Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker BAŞBUĞ: “BAZI ÜNİVERSİTE YÖNETİMLERİNİN PKK EYLEMLERİNE GÖZ YUMMASI CİDDİ SORUN”

23 Haziran 2016 11:31 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1230
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker BAŞBUĞ: “BAZI ÜNİVERSİTE YÖNETİMLERİNİN PKK EYLEMLERİNE GÖZ YUMMASI CİDDİ SORUN”

 


Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bölücü terör örgütü PKK'nın üniversiteleri âdeta “eğitim kampı” hâline getirdiğini belirterek "Bazı üniversitelerin PKK’nın eylemlerine göz yumması ciddi bir sorun.” dedi.
PKK’nın etnik milliyetçilik uğruna yıllardan beri kan döktüğünü, katliamlar yaptığını belirten Başbuğ, “Atatürk, Türk milletini tanımlarken ‘Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.’ demiştir. Buradaki Türk milleti bir isimdir, sıfat değildir. Sıfat doğuştan olur. Bu milleti bütünleştiren ve ayakta tutan ulus devlet kavramıdır. Bu ilkeyi parçalarsanız ülkeyi parçalamak için ilk adımı atmış olursunuz. Onun için özellikle gençler bu konuda son derece duyarlı olmalı ve konuya sahip çıkmalıdır.” diye konuştu.
İlker Başbuğ, Gazi Üniversitesinde “Millî Siyaset ve Terörle Mücadele” konulu bir konferans verdi.
Başbuğ; Tarihte Liderlik ve Liderlik Araştırmaları Topluluğunca düzenlenen konferansta, başta terör ve siyaset olmak üzere Türkiye gündemine ilişkin konular hakkında dikkati çeken açıklamalarda bulundu.
İlker Başbuğ, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Gazi Üniversitesinde Türk gençliğinin en güzel topluluğu ile beraber olmaktan son derece mutlu olduğunu, bundan son derece onur ve gurur duyduğunu ifade etti.
Türkiye'deki terör eylemlerinin sonlandırılmasının, Suriye ve Irak'taki gelişmelere bağlı olduğunu vurgulayan Başbuğ, "Terör örgütünün geçen yıl Temmuz ayında yeniden eylemlere başlamasının sebepleri iyi anlaşılmalı. Birçok sebep sıralayabilirsiniz ama bana göre ana sebep, Suriye ve Irak'taki gelişmelerdir. Size, 'Sen Suriye'deki olaylara, koridora müdahale etmek mi istiyorsun? Senin içinde ben öyle sorunlar yaratırım ki sen kafanı kaldırıp Suriye'deki olaylara bakacak gücü bulamazsın.’ mesajı veriliyor.” dedi.
İlker Başbuğ; terör sorununun devletin terörle, güvenlik güçlerinin de teröristle mücadelesiyle çözülebileceğini, tek kuvvetin mücadelesiyle sorunun çözümünün mümkün olmadığını belirtti.
Devletin, politikalarıyla terör örgütüne katılımların önüne geçmesi gerektiğine ifade eden Başbuğ; terörle mücadelenin mutlaka bir yasal dayanağının bulunması gerektiğini vurguladı.
Başbuğ, toplumsal olaylara karşı yapılan ve çok zayıf olan 5442 sayılı İl İdareleri Kanunu ile terörle mücadelenin hukuksal dayanağının sağlanamayacağını, en kısa zamanda yeni bir terörle mücadele kanununun çıkarılması gerektiğini kaydetti.
Rus uçağının düşürülmesi konusunda Türkiye'nin hukuksal açıdan haklı olduğunu ancak bu olayın Türkiye'nin Suriye politikasındaki inisiyatifini elinden aldığını kaydeden Başbuğ, Türkiye'nin; Suriye meselesinde İran, Rusya ve merkezî hükûmetle beraber hareket etmesi hâlinde Suriye'de etkili olabileceğini savundu.
İlker Başbuğ, "Tabii ABD ile de çatışacak değilsiniz elbette. Bu politikanın revize edilmesi lazım… İran ile bir parça edildi ama esas politikayı esir alan Rusya ile olan ilişkileriniz. Ümit ediyorum ve bekliyorum ki Türkiye-Rusya ilişkileri de yakın zamanda normal durumuna döner, dönmesi lazım. Aksi takdirde biz Suriye konusunda etkili olamayız." görüşüne yer verdi.
Irak'ta ise Musul'a dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Başbuğ, bu kentin de yakın zamanda IŞİD’in elinden alınacağını söyledi.
Başbuğ, bu adımın Irak'ın geleceğini belirleyeceğini aktararak ağırlıklı olarak Şiilerden oluşan merkezî hükûmetin buraya girmeyeceğinin konuşulduğunu dile getirdi.
İlker Başbuğ, şöyle devam etti:
"Bugüne kadar yaşananlar şunu gösteriyor: IŞİD'in terk ettiği yerlere Kürtler geliyor. Her yerde aynı şey yaşanıyor. Aynı şey Musul'da da mı yaşanacak? Olabilir, büyük ihtimalle. Böyle olursa Irak'ın kuzeyinde bağımsız Kürt devletinin kurulmasında son adım atılmış olur. Son nokta ne? Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyebilecek bir güç var mı? Var, Türkiye ve İran. Bu iki ülke Irak'ın kuzeyinde bağımsız Kürt devletine karşı olduğu sürece ABD bu oluşuma yeşil ışık yakmaz. Onun için bu iki ülkenin bu konudaki pozisyonunu muhafaza etmeleri lazım. Şu hataya düşülmesin: 'Kurulsun bir Kürt devleti, biz de hami oluruz.' Bu tarihî bir hata ve yanılgı olur. 1923'te TBMM'de Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediklerini unutmayın."
 
PKK, 1993'ten Sonra Dini ve Etnisiteyi Kullanmaya Başladı
Bugün Türkiye gündeminin en tepesinde terör sorununun olduğunu hatırlatan Başbuğ, "Temmuz 2015'ten sonra tekrar PKK terörünün azarak eylemlere başvurduğunu ve ülkeyi bir terör sarmalına soktuğunu hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. Her gün duyduğumuz şehit haberleri yüreklerimizi yakıyor. Acı duyuyoruz. Terörle mücadele dâhil, bugüne kadar verdiğimiz bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor ve gazilerimize sağlık diliyorum." dedi.
Başbuğ, bölücü terör örgütü PKK hakkında bilgi verirken başlangıçta Marksist -Leninist sosyalist sol düşünceye sahip olan örgüt kurucularının, 1993'ten sonra dinî ve etnik kimliği kullanmaya başladığını bildirdi.
"Sol düşünceye mensup olanlar etnik milliyetçiliği benimsemezler." diyen Başbuğ, şunları kaydetti:
"Aslında bilimsel olarak etnik milliyetçilik olmaz. Abdullah Öcalan, önce 'Sosyalist olduğum için Kürt sorununa el attım, Kürt olduğum için değil.' demişti. Milliyetçilik kokusunu başlangıçtan itibaren seziyorsunuz. Örgütün bu çizgisi, bu düşüncesi 1993'lere kadar devam etti. 1993'lere gelindiği zaman ki terör örgütünün en çok darbe yediği yıldır. Bu tarihten itibaren artık bu ideolojiden ayrılarak farklı noktalara geldiğini görüyorsunuz. PKK terör örgütü bu tarihten sonra tamamen Kürt etnik milliyetçiliğine sahip olmaya ve dini de yavaş yavaş kullanmaya başladı. Örgütün bugün yaptığı terör eylemleri, Kürt etnik milliyetçiliği üzerine kuruludur. Bu tip hareketler toplumun tümü kapsamaz belirli bir grup tarafından yönlendirilir. İlk günden beri amaçları aynı değişen bir şey yok. Bazı kesimlerin bundan 3 - 4 yıl önce Abdullah Öcalan'ın açıklamalarını yere göğe sığdıramayan konuşmalarını ve yazılarını hatırlıyoruz. Çünkü bu örgütün amaçları belli... Birinci aşama Kürt kimliğinin Anayasa ile kabul ettirilmesi. 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk ve Kürt halklarından oluşur.' yazılmasını istiyorlar. Anayasal kimliği basit görmeyin. Amaç iki millet oluşturmak. Türkiye'de iki ayrı milletin hukuksal olarak kabul edilmesi isteniyor. İki milleti oluşturduktan sonra bunu tutamazsınız, kademe kademe arkası gelir. Kürt kimliğinin anayasal kimlik olarak tanımlanması basit bir olay değildir. Bu bölünmeye götürür. İkinci aşama, özerk idare. En son gördünüz, özerklik ilan etmeye kalktılar. Başarılı olsalardı bugün nerede olurduk?"
 
Bölge Halkı PKK’ya Prim Verseydi İç Savaş Yaşardık
Başbuğ, "2015 Temmuz'undan itibaren o bölgede canları pahasına görev yapan asker ve polisimize şükran borçluyuz." diyerek şöyle devam etti:
"GATA'da ziyaret ettiğim yaralı polis ve askerlerde şunu gördüm: Vatan ve millet sevgisini gördüm. Bizim istediğimiz Türk milleti bu zaten. Vatan ve millet sevgisini her şeyin üstünde tutarak kişisel menfaatlerini gerektiği zaman bir kenara bırakan… Özerk idareyi ilan etmeyi denediler, işte sonuç ortada. Devlet seyirci mi kalacaktı?  Devletseniz, mücadele edeceksiniz. Devletin güvenlik kuvvetleri iki noktaya çok dikkat etti ve etmeye devam ediyor. Orada yaşayan insanların can güvenliğini korumak ve bu işi en az kayıpla sona erdirmek için elinden geleni yapıyor. Güvenlik kuvvetlerimiz son derece zor bir mücadelenin içindeler ve onlara sahip çıkmamız lazım. Sadece üzülmek yetmiyor, bunun yanında eylem yapmak lazım. Herkesin bu konuda duyarlı olması lazım... Çünkü asker ve polisimiz orada son derece zor şartlarda görev yapıyor. Asker ve polisin yanında ikinci olarak zor durumda bulunan bir de bölge halkı var.  Terörden en çok zarar gören halk o bölgenin halkı. Bu halk teröre prim vermedi, terör örgütünün istekleri doğrultusunda hareket etmedi. Etseydi eğer Allah korusun bugün bir iç savaş durumu yaşıyor olabilirdik. O halk Lozan'da da aynı şeyi gösterdi. Terör örgütünün değil devletinin yanında yer aldı. Bölge halkı şu anda korkunç bir travma yaşıyor. Olayın bu boyutunu da görmemiz lazım. O insanlar devletin yanında yer aldı. Birlikte yaşamayı seçti. Üçüncü aşama bağımsız Kürt devleti, dördüncü aşama da bağımsız büyük Kürdistan devleti. 21 Mart 2013'te Diyarbakır'da bölücü başı Abdullah Öcalan'ın mesajını medyada alkışlayanlar çıktı. O mesajda aslında büyük Kürdistan anlatıldı. Bunu anlayan ne kadar çıktı, bilmiyorum. 2005'de Abdullah Öcalan'ın yönlendirmesi ile bir de KCK diye bir olay çıktı. KCK, PKK'nın en üst siyasi yapılanmasıdır. 25 Mayıs 2007'de bir sözleşme imzaladılar. Sözleşmede, 'Ulus devlet sistemi bitti, çıkış noktası demokratik konfederatif sistemdir.' denildi."
 
Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir
Her devletin içinde etnik farklılıkların olduğunu hatırlatan Başbuğ, "Geçmişte yapılan hatalarla reddedilme var. Eğer bir ülkede etnik farklılıklar varsa ulus devlet bu işin çimentosudur. Ulus devleti birleştiren ve bütünleştirendir." ifadesine yer verdi.
Başbuğ, PKK’nın etnik milliyetçilik uğruna yıllardan beri terör eylemleri yaptığını kaydederken Türkiye’de Türk-Kürt sorununun olmadığını vurguladı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." sözünü hatırlatan Başbuğ, şunları söyledi:
"Bu çok önemli bir cümle... Buradaki bir kelimeyi oynatırsanız anlam karmakarışık olur.  Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ne demek? Bu hedefinizi ve amacınızı gösteriyor. Hem kuran hem yaşatan... Sadakatle bağlı olacaksınız. Anayasa'nın 66. maddesindeki 'Türk milleti' ibaresini bazıları bir türlü anlamıyor. Aslında anlıyorlar da körü körüne karşı çıkıyorlar. Türk milleti bütünleştirici bir kavramdır. Buradaki Türk milleti isimdir, sıfat değildir. Sıfat doğuştan olur. Türk Milleti burada bir isimdir. Bu milletini bütünleştiren ve ayakta tutan ulus devlet kavramıdır. Türk milletinin oluşumudur. Bu ilkeyi parçalarsanız, ülkeyi parçalamak için ilk adımı atmış olursunuz. Onun için gençlerin özellikle bu konuda duyarlı olması ve bu konuya sahip çıkması gerekir. Bu, bizim için fevkalade önemli ve hayati bir konudur. Örnek, Yugoslavya vs... Ulus devlet kavramına mutlaka sahip çıkmalıyız. 2015'teki terör eylemleri havadan mı geldi? 2013'te Abdullah Öcalan, 'Müzakere çökerse bütün şehirlere yayılan büyük bir ayaklanma olur. İkinci bir Suriye'nin eli kulağındadır.' diye yıllar önce söylemiş. Bu söylenenleri ya görmemişiz ya da görmemezlikten gelmişiz. Yine Abdullah Öcalan 2013'te Suriye'nin kuzeyinde özerk bölgelerin yani bir Kürt koridorunun oluşacağını söylemiş ama biz uyumuşuz. 2014 Aynelarap (Kobani) olayından sonra uykudan uyandık."
 
Yeni Hükûmetin İlk İşi Suriye Politikasını Revize Etmek Olmalı
İlker Başbuğ, Türkiye'nin Suriye politikasının yanlış olduğunu ve mutlaka revize edilmesi gerektiğini belirtti.
Başbuğ, şöyle dedi:
“Bu, İran'la bir parça revize edildi. Esas olan Rusya ile ilişkilerimiz. Ümit ediyorum ki Türkiye-Rusya ilişkileri de yakın bir zamanda düzelir. Düzelmesi lazım. Aksi takdirde Suriye konusunda etkili olamayız. Beşar Esad kötü bir lider. Yüz binlerle Suriyelinin ölümüne sebep olan bir lider. Bu insanı savunacak değiliz ama hâlen merkezî hükûmetin başında. Ne kadar devam eder bilemem. O gidinceye kadar bu rejimle ilişkileri götürmek durumundayız. İlişkilerimizin olmaması, Suriye konusundaki politikamızın etkisini azaltıyor. Ümit ederim, yeni kurulacak olan hükûmet bu politikayı düzeltir. Yeni hükûmetin ilk yapacağı şeyin, Suriye ile ilgili dış politikayı revize etmek olacağını ümit ediyoruz. Irak’taki Musul da IŞİD'in elinde. Yakın bir zamanda Musul IŞİD'in elinden bir operasyonla alınacak. IŞİD'in elinden alınınca oraya kim hâkim olacak? Irak parçalanırsa mezhepçilik yüzünden parçalanır. Musul çok önemli... Bugüne kadar yaşananlar şunu gösteriyor:  IŞİD'in terk ettiği yerlere Kürtler geliyor. Aynı şey Musul'da da yaşanacak. Yaşanırsa eğer oradan şu sonuç çıkar:  Irak'ın kuzeyinde de bir Kürt Devletinin kurulmasında son adım atılmış olur. O zaman iş son noktaya kalır. Irak'ta bu oluşumu engelleyecek bir güç var mı var. Türkiye ve İran… İki ülke bu oluşuma karşı olduğu sürece ABD bu konuda yeşil ışık yakmaz. Onun için İran ve Türkiye bu konudaki pozisyonunu muhafaza etmesi lazım. Ama önümüzdeki süreçte de böyle bir durumla karşı karşıyayız."
 
Devlet Olarak Terör Örgütüne Katılımları Önleyemezseniz, Terör Olayları Bitmez
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Başbuğ, "terörün nasıl bitirileceği" konusunda görüşlerini dile getirirken "Bunu görevde iken defalarca söyledim. Terörle mücadele ayrı, teröristle mücadele ayrıdır. Terörle mücadele devletin işidir, teröristle mücadele güvenlik kuvvetlerinin işidir." dedi.
Türkiye'nin bu ayrımı bir türlü anlayamadığını ifade eden Başbuğ, şunları söyledi:
"Güvenlik kuvvetlerinin bu konuda bugüne kadar büyük başarı sağlayarak 30 bin teröristi etkisiz hâle getirdiğini görüyoruz. Örgütün genel durumu 5-6 bin kadardır. 30 bini 5-6'ya bölerseniz demek ki güvenlik kuvvetleri 5-6 defa bitirmiş demektir. Terörle mücadelede devletimiz başarısız, teröristle mücadelede güvenlik kuvvetleri başarılıdır. Güvenlik kuvvetleri teröristlerle başarılı olurken siz devlet olarak terör örgütüne katılımları önleyemezseniz bu terör olayları bitmez. Devlet diyecek ki 'Bu insanlar terör örgütüne niçin katılıyor?' Devletin bunu bilimsel olarak incelemesi lazım… Önce sebeplerini tespit edeceksiniz sonra da bu sebepleri ortadan kaldırmak için tedbir alacaksınız. Almazsanız eğer bu terör daha yüzyıl devam eder. Yapamadığımız, beceremediğimiz husus bu. Terörle mücadelenin güvenlik, ekonomik, sosyal, kültürel, uluslararası ilişkiler, psikolojik harekât, parasal kaynak boyutları var. Bütün bu boyutlarda koordineli olarak mücadele etmemiz lazım."
Sadece güvenlik tedbirleri ile terörle mücadelede başarı elde edilemeyeceğini kaydeden Başbuğ, şunları söyledi:
'Diğer alanlarda alınması gereken tedbirleri alalım güvenlik alanındaki tedbirleri bir kenara bırakalım böylece terörü bitiririz.' diyorsanız eğer bu yanlış. 'Açılım süreci' denilen bu... Güvenlik alanındaki mücadeleyi sürdürelim diğer alanlardaki tedbirleri bırakarak terörü bitireceğinizi düşünüyorsunuz, bu da yanlış. Dolayısıyla bütün alanlarda eş zamanlı, koordineli olarak mücadelenin devam etmesi lazım. Bölücü terör örgütünü Irak'ın kuzeyinden atamadığınız sürece yine terörle mücadele fevkalade zor olur. Bu iki husus terörlü mücadelede hayati derecede önemli olarak karşımıza çıkıyor. Terörle mücadelenin bir yasal dayanağı olması lazım… Türkiye'de şu anda bunun ciddi anlamda sıkıntısı var. 5442 sayılı İller İdaresi Yasası ile terörle mücadelenin hukuksal dayanağını yapamazsınız. Asker bu konuda bağırıyor, 'Terörle mücadele konusunda bana yasa yap.' diyor. Siyasi makamlara buradan bir vatandaş olarak bu konuyu seslendirmiş oluyorum. Terörle mücadelenin yasasını lütfen çıkartın. Bu çok önemli bir konu..."
 
Böyle Bir Orduya Sahip Olduğumuz İçin Oturup Dua Etmeliyiz
İlker Başbuğ, yaklaşık bir buçuk saat süren konferansta daha sonra şu mesajları verdi:
"Bütün bu olumsuz olaylara karşı hiçbir zaman ümitsizlik ve karamsarlığa düşmek, bu millete ve evlatlarına yakışmaz. Herkes kendi parkurunda ve kendi görev alanında teröre karşı mücadele edecektir. Geleceğe yönelik bizleri hiçbir zaman umutsuzluğa sokmayan temel sebeplerin içinde iki konu var. O bölgede yaşayan ve terör örgütünün yanında yer almayan, destek vermeyen, sempati duymayan Kürt kardeşlerimiz Türklerle birlikte yaşamayı Lozan'da kabul etti ve bugün de aynı noktadalar. Bu en sağlam olduğumuz yer. Toplumun iki kesimi de sağduyulu. İstenen Türk-Kürt çatışması yaratmak… Bu ülkemiz için en büyük kötülüktür. Ne Kürt ne de Türkler şimdiye kadar bu oyuna gelmedi, bundan sonra da gelmeyecek. Sosyolojik bakımdan gelme ihtimali zayıf. Kürtlerin %44'ü Batı, %56'sı doğu ve güneydoğuda yaşıyor. Ciddi bir akrabalık ilişkisi var. Her ailenin içinde olabilir. 4 milyon civarında bir ailede akrabalık ilişkisi söz konusu. Bir arada yaşama duygusu zayıflamamalı. Zayıflarsa işimiz çok zor olur. Sevindirici olan nokta, şu anda toplumun her kesiminin bu oyuna gelmemesidir. İkinci olarak güçlü olduğumuz nokta da şu: Bu orduya komplo kurularak hainlik yapıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yapılan vatan hainliğidir. Dünyanın hiçbir yerinde millî ordusuna bu şekilde davranan bir ülke bulamazsınız. Ama bu ordunun mayası o kadar sağlam ki vatan ve millet sevgisi o kadar güçlü ki bütün yapılan bu hainliklere, komplolara rağmen kendilerine görev düştüğü zaman yüreklerine taş basarak, canları pahasına kendilerine verilen görevi en iyi şekilde yapmak için uğraşıyorlar, çalışıyorlar. Gerekirse can veriyorlar. Onun için bu millet olarak oturun dua edin Türk ordusu gibi bir orduya sahipsiniz."
 
Hükûmeti Cemaatle İlgili Uyardım Ama İnandıramadım
Konferansın sonunda öğrenciler, İlker Başbuğ’u soru yağmuruna tuttu. Başbuğ, cemaatle ilgili yöneltilen bir soruya karşılık, "2009'da cemaatin ne kadar büyük tehdit olduğunu ilk defa bir bürokrat olarak açık açık söyleyen benim. O zamanki siyasi iktidara söyledik. Dedik ki 'Bu tehdit şimdi bize yarın size dönecek.' Bize inanmadılar ve sonunda dediler ki 'Evet siz haklıymışsınız.' Bu konuda popülist davranmıyorum. Cemaate 2009'da da karşıydım bugün de karşıyım. Cemaatle kim mücadele verirse yanında yer alırım. Yine aynı noktadayım. Çünkü gerçekten büyük bir tehdittir.”
 
Siyasetle İlgim Yok Ama Sizler Siyaset Dışı Kalmayın
Başbuğ, "Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?" sorusunu cevaplarken şunları söyledi:
"Siyasetle ilgimiz yok. Hayatımız siyasettir ama herhangi bir siyasi parti içinde bir siyaset yapma düşüncem yoktur. Türk milletinin bir özelliği vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yüksek makamlarda olanların siyasette yer almasına pek sempatiyle bakmaz, hoş karşılamaz. Bunun geçmişte örnekleri çoktur. Genelkurmay Başkanlığı gibi bir makamdan sonra siyasi parti içinde yer almak önemli değil. Önemli olan siyasi parti içinde yer almaktansa halkın gönlünde yer almaktır. Makamların en güzeli odur. Ama siz gençler siyasete girebilirsiniz. Gençlerin siyasetin dışında kalması doğru bir şey değildir. Siyaset denilince sadece bir siyasi parti olarak anlamayın. Bir sivil toplum örgütü içinde yer almanız bile siyasettir. Önemli olan topluma yararlı olmaktır. Siyasi partilere de üye olabilirsiniz. Şartlar elverirse milletvekili olun. Sizler olmayacaksınız da kimler olacak? Gençliğin siyaset dışı kalmasının doğru olmadığı kanaatindeyim."
 
Tartışın Ama Birbirinizin Boğazına Sarılmayın
Başbuğ, "12 Eylül'ün yaptığı en büyük zararlardan birisi de üniversite gençliğini apolitize etmesidir. Elbette bu gençliğin ülkenin bütün konularıyla ilgilenmesi gerekir. Tartışın ama birbirinizin boğazına sarılmayın. Birbirinize taş atmayın, Önemli olan bu. Ülkeye hizmet etmek için parlamentoda olmak şart değil. Her yerde herkes kendi çapında ülkesine hizmet edebilir. Akşam yatarken şu soruyu sorun: 'Ülkem bana bugün ne verdi değil, ben bugün ülkeme ne verdim?' Asıl milliyetçilik budur.”
 
Milliyetçilik, Kendisini Ülkesi ve Milleti İçin Adamaktır
"Milliyetçilik nedir?" sorusuna "Milliyetçilik kendisini ülkesi ve milleti için adamaktır." cevabını veren Başbuğ, "Türkiye'de adalet var mı?" sorusuna karşılık da şöyle dedi:
"Vallahi ben bir Adalet Ağaoğlu'nu tanıyorum, başka tanıdığım da yok. Adalet katledildi. Adalet katledilirken bu olaya en büyük kayıtsız kalan da hukuk fakülteleri olmuştur. Türkiye'de 83 hukuk fakültesi var, bir kaç tanesi hariç tümü kayıtsız kaldı. Bu, Türkiye için çok acı. Mahkemelerde 'Adalet Mülkün Temelidir.' diye yazılıdır. 'Mülk' ne anlama geliyor? 'Devlet, ülke' anlamına geliyor, 'mal mülk' değil ama berbat durumdayız."
İlker Başbuğ; Suriyeli mültecilerle ilgili bir soru üzerine, "Mülteci olayı çok ciddi bir sorun. Bugün 3 milyona yakın mülteci var. Bunların geleceği ne olacak? Bunların büyük bölümü Türkiye'de yaşamaya devam ederse ciddi anlamda bir güvenlik sorunu yaşarız. Suriye merkezî hükûmetiyle iyi olsaydık, Rusya krizi olmasaydı belki Suriye'nin kuzeyinde bir güvenli bölgesi oluşturulabilirdi. Ama maalesef şu anda bunu uygulamamamız çok zor." diye konuştu.
 
Terörle Mücadelede İstihbarat ve Ajanınız Yoksa İşiniz Çok Zor
Başbuğ, terörle mücadelede istihbaratın önemini vurgularken "Bu konuda insan istihbaratınız ve ajanınız yoksa eğer işiniz çok zor." dedi.
Şehitlerle ilgili yaşanan duyarsızlıktan dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getiren Başbuğ, "Şehitlerle ilgili her şeyi yapıyor muyuz yapmıyor muyuz? Tören yapıyoruz ama sonra unutuyoruz. Şehitlerimizin anılarını canlı tutmak için başka neler yapabileceğimizi düşünüp hayata geçirmeliyiz. Bu konuda düşünmek lazım." görüşüne yer verdi.
 
"Mehmetçik" İsmini İlk Kullanan İstanbul Basınıdır
İlker Başbuğ, soruları cevaplarken "Mehmetçik" isminin tarih sahnesine nasıl girdiğini de açıkladı.
"Mehmetçik" ismini yazılı basında ilk olarak Çanakkale Savaşı'nda görülmeye başlandığını kaydeden Başbuğ, şunları söyledi:
"18 Mart Çıkartması yapılmadan önce Tümen Komutanı olan Atatürk bölgededir. İngilizler küçük bir çıkartma yaparlar. O çıkartmada çatışan çavuşlardan Mehmet isimli olanının silahı kırılır. Bunun üzerine taş atarak İngilizlere karşı savaşır. Sonradan durumu Mustafa Kemal'e anlatırlar. Bunun üzerine Atatürk çok duygulanır ve o gece Mehmet çavuşun ödüllendirilmesini teklif eder. Odan sonra İstanbul basınında Mehmet Çavuş, 'Mehmetçik' olarak yazılmaya başlar."
Başbuğ, bir öğrencinin "Teröristler güneydoğuda şehirlere ve ilçelere bomba yerleştirirken bölge halkı neredeydi?" sorusuna karşılık, "Devlet olarak sizin görmeniz lazım. Sizin istihbarat örgütleriniz neredeydi? Ne yaptılar? Bölge halkını suçlamak olmaz. Bölgeden polisi çekerseniz, bölgedeki askerin hareketine kısıtlama koyarsanız o bölgenin kontrolünü kime bırakıyorsunuz teröristlere. O zaman bölge halkı ne yapsın? Oysa bölge halkı her zaman polisi ve askeri yanında görseydi o zaman durum farklı olurdu."
 
KUTU HABER
Özgüven: Alçakça saldırıları Yapanlar Sözde Öğrenci, Özde Teröristtirler
Konferansın açılış konuşmasını yapan Topluluk Başkanı Burak Özgüven de şunları söyledi:
"Bölücü terör örgütü, Özellikle büyük şehirlerde art arda terör saldırıları ve kitlesel eylemler yapmaktadır. O alçakça terör eylemlerini gerçekleştiren canilerin neredeyse tamamı sözde öğrenci özde terörist öğrencilerdir. Bu eli kanlı caniler, bölücü terör örgütünün üniversitelerdeki yapılanmalarını oluşturmaktadır. Bu caniler dağda askerimizin, şehirlerde suçsuz insanlarımızın, üniversite yerleşkelerinde öğrencilerimizin canına kast etmek suretiyle saldırıda bulunmaktadırlar. Sanatta, edebiyatta, hukukta, sporda, sosyal hayatın her alanında var olan terörizm; üniversitelerde örgütlenmeye çalışmakta, çok yüksek puan ve sıralamalarla kazanılan okullara ne şekilde girdikleri belli olmayan hainler vatanperver öğrencilerin eğitim hayatına engel olmaya çalışmaktadır. Güvenlik güçlerine ve sivil halka saldıranlar ile Ankara ve Hacettepe Üniversitesinde terörist başının fotoğrafını asanlar, İstanbul Üniversitesinde terör örgütünün paçavralarını sallayanlar, İzmir Ege Üniversitesinde Fırat Çakıroğlu'nu şehit edenler şüphesiz ki aynı kişilerdir. Fakültelerde bu insanların barınmalarını görmezden gelen, faaliyetlerine sessiz kalan hatta destekleyen, kalem silahşörlüğü yapan üniversite yönetimleri ve akademisyenler bilmelidirler ki, barış adı altında savaş ve terör çağrıları yaparak attıkları imza ile ihanete ortak olmaktadırlar. Üniversitemizde de anlattıklarımıza paralel zihniyetteki yöneticiler, bizlerin faaliyetlerini kısıtlamaya ve engellemeye çalışsalar da bizleri yıldıramayacaklardır."