PAPAZI BULDUK!

31 Ağustos 2018 18:10 Coşkun BAŞBUĞ
Okunma
860
PAPAZI BULDUK!

PAPAZI BULDUK!
Coşkun BAŞBUĞ

İzmir, Millî Mücadele’de çok anlamlı bir konuma sahip şirin Ege kentimiz. Yunan’ın denize döküldüğü, Millî Mücadele’mizin zaferle sonladığı kadim şehrimiz. Bu tarihî şehir, rahip kılığına girerek içine sızmış bir ajan nedeniyle, son günlerde yine adından sıkça bahsettirmeye başladı.
Peki, koca bir şehri gündeme taşımayı başaran bu ajan kimdi? Bu ajan, rahip kılığına girmiş Andrew Brunson’dan başkası değildi. Bir anda Türkiye’nin gündemine oturan bu papaz başta si-yasi, istihbari, adli olmak üzere her alanda konuşulur hâle geldi. Sonunda işler öyle bir noktaya geldi ki, bu kişi Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye gibi iki büyük ülke arasında ciddi kriz ko-nusu oldu. Günlerdir bu kişinin her haberi konu oldu, her konusu da haber oldu. Peki, kimdir bu papaz, neden bu kadar çok konuşuluyor ve bu kişiye neden bu kadar çok önem veriliyor? Merak ve endişe etmeyin. Yazı bittiğinde zihninizdeki bütün bu sorulara cevap bulacaksınız. Şimdi rahip kılığındaki bu ajandan bozma papazı yakından tanıyalım.
İzmir’de görev yaptığım dönemlerde ilgili yerlere, bugünlerde ise medya yoluyla kamuo-yuna bu papaz hakkında çok şey anlattım, dilim döndükçe bu kişi hakkında çok şey açıkladım. Gerçeklerin ortaya çıkarılması için, kişi ve çevirdiği dolapları ifşa ederek elimden geldiği kadar sürece katkıda bulunmaya çalıştım.  Ama yoğunluktan olsa gerek, bugüne kadar bu kişi ve yaptık-ları hakkında hiç yazı yazmadım.
“Söz uçar yazı baki kalır.” atasözünden hareketle, hem tarihe belge bırakmak hem de Casus Brunson’u okura daha yakından tanıtmak için oldukça geniş kapsamlı bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. Günlerdir tartışılan Casus Brunson olayında biri sahnede diğeri sahne arkasında olmak üzere iki perdeli bir oyun sergileniyor. Bu nedenle ben de meseleye doğru bir yaklaşım olacağını düşünerek hadiseyi iki yönlü ele alacağım. İlkinde sahnedeki Casus Brunson’u, ikinci-sinde ise sahne arkasındaki Casus Brunson’u anlatacağım. Tanıtıma perde önündeki Casus Brun-son’dan başlayalım.
Görünen Casus Brunson
Perde önünde sahneye konan masala bakarsanız; Casus Brunson bundan tam 23 yıl önce Türkiye’ye gelerek İzmir’e yerleşmiş, Trump ağzıyla iyi (!) bir rahip, aynı zamanda iyi bir Hristi-yan. İzmir’e geliş sebebi ise hayli duygusal (!) Amerikaları bırakıp Orta Doğu’nun bozkırına geliş amacı burada bulunan gayrimüslimlere din görevlisi olarak hizmet etmek. Casus Brunson hizme-tine İzmir ili Buca semtinden başlar ve daha sonra Fikret Böcek denilen bir kişiden Alsancak’ta bulunan Diriliş Kilisesi’ni satın alır. Bu ticaretin ardından Alsancak serüveni başlar ve sözde bura-da bulunan gayrimüslimlere, aynı zamanda da arzu eden Türk vatandaşlarına dinî hizmetler su-nar. Bu kişi suçsuz günahsız (!), kendi hâlinde bir din görevlisiyken bir gün aniden polis tarafın-dan kapısı çalınır ve gözaltına alınır. Ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine konur. Bunun üzerine ABD'de ortalık ayağa kalkar ve bu masum din adamının serbest bırakılma-sı için yoğun bir diplomatik trafik başlar.
Şu ana kadar yaşanan süreç Amerika tarafından aynen bu şekilde masallaştırılmaya çalışıl-dı. Beyinlerin yıkanılması, algı operasyonu bu şekilde yürütüldü. Bu perde önünde sergilenen oyunun masalı. Şimdi gelelim esas masala, şimdi dokunalım esas meseleye, yani perde arkasında sergilenen tiyatroya.
Görünmeyen Casus Brunson
Perde önündeki tiyatroyu çok kısa özetledim. Öyle zannediyorum ki, sizler de tıpkı diğer okurlarımız gibi bu uyduruk masala kahkahalarla güldünüz. Çok gülmenin sonu ağlamak derler, bu kadar gülmek yeter, şimdi ağlama zamanı! Bakın bakalım rahip denilen bu soytarı 23 yıldır ülkemizde neler yapmış, bu milletin altını nasıl oymuş, bizleri nasıl kandırmış? 
Sonda yazacağımı başta yazayım ve altını çizerek Casus Brunson’un kim olduğunu açıkla-yayım. Brunson kimdir sorusuna verilecek tek cevap bu kişinin “Çağımız Lawrence’i” olduğudur. Ülkemiz kamuoyunu haftalardır bu derece meşgul eden, dünyanın en büyük iki devletini karşı karşıya getiren ve aralarındaki ilişkiyi tıkanma noktasına taşıyan bir kişiye papaz demek siyaset, diplomasi ve teoloji ilmiyle alay etmek olur. Olaya bu yönden yaklaşan dünyayı kendine güldürür ki, keza şu an ABD'nin içine düştüğü durum böylesi bir durum. Amerika’nın bu kişi hakkındaki âciz çırpınışlarına başta kendileri olmak üzere tüm dünya kahkahalarla gülüyor.  
Toparlarsak, gönül rahatlığıyla söyleyeyim ki kamuoyunca rahip olarak bilinen Brunson asla rahip değildir. Bu kişi eski bir Amerikan özel kuvvet askeridir. Görevindeki başarılarından dolayı CİA kadrolarına alınmıştır ve ardından yine CİA tarafından özel yetiştirilerek rahip kisve-siyle casusluk yapmak üzere Türkiye’ye gönderilmiştir. Ne zaman? Bundan tam 23 yıl önce.
Bu kişi geldiği günden bugüne hiç boş durmamış ve Türkiye aleyhine ne kadar hain yapı-lanma varsa ya kurucusu olmuş ya da destekçi. Bu yapılanmaların en bilineni yaklaşık otuz sene-yi aşkındır Türkiye’nin başına bela olan ve ülkenin altını oymaya çalışan FETÖ ve PKK. 
Neden İzmir?
Casus Brunson’un İzmir hikâyesi de sorgulamaya değer. Yeri gelmişken hep birlikte sorgu-layalım. İstanbul dururken, Ankara dururken bu kişi neden İzmir’e yerleşmiştir? Cevap çok basit! Bizim çok yerde yazıp çizdiğimiz, dilimiz döndükçe de her yerde anlatmaya çalıştığımız gladyo-nun merkezi NATO İzmir’de bulunmaktadır da ondan. ABD'ye hizmet eden taşeron bir örgüt gibi çalışan NATO yıllardır İzmir’dedir ve her ne hikmetse de bütün şer odakları da bu ilimizde küme-lenmeye ve filizlenmeye başlamışlardır. Hepimizin bildiği gibi FETÖ denilen alçak örgütün sözde lideri Fethullah Gülen ihanetine İzmir’den başlamış ve yıllardır Anadolu’ya zehrini buradan akıt-mıştır. Yine ilginç bir tesadüf olsa gerek Casus Brunson denilen kişi de tezgâhını bu ilimizde kur-muştur.
Derdi gerçekten gayrimüslimlere hizmet etmek olan bir din adamının tezgâhı kuracağı yer şüphesiz en çok gayrimüslimin yaşadığı yer olan İstanbul olmalıdır. Mantık bunu gerektirir. Siz dünyanın en büyük şehirlerinden olan koca tarihî il dururken tutar da İzmir’e yerleşirseniz, bu hareketin altında çapanoğlunu aramak yanlış bir sorgulama olmaz. Yukarıda belirttik NATO, FETÖ ve Casus Brunson üçü de ağız birliği etmişçesine şans eseri (!) tercihlerini İzmir’den yana kullanıyorlar. Bütün bunları üst üste koyarak okuduğunuzda ve eldeki delillerle örtüştürdüğü-nüzde tüm kirli ilişkiler bir bir gün yüzüne çıkmaktadır. Casus Brunson son dönemlerde Türk tarihine kara lekelerle yazılan FETÖ ihanetinde hep perde gerisinde, ama aslında yöneten ve yön-lendiren statüsünde işler yapmıştır.
İddianame
Buraya kadar yazdıklarımın çoğu ilgili resmî makamların, yapmış oldukları soruşturmada tespit ettikleri hususlar. Şimdi gelelim İzmir Cumhuriyet Savcısı Berkant Karakaya’nın, yapılan soruşturmalar sonucu elde edilen bilgilere dayanarak hazırladığı iddianameye. İster Türk olsun ister Amerikalı, savcımızın hazırlamış olduğu iddianameyi okuyan bir kimsenin ağzından çıkan ilk cümle kesinlikle şu olur; “Bu kişi rahiplik hariç her şeyi yapmış!”
Bizlere rahip, bir diğer adıyla papaz olarak yutturulmaya çalışılan bu kişi hakkında hazırla-nan iddianameye baktığınızda bu kişinin rahiplik hariç her işi yaptığını delilleriyle görebilirsiniz. Başka örneğe gerek yok dedirtecek türden birkaç icraatını kaleme alalım;
-    Yapılan soruşturmada Casus Brunson’nun 7 adet telefon hattı kullandığı tespit edilmiştir. Sıradan bir vatandaş olarak Casus Brunson’nun biri özel biri iş telefonu olmak üzere iki adet tele-fon hattı olduğunu varsayalım. Bu durum bir yere kadar su götürür. Ancak kişi üzerinde yedi ayrı telefon hattı çıkar ve bu hatların tamamı PKK/PYD ve FETÖ mensuplarıyla irtibatlı olduğu tespit edilirse işte o zaman ortada ciddi bir sıkıntı var demektir. Keza bu hatlar üzerinde yapılan detaylı istihbari incelemede, Brunson’un çok sayıda FETÖ mensubu eski polisle ve PKK terör örgütü elemanlarıyla görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştır.
-    Andrew Craig BRUNSON Türkçeyi ana dili gibi konuşmaktadır. Yine yardımcısı pozisyo-nundaki Erik WİGER ileri derecede Kürtçe ve Osmanlıca bilmektedir. Bugün kendi insanımız içinde bile Osmanlıcayı bilen parmakla sayılacak kadar az insan vardır. Sahip oldukları bu özel-likler yazıya konu bu kişilerin laboratuvarlarda özel üretilmiş servis elemanları olduklarını ra-hatlıkla göstermektedir. 
    -    Her iki casus, Türkiye’de bulunan ayrılıkçı Kürtlere her zaman destek olmuş ve bu kişi-ler arasında Güney Kürdistan kuruluyor masalını yaymaya çalışmışlardır. Bu propaganda da ana hedef bölünmüş Türkiye ye zemin hazırlamaktır.
-    Protestan Kilisesi önderleri ile 09.10.2013 tarihinde İzmir’de sözde dinî bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantıda yaptığı konuşmada dinî örgütlerin FETÖ/PDY ile diyalog kurmala-rının faydalı olacağını söyleyerek diğer önderleri de terörist ilişki kurmaya yönlendirmiş ve zor-lamıştır.  Ayrıca İzmir’de kurulu diğer kiliselerin de ülke güvenliği aleyhine faaliyette bulunmala-rı için FETÖ/PYD silahlı terör örgütü ile iltisaklı çalışmalar yapmalarını sağlamış, bu yapılar ile terör örgütleri arasında köprü vazifesi görmüştür.
-    Özellikle genç insanlarımızı ayin yapma bahanesiyle kiliselerde toplamış ve bu toplan-tılarda beyin yıkamaya yönelik sayısız aktivite gerçekleştirmiştir. Beyinlerini devşirdiği Türk gençlerini bu kez lüks otellerde toplamış ve burada yaptığı toplantılarda gençlerimize Amerikan millî marşı eşliğinde sağ elleri göğüste yeminler ettirmiştir.
-    Avrupa’da birçok ülkeye; başta Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisini ile Milliyetçi Hareket Partisini çok ağır iftiralarla suçlayan şikâyet mektup-ları yazmıştır. Yazdığı mektuplar; “Türkiye'de Hristiyan azınlığa, Alevilere çok baskı yapıldığı, bu kişilerin sokakta rahat gezemedikleri dövüldükleri, evlerinin basıldıkları” gibi onlarca yalan ve iftirayla doludur. 
-    Kürt ve Alevi vatandaşlarımız üzerinde yoğun şekilde ayrıştırma ve casusluk faaliyet-leri icra etmiş ve bu gruplardan devşirdiği insanlarımızı Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine karalama kampanyaları yapmak şartıyla Kanada'ya iltica etmelerini sağlamıştır.
-    Kürtçe “Ziyajin” isimli İncil yazdırmış ve bölgede dağıtmıştır.  
-    Lozan Antlaşması’na göre Türkiye'de kilise açması yasaktır. Bu yasağı aşarak ülke top-raklarında kilise açmanın yolu ve hilesi yine kardeş örgüt FETÖ tarafından Brunson’a öğretilmiş-tir. Şu an firarda olan FETÖ’nün Ege Bölge İmamı Bekir Baz, Brunson’un en samimi dostudur ve kilise açma engelini aşma konusunda ona aklı veren, onu yönlendiren de odur. Bekir Baz; Brun-son’a dernekleşme yoluna giderek bu engeli aşabileceğini ve dediğini yaptığı takdirde Anadolu’da istediği kadar kilise açabileceğini söylemiştir. Sözde İslamiyet’i ve Türklüğü dünyaya yaymaya çalışan alçak örgütün avukat kılığına girmiş alçak elemanı Bekir Baz verdiği bu akılla Anadolu’da yüzlerce kilisenin açılmasına vesile olmuştur. Bekir BAZ denilen hainin yaptıkları bununla da bitmez. NATO Komutan Yardımcısı sivil bir zatla defalarca İzmir-Hilton Oteli’nde görülmüştür. Firarda olduğundan işlem görmeyen bu sorular cevaplanmak üzere Bekir Baz’ın huzura getiril-mesini beklemektedir.  
-    Casus Brunson’un yardımcısı pozisyonunda yakın ilişki içinde olduğu çok sayıda Amerikalı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kişilerin tamamı sahte mesleklerle anılmasına rağ-men gerçekte hepsi Brunson gibi eski asker. Bu kişilerden Stewart KİRCKPATRİK kendisini mu-hasebeci olarak tanıtır. Daha sonradan bu şahsın Amerikan Hava Kuvvetlerinde asker olduğu ve Pentagon'da çalıştıktan sonra emekli olarak Vietnam'da gizli görevler aldığı ortaya çıkmıştır. Yine aynı şekilde Laesli PASKET, Richard LOUSLİ ve Charles MİLLET kendilerini emekli iş adamı olarak tanıtırlar ama onlar da gerçekte emekli askerdir. Steve CANFİELD kendini diş doktoru olarak tanıtmıştır ancak oda emekli asker çıkmıştır. Kim FENTONHARRİS öğretmenim diye be-yanda bulunmuştur ancak o da Deniz Kuvvetlerinde Su Altı Mayın Temizleme subayı çıkmıştır. Kenneth C. ABNE emekli itfaiyeci olduğunu söylemiştir ancak o da diğerleri gibi asker çıkmıştır. Üstelik Kenneth C. ABNEY Amerikan Özel Kuvvetlerinde albay rütbesinde asker olmasına rağmen tıpkı Brunson gibi o da kendisini Mormon Kilisesi adına Türkiye’de misyonerlik faaliyeti yürüten bir rahip olarak tanıtmıştır.
-    Casus Brunson’un yaptığı en büyük ihanetlerden biri İstanbul Bostancı Gösteri Mer-kezinde katıldığı bir toplantıdır. Bu toplantıda yaz başlangıcında başlatılması düşünülen gezi ey-lemlerine yönelik sinsi planlamalar yapılmaktadır ve planlayıcılar arasında başrollerde bizlerin rahip diye bildiği Brunson vardır. Darbe öncesi attığı tvitler bir bir akıllardadır. İşte bir örnek; “Türkleri sallamak için gereken koşullar oluştu. Olaylar kötüye gidecek ve sonunda biz kazana-cağız!”
-    Ayrıca Brunson üzerinde Türkiye’de bulunan tüm akaryakıt istasyonlarının listesi ve bu istasyonların sahipleri ile çalışanlarının isim listeleri bulunmuştur. Ayrıca demir yolları çalı-şanlarının da isim listesi de yine bizim ajan rahibin üstünde çıkmıştır. Bu tür listelerin rahip deni-len kişinin üzerinde çıkması neyle çağrışım yapar? Bu konuda takdir okurun, şu soruyu sormakta takdir de benim. Kumpas davalarla tasfiye edilen Silahlı Kuvvetler personeli isim listesi de bu kişi üzerinden mi mahkemelere ulaştırıldı? Bu sorular cevaplanmaya muhtaç sorular. 
İzmir Adliye Baskını
Takvimler 05 Ocak 2017’yi gösteriyordu ve İzmir Adliyesi önünde bomba yüklü araç infi-lak etti. Herkesin terör eylemi olarak yorumladığı “İzmir Adliye Saldırısı”nın doğru söylemi “İz-mir Adliye Baskını” olmalıydı. Hafızamızı tazeleyelim. Brunson 09 Aralık 2016 tarihinde gözaltı-na alınmıştı. İzmir Adliye Baskını ise bundan yaklaşık bir ay sonra 05 Ocak 2017’de yapılmıştı. Polis Memuru Feti Sekin’in dikkati sayesinde örgüt bu saldırıyı yüzüne gözüne bulaştırdı. Yoksa plan bambaşkaydı. Saldırıda ölü ele geçen teröristler PKK terör örgütü mensubu çıkmışlardı. Bu kişilerin üzerinde yapılan aramada roketatarlar bulunmuştu. Oysa bu silahlar tank, korugan, bina, karakol gibi nokta hedeflere karşı kullanılırdı ve bu tür terör saldırılarında hiç yeri olmayan si-lahlardı. Bu silahların varlığı, teröristlerin yapılacak bombalı saldırıda oluşan panikten istifade ile doğrudan adliye içine sızmayı planladıklarını gösteriyordu. Yani hedef şifreli kapıların yer aldığı hâkim ve savcıların olduğu katlardı.  
Ben saldırının olduğu günün akşamı televizyon kanallarına bu saldırıyı yorumlarken, saldı-rının diğer terör saldırılarından farklı olduğunu, burada hedefin halk değil doğrudan FETÖ ve rahip davasını yürüten hâkim ve savcılarımız olduğunu, eylemin Casus Brunson’un tutuklanması nedeniyle mahkemeye ve devlete gözdağı vermek maksadıyla yapıldığını belirtmiş ve bu eylem-de muhakkak adliye içinden de birilerinin teröristlere yol göstermek maksadıyla yardım ve ya-taklık etmesi gerektiğini iddia etmiştim.
İlerleyen süreçte haklı olduğum ortaya çıktı ve yapılan soruşturma sonucu bu saldırıya yardım ve yataklık eden beş adliye çalışanı gözaltına alındı. Daha sonra bu kişilerin FETÖ mensu-bu oldukları ortaya çıktı.
Burada görmeyi bilen göz için çok ince bir detay vardı. Saldırıyı yapan teröristler PKK terör örgütü mensuplarıydı, adliyenin içinden bu teröristlere yardım ve yataklık edenler ise FETÖ mensuplarıydı. Şimdi sorgulayalım, bu iki benzemez örgütü bir araya getiren, onları ortak hare-ket ettiren güç kimdir? Hiç endişeniz olmasın bu iki örgütü bir araya getiren güç hiç şüphesiz on-ları güden ABD’den başkası değildi. Bu örnek hâlen dönen dolapları anlayamayan, bulmacayı çö-zemeyenler için çok çarpıcı bir örnektir.
Netice de...
Görüldüğü gibi kirli kutu Brunson rahiplik hariç her şeyi yapmış çok önemli bir kişidir. İşte bu nedenden dolayı başta ABD Devlet Başkanı Trump, Başkan Yardımcısı Pence, bu konuda tek yürek olan iktidar ve muhalefet senatörleri ve daha nice diğer makamlar ısrarla Brunson’u Tür-kiye’den istemektedir. Son bir yıldır her türlü diplomatik ilişkide, her türlü resmî görüşmede Amerika tarafından ilk gündeme getirilen konu bu olmuştur. Çünkü Brunson çok önemli bilgilere sahiptir ve küresel aklın, ABD ile CİA’nin karakutusudur. Böylesi bir karakutu çözüldüğü an Ame-rika’nın bütün kirli ilişkileri ortaya dökülecek ve ciddi manada başı belaya girecektir. Bu nedenle bu kişi ölü ya da diri çok önemlidir.
Önemine şöyle bir örnek vereyim. Trump ile Brunson cezaevinde bir hücrede yargılansın, Küresel akla ve onun güttüğü Amerika Birleşik Devletleri’ne tek bir seçme şansı bırakın. İnanın ABD serbest bırakılması için tercihini kesinlikle Brunson’dan yana kullanır. Çünkü Brunson küre-selcilerin 23 yıldır sahadaki aktörüdür, Trump ise dört yıllığına gelmiş masa başındaki gösterme-lik bir aktördür. Trump sadece kendini eskitmiştir, Brunson ise üç başkan eskitmiştir. Böylelikle bizim rahip diye bildiğimiz kişinin aslında rahip olmadığını anlamış olduk.
Şimdi Trump’ın Casus Brunson hakkında sarf ettiği sözlerini bir hatırlayalım ve sonra o cümlelerin doğrusunu öğrenelim. Ne demişti Trump Casus Brunson’u savunurken; “O ne kadar casussa ben de o kadar casusum. Brunson çok iyi bir Hristiyan, iyi bir aile reisidir ve masumdur!” Şimdi bu cümleleri, çeviride tercüme hatası olabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak doğru ifadelerle yeniden yazalım; “Brunson ne kadar rahipse ben de o kadar rahibim. Brunson çok iyi bir ajan, iyi bir casustur ve suçludur!” 
Rahip Frew=Rahip Brunson / Said Molla=Fethullah Gülen
Aslında biraz tarih bilgimiz ve bilincimiz olsa bu bulmacayı çok daha süratli ve kolay yol-dan çözebilirdik, ama maalesef tarihi cehaletten dolayı olanları yorumlamakta zorlanıyoruz. Zaman tünelinde kısa bir yolculuk yaparak biraz geri gidelim.  Osmanlının küllerinden hayat bulmaya çalışan doğmaya Türkiye Cumhuriyeti’ni durdurma adına içteki hainlerin ön plana çıka-rıldığı birçok ihanet dolu olaya ev sahipliği ve tanıklık yaptık. “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” bu ihanetlerin en büyüklerindendi. 
Millî Mücadele’yi baltalamak, direniş sürecine ket vurmak adına İngilizler adı geçen cemi-yeti kurdururlar. Bu derneği kuran ve belli noktalara gelmesi için büyük ihanetler sergileyen kişi vatan haini Said Molla’dan başkası değildi. Molla dernek üzerinden İngiliz ajanı olarak toprakları-na çok büyük ihanetler etmiş ve Millî Mücadele’yi durdurabilmek için her yolu denemiştir.
Sonunda bu kişi yakayı ele vermiş ve evinde yapılan aramada bir İngiliz ajanına yazdığı iş birliği mektupları bulunmuştur. Atatürk bu kişiye yazılan ihanet dolu mektupları Nutuk’ta bas-mıştır. Gazinin bunda amacı yeni nesil bu olaydan ders alsın ve ilerde bu tuzaklara düşmesin. Ama nerede! Kaç kişi biliyoruz bu yaşanmış tarihî vakayı, kaç kişi okuduk yaşanmışı anlatan o tarih kitabını ve okumadığımız için aynı tuzağa yine düştük.
Said Mollanın irtibatta olduğu o ajan, uzun süredir İstanbul’da yaşayan ve çevresindeki herkesin rahip olarak bildiği sözde Papaz Frew’dan başkası değildi. Frew Milî Mücadele Döne-mi’nde Anadolu’daki bütün ihanet odaklarını oluşturdu, kurdu ve yönetti. Sonunda yakayı ele verdi ve yaptıkları çöpe gitti. Şimdi o günlerden ders alarak süreci günümüze taşıyalım. O dö-nemki Rahip Frew Rahip Brunson oldu, o dönemki hain Said Molla Fethullah Gülen oldu.
Var mı birbirlerinden farkı?  Tarih ders alınsa tekerrür eder mi?