AHLAKSIZ AHLAK

26 Temmuz 2016 12:44 Prof. Dr. Temel ÇALIK
Okunma
2166
AHLAKSIZ AHLAK

 


Fransız Yazar Frederic Paulhan, “Ahlakın Ahlaksızlığı (La Morale de L’Ironie)” adlı kitabında şu ifadeyi kullanır: “Hürriyeti en çok isteyenler susturulmuş olanlardır. Fakat bunlar başkalarını yenince onlara hiçbir hürriyet vermezler.” Bu bağlamda insan haklarından, bağımsızlıktan ve özgürlükten söz edenlerin, genellikle gücü ellerine geçirdiklerinde sözünü ettikleri değerleri unutmaları herhâlde “ahlaksız ahlakı” en iyi ifade eden durum olarak görülebilir. Ahlaksız ahlak, birey ya da grupların söylem ve eylemlerinin ters düşmesini, hatta çoğu zaman kasıtlı bir şekilde, değişen şartlara uygun olarak farklılaşmasını ifade etmektedir.
Ahlak konusunda tartışmanın bazı zorlukları vardır. Başlık “ahlaksız ahlak” olunca bu zorluğun daha da artması kaçınılmaz olmaktadır. Zorluğu aşmak için, daha çok kavramlar üzerinde durulup asıl tartışmaya fazla yer vermeden kolaycılığa kaçmak da bir yol olarak çoğu zaman kullanılmaktadır. Belki okuyucu bu yazıda da aynı izlenimi edinebilir. Ancak konu başlığının ve ele alınan kavramların, okuyucuları yeniden düşünmeye ve tartışmaya sevk edeceği umulmaktadır. Bu nedenle bir ölçüde de olsa yazının amacına ulaşması beklenmektedir.
Bir toplumda belirli bir dönemde egemen olan bireysel ve toplumsal davranış kuralları ile toplumsal bir bilinç biçimi olan ahlak; toplumca belirlenen ve zaman içinde gelişen ilkelerin, değer yargılarının, normların ve kuralların oluşturduğu bir sistem olarak adlandırılır. Ahlak kavramı özü itibarıyla insanların yaradılışından ötürü kazandıkları birtakım özellikleri ifade etmektedir. Ahlak anlayışı ve ahlaki yaşam ilkeleri insanlık tarihi boyunca her dönemde var olmuştur. İlave olarak ahlak, insanların toplum içerisinde yaşamaya başlamalarıyla birlikte gündelik hayatın gerektirdiği insan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Ahlak; günlük yaşantımızda çok sık kullandığımız, hemen hemen bütün davranışlarımızı bu bağlamda değerlendirdiğimiz bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Genelde bireyin bireyle, bireyin grupla, grubun grupla ilişkisini düzenleyen kuralları, ilkeleri ve değerleri kapsayan bir yapıyı ifade eder. Toplumun ortak aklı olarak ortaya çıkan ahlak, toplumun vicdanında oluşmuştur. Aynı zamanda töre, örf, âdet ve inanç sisteminden önemli ölçüde etkilenen ahlak; hukuk sisteminin başlıca kaynaklarından da biridir. Diğer bir deyişle ahlak kuralları, toplumu oluşturan bireylerin karşılıklı irade beyanı sonucu ortaya çıkmıştır. Ahlak, aynı zamanda insanların bir arada yaşama kararlılığını ifade eden “psikolojik sözleşme” olarak da adlandırılabilir.
İyilik, doğruluk, sorumluluk, dürüstlük, erdemlilik gibi nitelikleri kapsayan ahlak, toplumsal yaşantının olmazsa olmazıdır. Bir toplumda bu niteliklerin kaybolması veya anlamını yitirmesi kaos, kriz, bunalım, yabancılaşma veya çatışma olarak karşılık bulacaktır. Ahlakın çerçevesi her ne kadar bazı standartlarla belirlenmeye çalışılsa da bireyden bireye, toplumdan topluma, zamandan zamana ve mekândan mekâna değişiklik gösterebilir. Burada dikkate alınacak husus, iyi-kötü ve doğru-yanlış tanımlarıdır. Söz konusu kavramlar son derece görecelidir. O hâlde ahlaklılık ve ahlaksızlık konusunda bir belirsizlik ortaya çıkmaktadır. Yine de toplum vicdanında oluşmuş, gerek bireysel gerekse toplumsal tutum ve davranışlardan hangilerinin ahlaklı veya ahlaksız olduğuna dair belirgin ölçütler vardır.
Gerek bireysel gerek toplumsal davranış ve tutumlar genel olarak kabul görüyor ve toplum yararına olduğu kanaatini uyandırıyorsa ahlaklı, karşıt bir durumdaysa ahlaksız olarak nitelendirilir. Bireysel açıdan doğru ve dürüst olmak, saygılı olmak, yardımsever olmak, yalan söylememek, sözünü yerine getirmek, sözünün arkasında durmak, olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak, işini gereği gibi yapmak, diğer insanlara karşı sorumluluklarını yerine getirmek bireysel ahlaklılığın olmazsa olmazlarıdır. Yine söz konusu nitelikleri bir grup bir kurum ve toplum içinde ahlaklılık ölçütleri olarak kabul etmek mümkündür.
İnsan davranışlarını iyi veya kötü diye değerlendirmekten doğan ahlak, her toplumda söz konusudur. Çünkü kaynaklandığı yer insanın vicdanıdır. Vicdan; iyiyi kötüyü, haklıyı haksızı ayıran bir bilinç türüdür. Ahlak felsefesinin ilk sorusu “ahlaki” olanın ne olduğudur. İyi ve kötü karşıtlığında kurulan bir ilişkide iyi olan ahlaki olandır. O hâlde “iyi”; toplumun koyduğu ahlak kurallarına uyma, “kötü” olansa toplumda geçerli olan ahlak kurallarına uymamadır. Ahlaki değerler ve değersizliklerle, ahlak değerlendirmesinin ölçütleri insanın kendi içinde doğup gelişir. Toplumdaki ahlak kuralları bir bireyin ya da belirli bir grubun faydasına değil, toplumun tamamının faydasınadır. Ahlak kurallarının nihai hedeflerinden birisi de toplumun sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesidir.
Acaba günümüzde ahlaki olanla olmayan tutum ve davranış arasındaki açı daralıyor mu? İnsanlar ahlaki olmayan davranışlarını perdeleyip ahlaki olarak değerlendiriyorlar mı? Yine toplumsal ölçütlere göre ahlaki olmayan davranışlar bireyler tarafından ahlaklı olarak mı görülüyor? Bireyler ve gruplar ahlaksızlıklarına uygun bir ahlak mı geliştirmeye çalışıyorlar? Bu ve buna benzer soruları çoğaltmak mümkündür. Görünen odur ki toplum yapısı daha karmaşık bir durum aldıkça yeni bir ahlak olarak “ahlaksız ahlak”ın belirtileri ortaya çıkıyor.
Söz konusu belirtilerden bazıları şunlardır: Kimsesizlere ve güçsüzlere yardım amacıyla yola çıkıp toplanan paraları kendi reklamları için kullanmak ve ihtiyacı olanlara hiçbir yardım yapmamak. Gösteri amaçlı okul ve hastane yapmak fakat harcadıkları paranın onlarca katı olan vergi borçlarını devlete ödememek... Özellikle afet durumlarında basın yayın organlarında düzenlenen kampanyalara sözde önemli bir miktarla katılmak, daha sonra sorumluluğunu yerine getirmemek. Haksız ve haram kazanç elde edip bu paranın çok az bir miktarıyla hayır yaparak kendi vicdanını rahatlatmaya ve toplum nezdinde itibar bulmaya çalışmak. Siyasal açıdan birçok vaatte bulunup işbaşına gelince bu vaatlerinin hiçbirini yerine getirmemek, hatta hatırlamamak. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Buradan anlaşılacağı üzere, genel olarak bireylerin ya da kurumların kendilerini tanımlama biçimleri ve eylemleri arasında büyük uçurumların olduğu göze çarpmaktadır.
Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere ahlakın yozlaştığını, her kişinin ya da grubun kendine has bir ahlak anlayışı benimsemeye başladığını görmekteyiz. Çıkara dayalı ve topluma fayda getirmeyecek olan bu ahlak anlayışı, en hafif şekliyle “ahlaksız ahlak” olarak ifade edilebilir. Bu durumun, uzun vadede toplumsal barışı bozması, insan ilişkilerinde güven bunalımını ortaya çıkarması, yabancılaşma ve çatışma gibi sonuçları beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Öncelikle aydınların bu konuya dikkati çekerek araştırmalarını bunun üzerinde yoğunlaştırması ve araştırma sonuçlarını uygulamacılarla beraber hayata geçirmeleri, günümüzde insanlığa yapılacak önemli hizmetlerden birisi olacaktır.