BÖLÜNMEMEK İÇİN EKMELEDDİN

17 Eylül 2014 10:33 Prof. Dr.E. Semih Yalçın
Okunma
1361
BÖLÜNMEMEK İÇİN EKMELEDDİN


 
Gerek içerideki sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmeler gerekse Orta Doğu’da ve dünyanın öteki ihtilaflı bölgelerindeki karışıklıklar dolayısıyla Türkiye tarihî bir dönemece girmiştir. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını kapsayan geniş bir coğrafyada büyük devletler kurmuş, dünyaya nizam vermiş bir milletin evlatları olarak Türkiye halkı, kendi topraklarında olduğu kadar dünyada olup bitenlerle de yakından ilgilenmekte, olan bitenden etkilenmektedir. Ancak ülkeleri, toplumları ve ana karaları sarsan birtakım olaylar; bazen beklenenin fevkinde bazen de tesir edilmesi ve kontrolü zor şartlarda tezahür edebilmektedir.
Türkiye son 12 yılda mevcut iktidarın sistemi ve sosyal dokuyu dönüştürme çabaları yüzünden uyumsuzluk sancıları içinde kıvranmaktadır. Bunun yanında egemen güçlerin paylaşım projelerini tatbik ettikleri ve Türkiye’nin hinterlandı olan coğrafyalarda da acı, zulüm ve kaos hüküm sürmektedir.
Millî şairimiz Mehmet Akif’in,
“ Tarih ' i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” vurgusu, bugünkü tabloyu ortaya koyan ibret dolu bir sözdür. Tarih maalesef tekerrür etmektedir. Türkiye derin bir siyasi krizle çalkalanmakta; milletimiz, işaretleri günden güne belirginleşen bir ekonomik bunalımın kıskacına itilmektedir. Türk ve İslam dünyası bölük pörçüktür. Mezhep ve etnisite kavgalarına düşürülen kardeşlerimiz, Irak’ta, Suriye’de birbirini boğazlarken Batılı güçlerin ileri karakolu İsrail, Filistinli Müslümanların üzerine bomba yağdırmaktadır. İslam ülkelerinde ıstırap ve sefalet kol gezmektedir.
İslam dünyasını kasıp kavuran buhrandan çıkışın, Orta Doğu’da suların durulması ve İslam dünyasının huzura, sükûna kavuşmasının yolu öncelikle Türkiye’nin millî bütünlüğünden geçmektedir. Bu yolda yürüyebilmek için de Türk milletinin birlik ve dirliğinin korunması şarttır. Türkiye millî devlet yapısını koruyamadığı takdirde, hem Türk dünyasında hem de İslam ülkelerinde acı ve zulüm sürecektir.
Ancak millî bütünlüğümüzün korunması noktasında bazı hayati hususların tekrar tekrar vurgulanmasında yarar bulunmaktadır. Bunlardan biri Türkiye’nin ulus devlet sürecinin durdurulmasına mutlaka ve mutlaka engel olunmasıdır. Zira Türkiye’nin parçalanmaması, toplumsal uzlaşma ve barışın temini için tek çıkar yol, milletimizi meydana getiren unsurların ortak bir kimlik üzerindeki tarihî mutabakatlarının devam etmesidir.  Bu korunmadığı takdirde ne kendi varlığımızı sürdürebilir ne de İslam ülkelerinin imdadına koşup yaralarını sarabiliriz.
O takdirde uluslararası platformda bir prestijimiz ve caydırıcılığımız da olmaz.
Tayyip Erdoğan’ın “one minute” ile Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır. Erdoğan’ın o çıkışı ne İsrail’i projelerini uygulamaktan vazgeçirmiş ne de Türkiye’nin itibarını arttırmıştır. Sadece Erdoğan’a boş bir şöhret getirmiştir. Buna karşılık Türkiye’nin, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri bölgeye dönük dış politikasında elde ettiği kazanımların hepsi çarçur edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni 12 yıldır yönetenler gereksiz bir Atatürk ve rejim düşmanlığı ile “Yurtta sulh, cihanda sulh.” düsturunun bütün mehabet, müessiriyet ve sihrini silip yok etmişlerdir. Türkiye’nin yüksek dış siyaset anlayışının ucuz kahramanlıklarla, bayağı Kasımpaşa söylemleriyle sevk ve idare edilemeyeceği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.
Bugün dünyada sadece Müslümanlar acı çekmektedir. İslam ülkelerinin kudret ve itibarı 1900’lü yıllardakinden artık çok gerilerdedir. Bu tablonun husulünde en büyük vebal, kifayetsiz muhterislerin ve basiretsiz liderlerin olmuştur.
  Fransa’da Senegalli de Cezayirli de Fransız kimliğini kabul etmek zorundadır. Fransa’nın bütünlüğü ve bekası için bu vazgeçilmez bir ön şarttır. Fransa’da resmî dil de tektir. “Fransız”; bir ırkın, soyun adı değil ama bir millî kimliğin, dünya çapındaki diliyle varlığını sürdüren bir kültürün mümessilidir. Üstelik Fransız Anayasa’sıyla bu tescil edilmiştir.
Tıpkı Fransa örneğinde olduğu gibi gibi Türk kimliği de geniş, vasi ve kuşatıcı bir millî kültürü ifade eder. Türkiye ve Türk toplumunu meydana getiren unsurların birliği, bu kimliğe sıkı sıkıya yapışmaktan geçmektedir. Kürt’ü de Laz’ı da Çerkez’i de Arap’ı da Gürcü’sü, Rum’u ve Ermeni’si de bu kimliğin şemsiyesi altında sonsuza kadar yaşayacaktır, yaşamalıdır. 
Türkiye’yi ayrıştırmak ve Türk toplumundan kopmak isteyenler, kasıtlı olarak “Türk vatandaşlığını ve Türk milletine mensubiyeti” zorunlu bir kimlik dayatması olarak göstermeye çalışmaktadır. Asıl tuzak işte buradadır. Türkiye çok etnisiteli ve çok inançlı bir toplum yapısına sahip olmakla birlikte daha 1920’deki Birinci Mecliste Türk kimliği üzerinde ittifak sağlanmıştır. Cumhuriyet bu ittifakın eseridir. Ancak küresel aktörler ve içerideki taşeronlarınca hep bunun tersi propaganda icra edilmiş, bu uğurda silahlı güçler oluşturularak Türkiye’nin karşısına çıkarılmıştır. Mesela 1960’lı yıllarda Türkiye Kıbrıs konusunda gücünü gösterince derhâl ASALA devreye sokulmuştur. 1980’lerde ise ASALA’nın yerini PKK almıştır. PKK, yerli ve yabancılar dâhil birçok etnisiteden militanların farklı kamplarda yetiştirildiği, birçok yabancı istihbarat örgütünün desteklediği bir enternasyonal örgüttür. Sakın ola ki PKK’nın Kürtlerin hakkını savunan bir örgüt olduğun zannetmeyiniz.
Müslümanlara uykuyu, huzur ve sükûnu haram eden El Kaide, El Nusra ve IŞİD gibi örgütler Haricilerin bugünkü uzantılarıdır. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi kâfir sayıp Allah’ın rızasını gözettiklerini sanarak Hazreti Ali’yi öldürenlerin şiddet yöntemlerini kullanmaktadırlar. İslam’ı tanınmaz hâle getiren bu şer güruhu, Peygamberimizin bir hadisinde söz ettiği “cehennem köpekleri”dir. Zira Allah’ın adını kullanarak cinayet işlemekte, zulüm irtikâp etmektedirler. Bunlar Müslümanları ve İslam’ı temsil ehliyet ve liyakatinden mahrumdurlar. Bu kanlı örgütlere destek verenler de zulüm ve cinayetlerin ortağı, geleceğinizin düşmanı, kardeşliğin katilidirler.  
Şiddeti ve şiddet söylemini hayat düsturu hâline getiren PKK’lılar da Haricilerin bir başka koludur.
Bu örgütlerle her türlü pazarlık ve anlaşma batıldır. Onlara verilecek her türlü taviz, Müslümanların geleceğini yok etmektir.  Tolstoy’un dediği gibi: “Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.”
AKP iktidarı, PKK’ya meşruiyet kazandırıp siyasallaştırarak sizin ve çocuklarınızın hayallerini çalmakta, istikbalini ipotek altına almaktadır.
Batılı kıymet hükümlerinin arkasına ayrılıkçılığı saklayan bu iktidarın cumhurbaşkanına verilecek oy, sadece çözülmeyi hızlandırmakla kalmayacak, Türkiye’yi sonu gelmeyen bir kutuplaşma ve kavganın kucağına sürükleyecektir.
Bu iktidara ve onunla iş birliği yapanlara tahammül göstermeyiniz. AKP’nin adayına oy vermek demek, PKK’nın meşruiyet kazanmasına oy vermek demektir. 10 Ağustos’ta ilk turu geçmeyi başardığı takdirde ikinci turda Tayyip Erdoğan’ı PKK’nın ve onun siyasi kanadının desteklediğini göreceksiniz.
İnsan hakları, kültürel haklar, ana dilde eğitim gibi konularda devletin göstereceği demokratik kolaylıklar Türk toplumunun Türk kimliği üzerinde uzlaşmasının devamına engel değildir. O bakımdan güçlü ve millî devlet yapısını muhafaza eden, güven veren bir Türkiye’nin varlığı, hem kendi insanımız hem de Türk kültürlü ve Türk dilli halklarla Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı coğrafyaların selameti, huzur ve sükûnu açısından büyük önem taşımaktadır.  Bu bilindiği için Türkiye’nin güçlenmesinin önüne sayısız engel çıkarılmaktadır.
10 Ağustos’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu; Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü, beraberliği açısından tayin edici olacaktır.
Türkiye’yi güçlü kılan demokratik parlamenter sistemin ve hukukun üstünlüğü anlayışının sürdürülebilmesi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana giderek yerleşen ve topluma mal olan siyasi, kültürel ve hukuki değerlerin yaşatılabilmesi açısından 10 Ağustos’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi sizlere bir fırsat sunmaktadır. 
10 Ağustos’ta ilk defa olarak sandık başına gidecek ve sadece Türkiye’nin değil bütün Türk ve İslam dünyasının mukadderatına tesir edecek bir sonucu oylarınızla belirleyeceksiniz. Çünkü bir ve bütünlük içinde bir Türkiye, sadece kendi topraklarında yaşayan insanların yaşama ümidi değil, aynı zamanda bütün İslam ülkelerinin, bütün Türk dilli ve Türk kültürlü halkların güvencesidir.
Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilecek oy; Türk milletinin bekasına, devletimizin bütünlüğüne ve egemenlik haklarımızın korunmasına verilmiş olacaktır. İhsanoğlu için oy kullanmakla, bütün mazlumların imdadına yetişebilmesi için Türk milletine ruhsat verilmiş olacaktır.
Bu önemli ayrıntıları dikkat nazarlarınıza sunuyor, insan hakları, demokrasi, eşitlik gibi kavramların arkasına saklanmak istenen yıkım planına dur diyeceğinize inanıyoruz.
10 Ağustos’ta bütün bu gerçekleri göz önüne alarak oy kullanınız. Nerede olursanız olunuz, sandığa gidiniz ve AKP’nin PKK ile beraber ipotek altına aldığı çocuklarınızın geleceğine sahip çıkınız.
Zafer, Hakk’ı istismar ederek siyaset pazarında din alıp satanların değil, Hakk’a inananların ve yalnızca ondan korkanların olacaktır.