TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN BİR DEVRİ: HÜSEYİN NİHAL ATSIZ (12 Ocak 1915 / 11 Aralık 1975)

19 Ekim 2017 09:42 Murat Gedik
Okunma
600
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN BİR DEVRİ:  HÜSEYİN NİHAL ATSIZ  (12 Ocak 1915 / 11 Aralık 1975)

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN BİR DEVRİ:

HÜSEYİN NİHALATSIZ

(12 Ocak 1915 / 11Aralık 1975)

 

 

Murat GEDİK

 

 

Türk milliyetçiliği, Türkçülük, Turan kavramları söz konusu olunca Atsız adını anmadan geçmek olmaz. Ziya Gökalp’tan sonra Türkçülük hareketinin şüphesiz entesirli ismi Atsız’dır. Âdeta Türklüğün susturulmak, söndürülmek ve sindirilmek istendiği bir dönemde o ortaya çıkmış ve kutlu bildiği Türklük için bağlılık vehizmet yemini etmiştir.

Türk milliyetçiliği üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrasında Türk’ten uzak bırakılmak istenmiş ve Atsız Türklük sancağını daha da şiddetli bir biçimde dalgalandırma mücadelesi içine girmiştir. Çileler, zindanlar, işkenceler, iftiralar, sürgünler, ekonomik kıskaçlar onu asla davasından vazgeçirtememiş ve kendini adamış olduğu Türkçülük yolunda son nefesine kadar mücadelesini vermiştir. O bir ‘millî şuurabidesi’ olup “Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez! / Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!..”[1]diyerek geleceğe hep umut saçmıştır. İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın buyurduğu gibi Atsız ‘atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazardı.’  

12 Ocak 1915’teİstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Atsız anne ve baba tarafından asker bir aileye mensup olup, aynı zamanda Nejdet Sançar’ın da kardeşidir. Öz adları‘Hüseyin Nihal’ olan Atsız Beğ, 1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu uyarınca“Atsız” soyadını aldıktan sonra kitap ve yazılarında öz adını hiç kullanmadı. [2]Soyadı Kanunu çıktığında irtibat kurulamadığı için Hüseyin Nihal ve Nejdet kardeşlerin soyadları ayrı olmuştur.

Atsız’ı etkileyen 3 önemli şahsiyet vardır: Ziya Gökalp, Rıza Nur ve Zeki Velidi Togan.[3]Rıza Nur Atsız’ı manevi evlat edinmiş, ölümünden sonra yapılmasını istediği işleri de Atsız’a vasiyet etmiştir. İlerleyen yıllarda Atsız’da Rıza Nur’a eski sıcaklık duyguları kalmaz ve yazılarında da anmaz.  

Tıbbiyeliğe hiç merak duymadığı hâlde sırf asker olmak için orta tahsili sonrası Askerî Tıbbiyeye başlayan Atsız üçüncü sınıfta Ziya Gökalp’ın cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi etnik milliyetçiliği savunan, solcu ve komünist öğrencilerle yapılan kavgaya karıştığı için Askerî Tıbbiyeden uzaklaştırılır.Yardımcı öğretmenlik ve gemi kâtip muavinliği gibi geçici görevlerde bulunan Atsız, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine kaydını yaptırır ve bu Fakültenin Yüksek Muallim Mektebinden mezun olur. Atsız Edebiyat Fakültesinde tanınmış edebiyatçılar ile birlikte okumuştur; Orhan Şaik Gökyay ve Pertev Nail Boratav bunlardan örneklerdir.

Prof.Dr. Fuad Köprülü tarafından yanına asistan olarak alınan Atsız ‘Atsız Mecmua’yı çıkarmaya başlar ve bu dergi asistanlıktan uzaklaştırılana kadar yayımlanmaya devam eder. Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan ve Abdulkadir İnan gibi bilginlerin bu dergide yazıları yayınlanır. 1932 yılında yapılan Birinci Türk Tarihi Kongresinde Zeki Velidi Togan’a yapılan haksızlığa karşı çıkan Atsız’ın tutumu asistanlıktan uzaklaştırılmasına sebep olur. Atsız önce Malatya’ya ve oradan da Edirne’ye öğretmen olarak tayin edilir.

Edirne’de Orhun dergisini ‘Atsız Mecmua’nın devamı olarak yayımlamaya başlayan Atsız bu dergide Türk Tarih Kurumunun ders kitaplarındaki yanlışları eleştirir ve bunun sonucunda Orhun dergisi Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılır. Atsız ise bu yayınlardan dolayı vekâlet emrine alınır. Bir zaman sonra Türkçe öğretmenliğine devam eden Atsız görev yaptığı okuldan da uzaklaştırılır ve bakanlıktan da ihraç edilir. Atsız artık özel okullarda öğretmenlik yapmaya başlar ve 1943 yılında Orhun dergisini tekrar yayımlamaya başlar. Türk Sazı da bu arada âdeta çıkmadan yetkililer tarafından kapatılmıştır.

Atsız’ın Türk milletine zarar getirecek her türlü fikre karşı mücadeleye girişi onun samimiyetini göstermektedir; komünizm, etnik milliyetçilik ve siyasal dincilik baş düşmanlardır.

1944 yılında Orhun dergisinde dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben yayımlanan iki açık mektuplarda millî eğitimde yuvalanan solcular dile getiriliyor ve Millî Eğitim Bakanı’nın istifası isteniyor. 2. mektuptan sonra Türk milliyetçileri komünizm aleyhine gösteriler bile yapıyorlar. Vatan haini olarak hitap edilen Sabahattin Ali, Atsız aleyhine hakaret davası açar. 3 Mayıs 1944 tarihinde ikinci duruşma günü Atsız lehine büyük gösteriler yapılır ve gençler arasında tutuklamalar gerçekleşir. 19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Türkmilliyetçilerini vatan hainliği ile suçlar ve İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi başta Atsız olmak üzere 23 Türk milliyetçisini yargılamaya başlar. Gizli cemiyet kurma, nizam düşmanlığı yapma, hükûmeti devirmeye teşebbüs etme gibi suçlama ile karşı karşıya kalınır. 65 oturum sonrası Atsız 6,5 seneye mahkûm olur. Temyiz sonrası Askerî Yargıtay kararı bozar ve Atsız 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye olur. Atsız’ın savunmasından: “Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı, kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye de tenezzül etmiyorum. Kimin hain, kimin vatansever olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile.” Tarihe ’Irkçılık – Turancılık’ davası olarak geçen bu olayda Atsız ile bazı yargılananlar: Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar,Alparslan Türkeş, Fethi Tevetoğlu.

Tahliye sonrası devlet hizmetinden uzun bir dönem uzak bırakılan Atsız ekonomik açıdan oldukça sıkıntılı bir dönem geçirir. Ailesinin geçimini sağlayabilmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmış; bir müddet arkadaşı Tahsin Demiray’ın Türkiye Yayınevi’nde çalışmış; Türk-Rus savaşlarının özeti olan“Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir” adlı kitabını, başka bir şahsın –Sururi Ermete- adıyla yayımlamaya mecbur bırakılmıştır. [4]

Fakülteden arkadaşı Millî Eğitim Bakanı olunca Atsız Süleymaniye Kütüphanesi’ne uzmanlık görevine getirilir. Demokrat Partinin iktidara gelmesi ile tekrar öğretmen olan Atsız vermiş olduğu “Türkiye’nin Kurtuluşu” konulu konferans sonrası bu görevden alınır ve tekrar Süleymaniye Kütüphanesi’ne memur olarak tayin edilir ve buradan 1969’da emekli olur. 1950 yılında Demokrat Parti iktidarının çıkardığı af kanunu ile geçmiş yıllarda Türk milliyetçilerine işkence yapanlara yargı kapısı kapanır.

Türkçüler Derneği Genel Başkanlığı (1962) yapan Atsız, 1950-1952 yıllarında Orkun dergisini ve1964’ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.

Ötüken dergisinde bölücülüğe karşı hükûmeti uyaran Atsız, Marksist ve etnik bölücüler tarafından mahkemeye verilir. 6 yıl süren dava sonrası Atsız 15 aya mahkûm edilir ve sağlığı el vermediği hâlde cezaevine girer (1973). Bu olay milliyetçi çevrede tepkiye yol açar, başta MHP olmak üzere bütün Ülkücü kuruluşlar, Türkçü aydınlar imza kampanyası başlatırlar. Sonuçta Atsız için yapılan kampanyalar başarıya ulaşır ve Cumhurbaşkanı Korutürk, kamuoyunun ve sivil toplumkuruluşlarının baskısı sonucunda, Atsız’ın cezasını affetmek zorunda kalır ve Atsız 2,5 ay sonra serbest kalır.

11 Aralık 1975 günü kalp krizi sonrası vefat eden Atsız Karacaahmet Mezarlığı’nda kardeşi Nejdet Sançar’ın yanındaki mezara defnedilir. Cenaze namazının ardından İmam “Merhumu nasıl bilirsiniz?” diye sorduğunda içlerinden Fethi Gemuhluoğlu yüksek sesle şöyle cevap verir: “Bu musalla taşı, Hüseyin Nihal Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, Hoca Efendi.” Altan Deliorman ise cenazeden bahsederken “Musalla taşında yatanın Atsız değil, Türk milliyetçiliğinin bir devri!” diyerek bahsetmektedir.

 Atsız’ın ikinci evliliğinden iki oğlu olmuştur ve bir kız çocuğunu evlatlık edinmiştir.

Atsız’ın hayatı boyunca söylemi ve eylemi arasında çelişki yoktur, tam karar dünya görüşünü yaşatmıştır ve Türk milliyetçilerine öz güven aşılamıştır. Milletinin düşmanına düşman, dostuna dost olmuştur. Atsız’ın milliyetçiliğinde yüksek ahlak en başta gelen prensiplerden biridir. Türk’e zarar veren ve verebilecek her şahıs ve fikir karşısında mücadele vermeyi kendine bir görev olarak benimsemiştir. Örneğin Nazım Hikmet’in Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Hamdullah Suphi gibi şairleri eleştiren yazılarının yayımlanması üzerine Atsız, “Komünist Don Kişot’u Proleter Burjuva Nazım Hikmetof Yoldaşa” adlı bir broşür yazarak cevap verir (1935). Atsız’a aylar sonra bu broşürden dolayı ‘hükûmeti tahkir ve gençliği suç işlemeye tahrik ettiği’ iddiasıyla dava açılır, fakat Atsız beraat eder.[5]  

Atsız, edebiyat tahsili yapmış olmasına rağmen tarihçi olarak daha fazla tanınır ve Türk tarihine hâkimdir. Türk tarihini bir bütün olarak görür ve değişimleri sadece rejim ve hanedanlıkta görür ve Türk tarihini ikiye ayırır; Ana yurttaki Türktarihi ve yabancı illerdeki Türk tarihi. ana yurttaki Türk tarihi en eski çağlardan 11. yüzyıla kadar, Doğu Türk ilinde geçer. 11. asırda batıda ikinci bir ana yurt daha kurulmuştur ki, bunun adı Türkiye’dir. Zaman zaman bu iki yurt birleşmişlerdir (Çingiz, Temür, Osmanlı). Bu birleşmeler Atsız için hayallerin tekrar gerçek olabileceğinin kanıtıdırlar, yani Turan tarihte vardı,yarın da olacaktır. Yabancı illerdeki Türk tarihinden kastı ise Mısır, Doğu Avrupa gibi yerlerde kurulan Türk devletleridir. Ona göre Türk tarihi milletin özne olduğu asırları kapsayan bir akıştır. Dönemler, coğrafyalar ve hanedanlar arasında taraf olmak yanlıştır. Mezhep ayrılıklarını, hanedanlar arası hâkimiyet mücadelelerini, Türk tarihinin iç meseleleri olarak görür. Atsız,imparatorluğun enkazından bir devlet çıkaran kahramanların Cumhuriyet öncesinin muhteşem mazisinin içinden çıkmış bir kadro olduğu gerçeğini görmezden gelenlerle de kavgaya tutuşmuştu. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Osmanlıyı kötüleme girişimlerinin karşısında ilk ciddi olarak duran Atsız’dır. Onun için Motun (Mete), Çingiz, Bilge Kağan Timur, Osmanlı sultanları, hepsi birdir. O II. Abdülhamit Han için “Gök Sultan” diyerek hitap eder.

Cumhurbaşkanlığı forsu olarak kullanılan 16 yıldızlı arma ve 16 büyük Türk devletine ait bayrakları uydurma bulur ve bunu bilimsel olarak açıklar. Karakoyunlular,Safeviler ve Cengiz Devleti’nin bunlar arasında olmamaları bunun belirli kanıtlarındandır. Türk ordusunun milattan önce 209’da Mete tarafından kurulduğunu Atsız herkese kabul ettirmiştir.      

Dil birmilletin en değerli malıdır. Ordusunu kaybeden bir millet tehlikededir.İstiklalini kaybeden millet korkunç bir felakete düşmüştür. Dilini kaybeden milletse yok olmuş.” sözleri de yine Atsız’a ait olup dil konusundaki hassasiyetini böyle vurgulamıştır. [6]

Din açısından hertürlü ithamlarla karşılaşan Atsız dine de önem vermiş ve İslam dini için şöyledemiştir: “Tanrı inancı ve dolayısıyla dini, fert olarak da millet olarak da vazgeçilmez manevi ve ahlaki büyük bir dayanaktır. Bu sebeple, bugünkü Türk dünyasının dayandığı iki esaslı temelden birisini teşkil eden İslam dininin,millî varlığımızın ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz.[7]Atsız din istismarcılığına ve siyasal dinciliğe karşı da ciddi bir savaş vermiş ve bu doğrultuda zaman zaman yazıları ile kendi ülküdaşları tarafından da tenkit edilmiş, hatta bu yazıları kopmalara sebep olmuştur.

Disiplin ve itaat konusunda ise Atsız şöyle der: “Disiplin, körü körüne itaattir ve körü körüne itaatte en büyük yaratıcı şuur gizlidir. Buhranlı anda, ölümün karşısında, tartışmakla hiçbir güçlük çözülemez. İtaat edilen yanlış karar bile, tartışılan doğru karardan daha verimlidir.[8]

Atsız hayatı boyunca Türklük mücadelesi için aydınlatıcı ve kalıcı eserler geride bıraktı.Türk dünyasını, Altayları, Ötüken’i, Tanrı Dağları’nı tekrar insanların kalplerine yerleştirdi. Acaba akademik hayatı engellenmeseydi daha nice katkıları olacaktı. Hayatı boyunca fikrinin öznesi saydığı Türk milleti için çile çekmiş, düşünmüş, araştırmış, yazmış ve bütün engellemelere rağmen inatla üretmiştir. 6 roman, 5 hikâye, 1 şiir kitabı, tarih, edebiyat, bibliyografi ve eleştiri içerikli 30 kitap, 400’ü aşkın makale ve Türk Ansiklopedisi için yazılmış 40 madde bırakmıştır ardında.[9]Türk Tarihi çalışması ise ölümü sonrası kaybolmuştur. Bozkurtların Ölümü,Bozkurtlar Diriliyor ve Deli Kurt Atsız’ın en meşhur tarihi romanlarıdır.

Onun şu sözleri mücadele kararlılığını ne güzel dile getirir:

Kralların taçları

Beni bağlar büyü mü? 

Orduları açamaz

Gönlümdeki düğümü.

Saraylarda süremem

Dağlarda sürdüğümü.

Bincihana değişmem

Şu öksüz Türk'lüğümü...”[10]



[1] Atsız, “Türkçülük Bayrağı”, Yolların Sonu, 1997, s.81.

[2] Necmedin Sefercioğlu, Tanıdığım Ünlü Türkçüler,Ötüken Neşriyat, 2005, s. 91.

[3] Altan Deliorman, Atsız, Berikan Yayınevi, 2014, s.144 – 163.

 

[4] Dr. Cihan Özdemir, Atsız Bey, Ötüken Neşriyat, 2007,s. 33.

[5] Atsız, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri ve Çektiklerimiz, Komünizmle İlk Çarpışmam, İrfanYayınevi, 1997, s. 257.

[6] Atsız, MakalelerI, Türk Dili, İrfan Yayınevi, 1997, s. 327.

[7] Atsız, Makaleler IV, Türk Milletine Çağrı, İrfanYayınevi, 1997, s. 49.

[8] Atsız, “30 Ağustos ve Türk Ordusu”, Milli Yol Dergisi,1962, Sayı: 31.

[9] Talat Ülker, Harşit’in Hırçın Sesi Hüseyin Nihal Atsız,Taş Medrese Yayınları, 2013, s. 31.

[10] Atsız, “Türk Kızı”, Yolların Sonu, 1997, s. 38.