MHP Genel Başkanı BAHÇELİ: Türkiye'nin Şakası Yoktur. Azdan Az, Çoktan Çok Gider

16 Mart 2020 12:47 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1884
MHP Genel Başkanı BAHÇELİ: Türkiyenin Şakası Yoktur. Azdan Az, Çoktan Çok Gider

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye ve Rusya arasında 17 Eylül 2018’de imzalanan Soçi Mutabakatı’nı hatırlatarak, “Türkiye verdiği sözün arkasındadır. Rejim unsurlarının çekilmesi hem kendi hayırları hem bölge için mecburiyettir. Türkiye’nin şakası yoktur. Azdan az, çoktan çok gider. Gidenlerin alayı Esad rejiminden olacaktır.” dedi
Bahçeli, 18 Şubat 2020 Salı günü TBMM’de yapılan grup toplantısında partililere seslendi. Konuşmasına Şirazlı Sadi’nin “İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.” sözünü hatırlatarak başlayan Bahçeli, şöyle devam etti:
“Biz nerede susup, nerede konuşacağımızı; nerede durup nerede hareket edeceğimizi bilecek, bununla yetinmeyip gür bir sedayla beyan edecek çok şükür akıl sahibiyiz. Tehlikeler kapımıza dayandığında susup seyredecek kadar âciz durup dinlenecek kadar akılsız ve basiretsiz değiliz. Biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz. Müstesna sevdamız Türkiye, mensubiyet sancağımız Türk milletidir. Boş lafa karnımız toktur, bomboş kafalarla oyalanmaya vaktimiz yoktur, vatan ve millet uğruna göstereceğimiz fedakârlıklar pek çoktur. Teenniyle, tevazuuyla, teslimiyetsiz bir mizaçla ülkemizin yararına olacak her hayırlı adım ve atılımın yanında akılla, sabırla yerimizi alırız. Hem dava aklı hem tarih aklı hem de devlet ve millet aklının ihtiyaç ve iradesini tefrik edip gerektiği yerde tahkimini ve tevsikini yapacak kabiliyet ve karakterdeyiz. Aklını kullanmayan kişi ya da toplumların geçmişle gelecek arasında bağ kuramayacağına, gönülden göze, duygudan duruşa, kuvveden de fiile geçemeyeceğine inanırız. Özellikle ifade etmek isterim ki, siyaset bir akıl işidir, devlet yönetimi ise bundan mülhem akıl, adalet ve ahlak üzerine bina edilmelidir. Kutlu ecdadımızın bizlere tavsiye ve takdimi de bu şekildedir. Dünden bugüne Türk devlet felsefesinin dayandığı zamanlarüstü esasların özü bunlardır. Şurası da bir gerçektir ki, karambole teslim olmuş toplumlar şarampole devrilmeye mahkûmdur. Ülkemiz çok cepheli, çok etkili çok yönlü bir mücadelenin tam ortasındadır. Bu yalın gerçeği inkâr etmek akıl fukaralığına, samimiyet yoksunluğuna açık bir işarettir. Sürdürülen mücadele bekamızla doğrudan ilgili, bunun yanında da millî birlik ve bağımsızlığımızla yakından ilişkilidir. Aslına bakarsınız tesir alanı, teşmil sahası, temin maksadı açısından değerlendirdiğimizde şu an ki mücadele süreci partilerüstü bir mana ve muhtevaya haizdir, havidir. Türkiye bir yandan sınır ötesinde, diğer yandan da sınır içinde kesintisiz ilerleyen ve kesin çizgilerle tayini yapılmış millî bir direniş hâlindedir. Pençe, Kıran, Kapan Operasyonları terörün belini kırmakla kalmamış, Türk devletinin kararlılık ve kudretini hainlere demir yumrukla göstermiştir. En son örneği 14 Şubat günü Van’da görüldüğü üzere, teröristler HDP’li iş birlikçi milletvekillerinin araçlarına binip propaganda faaliyetlerine cüret etseler de cesaret timsali güvenlik görevlilerimiz bunlara hadlerini bildirmektedir. Beyaz Toros devrede diyen PKK destekçilerinin artık ne yatacak ne de sığınacak yerleri kalmıştır. Çünkü Türk devleti hainlerin ensesindedir. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekâtları güney sınırlarımız boyunca açılmak istenen terör koridorunu kesmiş atmıştır. Kuşkusuz hiçbir komşu ülkenin taşında toprağında, bağında dağında gözümüz yoktur. İşgal ve istila amacı taşımadığımız pekâlâ ortadadır. Ancak Türkiye’nin neden Suriye’de veya Libya’da olduğunu sorgulayan bilhassa küresel güçlere en azından sizin ne işiniz var oralarda demek de doğal ya da cevabi bir hakkımızdır.
ABD SURİYE’DE, IRAK’TA NE ARIYOR?
Bahçeli, “ABD Suriye’de, Irak’ta ne arıyor? Hangi amaçların peşinden koşuyor? Rusya Suriye’den tutun da Libya’ya kadar ne yapıyor? Çiçek böcek topluyor da bizim mi haberimiz olmuyor? Hafter’in yanında kanlı silahları tutan Vagner çetesinin komuta kontrol merkezinde hangi şer odaklar bulunuyor?” sorularını yöneltirken, “Çad ve Sudan başta olmak üzere, farklı ülkelerden gözü dönmüş militanları toplayıp komşu ülkelere yığanların, terör örgütlerini önce imal edip sonra da yalandan imhaya çalışanların kim ya da kimler olduğunu bilmeyen kalmamıştır. Aynı anda yedi düvelin Doğu Akdeniz’de toparlanıp ülkemize doğru topunu tüfeğini çevirmesi bir başka marazi çarpıklıktır.” diye konuştu.
“Haçlı donanmasının Akdeniz’e konuşlanmasından hangi sonuçları çıkarmalıyız?” diye soran Bahçeli, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak sözü geçmişte kalmıştır.” şeklindeki sözlerini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Mustafa Akıncı’nın bu ifadesi bir bakıma Akdeniz’de yüzen karanlık emellerin tercüme ve deşifresi değil midir? Olan biten çirkeflikleri görmeyelim mi? Çirkinliklere tavır göstermeyelim mi? Millî bir duruşla taşın altına gövdemizi koymayalım mı? Bölgesel ve küresel fitnenin tekerine çomak sokmayalım mı? Yoksa kaderimize razı olup kulağımızın üstüne yatmamız mı bekleniyor? Olan olmuş, geçen geçmiş, aman sende diyerek başımızı kuma mı gömelim? İblis’in fazla mesai yaptığı İdlib, ateş çemberine alınmış durumdadır. Son 2,5 ayda 1 milyon 200 bin Suriyeli evini barkını terk etmiş, Türkiye sınırında kurulan çadır kentin nüfusu da 500 bine ulaşmıştır. Çocukların feryadı vicdanlarda yankılanmaktadır. Masumlar perişan, zalimler pişkindir. Mazlumlar tükenirken katiller tetiktedir. Berlin, Londra, Brüksel, Washington, Moskova, Kahire, Tahran, Abu Dabi, Riyad oyun içinde oyun olmuşlar, ama parklarda oynaması gereken küçücük çocuklar şu kış kıyamette soğuktan tir tir titrerken, içecek temiz su, yiyecek bir lokma ekmeğe hasret kalmışlardır. Hiçbir suçu günahı olmayan yüzbinler buldukları çadırlarda birbirlerine sarılarak ısınmakta, yollara dökülerek geleceklerini aramaya koyulmuşlardır. Türkiye yeterince insani sorumluluğunu yerine getirmiştir. Kucak açılması gereken mağdurlara her seferinde alicenaplıkla gereği yapılmış, sınır kapıları aralanmıştır. Fakat yeni sığınmacı dalgası ülkemizin kaldıramayacağı ilave bir yüktür. Bu kapsamda hazmetme kapasitemiz dolmuştur. Sınırlarımızın Suriye kısmında insani ve vicdani sorumluluklar göçe zorlanan insanlara karşı küresel ortak akıl ve yardımlaşmayla ifa edilmelidir.
İDLİB’DE CAN PAZARI YAŞANIYOR
MHP Lideri Bahçeli, akıl ve vicdan tutulması yaşayan Esad’ın, dünyanın gözü önünde kendi halkının kanını akıttığını ve canını aldığını belirterek, şunları söyledi:
“Hâlâ Esad ile görüşülsün diyen sorumsuz siyasetçilerin bu içler acısı tabloyu görmemekte inat etmeleri ise kabul edilir bir şey değildir. Güney sınırlarımız boyunca kurulmak istenen vahim tuzağı sağır sultan duymuştur da, sadece Kılıçdaroğlu ve iş birlikçi yandaşları mı duymamıştır? Bu siyaset körlüğünün, bu müşahede ve mütalaa köksüzlüğünün izahı nasıl telif ve tevil edilecek? Esad topraklarını Rusya’yla bir olmuş şiddetle bombalıyor. Kılıçdaroğlu keçeyi suya atmış çıkan yerini taşlıyor. Zalimler bastırdıkça iş birlikçiler bileniyor, yani güneş çarığı, çarık da ayağı sıkıyor. Cani Esad önüne kattığı savunmasız insanları Türkiye’ye doğru acımasızca silkeleyip köyleri, ilçeleri, illeri durmaksızın boşaltıyor. İdlib’de can pazarı yaşanıyor. Rusya destekli Esad tarihe, insanlığa, hukuka, inanç ve yaşama haklarına karşı affedilmesi mümkün olmayan suçlar işliyor. Altını kalın bir şekilde çizerek söylemek isterim ki, Esad gitmeden, koltuğundan indirilmeden barış, huzur ve istikrar mumla aranacaktır. Kaldı ki sabilerin gözyaşları dinmeyecek, anaların ağıtları bitmeyecek, umutlar filiz filiz yeşermeyecektir. 17 Eylül 2018’de Sayın Cumhurbaşkanı’yla Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin Soçi’de bir araya gelerek 10 maddelik bir mutabakat metnine imza atmışlardı. Bu mutabakatın 2.maddesine göre,  Rusya İdlib’de askerî operasyonlar ve saldırılardan kaçınılması için gerekli önlemleri alacak, mevcut statüko korunacaktı. Korundu mu, elbette hayır. Yine aynı mutabakatın 1.maddesinde, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi korunarak ülkemizin gözlem noktaları güçlendirilecekti, gerçekleşebildi mi, bu da hayır. Astana Antlaşmaları kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Ekim 2017’de İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde tesis edilen ateşkes rejiminin takibi için kurmaya başladığı gözlem noktaları şu anda taciz ve tahrik kıskacındadır. Dört gözlem noktamız ateş hattındadır. Diğerleri de tehdit edilmektedir. Esad direkt, Rusya da endirekt şekilde Türkiye’nin karşısında mevzilenmişlerdir. Hani Soçi Mutabakatı? Nereye gitti heyetler arası görüşmeler, ikili temaslar, telefon diplomasileri? Rusya 22 Ekim 2019’da yine Soçi’de Türkiye’nin millî güvenliğini teyit etmemiş miydi? Sözler verilmemiş miydi? 20 Ekim 1998’de imzalanan Adana Mutabakatı’na güçlü vurgular yok muydu? Esad dört defa ateşkes ilanı yapmamış mıydı? 14 Ocak 2020’de Türkiye ve Suriye yetkilileri Moskova’da 9 maddelik bir çerçeve uzlaşmasına onay vermemişler miydi? Bir Türk heyetinin dün Moskova’da kalıcı barış ve ateşkes arayışı için görüşmeler yapması makbul ve makul bir hamledir. İdlib’de muhatap ülkeler olmaları gereken yerlere çok acil çekilmeli, silahlar derhal susmalıdır.”
TÜRK MİLLETİ MERTTİR, SÖZÜNÜN ERİDİR
Türkiye’nin verdiği sözün sonuna kadar arkasında olduğunu belirten Bahçeli, “Çünkü Türk milleti merttir, sözünün eridir, cayan, kaçan, korkan da tek kelimeyle namerttir.” diye konuştu.
“Rejim unsurlarının gözlem noktalarımızın gerisine bu ay sonuna kadar çekilmesinin hem kendi hayırları hem de bölgesel sükûnet ve çatışmasızlık ortamının olgunlaşması bakımından mecburiyettir.” ifadesine yer veren Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye’nin şakası makası yoktur. Yeni bir saldırı, yeni şehit haberleri Esad’a pahalıya mal olacak, bedelini Suriye’nin her zemininde misliyle ödeyecektir. Azdan az, çoktan da çok gider gitmesine, ama gidenlerin alayı Esad rejiminden olacaktır. Geçen haftaki grup toplantımızda gerekirse, başka da bir seçenek kalmazsa Şam’a girmeyi planlamak lazım dedik. Yeminli Esad sözcüleri, Baas zihniyetinin içimizdeki kalıntıları birdenbire öne çıkıp akıl vermeye, ahkâm kesmeye başladılar. Bunlar ipotekli akıllarını kendilerine saklasınlar. Bizim hiç kimseden öğrenecek bir şeyimiz yoktur. Bu vatanda var olmanın bir adabı bir ahlakı, yeri gelirse de can feda olsun diyecek bir fedakârlık kültürü vardır ve ayaktadır. Biz Şam’a girelim diyorsak Ankara’yı tehdit altında gördüğümüzden dolayıdır. Biz İdlib’deysek bunun ana sebebi Anadolu’nun savunulmasıdır. CHP Genel Başkanı yine boş keseden sallamış, Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kuracaklarını söylemiş. Ne zaman, hangi yetkiyle ve kiminle kuracaksın, hadi kurdun diyelim, Esad’la mı eş başkanlık görevini paylaşacaksın? Kılıçdaroğlu susması gereken yerde konuşunca mizaha konu olacak işler yapıyor, Allah var ya siyaseti bırakıp komedi filmi çevirse kapalı gişe oynar, epey de hayran kitlesi kazanır. Sayın Kılıçdaroğlu söyler misin bize, İdlib’de sıkışan kimdir? İdlib’de bulunan kimdir? Hangi mihrakların nam ve hesabına dedikodu yapıyorsun? Esad’ın propagandasına alet olmaktan hiç mi vicdan azabı duymuyorsun? Sen Türkiye Cumhuriyeti’ni bilir misin? Yoksa nüfus kütüğünü Suriye Arap Cumhuriyeti’ne mi aldırdın? İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli mensupları Türk milleti adına vardır. İdlib’de sıkışan yok, ancak sıkıştırılmak istenen ülkenin Türkiye olduğu nettir. Sen hangi ülkenin, hangi örgütün, hangi iş birlikçinin fermanını okuyorsun? CHP’nin başındaki bu utanç vesikası ülkesi ve milletiyle köprüleri atmış, bağını tamamıyla koparmış, Türk ve Türkiye düşmanlarının kadrosuna iltica etmiştir. Yazıklar olsun diyorum. Ruhunu nadasa bırakmış olanlar, şuurunu hızara verenler, akıllarını peynir ekmekle yiyenler bizi anlayamaz, Türk milletinin hedeflerini, beka hassasiyetini, güvenlik mülahazalarını asla özümseyemezler, buna da kafaları basmaz. Esad’ı Recep Tayyip Erdoğan’a tercih eden kokuşmuşlukla hiçbir şey konuşulmaz. Rusya Federasyonu kriz siyasetini sınırlarımızın dibinde icra etmektedir. Gelin görün ki buna bile tepki göstermezler. Türkiye’ye başka, Suriye’ye başka, diğer muhatap ülkelere başka konuşan Rusya’yı hiçbir maske, hiçbir kamuflaj artık gizleyemez.”