BEKİR SIDKI ÇOBANZADE (1893-13 EKİM 1937)

30 Ağustos 2018 16:41 Murat Gedik
Okunma
56
BEKİR SIDKI ÇOBANZADE (1893-13 EKİM 1937)

BEKİR SIDKI ÇOBANZADE
(1893-13 EKİM 1937)
Murat GEDİK

Bekir Sıdkı Çobanzade ünlü bir Türkolog olup Türklük adına çok verimli faaliyetlerde bulunmuştur. Kırım Türklerinin yüz akı olan bu bilim adamı 1893 yılında Kırım Karasubar’da dünyaya gelmiş ve bir çoban oğludur. Bu sebepten de soyadını önce takma ad ve sonradan resmîleştirmiş ve buradan almıştır.
İlk ve ortaöğretimini Kırım’da tamamlamış, çalışkanlığı fark edilince Cemiyet-i Hayriyenin tanımış olduğu imkânlarla İstanbul’da liseyi okumuştur. Burada Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenen Çobanzade Slav dillerini öğrenmek için Odessa’da bulunmuştur. İstanbul’da iken “Genç Buharalılar Cemiyeti” üyeleriyle yakından meşgul olup onlara İsmail Gaspıralı’nın “usul-i cedid”ini aşılamağa çalışmıştır.  Macaristan’da Budapeşte Üniversitesinde Türkoloji eğitimi almış ve doktor unvanını hak etmiştir. Budapeşte ve Lozan Üniversitelerinde görevlerde bulunan Çobanzade 1920 yılında Kırıma’a dönmüş, Akmescit’te öğretmenlik yapmış ve daha sonra Kırım Üniversitesinde doçent ve profesör olarak çalışmıştır. O dönem Vrangel orduları tarafından işgal altında bulunan Kırım’da Milli Fırkanın başkanlığını yapar. Millî Fırkanın bazı yöneticilerinin Arap alfabesi ve Çobanzade’nin Latin alfabesini savunması gibi sebeplerden dolayı Millî Fırkadan ayrılır ve kendini bilimsel pedagoji çalışmalarına adar. Hedefinde Türk dünyası için bir ortak alfabe olmuştur. Maarif İşleri ve Yeni Çolpan gibi Türk gazete ve dergilerinde makaleler yazmıştır.
Bakü Üniversitesinde Türkoloji profesörlüğüne getirilen Çobanzade (1924), Fergana’da (1930) Pedagoji Enstitüsünde Özbek Dili ve Edebiyatı kürsüsünün başında bulunur. 1935 yılında Taşkent Devlet Üniversitesinde Pedagoji Enstitüsünde dilciliğin problemlerine dair bildiriler sunar.  1926 Bakü’de toplanan I. Türkoloji Kurultayında öncülük görevi yapar.
Bolşevikler, Kırımlı gençlerin, I. Cihan Harbi’nden evvelki gibi Türkiye’de tahsillerine müsaade etmiyorlardı. Bunun üzerine, Çobanzade, yüzden fazla gencin Azerbaycan’da okumasını temin etti. 
Dilciliği kadar, şairliği de ün kazanan Çobanzade yapmış olduğu faaliyetleri ölümünden önce soruşturmasında şöyle dile getirir: “Ben kendi branşımda Sovyet doğusunun ilk profesörü (filoloji) olarak, üstelik böyle bir konuma Sovyet yönetimi tarafından getirilmiş ve bu ülkelerin kendi dillerinde açık dersler verdim. Birçok üniversite kursları kendi branşlarında ilk defa düzenlenmiştir. Bilimsel faaliyetim döneminde benim yüz elliyi (150) aşkın bilimsel çalışmam olmuştur. Onlardan en azı yüz (100) adedi Azerbaycan dili ve edebiyatı bilimsel temele oturtulduğu Azerbaycan Türkçesinde ilk denemelerdir. Bunların çoğu şimdi de kendi bilimsel önemini kaybetmemiştir. Yüzlerce dil ve edebiyat bilimcisi yetiştirdim. Bu öğrencilerim arasında kendi bilimsel çalışmalarına onay alarak kendi ülkelerinin dışında bile faaliyet göstermesi uygun görülen onlarca yüksek dereceli bilim çalışanı; doçent ve asistan var.”
Verimli olmayı çok seven Çobanzade, yurt ve millet sevgisinden hep güç almıştır. Bir tanıdığına göndermiş olduğu fotoğrafın arkasına şunları yazar: “Kendi kendine yetişen çiçek, her zaman solmağa mahkûm değil; yurttan ve Tanrı’dan aldığı kuvvetle bazen büyüyor, tohumlarıyla bazen bir ıssız tarlayı, bir çıplak yaşlı kayayı ihya etmeğe, süslemeye de muvaffak oluyor. Sonsuz uğraşmama, çabalamama rağmen sıhhatim gittikçe düzeliyor ve gittikçe kuvvetleniyorum; yeni güçlüklere her zaman hazırım. Uğraşmak benim ba’is-i hayatım. Uğraşmak ve çalışmaktan ümit alıyorum.”
Bilim adamlığının yanında şair olan Çobanzade şiirlerinde genelde Tatar´ı (Türk’ü) konu almıştır, Türklüğün sorunları işlenmiş ve nerede olursa olsun Kırım’ı aklından hiç çıkarmamıştır. “Kaval Sesleri” defterinin ön sözü bu yaklaşımını doğrulamaktadır: “Benim yazılarım, hiçbir şey göstermese, kırılan, darmadağınık olan, belki bugün yarın ölüp, yok olup gidecek Kırım Tatar’ını, onun hatalarını, kusurlarını, kederlerini, duygularını pek güzel gösteriyor; bir gün gelip tarih Kırım’la uğraşırsa, Kırım Tatar’ı Kırım Tatar’ını ararsa, benim yazılarım ortaya çıkarır.”  Düşünce ve idealinin tabii neticesi olarak şu mevzularda da sıkı bir şekilde meşgul olmuştur:
“Türk dili ve edebiyatı, mekteplerde nasıl okutulmalı;
Bir genel Türk edebiyat ve ilim diline ihtiyacımız;
Bu yeni dil, ne gibi temeller üzerine kurulmalı;
Yeni sözler nasıl yaratılır;
Yeni ve asri usullere göre Türkçe´nin grameri nasıl yazılmalı.”    
Türkçenin bütünlüğüne inanmış olan Çobanzade Budapeşte’de tahsildeyken defterine şöyle bir not düşer ve üç ciltlik tarihi edebiyat kitabı yazılmalıdır der: “Birinci cilde: En eski Türk-Tatar edebiyatından, yani Türk-Tatarların müşterek edebiyatından, diğer iki cildin birisinde Türk-Osmanlı, diğerinde de Çağatay, Özbek ve Kazan, Kırım halk edebiyatlarından bahsetmeli.” 
Çobanzade hakkında Rus emperyalizminin suçlamaları 1929 yılından itibaren hayata geçmiştir; millî burjuva sözcüsü, Müsavat Partisi hayranı, Pantürkist gibi suçlamalar gazetelerde yayımlanmaya başlar. Sıkı ve ağır takip ve baskılar gittikçe çoğalır. Çobanzade işinden olur ve bir müddet dinlenmek için Kislovodsk şehrine gider ve burada tutuklanır. Yoğun işkencelere dayanamayan Profesör Çobanzade bütün suçlamaları kabul eder. Üç ciltten oluşan soruşturma dosyası 1021 sayfa tutmuş ve kendisi 57 defa sorguya alınmıştır.  Aylar sonra mahkemesi yapılır, yirmi dakika sürer ve idama mahkûm edilir. Kurşuna dizilmeye giderken bile işkence görür ve 13 Ekim 1937’de kurşuna dizilir. Mezarı ise belli değildir. Sanki bu yaşanılanları önceden sezmiş ve “Yanık Kaval” şiirinde işlemiş:
“Bir ölü olayım mezarsız, taşsız,
Hatimsiz, zikirsiz, yalancı gözyaşsız.”
Bekir Sıdkı Çobanzade’nin kurşuna dizilişinden bir gün sonra sanatçı olan eşi de tutuklanır ve sekiz sene boyunca tutuklu kampında zor şartlar altında bulunur; suçu, vatan haininin aile üyesi olmak. 1955 yılında eşinin mahkemeye müracaat etmesi sonrası Çobanzade’nin suçlanmasının mesnetsiz olduğu kararı çıkar, şehadetinden tam yirmi yıl sonra.
“Ezan Sesi” şiirinden:
“Ben garibim, mescidim yok girecek
Mihrabına bedbaht yüzümü sürecek
Ezan sesi bu taraflara gelemiyor
Tatlı tatlı kulağıma değemiyor.”