YENİDEN ASYA

11 Temmuz 2020 13:44 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
1253
YENİDEN ASYA

YENİDEN ASYA
Dünyaya büyük bir kâbus yaşatan Kovid-19 salgını yeni bir dünya düzenine işaret ediyor. Salgın dünyayı kasıp kavururken, geride bıraktığımız nisan ayında Dışişleri Bakanlığı bazı kamu kurumlarına bir yazı göndererek daha önce başlatılan bir sürece katkıda bulunmalarını istedi.
İşaret edilen “Yeniden Asya Girişimi”ydi…
Yazıda, Asya kıtasının ayrılmaz bir parçası olan ülkemizin kıtanın içinden geçmekte olduğu kapsamlı jeopolitik ve ekonomik dönüşümde daha etkin rol oynamak amacıyla “Yeniden Asya” temasıyla, bölgeye yeniden odaklanmaya dayalı bir girişim başlatılmaya karar verdiği hatırlatıldı. Bunun için bir çalıştay yapıldı. Çalıştayın açılışını Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Nazım Hikmet’in ünlü Davet şiirinin şu dizeleriyle yaptı; “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan/Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.”
Son yıllarda Asya fantastik cazibe merkezi olmaktan çıkıp, stratejik bir alan hâline gelirken bütün dikkatler üzerinde toplanmaya başladı. Buna karşın Atlantik cephesindeki yırtılma pandemi döneminde ile iyice belirginleşti. Türkiye için dünya ekonomisinin karargâhı hâline gelen Asya ile olan ilişkiler, Batı Bloku ile inişli çıkışlı, bağımlı yapıdan daha önemli hâle geldi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yeni sürçe bir çerçeve çizdi. “21. yüzyılda ekonomide ve diplomaside, sahada ve masada etkili olmak, Asya ile el ele olmayı gerektirir.”
ASYA’YA AÇILIM SÜRECİ
Güçlendirilmeye çalışılan süreç 20 yıl öncesine kadar uzanıyor. Türkiye, 2000’li yılların başları itibarıyla özellikle “Küresel Güney” yani az gelişmiş ülkelerin bulunduğu Sahra altı Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya ülkelerinde varlığını artırmaya başladı.  Türkiye’nin genişlemesinin küresel ayak izi, Asya ile bütünleşmesinde açıkça görülebilir. Türkiye, 2010 yılından bu yana Myanmar, Sri Lanka, Brunei, Kamboçya ve Laos’ta yeni elçilikler açtı. 2013 yılında Şangay İş Birliği Örgütünde diyalog ortağı oldu. Aynı yıl Güney Kore, Endonezya, Avustralya ve Meksika ile MİKTA’yı kurdu. Manila’da 2017 yılının Ağustos ayında düzenlenen 50. Asya Bakanlar Buluşmasında ASEAN’ın sektörel diyalog ortağı oldu. Türkiye 242 diplomatik temsilcilik ve misyonla dünyanın en büyük beşinci küresel diplomatik ağına sahip ülke konumunda bulunuyor.
GELİŞEN EKONOMİ
Türkiye’nin 2000’li yıllardaki ekonomik büyüklüğü, dış ticaretinin ve yurt dışı insani yardımlarının ana motorunu oluşturdu. Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılası 2013 yılında 950 milyar dolarla zirveye ulaştı. Ancak daha sonrasındaki dönemde düşen bir çizgi görüyoruz. Yapısal sorunlar nedeniyle 2018 yılında 766 milyar dolara kadar geriledi. Buna karşın Türkiye’nin Doğu Asya ülkeleri ile olan ticareti istikrarlı biçimde arttı. 2000 yılında 7,8 milyar olan dış ticaret 2011’e gelindiğinde 57,8 milyar dolara, 2017 yılına gelindiğinde 65,3 milyar dolara yükseldi. Bununla birlikte dengeden söz etmek oldukça zor. Türkiye’nin Asya ülkelerine olan ihracatı, ithalatının yanında oldukça küçük bir yekûn tutmakta. Öyle ki, bu ithalat Türkiye’nin bütçe açığını artırmakta. Türkiye’nin Asya’daki ilk beş ticari ortağı sırasıyla, Çin, Japonya, Güney Kore,  Hindistan ve Malezya. Türkiye’nin Çin ile olan ticareti 2008 yılıyla birlikte diğer Asyalı ülkelerle kıyaslandığında daha fazla gelişti. Çin, Almanya ve Rusya’dan sonra Türkiye’nin üçüncü ticari ortağı konumuna yükseldi.
EKSEN KAYMASI MI?
Türkiye’nin Asya yaklaşımı üzerinde uzun bir süredir tartışılıyor. İleri sürülen fikirlerin ve nihai amacın net, finansman ve kurumsal kapasitenin yeterli olmaması eleştirilerin temel argümanlarını oluşturuyor. Bir diğer hassas konu Türkiye’nin bir eksen kayması yaşayıp yaşamayacağı…
Ankara, bu yaklaşımın ana hedefinin bir eksen kayması olmadığını birçok kez ifade etti. Türk diplomatlar sürekli müttefiklerine değer verdiğini ve uluslararası arenada bunların sayısının arttırılması için çaba harcadıklarını ifade ediyorlar. Ancak Türkiye’nin Çin gibi büyük bir açmazı var. Kocaman Doğu Türkistan sorunu nasıl görmezden gelinecek? Oradaki baskı daha ne kadar görmezden gelinecek? Buna ek olarak NATO üyesi Türkiye, Güney Çin Denizi gibi bölgesel çekişmelerde hangi tarafta bulunacak? Yani Türkiye açısından ekonomik ve siyasi boyutlarıyla bütüncül ve dengeli bir Çin politikası nasıl olacak? ABD-Çin rekabeti üzerine yoğunlaştığımız bir dönem bambaşka bir çatışma eksenini beraberinde getirdi. Uluslararası platformda alınan kararlarda ABD ve Rusya ilginç biçimde Çin karşısında müttefik bir görüntü vermeye başladı. Türkiye, Doğu Asya’da kendisine bir taraf seçmek mecburiyetinde kalacak mı? Japonya - Güney Kore ya da Çin – Hindistan arasındaki çatışmalarda nasıl bir politika izleyecek? Bu konuda Türkiye’nin önündeki bir diğer sorunlar yumağı, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan Türkmenistan ve Tacikistan…
Fergana Vadisi üzerinden bu ülkeler arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunmakta. Keşmir Krizi ve Afganistan ile Pakistan ilişkileri bölge güvenliği zaafa uğratan temel nedenlerin başında geliyor. Ankara “Yeniden Asya” derken, kaotik bir coğrafyaya, aslında baba ocağına; güvenlik, büyük dengesizlik ve sosyokültürel sorunları bilerek uzanıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve kurumsal kapasite eksikliği çok ihtiyatlı olmamızı gerekmekte. Yeni yaklaşımda Türkiye’nin net olarak ne verip karşılığında ne kazanacağı meselenin asıl temel noktasını oluşturmakta.
Mehmet DEMİRKAN