BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE MİLLÎ ŞAHSİYET!

11 Haziran 2018 10:32 Fatih OĞUZ
Okunma
242
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE MİLLÎ ŞAHSİYET!

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE MİLLÎ ŞAHSİYET!

 

 

Fatih OĞUZ

 

                                              

Bendeniz, Başbuğ vefat ettiğinde 16 yaşındaydım.Almanya’da doğup büyüyen, Başbuğ Alparslan Türkeş’i kuşak gereği sadece Türk Federasyonların büyük kurultaylarında gören biri olarak bana “Alparslan Türkeş hayatını anlamlaştırma bakımında senin için ne ifade ediyor?” diye sorsalar, buna verebileceğim birçok cevap vardır ama tüm cevapları kapsayacak tek bir cevabı kâfi görüyorum: “Millî Şahsiyet!

Alman düşünür Goethe der ki: “Karakter yeteneğe değil şahsiyete dayanır.

Yeteneklerin oluşturduğu bir toplum günübirlik endişeler neticesinde sadece kendilerinin yaşayabileceği, kendilerinin şahit olabileceği bir devrin muhasebesini yaparlar. Şahsiyetçi toplum ise nesiller ötesine kadar uzanan bir kuşak tasavvuruna binaen çalışmalara yönelir. Toplum için geçerli olan kişiler için de geçerlidir. 

Ziya Gökalp millet tarifinde özellikle terbiyeye dikkat çeker çünkü terbiye bir ferdin, bir toplumun hüviyetini yansıtır.

Yetenekleriyle yetinen terbiye hâli ile şahsiyetiyle kendini ifade edinen terbiye hâli arasındaki mesafe sonuna kadar açılmış olanbir makasın iki ucu kadardır. Salt bir yetenek profili kullanılmaya ve değerlendirilmeye müsait iken şahsiyetçi bir profil aynı göz hizasında bulunmaya muktedir.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk gençliğine yönelik yaptığı “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin,yere düşürmeyin.” seslenişinde bu şahsiyet hassasiyeti vardır. Şahsiyetini bayraklaştıran fertler şuurlu, ülkü sahibi, ahlaklı ve bilinçli kişilerdir.Türk terbiyesi ve Türk kültürünün egemenliği olmayan beldelerde dahi bu şahsiyet tasavvuruna erişen bir fert; mutlak surette milletine, insanlığa ve gelecek nesline yönelik hizmetlerini devamlı kılacaktır.

Başbuğ Alparslan Türkeş Avrupa’da kurulmasını sağladığı Ülkücü teşkilatların sayesinde yüz binlerce Türk gencine millî şahsiyet kazandırmıştır. Bu millî şahsiyet Türkçe’nin küçümsendiği, Türk kültürünün hakir görüldüğü, Türk kimliğinin ayrıştırıcı unsur sayıldığı; Türklükten kendinizi soyutladığınızda her türlü menfi kazancı elde etmek için manevi kazanımlara göz dikildiği zeminlerde sizi millî bilinç ve evrensel etkilişim ahenginde kuvvetli kılmaktadır. Yani millî kimliğinizden taviz vermeden üzerinde yaşadığınız ülkenin toplumsal değerler sistemi içerisinde kendinize özgü kıymet ifade edebiliyorsunuz.

Başbuğ Alparslan Türkeş siyasetçi olmanın yanı sıra ideolog, etkinliği ülkeleri aşan bir aksiyon lideriydi.

Bundan 20 yıl evvel Dinslaken (Almanya’da bir şehir)şehir kütüphanesinde Alman bir Orta doğu ve Orta Asya uzmanının kitabında mealen şöyle bir cümle okumuştum: “Orta Asya’da yaptığım araştırmalarda karşıma çıkan Alparslan Türkeş isminin altın harflerle tarihe yazıldığını söyleyebilirim.

Bu kitabın, Başbuğ’umuzun vefatı o dönem de yeni olması hasebiyle, vefatından önce neşredildiği açık.

Buna benzer bir ifade yine Almanya’da bir araştırma merkezinin düzenlediği panelde geçmişti. Konuşmacı Sovyet Birliği’nin dağılması sonrası yaptığı Kırım, Kafkaslar ve Azerbaycan seyahatı esnasında karşısına Alparslan Türkeş isminin çııktığını söylemişti.

Alman ordusunda askerlik yapan Ardahanlı bir arkadaşım 2007 yılında Alman ordusu mensubu olarak Afganistan’a gider. Ve bazı zaman Özbekistan’a geçer. Özbekistan’da dış dünya ile iletişimi olmayan bir köye varır ve orada yaşlı bir Özbek Türk’ü ile sohbet etmeye başlar. Arkadaşım kendisinin köken olarak Türkiye Türk’ü olduğunu söyleyince yaşlı Özbek Türk’ü “Orada bir Türkeş var. Allah ondan razı olsun. Allah ona uzun ömür versin.” der.Milliyetçi-Ülkücü gelenekle bir bağı olmayan bu arkadaşımız bana bu tablonun karşısında “Amca Türkeş öleli 10 yıl oldu.” diyemediğini ifade etti.

Demirperde olarak kabul edilen, çeşitli medya ve basın yolu üzerinden iletişim araçların dahi giremediği beldeleri aşıp insanların kalbine girebilmiş ve orada yer bulabilmiştir. Fikir olmuş, umut olmuş,mücadele kaynağı olmuş ve hâlen dipdiri tutulan dua olmuş bir şahsiyettir Başbuğ Alparslan Türkeş.

Başbuğ Alparslan Türkeş rasyonel ve verimli sonuç odaklı bir yönetim iddiasıyla siyasi alana çıkmadan evvel 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrası Başbakanlık Müsteşarlığı görevi esnasında bizzat kendisinin üzerinde çalışıp tasarladığı ve yürürlüğe koyduğu hizmetleri oldu. “Türk Rönesansı”nı inşa etmek için her türlü şahsi ikbali elinin tersiyle itmiştir. Ve canı pahası uğruna her türlü tehlikeyi göze aldı.

Gerçekçi politikadan asla ödünç vermemiş ve küresel gelişmelerin karşısında günü birlik bir tutum sergilememiştir. Hareket zemini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlüğü, Türk milletinin birliği ve Türk istikbalinin ehemmiyeti olmuştur.

Hiçbir gelişme bu ehemmiyetinin önüne geçmesine izin vermemiştir. İthal ve geçerliliğini kaybetmiş düşünceler yerine “her şey Türk için, Türk’e göre ve Türk tarafından” şiarı ile dinamik ve sinerjisi yüksek olan Türk milliyetçiliği hareketi siyasi ve sosyal alana da taşımasıyla devlet yönetiminde millet bütünleşmeyi hedef edinmiştir.

Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde Ülkü ve Kültür Birliği teşkilatının kurulmasıyla ilgili ortaya koyduğu hedefler şu şekildedir:

1.   İleri ve medeni Türkiye ülküsünü milletin şuurunda pekleştirme ve milletçe bu hedefe yönelmeyi sağlamak üzere, davaya inanmış ve bu uğurda bütün varlığı ile çalışmaya azimli aydınları vatan sathına seferber etmek.

2.   Milletin için bulunduğu ve bunaldığı ikilik, gerilik,tembellik ve karanlıktan kurtarılması için lüzumlu tedbirleri siyasi tazyik ve müdahalelerden masum bir şekilde almak ve yürütmek.

3.   Öğretmene cemiyette hakiki mevkini kazandırmak ve millîeğitim davasını, halk eğitimi dâhil olmak üzere ana dava olarak ele alma ve bunuilmi ve devamlı bir plan dâhilinde geliştirmek.

4.   Laiklik prensipleri çerçevesinde olmak üzere, temayüz etmiş ilim ve din adamları yetiştirmek ve bunları köylere kadar seferber ederek dinî batıl inanç ve gerici menfaatlerin aleti olmaktan kurtarmak ve hakiki hüviyetlerine kavuşturmak.

5.   Radyonun tarafsızlığını sağlmak ve hür basına, doğru haberler ulaştırmak.

6.   Beden Terbiyesi Teşkilat Kanunu’ndaki vazife ve gayeye uygun olarak yurdun her köşesindeki amatör teşekkülleri desteklemek ve bu teşkilatı benzer ve yardımcı eğitim ve kültür müesseseleri ile iş ve hareket beraberliğini de toplayıp müessir kılmak.

7.   Mevcut vakıfları tesis gayelerine uygun bir şekilde yürütmek ve devlet teminatını vatandaşın fikrinde ve vicdanında yerleştirerek bilhassa millî eğitime hizmet edecek yeni vakıflar ihdasını sağlamak.[1]

Başbuğ’umuz bu hedefleri ortaya koyduğunda 43 yaşında genç bir albay idi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensubu olduğu dönemlerde rasyonel düşünmeyi ilke edinmiş ve memleketin sorunlarını gerçekçi, çağımızın şartlarıyla bağdaşan çözümlerle gidermek ve milletimizi kalkındırmak için ilim adamlarıyla bir araya gelerek çalışmalar ortaya koydu.

Aynı Atatürk gibi ülke yönetimi ona ihtiyaç duyduğunda hazırlamış olduğu projeleri zaman kaybetmeden milletin hizmetine sunacaktı.

Mevcut ile yetinmeyen, sadece maaşını alıp mesleğini icra etmeyen; ülke yönetiminin tüm ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapsamlı,donanımlı, ilmî, çağdaş, gerçekçi ve tamamen milliyetçi ilkelere dayalı program üzerinde çalışarak büyük Türkiye’nin inşası için hazırlıklara girmiş ve bu programı icra edecek şahsiyetli insanları yetiştirmek için Ülkücü teşkilatlar,şahsiyetli insanların tüm sosyal dilimlere sirayet ederek bu programı ülke yönetimi üzerinden yetkin kılmak için Milliyetçi Hareket Partisini kurmuştur. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin paradigmasını anahatlarıyla birlikte 9 Işık doktrini hâline getirmiştir.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in şahsında Milliyetçi-Ülkücü Hareketin paradigmasından duyulan rahatsızlığı daha net algılayabilmek için İngiltere’nin eski Ankara büyükelçisi olan Goulden’in kaleminden çıkan ve “çok gizli” olarak tanımladığı raporda geçen satırlar şöyledir:

Mustafa Ünal, Dinler Tarihi sahasında doktora yapmak için 1992’de İngiltere’nin Birmingham Ünversitesine gitmiş, (...) Londra’da İngilizlerin gizli belgelerinin muhafaza edildiği PRO’da (Public Record Office),tarih sahasında doktora yapan bir arkadaşıyla Türkeş’e dair belgeler ulaşmıştır. (...) Belgelerin kayıt numaraları: CT1012/21 (1013/110-111-1013/61;F0371/180151.): Türkeş, kendisi modern bilgilerle donanımlı olmasına rağmen,Türk kültürünü, tarihini ve insanını en ince ayrıntısına kadar bilen ve her iki özelliğini, yani muhafazakârlık ve çağdaşlık özelliklerini çok iyi bir biçimde kaynaştıran birisidir. (...) İhtilal içinde fark edilecek kadar ağırlığa sahip olan Türkeş, ileride İngiliz menfaatlerini tehdit edebilecek plan ve donanımlara sahip birisidir. O, aldığımız bilgilere göre, Türk sanayisini güçlendirmek için motor ve uçak endüstrisinin yanında temel ihtiyaç ürünlerini üretecek fabrikaların kurulması için çalışmalara girişmektedir. Bunlardan da önemlisi, nükleer santraller kurmak amacıyla, bu konuda yetişmeleri için,ülkenin en zeki seçme öğrencilerini, nükleer fizik eğitim ve öğretimi gördürmeye Amerikan Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya ve İngiltere’ye göndermesi ve onlarla bizzat çok yakından ilgilenmesidir. Eğer bu öğrenciler ilgili eğitimlerini alıp Türkiye’ye dönerlerse, Türkiye’nin nükleer enerjiye, dolayısıyla nükleer silahlara sahip olması kaçınılmazdır. MI6 (İngiliz Dış İstihbaratServisi) aracılığıyla, öğrencilerin gönderildikleri dost ülkelerde bir takım çalışmalar yapılarak, bu öğrencilerin Türkiye’ye dönmemeleri sağlanabilir.[2]

Rapordan da anlaşıldığı gibi Başbuğ henüz siyasetçi olarak aktif olarak ülke yönetimine talip olmaz iken dahi fikrî donanımı, millî şuuru ve Ülkücü şahsiyeti nedeniyle dikkat çekmiş ve çalışmaları engellenilmesi için küresel odaklar devreye girmenin yollarını aramışlar ama engel olamamışlardır.

Çünkü Başbuğ Alparslan Türkeş, Allah’a iman ve Türk milletine güven ile, azim ve gayret ile, cesaret ve akıl ile, yüksek şuur veyüksek ahlak ile önüne koyulan her türlü engeli altüst ederek aşmıştır. Kurduğu kuruluşlar dünyanın birçok yerine yayılmış, o kuruluşlardan bayrak gibi şahsiyetler yetişmektedir ve de yetişmeye devam edecektir.

Millî şahsiyet kazanmama vesile olan Başbuğ Alparslan Türkeş’e rahmet olsun. Fikrî ve ülküsü mutlaka muvaffak olacak ve büyük Türk milleti uluslararası camiada hakettiği mevkiye erişecektir.


[1] Muammer Taylak, 27Mayıs ve Türkeş, Hamle Yayıncılık, İstanbul, 1994, s. 127-128.

[2]Cengiz, Oğuzhan, Alparslan Türkeş ve Dokuz Işık:İngiliz Belgelerinde Türkeş, Bilge Oğuz Yayınları, İstanbul, 2017, s. 71-72.