DOĞU AKDENİZ’DE BÜYÜK ÇATIŞMA

08 Haziran 2020 17:03 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
1138
DOĞU AKDENİZDE BÜYÜK ÇATIŞMA

DOĞU AKDENİZ’DE BÜYÜK ÇATIŞMA
Mehmet DEMİRKAN

2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesiyle kaosa sürüklenen Libya, 2014 yılından bu yana iki ayrı hükümetin kontrolündeki bölgelere bölünmüş durumda. Türkiye Birleşmiş Milletlerin de meşru hükûmet olarak tanıdığı Fayiz es-Serrac liderliğindeki Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükûmetini (UMH) siyasi ve askerî olarak destekliyor. UMH, İtalya ve Katar'ın da desteğine sahip. General Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu güçleri ülkenin petrol zengini doğu bölgelerinde kontrolü elinde bulunduruyor. Hafter, Fransa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Rusya tarafından destekleniyor. Hafter birliklerine BAE’nin havadan, Rus milislerin de muharip güç olarak karadan destek verdiği biliniyor. "Wagner Grubu" olarak bilinen Rus paramiliter güçler Hafter saflarında savaşıyor. Birleşmiş Milletlerin kamuoyuna yansıyan gizli ibareli raporuna göre Libya'da Wagner Grubuna bağlı 800-1.200 paralı asker bulunuyor. Bu çatışma Libya eksenli gibi görünse de büyük hesaplaşma Doğu Akdeniz üzerinde… Türkiye geçen yıl 27 Kasım'da Libya'daki UMH hükûmetiyle "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması" ve "Güvenlik ve Askerî İş Birliği" alanlarında iki mutabakata imza attı. Bu mutabakatların ardından bütün dengeler değişti. Libya’da konuşlandırılan yeni hava savunma sistemleriyle Türk silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) saldırıları başladı. Bunun sonucunda Türkiye destekli UMH birlikleri karada önemli kazanımlar elde etti. Tunus sınırıyla Trablus arasındaki batı sahil şeridinin kontrolünü yeniden ele geçiren UMH, Hafter'in Trablus'a yönelik taarruzda kullandığı, ülkenin en önemli ikinci askerî üssü olan Vatiyye Hava Üssü’nü ve Trablus'un güneyindeki Tarhuna kasabasını geri aldı.
TÜRKİYE’NİN SAHAYA GİRİŞİ İLE SAVAŞIN SEYRİ DEĞİŞTİ
Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme kararı Doğu Akdeniz’de kurgulanan her şeyi altüst etti. 20 Mayıs’ta Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar Libya’daki dengelerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin meşru yönetime desteğinin başlamasından sonra önemli oranda değiştiğini duyurdu. Bu açıklamaya sebep olan gelişme, Başbakan Feyiz es-Sarrac’a bağlı güçlerin, başkent Trablus’un 140 kilometre güneybatısında, Tunus sınırı yakınlarındaki El Vatiye Hava Üssü’nü ele geçirmesiydi. Türkiye’den gönderilen insansız hava araçları üssü koruyan 2 Rus yapımı Pantsir-1 hava savunma sisteminden birini vurdu. Vatiye Hava Üssü, 2014’ten itibaren Hafter güçlerinin kontrolündeydi. Trablus’u kuşatma altında tutan birliklerin malzeme ikmali ve hava desteği Vatiye’den sağlanıyordu. Üssün hükûmet güçlerince geri alınması ardından Hafter, Trablus kuşatmasını kaldırdı. Hafter saflarındaki Sudanlı Cancavit milisleri 18 Şubat’ta Trablus Limanı’na saldırırken hava desteği Vatiye’den sağlanmıştı. Saldırıda iki Türk güvenlik görevlisi şehit edilmişti. Türkiye’nin Libya hükûmetine sağladığı askerî destekle, çatışma sahasında ağırlıklı olarak TUSAŞ yapımı “ANKA-S” ve Baykar yapımı “TB-2” insansız uçaklar kullanılıyor. Pantsir-1 hava savunma bataryasını vuran SİHA’nın, Selçuk Bayraktar’ın ekibince geliştirilen TB-2 olduğu biliniyor.
Bu arada ASELSAN tarafından geliştirilen “İHTAR” radarlarının, Hafter güçlerinin kullandığı Çin yapımı Wing Loong-2 SİHA’larının saptanıp düşürülmesinde rol aldığı da savunma dergilerinde yer alan makalelerde yer aldı. Türkiye’den sevk edilen topçu birlikleri de Trablus’un korunmasında rol alıyor. Bir yandan da Libya ordusu eğitiliyor. Türkiye’nin Libya’daki destek operasyonu Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Metin Gürak komutasında yürütülüyor. UMH güçlerinin El Vatiye Hava Üssü’nü ele geçirmesinden sonra bazı aşiretler saf değiştirdi. Bu gelişmenin Hafter güçlerinde çözülme anlamına geldiği belirtiliyor. Askerî cephede kan kaybeden Hafter son dönemde siyasi cephede kazanımlar etmek için yaptığı çıkışlarla gündemde. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde 2015 yılında imzalanan ve ülkede ulusal birlik hükûmeti kurulmasını öngören anlaşmanın "geçmişte kaldığını" söyleyen Hafter, kendini "halktan aldığı yetkiyle" Libya'nın hâkimi ilan etti. Ancak bu hamlenin Hafter açısından geri tepebileceğine dikkat çekiliyor. Bu çıkışın doğudaki potansiyel rakipleri açısından Hafter'in paniklediği şeklinde algılandığı,  generale karşı meydan okumaların arttığı belirtiliyor.
AB TAMAMEN DAĞINIK BİR GÖRÜNTÜ SERGİLİYOR
Libya’da Türkiye’nin devreye girmesiyle güç mücadelesindeki askerî dengeler değişirken Fransa ve Yunanistan’ın tepkisi sertleşti.  Avrupa Birliği’nden (AB) Ankara’ya “Silah ambargosuna uyun.” çağrıları gelmeye başladı.  
Bu arada çarpıcı bir iddia atılarak, Türkiye ile İsrail arasında normalleşmeye dönük adımlar olduğu kaydedildi. Bu iddianın hemen ardından “Doğu Akdeniz’de kartlar yeniden dağıtılıyor.” yorumları yapılmaya başlandı. Bu iddiayı Fransa, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Mısır ve BAE yayımladıkları ortak bildiri takip etti. Bildiride Türkiye, bölgedeki enerji arama çalışmaları ve askerî faaliyetlerinden ötürü uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlandı. Dışişleri Bakanlığı suçlamaları reddederken, beş ülkeyi  “şer ittifakı” olarak nitelendirdi, Fransa’yı da bu ittifakın “hamiliğine soyunmakla” eleştirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 20 Mayıs’ta ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesinde iki konu gündeme geldi; Kovid-19 salgını ve Libya… Macron, Libya’da “artan dış müdahaleden” çok endişeliydi. ABD’nin Türkiye’yi UMH hükûmetine askerî destek vermekten vazgeçirmesini istiyordu. Görüşmenin ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo “Libya’da çözüm askerî değil, siyasi olacak.” açıklamasını yaptı. Bu Fransa’nın istediğini tam olarak alamadığı anlamına geliyordu. ABD, Rusya’nın Libya’da da avantaj sağlamasını istemiyor. AB’de Libya konusunda kafalar karışık.  İtalya da Türkiye gibi Sarrac’ı destekliyor. İtalya, şubat ayında Sarrac hükûmetiyle Türkiye’ninkine benzer bir iş birliği anlaşması imzaladı. İtalyan Dışişleri Bakanı Luigi de Maio, 19 Mayıs’ta Libya’nın hava ve deniz sahasını denetim projesi olan IRINI’nin, Libya-Mısır kara sınırını da kapsayacağını duyurdu. Bu Trablus’un talebiydi. Bu arada Türk ve İtalyan deniz kuvvetleri Doğu Akdeniz sularında, Libya açıklarına uzanacak şekilde birbiri ardına ortak tatbikat yapıyor. Fransa Hafter’in gizli destekçilerinden. Almanya ise ortada, kendisini ara bulucu olarak konumluyor. Libya, Avrupa’ya yakın bir noktada, zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olması, kaçak göçmenlerin en çok kullandığı rota üzerinde yer alması nedeniyle stratejik bir noktada. University College Dublin’den uzman Stefano Marcuzzi’nin Libya konusunda kaleme aldığı makalede, AB’nin Libya’ya yönelik politikalarının özellikle silah ambargosunu denetlemek için oluşturulan İrini misyonunun yeterli olmayacağını kaydetti. “İrini misyonu, silahların havadan ve daha önemlisi karadan gönderilmesini önleyemiyor. Bu da şu anlama gelebilir: Türkiye destekli gemilerin önü kesilebilecek ama Hafter’e silah gönderilmesi engellenemeyecek. Yani paradoksal bir şekilde bizlerin, uluslararası toplumun desteklediği UMH’yi desteklemek için gönderilen gemiler engellenecek. Ama Hafter’in silah temin etmeye devam etmesine imkân sağlamış olacağız. Birkaç ay içinde de dışarıdan aldığı destekle yeniden inisiyatif alabilecek konuma gelip, ülkede barış sağlanmasını tehdit edecek güce yeniden kavuşabilir. Bu nedenle İrini misyonu Libya halkının acı çekmesine son verilmesine katkı sağlamak için yeterli değil.” Ülkede şiddetin son bulmasını sağlamak, ateşkes ve siyasi çözüme imkân sağlamak için çok uluslu bir askerî barış misyonu görevlendirilmesi gerektiğini savunan Marcuzzi, Libya’nın meşru hükûmetinin daveti üzerine bu askerî gücün ülkeye gönderilebileceğini kaydetti. Böylelikle Rusya’nın BM Güvenlik Konseyindeki vetosunun da baypas edilebileceğine işaret etti.
Bu arada NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, İtalyan La Repubblica gazetesine verdiği demeçte, es-Serrac hükûmetinin siyasi olarak desteklendiğini açıkladı.
TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA NORMALLEŞME Mİ?
Son günlerin çarpıcı gelişmesi, Fransa, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ile BAE tarafından yapılan ve Türkiye’nin kınandığı ortak açıklamaya, İsrail’in katılmamasıydı. İsrail Dışişleri Bakanlığı resmi Twitter hesabından, “Türkiye ile diplomatik ilişkilerimizle gurur duyuyoruz. Gelecekte bağımızın daha da güçlenmesini temenni ediyoruz. Türkiye’deki tüm takipçilerimize sevgilerimizi gönderiyoruz.” açıklamasını yaptı. Bazı basın-yayın organları, Türkiye ile İsrail arasında deniz yetki anlaşması için gizli müzakereler yürütüldüğünü iddia etti. Ancak İsrail’in Ankara Büyükelçiliği bu haberi yalanladı. İsrail son dönemde büyük kazançlar elde etti. Akdeniz’de büyük doğal gaz yatakları keşfetmesinin ardından bölge ülkeleri ile anlaşmalar yaptı ardından içe bildik politikalarına döndü ve Filistinlilere ait toprakları bütün hukuk kurallarını çiğneyerek işgal etmeyi sürdürdü. Bu arada köşesine çekilip Doğu Akdeniz’deki savaşı izlemeye başladı. İsrail, Türkiye destekli UMH’nin ayakta kalıp kalmayacağını görmek istiyor.
KURTLAR SOFRASI
Çatışmanın tarafları kapalı kapılar ardında birçok hesap yapıyor. Ancak herkes biliyor ki, Hafter de es-Serrac hükûmeti de dış desteğe muhtaç. Uzlaşılması çok güç olsa da Hafter’in de Libya da kısa sürede ortadan kalkmayacak bir güç olduğu biliniyor. Dolayısıyla uzlaşma gerekiyor. Rusya, Çin ve Fransa da Hafter’i masada istiyor. Ancak ne Putin ocak başındaki toplantıda ne de Almanya Şansölyesi Angela Merkel 19 Ocak’ta Berlin’de toplanan Libya Konferansında bunu sağlayamadı. Bunun en önemli sebebi BAE. Hafter’in arkasında büyük bir destek olsa da çatışma noktalarında ardı ardına yenilgiye uğruyor. Masaya oturma ihtimali de artıyor. Bu Türkiye’nin de istediği bir çözüm biçimi. Türkiye, Libya’da çok riskli bir hamle yaptı ve kurulan masayı devirdi. Birçok ülke bundan çok rahatsız. Türkiye eğer bu hamleyi yapmamış olsaydı, şimdi Trablus Hafter’in kontrolüne geçmişti. Dolayısıyla Türkiye Doğu Akdeniz’de bütün inisiyatifi diğer ülkelere kaptırmış olacaktı.
Not: Libya çatışma fotoğrafları kullanılabilir.