ORHAN ŞAİK GÖKYAY

10 Haziran 2018 17:49 Murat Gedik
Okunma
116
ORHAN ŞAİK GÖKYAY

ORHAN ŞAİK GÖKYAY

 

Murat GEDİK

 

 

Bu vatan toprağın kara bağrında,

Sıra dağlar gibi duranlarındır.

Bir tarih boyunca onun uğrunda,

Kendini tarihe verenlerindir.”

 

“Bu Vatan Kimin?”adlı şiirin ilk mısralarıdır yukarıda yazılı olanlar. Kim bilmez kim duymamıştır bu cümleleri? İstiklal Marşı’ndan sonra en çok ezberlenen ve okunan şiir olarak bilinir Orhan Şaik Gökyay’ın bu muhteşem eseri. Şair kitabın yazılışını şöyle dile getirir: “Yıl 1937.Bursa’dayım. Bir yerlerden geliyorum. Tam bizim evin oralarda resmi bir daire var. Karakol mu ne? Bayrağı direkte unutmuşlar. Rüzgâr da yok. Bayrak kendisini bırakıvermiş. Bu bana öylesine dokundu ki… Bu, içimde bir yerlerde ‘asker’oluşumdan kaynaklanıyor. Biz İstiklal Savaşı’nda yetiştik. Gençliğim Harb-iUmumi’nin (Birinci Dünya Savaşı) bozgunlarıyla başladı. İşte bayrağımın bu hâli bana hemen daha oracıkta şiirimin ilk mısralarını yazdırdı.”[1]

Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe’den (Bulgarca Plovdiv) göç eden bir ailenin çocuğu olan Orhan Şaik Gökyay 1902 yılında Kastamonu’nun ilçesi İnebolu’da dünyaya gelmiştir. Babası ona Hüseyin Vehbi adını vermiş ve kendisi daha sonra bunu değiştirip Orhan Şaik Gökyay adını almıştır.

Ailesinin geçimi için 9. sınıftan ayrılıp çalışmaya başlayan Gökyay daha sonra Ankara Öğretmen Okulunu okuyup mezun olur (1922). Giresun, Samsun ve Balıkesir gibi yerlerde öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Edebiyat Fakültesi Yüksek Muallim Mektebini bitirir (1930) ve Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişehir,Bursa gibi illerde edebiyat öğretmenliği görevinde bulunur. Gökyay, Londra Üniversitesinde School of Orientaland African Studies’te dört yıla aşkın Türk dili ve edebiyatı okutmuştur. Emekliliği sonrası üç yıl boyunca ücretsiz olarak öğretmenlik yapan Gökyay, daha sonra Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde dersler vermiştir.

Çalışmaları yerli ve yabancı bilim çevrelerince değerlendirilen Orhan Şaik Gökyay’a ilk bilim armağanını, ABD’deki Princeton Üniversitesi 1984’te iki ciltlik bir eser yayımlayarak sundu. Türkiye Yazarlar Birliğinin “Üstün Hizmet Ödülü” (1987)almış, İstanbul Üniversitesi tarafından fahri doktora diploması verilmiş (1989)ve şiir dalında “Devlet Sanatçısı” (1991) seçilmiştir.

Balıkesir’de bulunduğu dönemde “Çağlayan” adlı edebiyat dergisini de çıkaran Gökyay’ın yazı ve şiirleri Açıksöz, Atsız Mecmua, Kopuz, Ülkü, Orhun gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Eleştirileri “Destursuz Bağa Girenler” adlı bir kitapta toplandı.Bu yerli ve sağlam eleştirilerinden dolayı ona ‘Türkçenin, Türk edebiyatının savcısı’ diye unvan layık görüldü.[2]

Dokuzuncu sınıfta şiir yazmaya başlayan şair, bu şiirler ile ilgili “Hepsi vatanperverane şeylerdi ama hepsi çocukçaydı. İzmir’in işgali bizi çok etkilemiştir. Bunu yaşamadan vatanperver olmaya imkân yok.”[3]der.

Hocası Fuad Köprülü’nün yanında insan hâline geldiğini belirten şair[4],kendisi üzerinde emeği olan herkese sadakat beslemiştir.“Bir eseri okumak nedir, tanımak nedir, yazı yazmak nedir, ondan öğrendim.” dediği hocası Fuad Köprülü’nün tavassutuyla Theodor Menzl ve Franz Taeschner gibi şarkiyatçılarla tanışmış, onlara Türkçe öğretmiştir.[5]

“Tarihte yaşadıkça, yaşımız bu milletin tarihiyle beraber büyür gider. Hatıralarda yaşadıkça biz yaşamaya devam ederiz.” sözleri her zaman anılmak istediğini,asıl ölümün anılmamak olduğunu söylemektedir.İstiklal Savaşı yıllarında pek çok kimse Ankara’ya İnebolu üzerinden ulaşıyor ve Kastamonu’ya da uğruyorlardı. Bunlardan birisi de Mehmet Akif Ersoy’du. Orhan Şaik Gökyay, Mehmet Akif Ersoy’u Kastamonu’da görme imkânı bulmuş, o zamana kadar yazdığı şiirleri göstermiş ve beğenisini kazanmıştı.[6]

Konservatuar müdürlüğü de yapan Gökyay 1944 yılında tarihe Irkçılık-Turancılık Davası olarak geçen olayda suçlanmış, görevine son verilmiş ve diğer 22 kişi gibi suçsuz yere tutuklu kalmıştır. 11 ay boyunca tutuklu kalan Gökyay’ın suçu Nihal Atsız’ı evinde misafir etmekti. Bütün sanıklar gibi beraat etmesine, yani suçsuz olmasına rağmen 11 ay tutukluluk dönemi sonrası 2,5 sene ona görev verilmemiştir.

Atsız şairinYüksek Muallim Mektebinden sınıf, hatta sıra arkadaşı olup samimi dostudur. Gökyay’ın1944 Olaylarında yapmış olduğu savunma dillere destandır. Onun yapmış olduğu savunmaya aynı kaderi paylaşan Alparslan Türkeş şöyle yorum yapar: “Bu savunma hem edebî hem hukuki bakımdan bir şaheserdir.” Şair savunmasında der ki: “Yeryüzünde işlenebilecek suçların en zelili, en iğrenci, en şerefsizi ile vasıflandırılmış olarak, vatan haini ithamı altında bulunuyorum.” Savcının ithamına karşılık ise: ”Onun için bu yersiz ve çürük ithamlar, benim adımın üzerinde o engin denizdeki çer çöp gibidir. Çünkü darağacına da çeksen sancak yine sancaktır.” “Gerçi tarih, böyle bir hareketin müdafaasına lüzum hasıl olduğuna hayret edecektir. Fakat ne yapalım, yirmi yıla sığdırdığımız yirmi asırlık inkılaplardan dolayı hayrette kalan tarih varsın biraz da buna şaşsın.”sözleri onun inanmışlığının tam göstergesidir.

Gökyay çok vefalı biriydi. Atsız’a en zor günlerde sahip çıkmış ve bunun uğrunda tabutluklara atılmıştı. Kendisine ‘şair dostum ’ diye hitap eden Yahya Kemal Beyatlı’nın son rahatsızlığında, 9 ile 11 saatleri arasında üç ay aralıksız başından ayrılmamıştır. Vatanına son derece bağlıydı. “Bayrak şairi” Arif Nihat Asya gibi devletin hışmına uğradı, fakat devletine hiç küsmemiştir.[7]Maalesef akademik alanda ona gereken kapılar açılmamış, fırsatlar tanınmamıştır.

Orhan ŞaikGökyay’a göre, Türk milletinin esas harikası kahramanlıktır ve içinin asker olduğunu söyler. “Tarihte askerleri, savaşları okuyoruz, Çanakkale ve İstiklal Harplerini yaşadık. O sırada bütün millet kahramandı, bütün millet vatanperverdi, bütün millet şairdi, biz de onlara katıldık.” diyerek alçak gönüllük göstermiştir.[8]İzmir’in işgalinden çok etkilenmiş ve “İzmir Rüyası” adlı şiirini kaleme almıştır. Vatan sevgisi duygusunu içinde ilk uyandıranın babası olduğunu belirten şair, babasının Selânik’in elden gittiğini gazeteden okuduğunda ne kadar üzüldüğünü ve bunun kendisinde büyük etki yaptığından bahseder.

1972’de Kültür Bakanlığı tarafından Anıtkabir Senaryosu yazma yarışması açılmıştır. Bir fransız Anıtkabir Senaryosu’nu yazmak ister ve Gökyay ona şu cevabı verir: “Sen kimsin?  Sen bir düşmansın. Bunu nasıl yazacaksın? Sen Adana’da Ermenileri Gaziantep gazileri üzerine ve Kahramanmaraş kahramanları üzerine saldırtan Fransız değil misin? Türk’ün kahramanlığını sen nasıl temsil edersin?” Senaryoyu yazan Orhan Şaik Gökyay Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı ile eserini başlatır:”Bir gemi ile açılır engine / Bu tek gemi,bu küçük tekne…..”  

Orhan Şaik Gökyay ‘Dede Korkut’ araştırmalarından dolayı ‘Dede Korkut torunu’ olarak taanılmaktadır. Destanları Türkiye’de ilk defa olarak Latin alfabesinde neşreden odur. Tercüme eserlerle ve Osmanlı Dönemi klasik eserleri Latin alfabesine çevirerek önemli eserler bırakmıştır. Dede Korkut’un yanında Kâtip Çelebi üzerinde olan çalışmaları çok önem arz etmektedir.

Orhan Şaik Gökyay, Ankara Devlet Konservatuvarı müdürlüğü sırasında, Türk kültür tarihi açısından önemli olan Ankara Devlet Konservatuvarı Tarihçesi adlı bir eser kaleme almıştır, Konservatuar Marşı’nı da yazan kendisidir. Gökyay, Fuad Köprülü’nün teşvikiyle başladığı tercüme çalışmalarını daha sonra da sürdürmüş, birkaç makale ve edebî eseri Türkçeye çevirmiştir. Brokkelmann’dan tercüme ettiği İslam Devletleri ve Milletleri Tarihi adlı eserin nüshası Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’ndedir.[9]

Şair, edip,araştırmacı ve kültür adamı Orhan Şaik Gökyay’ın imrenilecek birçok nitelikleri ve üstünlükleri vardı. Onları şöyle özetlemek mümkün[10]:

·                   Çok iyi, çok değişik bir öğretmendi,

·                   Çok iyi bir yönetici idi,

·                   Dürüst ve vefalı bir insandı,

·                   Çok titiz bir araştırmacı idi,

·                   Amansız, acımasız bir eleştirmendi,

·                   İyi bir şairdi.

Bazı eserleri:‘Birkaç şiir – Poems’, ‘Dede Korkut’, ‘Bugünkü Dille Dede Korkut Masalları,’‘Dedem Korkudun Kitabı’, ‘Kâtip Çelebi Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri’,

‘Kâtip Çelebi’den Seçmeler’.

“Bu Vatan Kimin”kitabı vefatından sonra yayımlanmış ve şiirlerini kapsamaktadır. Bütün lehçeleri, kolları, şiveleri, ağızlarıyla Türkçeyi ve Osmanlı Türkçesini,ayrıca Arapça, Farsça, Almanca ve İngilizceyi çok iyi bilen Orhan Şaik,ciltlerle kitaba, yüzlerce makaleye imzasını atmıştır.

Evli ve çocuğu olmayan Orhan Şaik Gökyay 2 Aralık 1994 tarihinde vefat etti, cenazesi Üsküdar’daki Nakkaştepe Mezarlığı’nda toprağa verildi.

 

 

 



[1]Günay Kut, Orhan Şaik Gökyay, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989,s. 37-38.

[2]Hasan Pulur, “Destursuz Bağa Girenler”, Milliyetgazetesi, 22.01.1995

[3] M. Mehdi Ergüzel, Muhsin Karabay, “Orhan ŞaikGökyay ile Sohbet”, Türk Edebiyatı, Sayı: 242 (Aralık 1993), s. 15-18.

[4]age.

[5]Göktürk Ömer Çakır, Milli ve Manevi TarihimizinBüyük Simaları, Cedit Neşriyat, 2016, s. 412

[6]Ahmet Özdemir, www.ufukotesi.com, 2008.

[7]Ayhan İnal, Orhan Şai kGökyay, HikmetNeşriyat, 2002, s. 112-113.

[8]https://www.turksanatmuzigi.org/sanatcilarimiz/sairlerimiz/orhan-saik-gokyay

[10]NecmeddinSefercioğlu,TanıdığımÜnlüTürkçüler, ÖtükenNeşriyat, 2005, s. 64-65