SAVUNMA REFLEKSİ DEĞİL BİR İRADENİN BEYANI: “ÜLKÜCÜLÜK MHP’DE OLUR”

16 Şubat 2023 14:30 Fatih OĞUZ
Okunma
236
SAVUNMA REFLEKSİ DEĞİL BİR İRADENİN BEYANI: “ÜLKÜCÜLÜK MHPDE OLUR”

FatihOĞUZ

SAVUNMAREFLEKSİ DEĞİL BİR İRADENİN BEYANI: “ÜLKÜCÜLÜK MHP’DE OLUR”

Milliyetçi-Ülkücü Hareketin 1950’liyıllarından itibaren gelişen sivil-sosyal-siyasi süreci incelendiğinde BaşbuğAlparslan Türkeş’in “Ülkücülük MHP’de olur.” sözünün varoluş nedenlerinigörülecektir.

Gökalp’tan mülhem diyebilirim ki “Türkmilletinin ruhundan kopmuş bir mefkûre hamlesi.” olan milliyetçilik veÜlkücülük bilinci emperyalizm çağın uzantısı olan küresel gelişmelerinkarşısında kurumsallaşma ihtiyacını giderecek atılımları zorluyordu.

Burada göz ardı etmemiz gereken bir hususadeğinmek istiyorum. Emperyalizm çağından farklı bir boyuta geçiş yapan küreselgüç merkezleri milletler gerçeği üzerinden metot geliştirerek tüm yönetimpolitikalarını bu eksende biçimlendirdiler. Onlar, kendi millet gerçeklerininkarşısında millet gerçeğine haiz millî demokrasi ile yönetilen bir millî devletdeğil hayalî coğrafyalar yaratarak kendi millet gerçeğine mesafeli kozmopolitkalabalıkların oluşturduğu uydu devletleri görmek istercesine söylemgeliştirdiler. Söylemlerine bakıldığında entelektüel çevrenin aşina olduğuizlenimler görülecektir. Söylem ve önerilerinin; Kant’ın “ebedî barış” fikri,Thomas More’un “Ütopya” romanı, Youwei’in “Büyük Birlik” fikri gibi birçokdüşünürün fikirlerinden ve eserlerinden derlenip “tek dünya düzeni”, “birleşikdünya devleti” ya da “tek dünya devleti” modeline dönüştürülmesi.  

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş arifesindeyetişmiş aydınlıkçı, idealist, inkılapçı, kabiliyetli ve cesur milliyetçi gençTürkler hiçbir hanedan aidiyetine ve özel statüye başvurmadan tamamen milliyetbilinciyle mefkûrevi, fikrî ve fiziki disiplin etrafında toplanarak zorlu birmücadele yürüttüler. Bu inkılapçı ve halkçı genç kadroya mensup her ferdemilliyetçi, verdikleri mücadeleye de Millî Mücadele adını verdiler. Tarihî birhatırlatmada bulunarak 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde Mudanya Mütarekesi’nekatılan General Harington Birleşik Krallık Temsilcisi, General Charpy Fransatemsilcisi ve General Mombelli İtalya temsilcisi olarak lanse edilirken İsmetPaşa TBMM’nin ve milliyetçilerin temsilcisi olarak lanse edilmiştir.  Milliyetçi kadro Mustafa Kemal Atatürk’ünliderliğinde Cumhuriyet’i kurmuş, yeni inkılapların hayata geçirilmesi içinyeni kurumlar inşa etmiş, yeni bir Anayasa’nın meşruiyeti için köklüdeğişimlere vesile olacak kararlar uygulamış; millî egemenlik şiarıylayurttaşlarının hak ve hukuklarını demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletimodeliyle de güvence altına almış.  Bunubaşarabilmek için fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür fertlere ihtiyaç vardır.Bu fertlerin sahip oldukları farklı kabiliyetlerini ve kapasitelerini verimlibir çalışma yöntemi içerisinde değerlendirebilmek adına da güçlü bir sevk veidare mekanizması gerekmektedir. Lakin her şeyden evvel bu kıymetleri fiil,söylem ve irade birliği içerisinde bir hedefe doğru bütün kılacak olan kuvvetülkü ve inançtır. Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele açısından ülkünün veinancın ne kadar önemli olduğunu Atatürk’ün şu cümlesi üzerindendeğerlendirebiliriz: “Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; bizülküyü ve imanı götürüyoruz!”

Peki, bu ülkünün ve inancın motivasyonkaynağı neydi? cevabını yine Mustafa Kemal Atatürk’ten alalım: “Milliyet davasışuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde mütalaa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyetdavası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir.Şuurlu ülkü demek, müspet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gayedemektir.”[1]Şuurlu ülkü ekseninde yürütülen milliyet davasının nesilden nesile uzanmasınısağlayacak olan müesseselerin ve inkılaplarının himayesinde modern Türkiye’nin Ülkücüevlatları yetişti. Çok partili döneme geçmeden evvel Türk siyasi demokrasisifarklı bir tecrübeyle karşı karşıya kaldı. İkinci Cihan Harbi esnasında ve özelliklede hemen harpten sonra tüm dünyayı etkisi altına alan; bilinen, var olan veyayeni bir fenomen olarak gelişen ideolojik akımlar devasa boyuta erişen sanayi,ekonomik ve teknolojik gelişimlerle birlikte Türkiye’nin siyasi atmosferiyletemas etmekteydi.

Doğal olarak Atatürk’ün liderliğinde oluşanfikrî ve hareket atmosferinde kurulan ve gelişen yapılarının normlarındadeğişiklikler, gerilemeler ve hatta kuruluş amacından sapmalar söz konusu oldu.Bunun en bariz örneği Halkevleridir. Resmî ve sivil kurumlarda bulunan Ülkücülerve milliyetçiler vardı lakin bunlar genel bir fikrî program disipliniiçerisinde hareket etmekten ziyade daha çok bireysel tecrübe, ilmî birikim vesosyal sermaye temelinde hareket ediyorlardı veya dernekler statüsünde bulunanyapılarda etkinlikler düzenliyorlardı. Dünyada baş gösteren güçlü ideolojikakımların karşısında etkisiz kalıyorlardı. O dönemlerde milliyetçilik ilkesi hâlengeçerliliğini koruyordu lakin öncelikler sıralamasında geriye doğru kaymayabaşlamıştı. Türk milliyetçiliği karakteriyle ilintili olmayan versiyonlaradönüştürülmeye çalışılmıştır.

Alparslan Türkeş henüz genç bir Türk ordusumensubu olduğu zamanlarda bu gidişatın akıbetini öngörmüş. Atatürk’ünmilliyetçilik ve millî devlet politikalarını benimseyen ve bu ölçülere göredünya görüşünü şekillendiren Alparslan Türkeş, Başbakan Müsteşarı olduğundaAtatürk’ün milliyetçilik, Ülkücülük, halkçılık, millî kültür ve millî demokrasiilkesinden mülhem tasarladığı “Ülkü ve Kültür Birliği Başkanlığı”nı teklifetmiştir. Lakin bu teklif asılsız suçlamalara ve iftiralara maruz kalmış vekısa bir zaman sonra da Alparslan Türkeş ve arkadaşları sürgünegönderilmişlerdir. Alparslan Türkeş, Türkiye’ye döndükten sonra fikirlerini birprogram çerçevesinde düzenleyerek bunu siyasi, sivil ve sosyal sahada hayatageçirmeye başlamıştır.  Artıkmilliyetçilik ve Ülkücülük Atatürk’ün Dönemi’nde olduğu gibi milletin herferdine ulaşabilecek, her fertle temas kurabilecek bir fikir ve halk hareketiolarak vücut bulacaktı. Sivil ve sosyal çalışmalarını Ülkü Ocakları ve siyasi çalışmalarınıCKMP ve daha sonra da kuracağı Milliyetçi Hareket Partisi vasıtasıylagerçekleştirmeyi gaye edindi. Kısa bir zaman içerisinde Türkiye’nin herköyünde, her kasabasında, her ilçesinde, her ilinde; Atatürk’ün inkılaphamlesinin amaçladığı Ülkücü evlatlarının yetişmiş Türkiye’nin kalkınması vemuasır medeniyet seviyesine ulaşması için millî demokrasi üzerine programlanmışsiyasi formüller Türk siyasetine kazandırılmıştır. Alparslan Türkeş’inliderliğinde siyasi, sivil ve sosyal alanda varlığını günden güne sağlamtemeller üzerine ilerleyen ve gelişen Ülkücü kuruluşlara yönelik hem iç hem dışmüdahale şeklinde bozguncu, talancı ve iftira niteliğinde kampanyalar, darbelerve saldırılar hız almaya başladı. Bu operasyonlar sadece kurumsal yapıya değilaynı zamanda Ülkücü fikriyata da odaklanmıştı. Özellikle Ülkücülük kisvesi adıaltında lideri hedef alarak onun üzerinden Ülkücü kuruluşların fiziki yapısınıçözmeye çalışmışlardır. Ülkücülük içerikli alternatiflerin tümünde AlparslanTürkeş hedef hâlindeydi. Amaçları liderin çözülmesiyle teşkilatın çözülmesi dolayısıylafikriyatı disiplin çerçevenin dışına çıkarılarak enstrümanlaştırılmasıyönündedir. 1960 ile 1969 yılları arasında menfi veya müspet olaylarlasonuçlanan devlet ve siyasi tecrübelerini muazzam kurmay zekâsıyladeğerlendiren Alparslan Türkeş 1970, 1980 ve 1990’lı yıllarda karşılaştığıgelişmelerden ve Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” iddiasının temsil ettiği küresel merkezlerinbaşlattığı hamlelerden de yola çıkarak 21’inci asrın küresel vizyonunu görmüşTürkiye’nin kalkınma ve ilerlemesini, millî birlik, millî beka ve millîdemokrasi politikasını Ülkücülüğün siyasi iradesiyle ilişkilendirmiştir. “ÜlkücülükMHP’de olur.” cümlesi klasik bir parti içi muhafaza refleksi olmadığını bilmekgerekir. Başbuğ Alparslan Türkeş milliyetçilerinin ve Ülkücülerin siyasifaaliyetlerini bir program çerçevesinde yürütmelerini arzulamıştır. Buarzusunun temelinde yukarda da belirttiğim gibi Türkiye’nin varlıkpolitikasıyla ilişkilidir. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri DevletBahçeli’nin “Herkes milliyetçi olabilir, hatta olmalıdır. Milliyetçiler herkurumda bulunabilir. Bulunmalıdır. Hepsine saygı duyarız. Ancak, milliyetçiliğihayatın her alanında, uygulanabilir bir siyasal yönetim projesi olarakbenimseyen tek parti Milliyetçi Hareket Partisidir.”[2]sözünün özü ve temeli Başbuğ Türkeş’in yoğun ve zorlu tecrübelerden elde ettiğisiyasi geleneğinin rasyonel boyutudur.  Bunedenle Alparslan Türkeş üzerinde denemeye çalıştıkları lider, teşkilat vefikir tahribatını iletişim kanalların genişliği sebebiyle daha yaygınkanallardan Devlet Bahçeli üzerinden denemeye çalışıyorlar. “Ülkücülük MHP’deolur.” iradesi gibi “lider, teşkilat ve fikir” kararlılığı da salt bir korumarefleksi değildir. Bu iradelerin ardında köklü tecrübeler ve zorlu dönemlerdengeçen ilkeler barınmaktadır.  TürkiyeCumhuriyeti’ni kuran kadro milliyetçi ve Ülkücü kadroydu. Kurucu lideri debüyük Türk milliyetçisi, büyük Türk Ülkücüsü Mustafa Kemal Atatürk’tür.Liderliği üzerinden, kurduğu güçlü kurumlar üzerinden, sahip olduğu inkılapçıve rasyonel Türk milliyetçiliği fikriyatı üzerinden saldırılara maruzkalmıştır. Ama yılmadı, yıkılmadı ve inandığı ülkü yolunda ilerledi. AlparslanTürkeş, Atatürk’ün milliyet davası esasında temellendirdiği ülkü şuurudoğrultusunda kurduğu müesseseler ve inkılap atmosferinde yetişen milliyetçi veÜlkücü evlatlardan biridir. İçinde yetiştiği atmosferden mülhem milliyetçilik veÜlkücülük ilkesini siyasi bir program çerçevesinde halkın her ferdiylebuluşturarak milliyet davasının fikir ve hareket kısmını bir program disipliniiçerisinde kitle hareketine dönüştürdü. Liderliği üzerinden, kurduğuteşkilatlar üzerinden, programa dönüştürdüğü 9 Işık üzerinden saldırılara maruzkalmıştır. Ama yılmadı, yıkılmadı ve inandığı ülkü yolunda ilerledi. DevletBahçeli, Alparslan Türkeş’in kurduğu Ülkücü kuruluşların tedrisatından geçmiş, bizzatfikrî çalışmalarının yanında bulunmuş Ülkücü evlatlarından biridir. BaşbuğTürkeş sonrası Milliyetçi-Ülkücü Harekete liderlik konumuna gelmiş,Milliyetçi-Ülkücü Hareketin siyasi, sivil, sosyal ve devlet tecrübelerini“Türkeş ideali” olarak somut hâle getirip Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemininoluşması, hayata geçirilmesi ve varlığını sürdürmesi hususunda tarihî bir dönümnoktasına imza attı. Liderliği üzerinden, “Türkiye Yüzyılı” vizyonunu taşıyacakolan kurum ve kuruluşlarının fiziki özellikleri üzerinden, “Yükselen değerTürkiye” temalı millî demokrasi ve millî siyaset modelinin tezahürü olan Ülkücüdünya görüşü üzerinden saldırılara maruz kalmaktadır. Ama yılmadı, yıkılmadı veinandığı ülkü yolunda ilerlemeye devam etmektedir.