BLACKWATER YA DA VEKÂLET ORDUSU

18 Ekim 2017 11:21 Coşkun BAŞBUĞ
Okunma
315
BLACKWATER YA DA VEKÂLET ORDUSU

BLACKWATER YA DA VEKÂLET ORDUSU

 

 

Coşkun BAŞBUĞ

 

 

Dünyada personel yönünden ordusuna kaynak yaratmakta sıkıntı yaşamayan tek millet Türk milleti dersem inanın hiç abartmış olmam. Üstelik bu husus sadece günümüz için değil, tarihin her dönemi için de geçerli olan bir husus. Allah vergisi asker ve savaşçı kimliği genlerine işlemiş bu millet, işte bu özellikleri sayesinde yüzyıllardır yıkılmadan ayakta kalmayı başarabildi. Biraz gururlanarak, biraz da affınıza sığınıp şımararak söyleyeyim, emin olun milletimden daha savaşçı, milletimden daha fazla manevi değerlerine sahip çıkan bir başka ulus da yok. Kadını erkeği,genci yaşlısı, çocuğu çoluğu hepsi doğuştan hazır asker. Yeter ki kıvılcımı görsünler, gerektiğinde hepsi anında birer ateş topuna dönüveriyor, hepsi birer yıkılmaz kale oluveriyor. 

Sevinerek söyleyeyim; aynı husus diğer dünya devletleri için geçerli değil. Dünyanın ister batısı olsun ister doğusu,ordularına asker temini konusunda diğer devletlerde yaşanan sıkıntı inanılmaz boyutlarda ve bu zorluk her geçen gün daha da artmakta. Bu devletlerden kimi ordusuna asker temin edememekte kimi de temin etse dahi savaştıramamakta. Çünkü dünya devletlerini oluşturan bütün uluslarda maneviyat çökmüş, âdeta dip yapmış durumda. Bu ulusların geleceği olan yeni nesiller vatan ve millet gibi kutsal kavramları çoktan lügatlerinden silip attılar. Bugün yeryüzünde, bir savaş çıkması durumunda mermi atmadan alabileceğiniz onlarca ülke var. Ordusuna asker temin etmeyi başaran az sayıdaki diğer devletler ise temin ettiği askerleri savaştıramamanın acısını yaşamakta. Çünkü elindeki askerler inandıkları için değil, korkularından kışlalarda.

 

Asker, Ne Yaşar Ne Yaşamaz..

Hemen bu devletlere birer örnek verelim; asker temin ettiği hâlde savaştıramayan ülkeye verilebilecek en güncel örnek şüphesiz Irak’tır… Hemen hafızamızı tazeleyelim ve hatırlayalım. 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri, nükleer masalıyla Irak’ı işgal ettiğinde,ülkesini savunması gereken Irak askerleri, erinden generaline, mermi atmadan işgalci güçlere ülkesini teslim ettiler. Başta Irak halkı olmak üzere diğer dünya halkları bu yaşananları anlamakta güçlük çekmişti ve çok da yadırgamışlardı.

İşte size acı ve güncel bir örnek…Nasıl inanılır gibi değil değil mi? Ordu var mı, var.. Asker var mı, var.. O hâlde sıkıntı ne, olmayan ne? Olmayan tek şey, Irak askerinde ve dolayısıyla orduda ruh yok, inanç yok.. Bunlar olmayınca da sonuç ortada. İşte size asker temin edebilen ama savaştıramayan ülkeye bir örnek! Dedik ya, gelen korkudan geliyor inandığından değil, dolayısıyla ordunuz olsa ne yazar.

 

Askersiz Ordu!

Şimdi bir örnekte asker temin edemeyen,korkudan da olsa kışlalarına asker sokamayan devletlerden verelim. Bu tür devletlere en çarpıcı örnek hiç şüphesiz, herkesin gözünde büyüttüğü, önünde durulmaz güç zannettiği ABD. Evet, yanlış duymadınız! Bugün dünyada en zayıf ordu, dünyanın her yerinde at koşturmaya, dünyanın tüm coğrafyasında kan emmeye çalışan ve algı operasyonlarıyla kendini yenilmez güç göstermek için her yolu deneyen ABD ordusudur. Zafiyetinin farkında olan ABD, bu konudaki açığını kapatmak için tüm enerjisini hava kuvvetleri yapılanmasına harcadı ve tüm yatırımını uçak gemilerine, yeni nesil uçaklara, kıtalar arası füzelere yaptı.Çünkü bunlarla dünyayı zapturapt altına alabileceğini zannetti. Oysa gerçekte kâğıttan kaplan olan bu ülkenin elindekilerle hedeflediği bu işleri başarması çok zordu ve öyle de oldu, başaramadı. ABD girdiği her coğrafyada batağa saplandı, bulaştığı her işi yüzüne gözüne bulaştırdı, zelil oldu.

Çünkü ABD altın kuralı unuttu ve atladı. Aman siz atlamayın ve unutmayın. Unutmayın ki, süngüye dayanmayan her zafer saman alevi gibi gelip geçicidir. Kazandığını zannedersin bir de bakarsınki o görkemli şaşaa, o zafer bir anda sönmüş, gitmiş.

 

 

Gölge Ordu…

ABD derin devleti, ABD’nin bu ölümcül açığını kapatmak için hemen devreye girdi ve akıl babalığını ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in yaptığı bir projeyi devreye soktu. Cheney’in projesine göre görünürde her şeyi resmî olan güvenlik şirketleri kurulacak,ancak kurulacak bu şirketler gayri resmî olarak doğrudan Amerikan hükûmetine bağlı olacak ve “gölge ordu” olarak ABD derin devletine hizmet edecekti. Yakın gelecekte bu alanda sahayı renklendirecek olan Blackwater, Dyn Corp, KBR(Kellogg Brown and Root), Vınnell Corporation, VBR (Vinnell-Brown and Root),Bechtel, Halliburton bahse konu şirketlerden sadece bir kaçıydı. Fakat bu şirketler içinde biri diğerlerine nazaran çok daha öne çıktı. “Blackwater”..

Projeye, uygulamalara örnek teşkiledecek numune bir şirket kurulması ile başlanılmasına karar verildi. Kurulacak paravan güvenlik şirketi ABD’de faaliyet gösteren özel güvenlik şirketlerinden farklı olarak, askerî eğitimli personelden teşkil edilecek ve dolayısıyla ağırlıklı olarak askerî kıyafetler ve donanımlar kullanacaktı. Her şey titizlikle düşünüldü. Kurulacak teşkilata hukuki zemin oluşturulacak ve bu yapının dikkat çekmemesi için her türlü maskeleme yapılacaktı. 

 

Şef Kim Olacak?

Sırada çözülecek sorun, şirketin başına kimin getirileceğiydi. Kurulacak askerî nitelikli bu sivil güvenlik şirketinin başına elbette sıradan biri getirilemezdi. Yapının başına sistemin dışına çıkmayacak, ABD’nin çıkarları için her türlü caniliği göze alacak, şirketi yüzüne gözüne bulaştırmadan, ABD’nin de ipliğini pazara çıkarmadan yönetebilecek biri lazımdı. Bu kişinin asker kökenli olması da tercih sebebiydi. Sonunda aranan kan bulundu ve ABD’nin elindeki tek kara gücü olan deniz piyadelerinden iki özel kuvvet “Delta Force” subayının bu işin başına getirilmesine karar verildi. Aranan kanlar, gelecekte adı kanla, katliamlarla anılacak olan Eric Prince ve Al Clark isimli iki askerdi. Plan gereği iki asker gönüllü(!) olarak emekli oldu. Eric Prince 1997 yılında, Kuzey Carolina'da 30 dönümlük bir arazi satın alarak şirketi kurdu. Kurulan şirkete verilen isim de oldukça ilginçti “Blackwater”, yani siyah su veya eş değer anlamla kara su...Yapacakları işlerin tamamı kirli ve kara işler olduğundan şirkete konan isimde deyim yerindeyse cuk oturmuştu. Artık katliamın adı Blackwater’du.  Cumhuriyetçi Parti büyükleri tarafından yönetilen ve yönlendirilen bu şirket uzun süre ABD derin devletinin gayri resmî gölge ordusu olarak görev yapacaktı. Kimine göre gölge ordu kimine göre gölge devlet denen yapıyla ilgili ortak kanı şuydu ki, Blackwater bayraksız ve milletsiz cani ruhlu bir katliam ordusu olmuştu.

Görünürde Blackwater isimli şirketin kuruluş amacı; ABD sınırları içerisinde güvenlik maksatlı askerî koruma hizmetleri, polis teşkilatının eğitimi, özel maksatlı eğitilmiş köpek yetiştirme hizmetleri vermekti. Ancak perde arkasındaki niyet vitrinde sunulanın tam tersiydi, gerçekte yaşananlar bambaşkaydı.

 

Haçlı Ruhu Hortluyor!..

Tüm diğer devletlerde olduğu gibişirketin de asker temininde kaynak sıkıntısı olacaktı ve bu bir şekilde aşılmalıydı. Başardılar da… Şeytanın dahi aklına gelmeyecek bir planla, hem debir taşla iki kuş vurarak. Avrupa dâhil, kıta Amerika’da yaşayan ne kadar psikopat ruhlu, işe yaramaz, uyuşturucu bağımlısı, cani karakterli toplum safrası soysuz sopsuz kişi varsa, yüksek maaşlarla şirket bünyesinde toplanacak ve bu yolla hem müttefik ülkeler ellerindeki safra psikopatlarından kurtulacak hem de bu safralarını hedefe koyduğu düşmanlarını yok etmede kullanacaklardı.Kısacası iki taraftan hangisi ölürse ölsün kazanan tartışmasız Batı olacak,sevinen kesinlikle bu tezgâhı kurgulayan taraf olacak, bu projeden elde edilecek sonuç her hâlükârda emperyalizme yarayacaktı.

Haçlı ordusu tarihini inceleyin, aynı sıkıntının ve aynı ruhun o yıllarda da işbaşında olduğunu rahatlıkla göreceksiniz. İslamiyet’in karşısına çıkaracağı orduyu kuramayan Batı, “Doğunun zenginlikleri sizleri bekliyor,yağmaladığınız her şey sizlerin olacak! Hepiniz zengin olacaksınız!” vaadiyle on binlerce sapık ruhlu, hırsız ve yağmacı Batılı Hristiyan’ı Avrupa meydanlarında topladı ve önlerine boydan boya koca bir haç dikilmiş beyaz elbiseleri, üniforma yaparak bu insanlara giydirerek hepsini doğuya sürdü.Bugün yaşananların bu anlatılanlardan ne farkı var! Yüzyıllar sonra tarih âdeta yeniden tekerrür ediyor, yaşadıklarımızın tek kelime ile izahı bu.  

 

Gölge Orduya Gölge CİA

Yapılacak işleri riske atmamak adına kuruluşundan itibaren bir dizi sigorta tedbirler alındı ve bu kapsamda Blackwater-CIA ilişkilerinde zamana yayılı önemli gelişmeler yaşandı. İlk olarak; CIA’de gizli operasyonlarla adı anılan ve hakkında Pakistanlı nükleer bilimci A.Q. Khan ile El-Kaide’nin finansörlerinden olduğu iddia edilen Mamoun Darkazanlinin infazını gerçekleştirdiği iddiaları bulunan, Enrique Ric Prado,2005 yılında şirket bünyesine katıldı. Hemen ardından CIA gizli operasyonlar şefi kontra terör eski başkanı Cofer Black ile bir dönem CIA’ de Black’in amirliğini yapan Rob Richer, operasyon sorumluları olarak şirket bünyesine dâhil oldular.

 

Tapınak Şövalyeleri Hortladı…

Bu üst düzey isimler arasında yakın zamanda ön plana daha çok çıkacak olan kişi Eric Prince’ti. Bu kişi tesadüfen karanlık yapının başına getirilmemişti ve bu kişinin kariyerindeki önlenemez(!)yükselişi elbette karakaşı veya karagözü için olmamıştı. Bu terfiinin sebebini anlamak için eski asker Prince’i biraz daha yakından tanımak fazlasıyla yeterli olacaktır.

Prince; Hollanda kökenli çok zengin bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Prince ailesi evanjelist Hristiyan, yani siyonist Hristiyan olarak tanınan bir aileydi ve ailenin tüm bireyleri evanjelistlerin kümelendiği Cumhuriyetçi Parti mensuplarındandı. Erik Prince, babasının ani ölümü üzerine genç yaşta önemli miktarda bir mirasın sahibi oldu. Bu servete rağmen Erik Prince ordudaki görevini bırakmadı ve ABD Deniz Kuvvetlerinin SEAL bünyesinde Bosna, Haiti ve Orta Doğu’da sekiz yılı aşkın süre ile görev yaptı.

Eski asker Prince, askerî çevrelerde İslam düşmanı olarak tanınan biriydi ve aynı zamanda “Uluslararası Hristiyan Özgürlük Örgütü”nün de başkanıydı. Bütün bunlara ilave olarak bir de radikal“Columbus Şövalyeleri Örgütü ”nün de aktif üyesiydi. Bu örgüt Malta Şövalyeleri ile iç içe geçmiş bir örgüttü ve bağlantılı olduğu Malta Şövalyeleri, Haçlı Savaşları sırasında Malta’dan Libya ve Tunus sahillerine sürekli baskınlar düzenleyen meşhur Tapınak Şövalyelerinin önemli bir koluydu.

Prince’i en iyi özetleyen bir tanımı da Irak’ta katledilen 60 sivilin yakınları tarafından Blackwater şirketine Virginia’da açılan davada ifade veren şirketin iki eski çalışanı yaptı. Bu kişiler Prince’ın kendisini Müslümanları öldürmekle ve İslam inancını yeryüzünden silmekle görevlendirilmiş bir haçlı olarak gördüğünü söylüyorlardı.

Avrupa’da katıldığı bir söyleşide şunları söyleyen kişiyi daha fazla anlatmanın gereği var mı; “Kutsal topraklardan kovulan Hristiyanları korumak, barışı temin etmekten çok daha önemlidir!” Karakteri ve zihniyeti üzerine sayfalarca yazılacak Prince, örneklerden de anlaşılacağı gibi koyu radikal bir evanjelistti ve taşıdığı özellikler onun bu göreve getirilmesi için fazlasıyla yeterli nedendi.  

 

Evanjelist Dayanışması…

Kendisi de evanjelist Hristiyan olan George Bush’un ABD başkanlığına gelmesinin ardından Blackwater kısa süre içinde yaptığı sıçramalarla inanılmaz bir büyüme içine girdi. ABD’nin, o kısacık devlet tarihinde kurduğu en büyük kumpaslarından olan 11 Eylül 2001 tarihli“İkiz Kule” olayından kısa bir süre sonra dönemin başkanı Bush ile Princearasında, 2003 yılında yaklaşık 2 milyar dolarlık bir anlaşma imzalandı.Anlaşmaya göre Blackwater Irak ve Afganistan’ın işgalinde görev yapan ABD ofislerinin ve personelinin koruma hizmetlerini yürütecekti.

Anlaşma yapılmadan önce, bu anlaşmanın fikir babası olarak da anılan Bush dönemi Savunma Bakanı Donald Rumsfeld,değişik ortamlarda ilginç beyanlar da bulunuyor ve söylemlerinde sürekli olarak kapitalist düzene daha uygun, rekabetçi, hızlı dönüşüm sağlayarak gelişmelere adapte olabilecek yeni tarz ve daha etkili paramiliter askerî birliklerin gerekli olduğunu vurguluyordu. Rumsfeld bu cümleleri tesadüfen kurmuyordu. Bu söylemlerde amaç proje kapsamında yapılacak anlaşmanın kamuoyu tarafından kolay kabul görmesi için psikolojik altyapısını oluşturmaktı.  

Şirket bu dönemde, birbiri ardına büyük askerî ihaleler almaya, ABD’nin işgal ettiği her yerde ardı ardına ofisler açmaya başladı ve sadece sınır ötesinde değil aynı zamanda ABD’de CIA merkezinde, Pentagon gibi oldukça kritik ve önemli merkezlerde koruma görevleri aldı.

Blackwater ile Bush yönetimi arasındakibu yakın iş birliği siyasi ve askerî çevrelerde çok göze batmaya başladı ve birçok çevrede bu yakın ilişkinin nedeni dinî inançlardaki birlikteliğe bağlandı. Amerika’da yayımlanan “The Nation” dergisi yazarlarından JeremyScahill, ‘Bush’un Gölge Ordusu’ başlığıyla yayınladığı yazısında şu hususları vurguluyordu ; “Bush yönetiminin şirketi kayırmasının Blackwater’un başarısında payı olmadığını kimse söyleyemez. Şirketin kurucusu Prince, Bush’la aynı radikal inançları paylaşıyordu.” İkiz Kule tezgâhını hazırlayan Bush, bu düzmece olayı bahane ederek, 2001 yılında Afganistan’ı işgal etmeden önce tüm dünyanın gözüne bakarak ne demişti ekranlardan; ‘Haçlı Savaşı başlamıştır!”

Aldığı desteklerle şirketin popülerliği kısa sürede arttı. Şirket oluşturulan bu suni rüzgârın da etkisini arkasına alarak bir anda uluslararası camiada inanılmaz iş kapasitesi bulmaya başladı.Kendisine gizli ve açıktan sağlanan desteklerle çaldığı her kapıyı açan şirket 2005 yılında, uyuşturucu ile mücadele etme, polis ve askerî birliklere özeleğitim verme konularında Afganistan’la anlaştı. Ardından; Irak, Kırgızistan,Pakistan ve Özbekistan’da bulunan ABD askerlerine lojistik destek vermek üzere bu ülkelerde faaliyet göstermeye başladı. Bunlara ilave olarak; Azerbaycan Deniz Kuvvetlerine eğitim verme, Japonya’da AN/TP2 radar sisteminin korunması,Kanada ve Hollanda polisine sorgulama tekniklerinin öğretilmesi konularında ülkelerle anlaşmalar yapan Blackwater, yaptığı bu anlaşmalarla bir anda uluslararası üne sahip hizmet kuruluşuna dönüşüverdi. Tasması özel güçlerin,diğer adıyla derin devletlerin elinde bulunan Blackwater’un iş yaptığı ülkeler mercek altına alındığında, bu ülkelerin ağırlıkla Amerika Birleşik Devletleri'nin hedefe koyduğu ve üzerinde hesap yaptığı, oyunlar oynadığı ülkeler olduğunu net olarak görebilirsiniz. Şimdi söz konusu bu ülkelere ve elikanlı şirketin bu ülkelerde yaptığı saldırılara kısa örnekler verelim;