ANLATMAYA KELİMELERİN KİFAYETSİZ KALDIĞI DOĞA VE TARİH MÜZESİ: ALANYA

05 Ocak 2021 20:51 Prof. Dr. Temel ÇALIK
Okunma
617
ANLATMAYA KELİMELERİN KİFAYETSİZ KALDIĞI DOĞA VE TARİH MÜZESİ: ALANYA

PROF. DR. TEMEL ÇALIK
ANLATMAYA KELİMELERİN KİFAYETSİZ KALDIĞI DOĞA VE TARİH MÜZESİ: ALANYA
Anadolu’nun tarif edilemez gizemi ve güzelliği ile bezenmiş, binlerce yıl öncesine uzanan birikimini göz alıcı doğası ile bütünleştiren, tarihte birçok hükümdarın hâkimiyeti altına almak istediği yer olan ve Bergama Kralı “III. Attalos”un “Bana yeryüzündeki cenneti bulun.” diyerek görevlendirdiği akıncıların “gerçek cennet” betimlemeleriyle tanımlanan Antalya’nın muhteşem ilçesi Alanya, tüm içtenliğiyle ziyaretçilerini selamlıyor. Her ne kadar tipik Akdeniz iklimi özelliklerini taşıyor olsa da Anadolu’nun görkemli sıradağlarından olan Toroslar’da kar tanelerine dokunabilmenin heyecanını ve berrak denizinin sıcak kum taneleri ile buluştuğu anların keyfini aynı zaman dilimi içinde çıkarabildiğiniz bir yer… İşte bu hayallere bile sığdırılamayan eşsiz güzelliği yılın her mevsimi konuklarına tüm cömertliği ile sunan kentin adı Alanya’dır. Anadolu’nun Akdeniz’e açılan pencerelerinden biri olan Alanya, Antalya’nın diğer ilçeleri olan Gazipaşa, Gündoğmuş ve Manavgat’la komşu olmanın yanı sıra, Konya ve Karaman’a da sınır komşuluğu yapmaktadır. Köklü tarihine derin kültürünü gizlerken, büyüleyici doğasını tüm konukseverliğiyle sergilemekten vazgeçmeyen bu sahil şehri her bir köşesinde farklı bir hikâyeye ev sahipliği yapmaktadır. Antik Çağ yazarlarından Strabon’dan Piri Reis’e, İbn-i Battuta’dan Evliya Çelebi’ye birçok seyyahın önce rotasına alınmış olan bu şehir, daha sonraları bu ünlü isimlerin eserlerinde de başköşeye kurulmuştur. Seyyahların ayak izlerini günümüzde de sürüyor olmanın heyecanını her saniye yüreğinizde taşıyacağınız keyifli Alanya gezinize Kadini Mağarası’ndan başlamak kentin hikâyesini anlamak için gezginlere ışık olmaktadır. Üst Paleolitik ve Eski Tunç Çağı Dönemi’ne ait insan iskeletlerinin bulunduğu bu mağarada ilk yerleşim izlerine rastlanmış olsa da kente ilk gelenlerin kimler olduğu ve ne zaman geldiği konusuna dair bilinmezliklerin önüne geçememektedir. Topraklarında ağırladığı medeniyetlerin kültürünü miras bilerek bugünlere ulaştırmayı başarmış olan Alanya, geçmişine sığdırdığı pek çok medeniyetin izlerini günümüze aktarıyor olmanın haklı gururunu yaşamakta ve yaşatmaktadır. Helenistik ve Roma Dönemine ait zeytin işlikleri, evler, agora ve mezar yapılarını içinde barındıran Pisarissos (Esen Tepe) ile yine aynı dönemlere ait kalıntılara ev sahipliği yapan Hamaxia (Sinek Kalesi) antik kentleri; gökyüzüne konumlandırılmışçasına yüksek bir tepeye oturtulup etrafı ince işçilikle işlenmiş surlarla çevrelenen Alara Kalesi; MÖ 1’inci ve 2’nci yüzyılda burada basılmış olduğu sanılan ve üzerinde adının yazılı olduğu bilinen Cibra (Kibra) Harabeleri; 6 tapınak, 2 kilise ve bir antik tiyatro bulunan ve varlığını devam ettirmek için destek bekleyen Naula (Mahmutlar) antik kenti, Helenistik Dönem’den itibaren yerleşim gören ve zeytin işliği ile mezar yapılarına dair kalıntıları içinde bulunduran Marassos (Büyükpınar), MS 2’nci yüzyıldan günümüze kadar ulaşan ve hem Roma hem de Bizans Dönemi’ne ait izlere sahip olan Leartes, tarihte kentin su ihtiyacını karşılamış olan büyük sarnıçları ve Roma Dönemi’ne ait görkemli yapılara ev sahipliğinde bulunan Syedra (Sedre) gibi ören yerleri ile açık hava müzesi betimlemesinin hakkını veren Alanya, MS 2’nci yüzyıla tarihlenen bronz döküm Herakles heykeli ile ön plana çıkan Alanya Arkeolojisi Müzesi;  İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde yapıldığı tahmin edilen binasında Atatürk’ün 18 Şubat 1935 tarihinde yaptığı ziyaretin anılarını saklayan Atatürk Evi ve Müzesi ile Alanya’nın belleğini oluşturmak amacıyla oluşturulan Hüseyin Azakoğlu Kent Müzesi ve Kent Belleği Merkezleri ile sahip olduğu tüm bu kültür mirasını gelecek kuşaklara aktarmanın sözünü ziyaretçilerine vermektedir. Tarihte karga ve karabatakların çok olduğu anlamına gelen “Korakos”, güzel dağ anlamına gelen “Kalonoros” ve Anadolu Selçuklu Sultanı Keykubat zamanında sultanın “Alaeddin” unvanından esinlenerek “Alaiye” isimlerini alan Alanya, son olarak 1935 yılında kenti ziyaret eden Atatürk’ün verdiği isimle bugünkü adına kavuşmuştur. Her bir medeniyet ile farklı bir ismin kimliğini taşıyan Alanya, benliğinde bütünleştirdiği isimlerle bile sahip olduğu kültür derinliğinin izlerinin yansıtmaktadır. Büyük Roma İmparatorluğu’nu görmüş, Perslerin istilalarına uğramış, Bizans ile mücadele etmiş ve 13. yüzyılda Anadolu Selçuklularının topraklarına gelişi ile bambaşka bir döneme kapılarını açarak Osmanlı Devleti’nin hükmüne de girmiş olan Alanya, Selçuklu Dönemi’ne ait olan ve tamamen taşla yapılan Şarapsa Hanı;  Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerine inşa edilmiş olan Kargı Han’ı gibi sahip olduğu tarihî hanları ile de misafirlerinin yolcuklarında sığındıkları güvenli bir limanı olma özelliğini ise her zaman korumuştur. Alanya’yı tanımak ve anlamak için bu şehri ilelebet Türk yurdu yapan Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykubat’tan söz edilmezse, anlatılan ve yazılanların yarım kalacağı muhakkaktır. Hükümdar, Alanya Kalesi’nde hüküm süren ve Hristiyan sülalelerinden olan Kyr Vart’ı 1221 yılında yenilgiye uğratarak kaleyi ele geçirmiştir. Kendi adına burada bir saray yaptırarak, Selçuklular başkent Konya’nın yanı sıra Alanya’yı ikinci bir başkent ilan etmişlerdir. Şehir kışlık merkez olarak kullanarak birçok alanda imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Alanya, Alaaddin Keykubat’ın adını birçok eserde yaşatmaktadır. Alanya’ya kurulan üniversiteye de adı verilerek, Alanyalılar atalarına sahip çıkıp, Türk insanının gönlünde taht kurmuşlardır. Tarih boyunca uğradığı akınlara karşı heybetli duruşundan ödün vermeyen Alanya Kalesi ise kent için verilen çetin mücadelelerin en önemli tanığı olmuştur. Helenistik Dönem’de inşa edildiği düşünülen kalenin varlığını koruyarak günümüze ulaşmasını sağlayan başkahramanı ise Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Kesme taştan yapılan minaresi ve oymacılık sanatının güzelliğine örnek olarak gösterilen Andızlı Emir Bedrüddin Camisi, kırmızı tuğladan örülü minaresiyle Akşebe Sultan Mescidi ile Toroslar’ın eteklerinde inşa edilip yakınında 1000 yıllık tarihî çınar ile Sultan Kılıçarslan tarafından yaptırılmış iki ağızlı çeşmeyi de bulunduran Hasbahçe Köşkü, Alanya’daki Selçuklu izlerini taşıyan diğer temsili örneklerindendir. Bugünkü dokusu Selçuklulara ait olan Alanya Kalesi’nin hikâyesi ise bambaşka bir serüvene açılan kapıdır. Kalenin surları sekizgen planlı Kızıl Kule’den başlamakta olup, 83 kuleyi, yaklaşık 140 burcu ve 400’e yakın sarnıcı içinde barındırmanın yanı sıra yaklaşık 6,5 km uzunluğu bulunan surları boyunca bir tersaneyi ve limanı da içine sığdırarak kendisini ziyarete gelenleri büyülemeye devam etmektedir. Orta Çağ’ın Akdeniz savunma yapılarının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule; limanı, tersaneyi ve Alanya Kalesi’ni deniz yönünden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla, I. Alaaddin Keykubat tarafından Halepli yapı ustasına inşa ettirilmiştir. Yapımı sırasında yükseklik arttıkça taş blokların kaldırılması güçlük yarattığı için üst kısımlarda pişmiş kırmızı tuğlalar taşların yerini almış ve kule kızıl görünümüyle kucaklaşmıştır. Adını renginden alan bu kule bugün olduğu kadar geçmişte de heybetli görüntüsüyle dikkatleri üzerine çekmiş ve birçok kitapta kendinden bahsettirmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde kulenin kuşatma sırasında 2 bin adam aldığından ve ikinci kale muhafızın da 40 askere sahip olduğunu belirtmiştir. Kulenin biraz ilerisinde kalan tersane yolunu takip ettiğinizde ise I. Alaaddin’e iki denizin sultanı unvanını kazandıran tersaneyle karşılaşmanız mümkündür. Giriş kapısında Hükümdar’dan övgüyle bahseden kabartmalı bir kitabenin yer aldığı tersane, farklı uzunluklardaki 5 gözden oluşmaktadır. Gün ışığından olabildiğince fazla yararlanmanın göz önünde bulundurularak inşası gerçekleştirilen bu yapı yüzyıllar öncesindeki mimari yapıların zekâsına ve ustalarının el işçiliğine imrendirmektedir. İçinde hâlâ tekne yapılan dünyadaki en eski tersane unvanının hakkını veren bu olağanüstü yapı bugün denizcilik ve gemi konusunun işlendiği bir müze olarak hizmet vermektedir. Tersane, o dönemi çağrıştıran sürprizleriyle ziyaretçilerini beklemektedir. UNESCO Dünya Miras Alanları Geçici Listesi’nde yer alan Alanya Kalesi, içinde bulunan iki iç kale (İç Kale ve Ehmedek) sahip olduğu birikimlerinin bir kısmını müzeler aracılığıyla anlatmaktan mutluluk duymaktadır. Portakal ve limon ağaçlarının çiçeklerindeki aromatik koku bir yanda sizi sarıp sarmalarken diğer yandan kale içinde yosun tutan çatıları ve pirinçten yapılan kapı tokmaklarıyla Osmanlı mimari geleneği içinde harmanlanmış, ahşap ve taşın rahatlatıcı uyumunu gözler önüne seren evlerin zarafetini ve sokaklarının dinginliğini deneyimlemek Alanya gezinizi sonlandırmadan bir sonra yine Alanya’ya gezi için plan yapmaya başlamanıza neden olacaktır. Alanya Belediyesi Kültür Evi ve Herbaryum’u da hem geleneksel Alanya evlerini tanıtmak hem de Alanya Kalesi’ne ait flora ve fauna türlerinin incelenmesine fırsat oluşturmak için çalışmalarına devam etmekte olup ipek böcekçiliği ve dokumacılığa dair bilgileri misafirleri ile paylaşmanın sabırsızlığını yaşamaktadır.  Türkiye’de belediye bünyesinde kurulan ilk herbaryum özelliğini taşıyan merkezde Alanya Kalesi ve çevresinde tespit edilen 20 tanesi endemik olmak üzere 322 bitki türü ve 38 kelebek türü sergilenmektedir. Bu kültür evinin yanı sıra Ömürlü Kemal Atlı, Sandık Emini Kayhanlar Evi ve Hasanağalar Konağı kentin geleneksel şehir dokusuna örnek olan başlıca mimari yapılardandır. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yapılan Süleymaniye Camii’nin hikâyesi ise şehrin tarihî dokusunun nasıl korunduğuna en güzel örneklerden biri, 13. yüzyılın ilk yarısında inşa ettirilen yapı sonraki yıllarda yıkılmış; ancak Kanuni Sultan Süleyman tarafından eski malzemeleri kullanılarak yeniden yapılmıştır. Alaaddin Camii, Kale Camii, Orta Hisar Camii adlarıyla da bilinen bu yapı kapı ve pencere kapaklarındaki Osmanlı Dönemi’nin ahşap oyma işçiliğinin tüm naifliğini gözler önüne sermektedir. Kale duvarlarının gölgesinde süren yolculuk boyunca hangi zaman diliminde yaşadığınızı unutup tarihin aldığı nefesi duyabilmenin coşkusu benlikleri sararken kalenin zirvesinde mavinin sonsuzluğunu bir pelerin gibi boynuna dolayan Akdeniz manzarasının görkemli karşılayışı ziyaretçilere unutulmaz bir anı hediye etmektedir. Yeşilin mavi ile birlikte insan ruhuna getirdiği dinginliği her nefesinizde hissedebileceğiniz yerlerin başında Sapadere Kanyonu gelmektedir. Âdeta bir doğa harikası olan kanyonun keyfini yürüyüş yolu boyunca konuklarına eşlik eden suyun sesi ve manzaranın güzelliğiyle birlikte çıkarmanız mümkündür. Alanya’nın yaz sıcaklarına yaylalarında eriyen buz gibi suların beslediği bu kanyonda kısa bir mola vermek ve tertemiz havasını doğanın sesi içinde solumak insan ruhunu ve bedenini tazelemektedir. 1948 yılında liman inşaatında kullanılacak taş için ocak açılması sırasında bulunan, her mevsim havası aynı kalan, astım hastalarına şifa olan ve sarkıtlardan damlamaya devam eden su damlaları sebebiyle Damlataş olarak isimlendirilen mağarası; zengin sarkıt, dikit ve traverten oluşumlarıyla bir başka diyardaymış hissi yaşatırken 17 metre derinlikteki küçük gölüyle ziyaretçilerini bir anda şaşkına çeviren Dim mağarası; yarımadanın bir ucundan diğer ucuna geçit sağlayan Âşıklar mağarası; sahip olduğu jeolojik değeri sebebiyle geceyi gündüze çeviren ışıltıların sahibi Fosforlu Mağarası; kale ile bağlantısı olduğu ve korsanların ganimet deposu olarak kullandıkları rivayet edilen Korsanlar Mağarası meraklıların keşfini beklemektedir. Tarihî ve kültürel birikimi yaşatıp gelecek nesillere emanet edebilmenin dersini veren Alanya, yıl boyunca çeşitli kültür ve sanat aktivitelerine ev sahipliği yapmanın yanı sıra maceraseverler için de farklı spor aktiviteleri düzenlemektedir. Buzlu zirvelerinden esen rüzgârın serinliği,  narenciye çiçeklerinin kokusunu ardına katarken incecik kum taneleri ve pırıl pırıl parlayan tertemiz sularıyla aldığı mavi bayrağı neşe ile omuzlarında taşıyan İncekum, Damlataş ve Kleopatra Plajlarıyla ile yaz tatillerinin vazgeçilmezi hâline dönüşen Alanya’nın güzelliğini bereketiyle taçlandıran yaylaları ve bu verimli topraklarda yetişen Anamur muzunun yanı sıra üzümü, inciri, turfanda sebzeleri, elma, armut, kızılcık, kestane, yeni dünya, nar, kahve, ceviz, ananas, avokado, kiraz, hünnap gibi meyveler ile Anadolu’nun her bir köşesine bereketini taşımaktadır. Doğasıyla gözleri, tarihî ve kültürel birikimiyle gönülleri ve bereketli topraklarından elde edilen ürünleri ile sofraları şenlendiren Alanya’da turunç reçeli ve Alanya bohçası eşliğinde kahvaltı yapıp, kabak çiçeği dolmasının, ilibada sarmasının, nohutlu hibeşin, gölevizin, taze baklanın, taze ülübü yemeğinin tadına bakmadan; öksüz helvası ve çiğirdik ile damakları tatlandırmadan kentten ayrılmayın.
Son söz olarak, Alanya, Anadolu’nun tarihî ve doğal güzelliklerini önemli bir bölümünü bünyesinde barındırmaktadır. Gizemi ve güzelliğine ilgi günden güne artmakta olap, gerek yurtiçi gerekse yurtdışı ziyaretçilerini büyüleyip kendisine hayran bırakmaktadır. Söz konusu değerleri “bu güzellikler bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet” anlayışı ile koruma, yaşatma ve geliştirme çabası için Alanya Belediyesinin çalışmaları takdire şayandır. Tarihî yapıların korunması ve resterosyonu ile doğal güzelliklerin yaşatılması ve daha da ileriye götürülmesi konusunda çalışmalarına azim ve kararlılıkla devam ettireceğine inancımız tamdır. Alanya Belediyesi’nin, “doğa, tarih ve çevre duyarlılığı; aynı zamanda; korumak, yaşatmak ve geliştirmek kararlılığı” nedeniyle belediye yönetimine ve çalışanlarına teşekkürü borç biliriz.
Kaynaklar:
Alanya Müze Müdürlüğü. (1998), Alanya Tarihi Müzeleri ve Ören Yerleri, Alanya Müze Müdürlüğü Yayınları, Antalya.       
Bilici, Z. K. (2008). Kalenin gemileri: Alanya Kalesi’ndeki gemi graffitileri. İstanbul: Ege Yayınları.
Kapancı, M. (2008). Alanya Kaleiçi evleri (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Selçuk    Üniversitesi, Konya
Konyalı, İ. H. (2011), Alanya Tarihi Turistik Kılavuz, (Yayına Hazırlayan: M. Ali Kemaloğlu), Alanya Sanayi ve Ticaret Odası Yayınları, Konya.
Lloyd, S. ve D. Storm Rice (1989),  Alanya (‘Ala’iyya), (Çev: Nermin Sinemoğlu), Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Seydioğulları, S. (2010). Alanya. Alanya Ticaret Odası Sanayi.
https://www.alanya.bel.tr/ sayfasından erişilmiştir.
https://www.alanya.com.tr/tr sayfasından erişilmiştir.
https://www.kulturportali.gov.tr/arama/alanya sayfasından erişilmiştir.