Cumhuriyetin 100. Yılı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi: “Dış Politika”

28 Aralık 2023 10:40 Dr.Serkan KEKEVİ
Okunma
111
Cumhuriyetin 100. Yılı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi: “Dış Politika”

Cumhuriyetin 100. Yılı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi:“Dış Politika”

 

Doç. Dr. Serkan Kekevi

Düzce Üniversitesi, Akçakoca Bey Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararasıİlişkiler Bölümü

 

 

…Bir gün elbet yeni baştanbirleştiririz:

Türkmen, Kırgız, Uygur,Başkurt, Özbek, Kazağı.

Hüseyin Nihâl Atsız

 

Dünyanın en önemli vestratejik coğrafyalarından birine sahip Türkiye Cumhuriyeti, köklü devlet vedemokrasi geleneğiyle 100. yaşını kutlamaya hazırlanıyor. Bu yazının amacıTürkiye’nin dış politikasının seyrini ve geleceğe yönelik eğilimlerini kısacaele almaktır. Böyle bir yazının büyüklüğü doğal olarak dış politikada bazıkonuları dışarıda bırakmayı kimi konuları ise biraz daha öne çıkarmayı zorunlukıldı.

Birinci Dünya Savaşısonrasında dönemin uluslararası sisteminin başat güçlerince Sevr Antlaşması (1920)dayatmasına maruz kalan Türk milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, adetabir milletin ölüm fermanı niteliğindeki bu antlaşmayı yırtmış ve tarihinçöplüğüne göndermişti. Lozan Antlaşması (1923) ile Türkiye, uluslararasısistemde hak ettiği yeri savaşarak, kan dökerek, can vererek hak etmiştir. Lozansonrasında Türkiye’nin dış politikasının ana hatlarını Gazi Mustafa KemalAtatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi belirlemiştir. Ancak, mezkûr ilkepasif bir dış politika anlayışı da değildir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936)ve Hatay’ın Anavatan’a katılması (1939) Türkiye’nin yeri ve zamanı geldiğindedış politika çıkarları söz konusu olduğunda ne denli aktif tutumsergileyebileceğini göstermektedir. “İki Kutuplu Uluslararası Sistem” döneminde(1945-1991) kuzeyden gelen Sovyet tehdidine karşı Batı Bloğu içinde yer alanTürkiye, Kıbrıs meselesi çerçevesinde gerekli zamanda “aktif” davranmapolitikasını sürdürmüştür. İran-Irak Savaşı sırasında da Türkiye her ikikomşusu ile iyi ilişkiye dayalı politikayı sürdürmeyi başarmıştır. Bu döneminsonlarına doğru Türk Dış Politikası ve Güvenlik Politikaları açısından önemligelişme ise bölücü terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Türkiye’ninDoğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere ülkede silahlı eylemselliksafhasına geçmesidir. Örgüt Türkiye’nin sınır komşuları olan İran, Irak veSuriye’de kamplar kurarak alan derinliği kazanmaya çalışmıştır. SovyetlerBirliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından “İki Kutuplu Uluslararası Sistem”yerini bölgesel alt sistemlerin ön plana çıktığı ve küreselleşmenin hızlandığıyeni bir safhaya bırakmıştır. Bu dönemde Türkiye; Orta Doğu, Kafkasya,Balkanlar ve Türkistan coğrafyalarında daha aktif olmaya ve inisiyatif almayaçalışmıştır. Türkiye’nin aktif tutumu zaman zaman başat güç ABD, eski süper güçRusya, bölgesel diğer aktörler olan İran, Suriye, Yunanistan ve Avrupa güçleri olanAlmanya ile Fransa tarafından sınırlandırılmaya çalışılmış bu meyanda da PKKanılan devletler açısından Türkiye’ye karşı “ucuz ama etkin” bir vasıta olarakkullanılmıştır. 1990’lı yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’ya sınır ötesioperasyonlar düzenlemiş ve örgütün eylem kapasitesini bir hayli kırmayıbaşarmıştır. 2000’li yıllar Türkiye’nin dış politikasında Adalet ve KalkınmaPartisi (AK Parti) yıllarıdır. AK Parti iktidara geldikten sonra dış politikadaOrta Doğu’yu öncelenmişti. Kafkasya’da ise Azerbaycan ile ilişkileri bozmakpahasına Ermeni açılımını yapılmıştı. Avrupa Birliği ile ilişkiler düzlemindeKıbrıs’a yönelik politikanın önemsiz görülmesi, Annan Planı’nın desteklenerek KKTC’ninfiilî varlığının sona ermesini sorun etmeyen bir anlayış dış politikaya hâkimoldu. Kürt açılımı ile de PKK ile müzakere süreci başlatıldı. Daha aktif dışpolitika şiarıyla hareket eden AK Parti dünya üzerindeki bütün alt sistemlereulaşmaya çalışan bir dış politika sistematize etmeye çalıştı. Post-Kemalist[1]koalisyon tarafından desteklenen söz konusu politika Türkiye’nin ekonomik göstergelerininde görece düzelmesine binaen Milliyetçi Hareket Partisi dışında pekeleştirilmemiştir. Bilhassa sonradan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarakadlandırılacak –dönemin- Gülen/Hizmet Hareketi iç politikada olduğu kadar dışpolitikada da etkili rol üstlenmiştir. Yukarıda değindiğimiz üzere dünyagenelinde bütün alt sistemlerde politika yürütmeye çalışılırken F-tipi yapılanma/FETÖdünyanın dört bir yanında bulunan iletişim ağı vasıtasıyla Türk dışpolitikasını yönlendirmeye çalışmıştır.

Ayrıca F-Tipiyapılanma/FETÖ Ergenekon, Balyoz vs. gibi “büyük ve karmaşık” davalar ileTürkiye’yi baştan aşağı kendi planları doğrultusunda tasarlamak istemiştir. Buçerçevede MHP’nin ve Genel Başkan Dr. Devlet Bahçeli’nin duruşu dikkatedeğerdir.

“Soruşturma ve yargılamasafhalarının parça parça sürdürüldüğü tefrikaya dönen hukuki süreçler,kamuoyunda sürekli tartışılan bir huzursuzluk kaynağı haline gelmiştir. Hukukunsiyasi amaçlara alet edildiği, adaletin siyasi iktidar tarafından korku, baskıve yıldırma silahı olarak kullanıldığına dair endişeler toplumumuzda giderekyaygınlaşmaktadır.”[2]

diyen Genel Başkan çokciddi bir uyarı yaparken şu sözleriyle de konunun “cemaat” ve örgüt lideriGülen ile ilgisini ortaya koyuyor. Bir anlamda örgütü açığa düşürüyordu:

“…durum bütün unsurlarıylaaydınlanana kadar Hocaefendi’nin, Gülen cemaati mensuplarının, bu konularlahiçbir şekilde ilgisi olmadığını göstermek bakımından cemaatin faaliyetlerinidurdurduğunu veya askıya aldığını açıklamasının yerinde ve yararlı olabileceğiakla gelmektedir…”[3]

Türkiye açısından mezkûrsürecin diğer ayağı ise 2013 yılında “çözümsüreci”nin başlatılması oldu. “Arap Baharı”nınSuriye’ye sıçradığı ve Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın alan derinliği kazanmayabaşladığı dönemde örgüt Türkiye’deki güçlerini Irak’ın Kuzeyi’ne çekerek her Suriye’deve Irak’ta kendisini konsolide etmeye başladı ve çözüm sürecinden istifadeederek Türkiye içinde şehir yapılanmasını güçlendirdi. Türkiye’nin dışpolitikası Arap Baharına kilitlenmişken “cemaat”ile hükümetin arası açılmaya da başlamıştı. Bu yaşananların Türkiye açısındaniki yansıması oldu F-Tipi yapılanma/ FETÖ devleti ele geçirmenin, PKK iseülkeyi parçalamanın ve kendi devletini kurmanın peşindeydi. PKK, Suriye’deöğrendiği şehir savaşını Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’suna taşıma hazırlığıyaparken; cemaat ise darbeye hazırlanmaktaydı. Ağustos 2015’te Hendekoperasyonları başlamış ve ardından 15 Temmuz 2016’da FETÖ başarısız darbegirişiminde bulunmuştu. Bu iki vaka aslında MHP’nin sıklıkla dikkat çektiğiayan beyan ortada tehditti. Sözgelimi Dr. Devlet Bahçeli, çok erken birtarihte, 8 Eylül 2009’da AK Parti’nin “Kürt açılımı” sürecine yazılı basınaçıklamasında gelecekte yaşanabilecek tehlikelere dikkat çekmişti;

...MilliyetçiHareket Partisi, hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türk milletine ortaklaşavücut veren bütün vatandaşlarımızı büyük Türk milleti ailesinin ayrılmaz birparçası olarak bütünüyle kucaklayan bir siyasi anlayışın sahibidir. Bin yıldırbirlikte yaşadığımız, ortak kardeşlik hukuku ve akrabalık bağlarıgeliştirdiğimiz Kürt kökenli kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit haklarasahip onurlu bireyleridir. PKK terörü ile etnik bölücülük hevesleri peşindekoşanlarla bütün Kürt kardeşlerimizin bir tutulması tarihi bir yanılgı vegaflettir. AKP hükûmetinin bu konudaki yaklaşımının temel sakatlığı, etnikbölücülük sorununu Kürt kökenli vatandaşlarımızın tamamını ilgilendiren vekapsayan bir sorun olarak takdim etmesi ve ayrıştırıcı bir zeminde çözümarayışlarına girmesidir. Bölücü terörün taleplerini tüm Kürt kökenlivatandaşlarımıza yaygınlaştırmaya çalışmak, PKK’nın bunların tümünün sözcüsü vetemsilcisi olduğu anlamına gelecektir. Böyle bir yaklaşım Kürt asıllıvatandaşlarımızın çok büyük çoğunluğuna yapılacak bir hakaret olacak, buna daherkesten önce Milliyetçi Hareket Partisi karşı çıkacaktır…[4]

Dr. Devlet Bahçeli’nin 30Mart 2013 tarihindeki konuşmasında:

“…PKK terör örgütü nelerinkarşılığında sözüm ona sınırlarımızdan çıkıp gidecek, gittiği yerde de neyapacak, mümkün olursa silahlarını neyin karşılığında ve kimlere teslimedecektir?...21 Mart Nevruz Bayramı’nda, İmralı canisinin mektubundan sonrateröristlerin sınırlarımız dışına hemen çıkacağını söyleyenler şimdi neyapacaklar, bahane olarak neyi ileri süreceklerdir?...”

sorularını sorarak durumunvahametini göz önüne sermişti.

Dr. Devlet Bahçeli’nin 12Temmuz 2016’da TBMM Grup Toplantısında yapmış olduğu konuşma âdeta 15 Temmuzsonrası iç ve dış politikada yapılması gerekenlerin yol haritasıydı.

“…AKP hükûmetinesesleniyorum; Yetkiyse elinizde vardır. Duaysa millet arkanızdadır. İmkânsadevlet her talebe cevap verecek kudrettedir. Türkiye’nin millî birliğini vebütünlüğünü yıkmaya çalışan ihanet odaklarına hadlerini bildirin. Türkmilletinin terörden tahakkümünden çekip çıkarın. Ülkemiz topyekûn yeni birkurtuluş hareketi başlatarak bunu başarabilecektir. Milliyetçi Hareket’ininançlı kadroları Türkiye için her fedakârlığı yapmaya hazırdır. Kuvaımilliyeruhu ile yeni bir milli şahlanışı harekete geçirmek, artık Türkiye için ölümkalım meselesi haline gelmiştir. Herkes bilmelidir ki, Türk ve Türkiyedüşmanları yaptıklarının hesabını mahşeri vicdana mutlaka vereceklerdir. Buhesap ahirete kalmayacaktır. Türk milliyetçileri bu milli hesaplaşmanın tarafıve takipçisi olacaktır. Kimse yaptığım yanıma kâr kalır, Türk milleti akıl veidrakten yoksundur, zamanla unutulur dememelidir. Böyle bir yanılgı içine düşmemelidir.Şunu herkes bilsin ki, güçlü ve onurlu bir Türkiye, rehberimiz Hak, kuvvetkaynağımız halktır diyen ve Türk milletine hizmeti en büyük şeref sayanMilliyetçi Hareket’in omuzlarında gün gelecek yükselecektir. Millî geleceğinyegâne teminatı olan Milliyetçi Hareket’i içeriden karıştırmak isteyen fesatodakları ve ihtirasların sonu ise hüsran olacaktır. Bizler, ömrünü davasınaadamış ve Yüce Allah’a şükürler olsun ki, her oyun ve hain senaryoya rağmendimdik ayakta durabilmiş vatan ve millet âşıklarıyız. Davamız büyük, ülkümüzbüyük, inancımız ve imanımız büyüktür. Zafer, inananların ve inançları uğrunaher güçlüğe seve seve katlananların olacaktır. Millî varlığımızı ve tarihihaklarımızı cesurca müdafaa etmezsek korkakça ağlayacağımız günlerin yakınolduğu da hiç akıllardan çıkarılmamalıdır…”[5]

Malum olduğu üzere, öncePKK Türkiye’de şehir savaşı başlatırken, 15 Temmuz 2016’da FETÖ de darbegirişiminde bulundu. Bütün bu gelişmeler sonrasında Türkiye’nin yönetimmodelinin de gözden geçirilmesine yönelik talepler güçlendi. Cumhurbaşkanlığıseçimlerinin kriz üretmesi ve demokrasiye müdahaleye sebebiyet vermesi nedeniyleMHP bunun önüne geçilmesini savunmaktaydı.[6]Cumhurbaşkanlığı Sistemi adıyla belirlenen bu model Adalet ve Kalkınma Partisi(AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından “istikrar” ve“etkinlik” vurgusuyla ortaya konulmaktaydı. Aynı zamanda MHP Cumhurbaşkanlığısisteminde “Cumhuriyetin temel nitelikleri”, “Türk millî kimliği”, “demokratikrejim” ve “temel insan hakları” gibi değerlerden vazgeçilmeyeceğini belirtmekteydi.[7]Bu meyanda MHP inisiyatif almış tüm siyasî aktörlere ve toplumun tümkesimlerine bu anlayışa uygun bir çıkış yolu bulunması çağrısında bulunmuş;varsa anayasa değişiklik tekliflerinin gündeme getirilmesini önermiştir. Buçağrıya olumlu cevap AK Parti’den gelmiş ve iki parti yeni sistem hazırlığınabaşlamıştır. 16 Nisan 2017 halkoylamasında kabul edilen anayasa değişikliği ileyürütmedeki başbakan, cumhurbaşkanı ayrımı ortadan kaldırılmıştır. TBMM’deçoğunluğu kazanan partinin hükûmeti kurarak yürütmeye de mutlak anlamda egemenolması durumu bir kural olmaktan çıkarılmıştır.[8]Ayrıca meclis içinde koalisyon aramak ve zaman kaybetmek yerine siyasi sahanıngenelinde ittifaklar oluşturma ve bu bağlamda demokratik müzakere kültürügelişmeye başlamıştır. FETÖ’nün hain 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık biryıl sonra -13 Haziran 2017 tarihli - TBMM Grup toplantısında Dr. Devlet Bahçeliyeni dönemde Türk dış politikasının ileriye dönük ufkunu anlatmaktaydı:

“…Unutmayalım ki, vatanbağımsızdır, millet bağımsızdır, devlet bağımsızdır; aksini söyleyenler isetutsak alınmış, teslimiyete boyun eğmiş, ruhen çürümüş olanlardır. Üzerindeyaşadığımız coğrafyayı, tarihin derinliklerinden itibaren müstesna kılan veyankılarını çok farklı şekilde hissettiren pek çok neden vardır. Bu kapsamdaAnadolu coğrafyası her zaman gözde ve hedefte olmuştur. Savaşlar, çatışmalar,göç ve istila hareketleri vatan coğrafyamızı kimi zaman zorda bırakmış, kimizaman da zayıf düşürmüştür. Ancak her seferinde ayağa kalkmak, küllerimizdentekrar doğmak Türk’ün kaderi, Türk milletinin kahramanlık destanı olarak tarihedamga vurmuştur. Eğer Türkiye eski hâkimiyet havzalarına kapalı ve uzakdurursa, eğer tarihin ruhuna ve çağrısına ilgisiz kalırsa son yurdumuzusavunmak daha da zorlaşıp, güçleşecektir. İçine kıvrılmış, iç sorunlaragömülmüş, tehdit ve tehlikeleri kaynağında göğüslememiş bir Türkiye’ninistikrar ve huzur arayışı gerçekçi bulunmayacaktır. Çok değil, yaklaşık bir yılönce ne işimiz var El Bab’ta, ne arıyoruz Musul’da sorgulaması yapanlaröncelikle hastalıklı, bağnaz, güdümlü siyaset bezirganlarıdır.Bunlarvizyonsuzluklarının kurbanı olduklarına yanmazlar, Türkiye’nin önünü kesmekiçin çırpınırlar.Bunlar küçük düşünmeyi marifet görüp, milli siyasetinkösteklemesini menfaat sayarlar.Kerkük deriz, kulakları olmasına rağmenduymazlar, bön bön yüzümüze bakarlar. Kaşgar deriz, Karabağ’ın hakkını ararız;anlamaza yatıp sessizliğin ve tepkisizliğin dibine katar batarlar. Bosna’dan,Akmescit’ten bahsederiz; sanki ilk kez işitmiş gibi meraklı gözlerini fal taşıgibi açarlar, ne var ki aslında oralı bile olmazlar…”[9]

Cumhurbaşkanlığı sistemidöneminde Türk dış politikasını genel hatlarıyla ele alırsak şöyle bir resimortaya koyabiliriz. Türkiye 15 Temmuz 2016 sonrasında Batı ile ilişkilerinigözden geçirmeye çalışmaktaydı. Bilhassa ABD ve AB’nin 15 Temmuz darbegirişimine yaklaşımları ve 15 Temmuz gecesi darbecilerin İncirlik üssünükullanması ve FETÖ lideri Gülen’in iade edilmemesi gibi vakalar nedeniyle ABD’nindarbe girişimi ile herhangi bir bağlantısının olup olmadığı Türkiye kamuoyu vesiyasetinde uzun süre tartışıldı.[10]Suriye-Irak hattında ABD’nin PKK/PYD’ye açıktan destek vermesi ikiliilişkilerin sorunlu bir diğer tarafı olagelmektedir. İktidar, darbe girişimisonrasında “Olağanüstü Hal” ilan ederken Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye dönükeleştiriler gelmesi de Batı’nın çifte standardı olarak değerlendirilmiştir.Aynı zamanda firari FETÖ üyelerinin Avrupa ülkelerince kabul edilmesiTürkiye-Batı ilişkilerinde diğer bir açmazdır. 1980’li yıllardan beri PKK vefarklı terör örgütü üyelerini kabul eden ve bu örgütlere karşı “devlethareketsizliği” ve zaman zaman “devlet desteği” politikaları güden Batılıdevletler aynı uygulamayı FETÖ’den de esirgememişlerdir. Öte yandan Avrupa’dayükselen İslam karşıtlığında da hedef ülke Türkiye’dir. Avrupa’da yücekitabımız Kur’an-ı Kerim’e karşı girişilen eylemlerin Türk diplomatiktemsilcilikleri önünde gerçekleştirilmesi de tesadüf değildir. PKK/PYD ilemücadelenin  Cumhurbaşkanlığı sistemisonrasında hız kazandığı görülmektedir. Suriye’nin kuzeyinde; Fırat Kalkanı (15Temmuz sonrası/ 24 Ağustos 2016-29 Mart 2017), İdlib Operasyonu (8 Ekim 2017-27Şubat 2020), Zeytin Dalı Harekâtı (20 Ocak 2018-24 Mart 2018), Barış PınarıHarekâtı (9 Ekim 2019- 18 Ekim 2019), Bahar Kalkanı Harekâtı (27 Şubat 2020-5Mart 2020); Irak’ın kuzeyinde ise Kararlılık Harekâtı (11 Mart 2018-…), PençeHarekâtı (28 Mayıs 2019-…) gerçekleştirilmiştir. Hendek operasyonları sonrasındaTürkiye içinde operatif gücü kırılan örgütün Suriye ve Irak’taki eylemkapasitesinin marjinalleştirilmesi hedeflenmiştir.

Cumhurbaşkanlığı sistemisonrasında Türkiye’nin dış politikasında Türk Cumhuriyetlerinin ağırlığınınartmaya başladığını görmekteyiz. Türkiye’nin başta Azerbaycan olmak üzere TürkCumhuriyetleri ile ilişkileri gelişmeye ve derinleşmeye başlamıştır. Karabağ’ınişgalden kurtarıldığı II. Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin SİHA’larıyla yoğunhava desteği Azerbaycan’a Karabağ Zaferi’nin yolunu açmıştır. Zafer sonrasında10 Aralık 2020’de TSK’ya bağlı 2. Komando Tugayı’nın Bakü Zafer geçidindeyürümesi tarihe düşülen bir nottur.[11]Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) kurulması ise Türkiye’nin son dönem dışpolitikası açısından büyük bir kazanımdır. 12 Kasım 2021’de gerçekleşenİstanbul Zirvesi ile Türk Konseyi adıyla faaliyet gösteren yapının Türkdevletleri arasında iş birliğinin geliştirilmesi maksadıyla Türk DevletleriTeşkilatı olarak yeniden adlandırılmıştır. Türk Yatırım Fonu kurulması, TürkDünyası 2040 Vizyon belgesinin onaylanması, Karabağ Zaferi ile bağlantılıolarak Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e Türk Dünyası AliNişanı’nın takdim edilmesi zirvenin ana temaları idi. 2020 yılındaki Semerkant Zirvesi’ndeKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), TDT’ye gözlemci üye olarak kabul edilmiştir.Bilhassa İstanbul zirvesinde kabul edilen 2040 Vizyon belgesinde TDT’nin üyedevletler arasında siyasi, güvenlik, ekonomik ve kültürel iş birliği konulardatemel platform olmasının kabul edilmesi[12]de Türk dünyasının ortak dış politika başarısıdır. MHP’nin Türkiye’nin Türk dünyasıile ilişkilerini geliştirmesi hususundaki hassasiyeti ortadadır. MHP’nin buanlayışının Türk siyasetinde TDT özelinde karşılık bulmasının Türk dış politikasıaçısından ne kadar doğru olduğunu MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’ninkendisinin tasarlayarak çizdirdiği Türk dünyası haritasını Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan’a hediye etmesinin Rusya’da rahatsızlık yaratması kanıtlamaktadır.[13]

Cumhurbaşkanlığı sistemisonrasında Türkiye’nin dış politikasında KKTC’nin eşit egemenliği ve adadafederasyonun çözüm olmayacağı gerçekleri daha yüksek seslendirilmeyebaşlamıştır. Buna ek olarak Mavi Vatan Doktrini[14]bağlamında Türkiye sorunlu olarak kalan Ege Denizi’ndeki ve Doğu Akdeniz’dekiegemenlik hakları ile hukuki ve ekonomik çıkarlarını koruyacağını deklareetmiştir. 2019 yılından itibaren aktif olarak bu doktrini uygulamaya çalışan Türkiye,Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Karadeniz, Ege Denizi ve DoğuAkdeniz’de Mavi Vatan Tatbikatları düzenlemektedir. MHP Genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli’nin 14 Haziran 2022 tarihinde TBMM grup toplantısındaki konuşmasındaki;

“…Millî davamız Kıbrıs’ınüzerinde ambargo ve baskı kuran Rum ve Yunan dayatmalarına Avrupa Birliğidestek vermektedir… Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında hukuk tanımayan,Türkiye’nin egemen devlet vasfını inkar eden Avrupa Parlamentosu’nun 2021 YılıTürkiye Raporu bizim için yok hükmündedir…Avrupa Parlamentosu gerçeklerdentamamıyla kopuk olmakla birlikte Helenizm’in şakşakçısı, Megali İdea’nınsavunucusudur…Bu kapsamda ülkemizin atacağı adımlar olmalıdır ve bu çerçevedebizim önerilerimiz şunlar olacaktır. İlk önce, Türkiye’nin Deniz Yetki AlanlarıKanunu’nu bir an evvel hazırlayıp kabul ederek muhataplarına tebliğ ve ilanetmeliyiz. Kara Suları Kanunu’nda bulunmayan ve Uluslararası Deniz Hukuku’nda yeralan Münhasır Ekonomik Bölge, Özel Balıkçılık Bölgesi, Bitişik Bölgekavramlarını çıkarılacak kanunla tanımlamalıyız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’dekiMünhasır Ekonomik Bölge koordinatlarını resmileştirerek kesin bir dilleduyurmalıyız. İkinci etapta, Adalar Denizi’nde ülkemize ait olan, biranlaşmayla herhangi bir ülkeye devredilmemiş coğrafi formasyonları Türkiye’ninbir parçası olarak denizcilik haritalarımızda göstermeliyiz, hitamında bu yenistatükoyu Birleşmiş Milletler nezdinde tescil ettirmeliyiz. Söz konusu coğrafiformasyonları, kıyıda en yakın mülki idare yönetimlerinin görev alanına tevdietmeliyiz. Üçüncü etapta da, egemenlik hakları Türkiye’de olan coğrafiformasyonları kapsayacak şekilde süresiz NAVTEX ilanı yapmalıyız…”[15]

tespitleri Mavi Vatandoktrini kapsamında Türkiye’nin yapması gereken politikaları ortayakoymaktadır: Uluslararası örgütler açısından Türkiye’nin dış politikasınabakıldığında ise Türkiye üye olduğu bütün uluslararası kuruluşlardasorumluluklarını yerine getirmektedir. Sözgelimi pek çok sorun yaşamasınarağmen NATO ile ilişkilerini gayretli biçimde sürdürmektedir. Bunun yanındaTürkiye üye ya da gözlemci statüsünde olduğu uluslararası örgütler vasıtasıylaBatı-dışı dünya ile de çok taraflı siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilergeliştirmeye gayret etmektedir. Şanhay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ), Ekonomik İş BirliğiTeşkilatı (EİT), Gelişen Sekiz (D-8), İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT) bumeyanda akla ilk gelen örgütlerdir. Cumhuriyet’in 100. yılında CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan liderliğinde oluşturulan ve AK Parti’nin 2023 yılı SeçimBeyannamesi olarak kabul edilen “Türkiye Yüzyılı” vizyonu belgesinin dışpolitika kısmı “Türkiye Ekseni” başlığında ilan edilmiştir. Buna göre etkin dışpolitika, sözü tesirli, küresel dönüşümlere hazır, güçlü güvenliğe sahip, terörörgütleri ile önleyici düzeyde mücadele edebilen, insancıl ve etkin göçyönetimi gerçekleştiren Türkiye olarak belirlenmiştir.[16]Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşına girerken gerçek anlamıyla “Türk Asrı”nı inşa etmek için Batı ya da Doğu eksenlerindesavrulmayan, bağımsız bir dış politika gereklidir. Etkin dış politikanın yolu Washington’dan,Moskova’dan, Londra’dan, Pekin’den, Berlin’den, Paris’ten Brüksel’den yaniyabancı başkentlerden değil Ankara’dan geçer. Türk dünyası uzamlı, Balkanlar’a,Kafkaslar’a ve Orta Doğu’ya Türkiye’den, Türkçe ve Türk’e göre bakacak dışpolitikaya ihtiyaç vardır. Bu meyanda küresel ve bölgesel güçlerle rekabet veişbirliği sahaları iyi belirlenmeli özellikle iş birliğinin sınırları doğrutespit edilmelidir. Diğer yandan bağımsız dış politika izleyebilmek içinistikrarlı, finansal olarak güçlü, küresel pazarlarda rekabetçi ve işleyen birekonomi ile güçlü savunma sanayi gereklidir. Diğer yandan Suriye iç savaşı, Afganistan’dakiiç çatışma ve Afrika’daki istikrarsızlıklar nedeniyle Türkiye günümüzdedüzensiz göçün hedef ülkelerinden biri hâline gelmiştir. Düzensiz göçün getirdiğiekonomik, sosyal ve politik sorunlar Türkiye’nin dış politikasında kırılganlıkyaratabilir. Yazımızı MHP Genel Bakanı Dr. Devlet Bahçeli’nin, 13. MHP OlağanKurultayındaki şu sözleriyle toparlayalım;

…Bugün Türkiye’ninönündeki en önemli stratejik önceliği, dünya düzeninde kendine biçtiği tarihselrolü oynaması için muharrik şekilde jeopolitiğine yönelmesi olmalıdır… Bujeopolitiğin ana omurgası, Çiftbaşlı Selçuklu Kartalı’yla simgeleştirilmelidir.Biz, ne doğudan vazgeçeriz, ne batıdan ödün veririz. Biz, ya doğu ya da batıkararsızlığı arasında sıkışıp kalmayız. Kuşkusuz ve kesinlikle hem doğu hem debatı kararındayız. Bu nedenle bir yanda Rusya ile komşuluk ilişkilerimizigeliştiriyorken, diğer yanda ABD’nin dostluk ve müttefiklik hukukuna saygı veriayetini bekleriz, bu konuda da aktif ve ön alan bir diplomasi takipetmeliyiz… Unutmayalım ki, devlet, duyguyla değil, akıl ile yönetilir.Devletlerarasında keskin hatlarla ihata edilmiş dostluk ve düşmanlıklar olmaz,bugüne kadar da olmamıştır. Türkiye’nin jeopolitik kodlarının odak noktası,milli kültürü, milli tarihi, milli kimliği ve kucaklaşmayı bekleyen TürkDünyası ile kuracağı ilişkiler olmalıdır. Karabağ Zaferi ile açılan NahçıvanSınır kapısı fiilen ve fikren manevra alanımızı çok daha fazla genişletecektir…Bugün Güney Kafkasya’da vurulan davulun sesi, Orta Asya’dan, DoğuTürkistan’dan, Sibirya’dan, Doğu Avrupa’dan ve Balkanlar’dan duyulmaktadır. Budurum Türkiye için stratejik bir vizyon olduğu kadar tarihin ve kültürümüzünbizlere yüklediği sorumluluktur. Türkiye, Türkiye’den büyüktür. Türk Dünyası,Dünyadan büyüktür…[17]



[1]Post-Kemalist tabiri, 1980'ler öncesinde kimi tarihçiler tarafından çeşitlianlamlarda kullanılmış olsa da 2015'te İlker Aytürk tarafından tanımıyapılmıştır.

[2]“Bahçeli Ergenekon tefrikaya döndü”, NTV,14.04.2009,https://www.ntv.com.tr/turkiye/bahceli-ergenekon-tefrikaya-dondu,U1hSMOsFwEunqR8iKeDkmA,(25.08.2023, çevrim içi).

[3]“Okyanus ötesine seslendi”, Cumhuriyet, 31.03.2011.

[4]Milliyetçi Hareket Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı SayınDevlet Bahçeli'nin AKP'nin "Kürt açılımı" sürecine ilişkin songelişmeler konusunda yaptıkları yazılı basın açıklaması”, 8 Eylül 2009, https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/721/index.html,(25.08.2023, çevrim içi).

[5]Milliyetçi Hareket Partisi, “Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı SayınDevlet Bahçeli’nin,

TBMM GrupToplantısında yapmış oldukları konuşma”, 12 Temmuz 2016, https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/4106/index.html,(25.08.2023, çevrim içi).

[6]Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve Cumhurİttifakı, t.y., s. 6, https://www.mhp.org.tr/usr_img/_mhp2007/kitaplar/cumhur_ittifaki_blumu_web.pdf,(25.08.2023, çevrim içi).

[7]Ae s. 11.

[8]Ae., s. 16.

[9]Milliyetçi Hareket Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı SayınDevlet Bahçeli’nin,

TBMM GrupToplantısında yapmış oldukları konuşma, 13 Haziran 2017,https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/4270/index.html,(25.08.2023, çevrim içi).

[10]Burhanettin Duran, (ed) Burhanettin Duran, Kemal İnat, Mustafa Caner, Türk DışPolitikası Yıllığı 2017, Seta Yayınları, İstanbul, 2018, s.25.

[11]“Tarih tekerrür etti: Türk askeri 100 yıl sonra yeniden Bakü'de”, Yeni Şafak,10 Aralık 2020.

[12]Türk Dünyası 2040 Vizyonu,https://turkicstates.org/assets/pdf/haberler/turk-dunyasi-2040-vizyonu-2396-98.pdf,(25.08.2023, çevrim içi).

[13]Elnur Paşa, “Devlet Bahçeli'nin hediye götürdüğü harita Rusya'yı rahatsızetti”, Türkgün, 19 Kasım 2021,https://www.turkgun.com/devlet-bahcelinin-hediye-goturdugu-harita-rusyayi-rahatsiz-etti,(25.08.2023, çevrim içi).

[14]MaviVatan kavramı ilk kez 14 Haziran 2006 tarihinde Deniz KuvvetleriKomutanlığı’nda düzenlenen Karadeniz ve Deniz Güvenliği konulu sempozyumdaemekli Tümamiral Cem Gürdeniz tarafından kullanılmıştır. Mavi Vatan,Türkiye’nin etrafını çeviren denizlerde bulunan canlı ve cansız her türlükaynak üzerinde sahip olduğu egemenlik hakları ile Türkiye’nin deniz yetki alanları için kullanılmaktadır. .Mavi Vatan’ı 178379.2 mil2 (462.000 km2 )’dir.

[15]Milliyetçi hareket Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı SayınDevlet Bahçeli’nin, TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma., 14Haziran 2022,https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5025/index.html,(25.08.2023, çevrim içi).

[16]Adaletve Kalkınma Partisi, Türkiye Yüzyılı: Yarın Değil hemen Şimdi, 2023, s.79-98,https://www.trthaber.com/pdf/turkiye-yuzyili.pdf, (25.08.2023, çevrim içi).

[17]Milliyetçi Hareket Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı SayınDevlet Bahçeli’nin 13. Olağan Büyük Kurultay Açılışında Yapmış OlduklarıKonuşma Metni, 18 Mart 2021, s.32-34, https://www.mhp.org.tr/usr_img/mhpweb/kitaplar/13mhp_kurultay_konusmasi_135.pdf,(25.08.2023, çevrim içi)