GÖÇ KONUSU VE VİZE SORUNU

23 Haziran 2016 11:07 Cesurhan Taş
Okunma
718
GÖÇ KONUSU VE VİZE SORUNU

 


AB ülkelerine Türklerin vizesiz girişi konusu, bugünlerde Türkiye-AB ilişkilerinin düğümlendiği konulardan birisini teşkil ediyor. Türkiye ile AB arasında yapılan görüşmeler ve varılan mutabakat sonrası AB’ye giden göçmenlerin geri kabulü anlaşması, 4 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe girmişti. 20 Mart 2016 sonrasında AB’ye göç eden sığınmacıların 4 Nisan 2016’ten itibaren tekrar Türkiye’ye iadesi ile süreç fiilen başlamış bulunmakta. Bu anlaşma gereğince AB, Haziran 2016 itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize muafiyeti uygulamaya başlayacaktı. Adı geçen anlaşma çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti geri kabul anlaşması gereği geçerli alt yapıyı oluşturup bu düzenlemeyi başlattığı anda (AT) 539/2001 sayılı Konsey Tüzüğünde bir değişiklik yapılarak söz konusu Tüzükte yer alan  vize uygulanacak ülkeler listesinde bulunduğundan, vize muafiyetine sahip diğer ülkelerin de bulunduğu pozitif listeye taşınacak ve gerçek anlamda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için vize muafiyeti başlamış olacaktı. Ancak beklenen gelişme olmadı. AB’nin üst düzey temsilcileri Türkiye’nin yaptığı anlaşmada 72 maddelik bir yükümlülük listesinin olduğunu, Türkiye’nin ise üzerine düşen yükümlülüklerden 67 tanesini yerine getirdiğini öne sürerek vize muafiyeti uygulamasını başlatmayacaklarını ilan ettiler. Türkiye’nin yerine getirmediği yükümlülüklerinden birisi de Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapılmasıdır ki ilişkilerin gerilmesinin de temel sebebi budur.
AB üyesi ülkeler, geçtiğimiz günlerde Brüksel’de toplanarak Türkiye'nin vizelerin kaldırılması talebiyle oluşan endişe zemininde AB üyesi olmayan ülkelere vizelerin kaldırılması uygulamasının ivedilikle askıya alınmasına imkân veren bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardılar. Söz konusu askıya alma uygulaması, özellikle vizelerin kaldırılması koşullarından birine zaman içinde riayet edilmemesi hâlinde AB ülkelerinin içişleri bakanlarının benimsediği ortak tavra göre mevcut uygulamadan daha hızlı bir şekilde devreye girecek. Paris ve Berlin'in önerdiği, daha sonra da Avrupa Komisyonunun ele aldığı bu “güvenlik maddesi”, şimdi Avrupa Parlamentosunda görüşülecek. Türkiye, vatandaşları için vizesiz seyahat özgürlüğünü sağlama almaya çalışırken Avrupa Birliği ülkelerinde bazı ülkelere tanınacak vize serbestisinin kolay bir şekilde askıya alınmasına ilişkin fikir birliğine varılması Türkiye’de karamsarlığa yol açtı. “Askıya alma mekanizması” denilen sistem, bir ülkenin anlaşmayı ihlal etmesi hâlinde güvenliği sağlamak adına devreye girecek. Bu sisteme göre, devletler vize serbestisini elde etmek için yerine getirmeleri şart koşulan kriterleri gelecekte ihlal ettikleri takdirde onlara yeniden vize zorunluluğu getirilebilecek. Aynı şey “gerekçelendirilemeyen sığınma taleplerinde” yüksek bir artış yaşandığında ya da bir devletin çok sayıdaki vatandaşının AB’de izin verilen süreden daha uzun bir zaman kaldığında da geçerli olacak. Ayrıca ilgili ülke sınır dışı edilen sığınmacıları tekrar kabul etmek konusunda yeterince iş birliği yapmazsa ya da kamusal güvenlik ve düzen açısından bir tehlike söz konusu olursa, AB-Komisyonu ya da tekli üye devletler acil durum freni çekebilecekler. Sistem; Gürcistan, Ukrayna, Kosova ve Türkiye’ye uygulanacak. Sistemin devreye girmesi için AB’li milletvekillerinin projeyi onaylamaları da gerekiyor.
Şimdi, AB Parlamentosu vize serbestisinin iptal edilmesi mekanizması hakkında bir karar vermek zorundadır. Bu mekanizmayı esas itibarıyla Almanya ile Fransa talep etmişti. Bunun şartı ise Türkiye’ye vize serbestisinin tanınıp tanınmayacağı idi. Acil fren mekanizmasının bütün üçüncü devletler için geçerli olacağı belirtilse de asıl hedef Türklerdir. Çünkü Türk hükûmetinin AB kriterlerini yerine getirip getirmeyeceği konusu bugüne kadar hiç olmadığı kadar belirsiz durumdadır.
Vize serbestisi, AB’nin Türkiye’ye sığınmacı krizi kapsamında sağlayacağı destek karşılığında vereceği en önemli taviz konumundadır. Ancak sığınmacılar konusunda Yunan mahkemelerinin verdiği bazı kararlar, sığınmacıların geri gönderilmesini engeller mahiyettedir ki bu yargısal gelişme Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanmasını sıkıntıya sokabilecektir. Zira Geri Kabul Anlaşması Türkiye’nin 20 Mart 2016 tarihinden beri kendi topraklarından Yunan Adaları’na yasa dışı yöntemlerle gelen bütün sığınmacıları geri almasını içeriyor.  AB, Türkiye’ye geri gönderilen her Suriyeliye karşılık bir Suriyeliyi Türkiye’den yasal yollarla almayı kabul etti. Ancak Alman hükûmetinin verdiği bilgilere göre bire bir mübadele kapsamında bugüne kadar AB’ye sadece 177 Suriyeli kabul edildi. Bunların 54’ünü Almanya kabul etti. Bunun nedenlerinden biri, Yunan mahkemelerinin verdikleri kararlardır. Çünkü mübadelenin şartlarından birisi sınır dışı edilen göçmenlerin Türkiye’deki güvenliklerinin teminat altına alınmasıdır. Ancak Midilli Adası’ndaki bir mahkeme, sığınmacıların başvurularının daha detaylı olarak incelenebilmesi için Suriyelilerin Yunanistan’da kalmasına izin verdi. Gerekçe olarak ise Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke olmadığını gösterdi. Görünüşe bakılırsa bu istisnai bir durum değil. Zira ilk celsede incelenen sığınmacı başvuruları değerlendirildikten sonra, 174 Suriyeliden 100’ünün Yunanistan’da kalmalarına izin verildi. Durum bu şekilde devam ederse AB-Türkiye Anlaşması’nın çekirdek unsuru olan 1:1 mübadele şartı tehlikeye girecek.
  Erkler arasındaki ilişkiler konusunda hassas olan AB karar organlarının, Yunan mahkemelerinin kararları konusunda nasıl davranacağı şimdilik merak konusu. AB’nin vize muafiyetini askıya alma konusundaki gerekçesi ve dayanağı ise Geri Kabul Anlaşması. Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki çabası ve hassasiyeti ise son derece haklıdır. Diğer taraftan bir uluslararası anlaşma yapılırken altına imza atılan hususlar konusunda Türk yetkililerin daha titiz ve dikkatli davranmaları gerekiyor.