nda ortak devriyeler başlatarak bölgede güvenliği sağlama konusunda görüş birliğine varmışlardı. Genel anlamda ateşkesin sürmesine karşın son birkaç aydır yaşanan gelişmeler yeni bir gerginlik dönemi ve buna bağlı insani trajediyi başlatacağı kaygılarına neden oldu. Rus ve Suriye hava kuvvetlerinin bölgedeki muhalifler ve "terör gruplarına" ilişkin artan hava saldırılarının ardından 10 Eylül'de bir Türk Silahlı Kuvvetler konvoyunun hedef alınması ve 4 Türk askerinin olayda yaşamını yitirmesi en son gelişme olarak kayda geçti. Saldırıyı IŞİD'e yakın ancak yapısı, liderliği ve ideolojik çizgisi tam olarak bilinmeyen "Ebu Bekir Sıddık'ın Yardımcıları Seriyyesi" adlı grup üstlendi.  Suriye'deki rejimin de Mart 2020'den sonraki süreçte stratejisi, İdlib bölgesindeki nüfusu zaman içinde Türk sınırına baskı yaratacak şekilde kuzeye ittirme ve böylece Ankara'yı sıkıştırma amacına dönük gelişti. İran tarafından kontrol edilen milis güçlerin de bu amaca uygun hareket ettiği ve özellikle Hatay sınırına yakın noktalarda yoğunlaşan nüfusu tedirgin ederek Türkiye'ye doğru harekete geçirme amacında olduğu değerlendiriliyor. Bu grupların barındığı yerleşim bölgelerinin Türk sınırına 10-15 kilometre mesafede olduğu biliniyor.
TÜRKİYE VE RUSYA'NIN İDLİB'DEKİ ROLÜ
Suriye'deki iç savaşın başından bu yana zıt grupları destekleyen Rusya ve Türkiye arasında 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından yoğunlaşan görüşmeler Suriye açısından da önemli sonuçlar doğurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Mayıs 2017'de Soçi'de yaptıkları görüşmede, harita üzerinde Suriye'deki dört noktada çatışmasızlık bölgelerinin kurulmasına karar verildi. Bu bölgelerden birisi de İdlib'di. Diğer bölgeler Dera, Doğu Guta ve Hama, Suriye hükümetinin kontrolü altına geçti. Bu bölgelerden çıkarılan savaşçıların yerleştirildiği İdlib, halen büyük oranda Suriye hükümetinin kontrolü dışında kalan tek çatışmasızlık bölgesi. Eylül 2018'de İdlib konusundaki diplomatik süreç hızlandı. Suriye ordusunun buraya yönelik bir operasyon başlatmayı planlamasının ardından Putin ile Erdoğan bir araya gelerek, İdlib'de silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması konusunda anlaşmaya vardı ve hükümet de planladığı operasyonu erteledi. Anlaşma kapsamında, silahlı örgütler ile Suriye ordusu arasındaki temas hattında 15-20 kilometre genişliğinde silahtan arındırılmış bir bölge kuruldu ve silahlı örgütler ağır silahlarını çekti. Rusya ayrıca, Türkiye'nin "ılımlı muhalifler ile teröristleri birbirinden ayrıştırmayı" taahhüt ettiğini açıkladı. Türkiye, İdlib'de 12 askeri gözlem noktası oluşturdu. Tarafların çatışmaya girmesini engellemek amacıyla Rusya da buraya askeri noktalar yerleştirdi. Ayrıca, İdlib'in hava sahası da Rus Hava Kuvvetleri tarafından kontrol edilmeye başlandı. Ayrıca taraflar arasında çatışma yaşanmaması için Rusya'nın koordine ettiği bir mekanizma da geliştirildi. Buna göre, Suriye ve Türkiye, askerlerinin nerelerde bulunduğunu ve hangi yollardan geçiş yaptıklarını birbirlerine Rusya üzerinden bildiriyor. 2019'un ikinci yarısında İdlib'deki çatışmalar daha da arttı. Putin, Ağustos ayında Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından İdlib'deki "teröristlerin ortadan kaldırılması için" anlaşma sağladıklarını söyledi. Ekim ayı sonunda Suriye ordusu İdlib'e yeni bir operasyon başlattı. Operasyonun kapsamı Aralık ayında doğuda ve güneyde genişletilerek adının "İdlib Şafağı" olduğu duyuruldu. Operasyonlara Rusya da havadan destek veriyor. Putin ve Erdoğan 8 Ocak'ta İstanbul'da TürkAkım projesinin açılışı için bir araya geldiğinde, İdlib'de ateşkes için yeni bir uzlaşıya varıldığını açıkladı. Ancak ateşkes sahada uygulanmadı. Kasım ayından bu yana yüz binlerce kişi İdlib'deki çatışmalardan sınır bölgesine kaçtı. Şu an Türkiye sınırındaki çadırkentlerde 1 milyona yakın Suriyeli kalıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat ayı başında yaptığı açıklamada, "Ülkemizin, yeni bir göç dalgasına tahammülü yoktur. Aynı zamanda yeni tehditlerin sınırlarımıza dayanmasına da seyirci kalamayız. Hiçbir ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarı, Türkiye'nin güvenlik ve istikbal önceliklerinden daha önemli olamaz. Bu bakımdan Suriye'nin ne diğer bölgelerindeki ne de İdlib'deki duruma seyirci kalmayacağız. 2016'dan beri gerçekleştirdiğimiz Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtları hassasiyetlere riayet edilmemesi halinde sahadaki durumu fiilen kontrol altına alma iradesinin en somut örnekleridir. Topraklarımıza tehdit oluşturan kim varsa, gereğini yapacağız." dedi. Esad hükümeti, özellikle son birkaç hafta içerisinde İdlib'deki operasyonlarını yoğunlaştırdı. Suriye ordusu, birkaç hafta önce İdlib'in en büyük kentlerinden biri olan Maarat El Numan'ı etrafındaki 30'a yakın yerleşim yerini ele geçirdi. M4 karayolu da büyük oranda Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Böylece Türkiye'nin İdlib'deki 12 gözlem noktasından büyük kısmı tamamen Esad'a bağlı ordunun kontrolü altındaki bölgede kaldı. İşte bu tablo Türkiye’yi rahatsız ediyor ve müdahale için Astana Süreci marjında uygun zemin oluşturulmaya çalışılıyor.