ORHUN YAZITLARINI TÜRK ULUSLARARASI İLİŞKİLER DÜŞÜNCESİ İÇİN BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI OLARAK DEĞERLENDİRMEK

08 Haziran 2020 16:58 Dr.Serkan KEKEVİ
Okunma
955
ORHUN YAZITLARINI TÜRK ULUSLARARASI İLİŞKİLER DÜŞÜNCESİ İÇİN BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI OLARAK DEĞERLENDİRMEK

ORHUN YAZITLARINI TÜRK ULUSLARARASI İLİŞKİLER DÜŞÜNCESİ İÇİN BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI OLARAK DEĞERLENDİRMEK

Dr. Serkan Kekevi

    Uluslararası ilişkilerin (Uİ- disiplinin kendisi ve teorik alan kastedilmektedir.) bir disiplin ve araştırma alanı olarak ortaya çıkmasının üzerinden henüz 100 yıl geçmiş durumdadır. Uİ genç bir disiplin olarak tam anlamıyla Batılı bir şekilde doğmuş ve gelişmiştir. Hatta kimi yazarlar Uİ disiplinini bir Amerikan sosyal bilimi olarak nitelendirmektedir. 1990’lı yıllara gelindiğinde Batı dışı Uİ teorisinin imkânı üzerine tartışmalar başlamıştır. 2000’li yıllarda ise dünyanın farklı bölgelerinden konu ile ilgili öneriler ve savlar gelmiştir. Öte yandan Batı’nın ya da Batı dışının ne olduğu da sorgulanabilir. Makalenin sınırları gereğince burada böyle bir tartışmaya girilmeyecektir. ABD ve Batı Avrupa merkezi dışından gelen ve ABD ile Batı-Avrupa’yı merkeze almayan yaklaşımlar kastedilecektir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Uİ disiplini Batı’da doğmuş ve gelişmiştir. Dolayısıyla Batılı olmayan teori ya da yaklaşımın gerekliliği bir ölçüde Batı merkezli epistemolojik sınırlar ve/veya ön yargıları aşmak veya Batı’nın neredeyse normatifleştirdiği kimi yargıların kırılması açısından önemli olabilir. Mesela, “Vestfalyan devlet ile egemenlik” ve Batı tipi klasik güç dengesi gibi. “Batı dışı” şeklinde nitelenen dünyanın geri kalanı, eksende görülmüş ya da periferi olarak nitelenmiştir. Buna karşın Batılı olmayan toplumların kendilerine has kültür, gelenekler, tarihî yolculukları ve düşünürlerin fikirlerinin incelenmesi, bunların dış politika analizinde ve uluslararası ilişkileri anlamak ve anlamlandırmakta kullanılması çabaları Batılı olmayan çeşitli Uİ okullarının doğmasını sağlamıştır. Çin deneyimi ise bu bağlamda sıklıkla örnek verilen bir modeldir. Çin’in düşünce geleneğinden beslenerek ortaya konan Çin Uİ teorik düşüncesi 1990’ların ikinci yarısından itibaren gelişmeye başlamıştır. Benzer şekilde 2000’li yıllarda Hint Uİ düşüncesi geliştirme girişimleri göze çarpmaktadır. Bu bağlamda tarihin en önemli, en köklü milletlerinden olan, kendine has bir medeniyet havzası meydana getirmiş Türklerin geniş ve derinlikli düşünce alt yapısına rağmen neden bir Türk Uluslararası İlişkiler yaklaşımı yok sorusunun cevabı aranmalıdır.

***
    Orhun Yazıtları Türkçenin bilinen ilk yazılı metinleri olduğu gibi Türk adının da ilk kez kullanıldığı metindir. Kitabeler Türklerde devlet geleneği ve devlet yönetimi, Türk sosyokültürel yapısı, Türklerin komşuları ile soydaşlarıyla olan ilişkilerinin ele alındığı mesajlar ve öğütler içeren siyasetname konumundadır. Yaklaşık 1300 yıl önce dikilen abideler Türk devlet kültürünün ve geleneğinin temel ilkelerinin bir dökümüdür. Aynı zamanda “dış”a karşı neler yapılması gerektiğini de salık veren bir dış politika metnidir. Çalışmanın bu kısmında kitabelerden yola çıkarak Türk Uİ düşüncesinin başlangıcı ya da temeli yapılacak kavramları ele alacağız.
    a) İl-Devlet: Orhun Yazıtları’nda “il” kelimesi devlet anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra il kavramının barış, sulh anlamı da vardır. Bu bağlamda devlet bir sükûn, barış huzur alanı olarak da tanımlanabilir. Yani Türk anlayışında devlet içe dönük olarak bir barış yani savaşsızlık –çatışmasızlık sağlayıcı güç olarak değerlendirilebilir. Zaten kitabelerin geneli incelendiğinde bir olgu veya felsefe olarak devletin Türkler açısından önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Göktürk Devleti’nin kurulduğu dönem çatışmalı, karışık bir siyasi devre karşılık gelmektedir. Yazıtlarda Kutluk Kağan’ın 47, Kapgan Kağan’ın 25 sefer düzenlemek suretiyle devleti kurabildikleri yazmaktadır. Aynı zamanda Bilge Kağan Çin’e 12 sefer düzenlemiştir. Yazıtlar içindeki şu kısım dikkate şayandır;
“Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kunkan, Otuz Tatar, Kitay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca...... Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tabi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş.”
ifadeleri devletin ne şartlarda kurulduğunu anlatmaktadır. Bu meyanda devlet içte Türkler arası sulh, dışta ise düşmanlara karşı bir bağımsızlık mekanizmasıdır. Devletin varoluş sebebi milletin şimdiki ve gelecekteki varlığını korumak ve düzeni sağlamaktır. Yani devlet temel düzendir.
    b) Zor Zamanlar/Kaos: Yazıtlara göre, Türk milletinin ve devletinin önündeki en büyük zorluk kaotik bir ortamda varlığını sürdürebilmektir. Kaotik düzen Orhun Yazıtları’nda sıklıkla vurgulanan “iç” ve “dış” sistem problemidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi devlet çalkantılı ve çatışmalı bir siyasal ortamda kurulmuştur. Bu nedenle devletin dağılması iç ve dışta zor zamanlar/kaos yaratacaktır. Türklerin varlığı ve töresi son bulacaktır. Bunun yaşanmaması için, içte birliğin sağlanması dışta ise Çin ile ilişkilerin düzeltilmesi ancak Çin’e karşı dikkatli olunması salık verilmektedir. Şöyle ki:
“Amcam Hakan tahta oturduğunda ben Tarduş halkı üzerine şad idim. Amcam Hakan ile doğuda Sarı ırmağa ve Şantung ovasına kadar sefer ettik, batıda Demir Kapı’ya kadar sefer ettik. Kögmen dağlarının ötesinde Kırgız ülkesine kadar sefer ettik. Toplam yirmi beş kez ordu sefer ettik, on üç kez savaştık. Devletliyi devletsiz bıraktık, hakanlıyı hakansız bıraktık kağansızlaştırdık; dizlilere diz çöktürdük, başlılara baş eğdirdik.”
    Bilge Kağan Ötüken’e yerleştikten sonra önce Çin’le ilişkileri düzeltir. “Bu yerde (Ötüken) oturup Çin halkı ile ilişkileri düzelttim. Gümüşü, ipeği, ipekliyi öylece sıkıntısız şekilde veriyor.” Ancak Bilge Kağan Çin’in bölgeyle ilgili politikaları ve metotları hakkında da çıkarımlar yapmaktadır:
“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin.”
    c) Ordu/Askerî Güç: Kaotik ve çatışmalı iç ve dış ortam güçlü orduya olan ihtiyacı arttırmıştır. Dolayısıyla bir ordu-millet tasarımı ortaya çıkmıştır. Yani her birey asker de olmak zorundaydı. Çin devleti ve çevredeki düşmanlar orduyu devletin varlığı için en önemli aygıt hâline getirmiştir. “Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş.” ifadesi bunu destekler niteliktedir. Yani güç elde etmek ve askerî gücü elde tutmak, varlığı devam ettirmenin başat koşulu olarak şekillenmiştir. Yalnızca dışa karşı değil iç çatışmaların olduğu hâllerde de devleti ve milleti koruyacak ve onların varlığını devam ettirecek olan da ordu kurumudur.

***
    Ele aldığımız başlıklarla ilgili örnekler çoğaltılabilir. Burada konunun özünü ihtiva eden Uİ düşüncesi kısmına dönecek olursak Orhun Yazıtları’nda ciddi bir kavramsallık görebiliriz. Öncelikle “devlet-düzen-bağımsızlık-iç barış” kavramları birbirine bağlı ve iç içe geçirilmiş şekildedir Diğer yandan Türk boylarının varlığını sürdürmesinin ve dış âlemde yerini alabilmesinin ana koşulu devletin varlığıdır. Orhun Yazıtları’nda dönemin uluslararası ortamı değerlendirilmiştir. Burada Uİ’nin özüne bakış çatışma ve savaştır. Kaotik bir Uİ anlayışı mevcuttur.
“Zor Zamanlar/Kaos” ise Göktürklerin çevresindeki komşularından ve bilhassa büyük komşu Çin’den kaynaklanmaktadır. Kaos’un önüne ise güç ile geçilebilir. Kağan’ın idaresi altında güçlü askerî yapı bu dış ortamda ayakta kalabilmenin yoludur. Aynı zamanda Çin’in aldatıcı siyasetine karşı da dikkatli olunması gerektiği yani Çin ile iyi ilişkilerin geçiciliği ve güvenilmezliği vurgulanmaktadır.
    Orhun Yazıtları’nda güç ile dış ilişkiler arasında kurulan bağ, devlet merkezli yaklaşım ve dış dünyanın çatışmacı hâli “realizmi” hatırlatmaktadır. Sonuç olarak Türk düşüncesi engin tarihi içinde kendisine has bir Uİ yaklaşımı geliştirebilecek altyapıya ve kavram setlerine sahiptir. Batı’dan doğan disipline “Türkçe” bir bakış ortaya koymak için bilinçli bir şekilde Türk tarihinin temel eserlerinin ve düşünürlerinin görüşlerinin Uİ çerçevesinde araştırılması ve değerlendirilmesi gerektiği kanaatineyiz. Bu bağlamda Orhun Yazıtları bir başlangıç noktası olabilir.

Yararlanılan Kaynaklar
Bahaeddin Ögel,  Türklerde Devlet Anlayışı, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2016.
Gonca Biltekin, “Özgün Teori İnşası ve Batı-dışı Uluslararası İlişkiler Teorileri”, (ed.) Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.
Halis Çetin, Korku Siyaseti ve Siyaset Korkusu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012
Mehmed Niyazi, Türk Devlet Felsefesi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1993.
Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Hisar Kültür Gönülleri, yy. 2003.
Turan Kayaoğlu, “Batı Merkezli Olmayan Uluslararası İlişkiler Kuramı ve İslam”, (ed.) Ş. Kardaş, A. Balcı, Uluslararası İlişkilere Giriş, Küre Yayınları, İstanbul, 2015, ss. 295-308.