EGONUN PATLAMASI / İLKESİZLİĞİN İFLASI / ÜLKÜCÜLER

04 Mayıs 2015 18:24 Aybars Fırat
Okunma
912
EGONUN PATLAMASI /  İLKESİZLİĞİN İFLASI / ÜLKÜCÜLER

 
Siyasette öyle gelişmeler oluyor ki başka konuda yazacaklarını bir kenara bırakmak zorunda kalıyor insan. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kapışması gündeme oturuverdi. Bu vesileyle bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
1978’lerde Osman Nuri adında bir arkadaşımız vardı. Site Yurdunda kalıyorduk. Osman Nuri her akşam gelir, “Bugün hükûmet düşüyor.” derdi. Biz de Ecevit’in otel köşelerinde parayla kurduğu hükûmetin düşmesini dört gözle beklerdik. Çünkü bir dava insanıydık ve ilkesizliklere tahammülümüz yoktu. 2015’e geldik; aynı ilkesizlik, ahlaksızlık, yolsuzluk, adam kayırma vs. sürmekteydi. Dün ak dediklerine bugün kara diyenlerin, dün bunlar hırsız, ajan vs. diyenlerin bugün AKP’nin borazanı olduğunu ibretle seyrediyorduk. Cumhurun başı, Fethullah Gülen cemaati konusunda, Ergenekon Davası konusunda “Yanıltıldım, yanıldım, yanıldık.” deyip çark ediyor, “Peki seni yanıltanları niye çevrene topladın, hiç mi suçun yok?” diye kendi kendimize soruyor, hadiselerin arkasındaki gerçekler konusunda yeterince bilgimiz olmadığı için susuyorduk. Vatandaş olarak “Acaba bir gelişme olacak da bu ilkesiz hükûmet gidecek mi?” diye bakınmaya devam ediyorduk.
Önce Cumhurbaşkanı “Benim izleme komitesinden haberim yok.” dedi. Arınç ona “Haberinin olmaması mümkün değil!” şeklinde cevap verdi. Tam acaba yine bir danışıklı dövüş mü seyredeceğiz derken bu sefer sahneye İ. Melih çıktı. Bu sıralarda Arınç’ın karısının, Paralelci çocuklarına yardım etmediği için çocuklarının yanına gittiğine dair haberler yayılıyordu. Gökçek, Arınç hakkında konuştu, ailesinin Paralelci olduğunu söyledi. Arınç güya azını söylediğini belirterek Gökçek’in karısını tenzih ederek (!) hakaret dolu bir cevap verdi. Melih’in seçimden sonra konuşacağını, 100 yolsuzluk dosyasını açıklayacağını söyledi. Derken al sana bir kavga. Yahu yine bir kayıkçı kavgası mı çıkarıyorlar demeye kalmadan birbirlerine geri dönülmez bir şekilde girdiler. İşte tam bu sırada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı devreye girdi ve her ikisi hakkında soruşturma başlattı. Arınç görevi kötüye kullanmak ve bilgileri gizlemekten, Gökçek ise görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma geçirecekler. Hemen kaydedelim: Bu noktaya onları getiren kesinlikle Arınç’ın dediği dava adamlığı değil, egolarıdır. Gökçek neredeyse 25 yıldır Ankara’da yolsuzlukları ayyuka çıkmış, hiçbir namuslu insanın baş edemediği, el atmadığı toprak parçası, ele geçirmediği sivil toplum kuruluşu, satın almadığı kimse kalmamış, yiye yiye doymuş, patlamış bir belediyecilik yapıyordu. Egosu zirvedeydi. Ankara onun malıydı. İstediği araziyi, Paralelcilerin de dâhil olduğu istediği yandaşına tahsis ederken “hayır işlediğini” söylüyor, dağıttığının milletin malı olduğunu bile düşünmüyordu. Dağıtılan kömürlerin, makarnaların kendisini kurtaracağını düşünmüş olmalı. Arınç onun 100 yolsuzluk dosyasını açıklayacağını söyledi. Arınç’ın dile getirmediği kim bilir kaç dosyası daha var. Arınç, Gökçek’e göre daha masum. Yolsuzluklara bulaşmamış vs. “Ben Melih’e karşı çıkmıştım, partim öyle istediği için sesimi çıkarmadım.” demekte haklı bile olabilir.  Öyle bir baskı altında kalmıştır ki açıklayamamıştır. Arınç’ı, partiyi bitirecek bu kavgaya sokan da egosudur. Ne bekleniyordu ki? Sen AKP’nin dört adamından biri ol. Bunlardan birisi dörtlü çeteyi terk etsin, diğer ikisi hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı makamlarına kadar yükselsin, sen de saf dışı kal, yerine Davutoğlu getirilsin, üç dönem engeli yüzünden milletvekili bile olamayacak bir hâle düş. Bu gerçekten hazmedilir bir konu değil. Bu durumda ego patlaması az bile. Arınç’ın, yolsuzluklarını gündeme getirdiği hâlde Melih’in aday yapılması ayrı bir garabet. Arınç “Partim istediği için sustum, hatta destekledim.” diyor. Peki bu durumda Cumhuriyet Başsavcılığının AKP hakkında da soruşturma başlatması gerekmiyor mu?
Arınç, bu çatışmanın arkasında olanları da seçimden sonra açıklayacağını söyledi. Peki bu çatışmanın arkasında kim ya da kimler var? Bu kavga sadece iki parti kabadayısının çatışması mı? Partiyi iktidardan edecek, mensuplarını sadece muhalefete değil başka yerlere çıkaracağı aşikâr bu çatışmanın arkasında sadece yerli güçler vardır, diyebilir miyiz? Türkiye’nin yeniden bir kalıba sokulması hareketi başlamıştır desek yalan söylemiş olmayız.
Türkiye zorlu bir seçim öncesinde neden yeniden kalıba sokulmak istenir? Bir kere şunu söyleyelim. MHP ve milliyetçilik şu anda iktidarda olanların sevmediği bir hareket olmakla kalmıyor, yabancı güçlerin de hizaya sokamadığı bir güç olarak yerli yerinde duruyor. MHP yükselen güç konumundadır. AKP’nin açılım vs. diyerek palazlandırdığı PKK’nın partisi bu seçimlere müstakil olarak giriyor. Barajı geçse bir türlü, geçmese bir türlü... Geçmezse ortalığı ayağa kaldıracağını söylüyor. Sözcülerinin ağzının bozukluğuna, sağa sola saldırmalarına bakılırsa bunu yapabilirler. AKP’nin verdiği tavizler sonucu neredeyse doğuda tam hâkimiyet kurmuş durumdalar, batıda da kurtarılmış birçok üniversite ve mahallelere sahipler. “Bağımsızlık, özgürlük” diye ileriyi göremeyen gençleri kandırmış durumdalar. Türkiye bizim yüzümüzden ne kaybediyor, biz de bu geminin içindeyiz, batarsak hep birlikte batarız, bu gemiyi daha fazla delmeyelim diyen bir üst akılları yok. Seçim sonrasında bunlar patlamamış bir bomba gibi yeni hükûmetin elinde kalacak. BDP bu seçimlerde solun oylarına ve sosyalistlere oynuyor. Sosyal adalet söylemleriyle yeni payandalar bulma ümidinde. CHP ise yeni bir söylem geliştiremediği için bu saldırıya karşı koyamıyor. Birçok solcu BDP’yi dillendirmeye başlamış durumda.
Acaba cumhurun başı bu kavga ile her iki çatlak sesten de kurtulmuş mu olacak? Yine mesela Arınç’a yakınlığı bilinen Gülen cemaati, onun namus çizgileri üzerinden AKP’yi zorlayarak Türkiye’yi yeni bir kalıba mı sokmak istiyor?  
İster içeriden gelsin, ister dışarıdan, Türkiye yeniden elden geçirileceği bir sürece girmiştir. Hem bu süreç, Apo meselesinin MHP’nin kucağında kalmasına, İslam’ın yumuşatılması ve Papalığın diyalog konsülünün emrine AKP eliyle girmesine benzemeyen bir süreçtir. Bu süreç son Kurultayda görüldüğü gibi birleşmiş, bütünleşmiş, parti içi muhalefetiyle uzlaşmış MHP tarafından yürütülmek durumundadır. Çünkü MHP dışında yükselen bir değer yoktur. Türkiye’nin meselelerini MHP çözebilir. Mesela Kürt meselesini sadece Türk milliyetçileri çözebilir. MHP ister şartlar gereği yükselsin, ister MHP’lilerin ve Ülkücülerin gayretleriyle yükselsin, bu seçime hazırlandığı kadar seçim sonrasına hazırlanmalıdır. Kucağına verilecek her meseleyi MHP çözebilecek kuvvette olmalıdır. Bunu için de MHP Lideri Devlet Bahçeli milletvekili adaylarını çok iyi seçmelidir. Devlet Bahçeli bu seçime çok temiz giriyor. Her meseleyi kucaklayabilecek dirayetteki Ülkücülerin Mecliste olması Türk milletinin teminatıdır.
Bahçeli seçim öncesinde Alevi, Kürt kanaat önderleriyle buluşmalıdır. Türk milliyetçiliğinin hiçbir vatandaşını dışlamayan siyaseti çok açık bir şekilde partinin ve anlatılmalıdır. Bölünme eşiğindeki Türkiye söylemi terk edilerek birleşme, bütünleşme reçeteleri beyinlere nakşedilecek şekilde işlenmelidir. Sosyal adalet meselesi üzerinde durulmalıdır. İşsizliğe karşı tedbirlerini, mevsimlik işçiler, taşeron işçiler meselesindeki reçetelerini açıklamalıdır. Kadınlarımıza hitap edilmelidir. Üniversite ve lise mezunu gençlere tatmin edici reçeteler sunulmalıdır. MHP ve Türk milliyetçilerinin dinî meselelere bakışı ciddi kanaat önderlerine ve kamuoyuna açıklanmalıdır. Gıda ve sağlık alanında bu millete uygulanan soykırımın, eğitim alanındaki başıboşluğun, sanat ve kültür alanındaki boşluğun giderilmesi için neler yapılacağı tek tek izah edilmelidir. Ayrıca bu izahlar yapılırken kullanılacak üslup, ses tonu, kelimeler, metinler üzerinde durulmalıdır. Artık bütün Türk milliyetçileri MHP çatısı altında birleştiğine göre Türk milliyetçilerinin yetiştirdiği bütün bilim adamları, aydınları, sanatçıları, önderleri tek başına iktidar için rahatlıkla çalışacaktır. Devlet Bahçeli bu seçimde bu bakımdan çok şanslıdır. Ufukta güneş doğmaktadır.
7 Haziran seçimleri sadece MHP’nin değil Türkiye ve Türk milletinin geleceğini belirleyecektir. Eli kalem tutan, söz söyleyebilen herkesin elini taşın altına sokması gerekir. Türkiye AKP eliyle içinde yüzdüğü bu ilkesizlikten, kendisi için hiçbir şey istemeyen Ülkücüler tarafından çıkarılacaktır.
Sözüm size, bize, hepimize.