TÜRKİYE SURİYE KONUSUNDA ÇEKİÇLE ÖRS ARASINDA

14 Mart 2016 16:31 Cesurhan Taş
Okunma
736
 TÜRKİYE SURİYE KONUSUNDA ÇEKİÇLE ÖRS ARASINDA

 
 
 
Geçtiğimiz günlerde Suriye’de ateşkes sağlanması konusunda Rusya ile ABD arasında varılan anlaşmanın, Suriye krizinin siyasi çözümüne giden yolu ne derece açacağı merak konusu. Ilımlı Suriye muhalefetinin bazı gruplarının terör örgütleriyle iç içe girmiş olmaları, bu ateşkesin sürdürülebilir olmasını ciddi anlamda riske sokuyor. Zira Suriye’de muhalif unsurların her birisini bölgesel ve küresel güçler farklı gerekçelerle destekliyor. Ateşkesin kimin çıkarlarını nasıl etkileyeceğini zaman gösterecek ve ateşkesin sürdürülebilirliğini de belirleyecek. Mevcut durumda Suriye muhalefetinde ortak hareket ve ortak amaç birliği sıkıntısı yaşandığı gözlemleniyor. 
Tarafların riayet etmesi hâlinde ateşkes anlaşmasının “Suriye krizinin çözümüne giden yolu açan” ilkesel bir anlaşma olacağı düşüncesi sıkça dillendiriliyor. Ancak Suriye muhalefetinin çeşitliliği ve aralarındaki uyumsuzluk, bu sürecin önündeki en büyük engel gibi duruyor. Suriye topraklarında faaliyet gösteren terörist grupları ılımlı muhalefetten ayırmak oldukça zor... Örneğin El Nusra Cephesinin kontrolündeki bölgelerde el Nusra güçleri ile ılımlı muhalefetin bazı birlikleri iç içe geçmiş durumda. Dahası, el Nusra Cephesi, ılımlı muhalefet gruplarının birçoğu için bir nevi “çatı kuruluş” durumunda. Hâlihazırda El Nusra, Suriye topraklarındaki en büyük askerî güçlerden biri konumunda. Ilımlı muhalefetin ve teröristlerin bulunduğu bölgeleri birbirinden ayırmadaki zorluk ise El Nusra Cephesi ile kendilerini ılımlı muhalefet olarak gösteren ancak fiilen el Nusra Cephesi müttefiki olarak hareket eden gruplar arasındaki sınırların belli olmamasından kaynaklanmaktadır.
Türkiye ve müttefiklerinin, Suriye'ye kara birlikleriyle girmemesi konusunda Rusya’nın sürekli uyarılarda bulunduğu ve Rusya'nın böylesi bir eyleme taktiksel nükleer silahlarla karşılık vereceği uluslararası medyada dile getirilmektedir. Bilindiği üzere taktiksel nükleer silahlar savaş alanlarında da kullanılabilecek şekilde tasarlanmış olup koca kentleri haritadan silebilecek, öldürücü ışınlarının radyoaktif zehirleme sonucu geniş bir alanı etkileyebilecek stratejik nükleer silahların yıkım gücüne sahip değiller. Taktiksel nükleer silahlar; bölgesel radyasyon ilerlemeyi güçleştirdiğinden, düşman savaş gücünü kırmak konusunda oldukça etkili silahlar olarak kabul ediliyor.
Suriye’deki ateşkesin sürdürülebilirliği konusunda en büyük risklerden birisi, Rusya ile Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde karşı karşıya gelmesidir. Suriye’nin kuzeyinde Ankara ile Moskova arasındaki gerginlik üst düzeyde ve askerî çatışma çıkma ihtimali bulunuyor. Türkiye’nin kurmaya çalıştığı güvenli bölge büyük ölçüde engellenmiş görünüyor. Diğer taraftan ABD ile Türkiye arasında Kürtleri destekleme konusundaki tartışmalar öyle bir seviyeye geldi ki artık iki ülke arasındaki “özellikli” ilişkileri tehdit ediyor. Ankara’nın güvenlik stratejisindeki kırmızı çizgisini Vaşington, Suriye’de ve Irak’ta Kürt meselesine yaptığı sınırsız yatırımlarıyla her saat delip geçiyor. Hatta bir kısım Batılı karar vericiler ve yazarlar, Türkiye’nin NATO üyeliğini bile tartışmaya açtılar. Olası bir Türk-Rus savaşında NATO’nun Türkiye safında yer almayacağı yönünde ciddi açıklamalar yapılıyor.
 Türkiye, eski NATO terazisinde Batı’nın İslami Doğu’da derinleştirmeye çalıştığı demokratik, ilerlemeci ve ılımlı bir modeldi. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin Akdeniz’in sıcak sularına doğru genişlemesini engelleyen güney barikatıydı ve İslamcı radikalizmin Batı’ya doğru sıçramasını bastıran son barajdı. Ancak Suriye kriziyle birlikte Türkiye ile NATO ilişkilerinde de bir takım farklılaşmalar da görülmeye başladı. NATO terazisi değişti, Türkiye değişti, NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı da değişti.
Suriye’de kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkesin en önemli unsurlarından birisi PYD ve Kürtler meselesidir. ABD ve Batılıların PYD ve Kürtlere verdikleri yüksek dozlu destek, Türkiye’yi rahatsız etmektedir. ABD’nin Suriye’deki PYD’ye verdiği destek başta olmak üzere Kürtler konusundaki Ankara ile Vaşington arasındaki ihtilaf, sadece Suriye’deki barışı tehdit eder bir konumdadır. Türkiye, Suriye ile olan güney sınırlarında Irak Kürdistan’ına benzer bir şekilde özerk Kürdistan bölgesinin kurulmasından endişe duymaktadır. Çünkü bu olay, Türkiye’nin ulusal birliğini olumsuz yönde etkileyecektir.
Vaşington’un, IŞİD ile mücadele ve bu konudaki politikalarını uygulamada Ankara’dan izin almak gibi bir düşüncesi bulunmamaktadır. Amerika’ya göre Suriyeli Kürtler, IŞİD ile mücadelede uluslararası güçlerin güvenini kazanmışlardır. Çünkü onlar IŞİD ile mücadelede güvenilir bir müttefik olduklarını kanıtlamış durumdadırlar. Bu nedenle ABD, Suriyeli Kürtlere hava desteği yanında askerî teçhizat yardımında da bulunmaktadır. Sadece Amerika değil, Rusya da PYD’yi IŞİD’e karşı desteklemektedir.
Kürtler konusunda Türkiye ile ABD’nin yaşadığı ihtilaf, Türkiye’nin yaşadığı sorunlardan sadece bir tanesidir. Çünkü Ankara, Rusya ile olan ilişkilerinde de oldukça karmaşık sorunlarla karşı karşıyadır. Ankara ile Moskova arasındaki ihtilaf tırmanırsa Washington nerede duracaktır? Şu anda Vaşington taraflara sağduyu çağrısında bulunuyor. Bu durum Vaşington’un bu çatışmada tarafsız kalmak istediği anlamına gelmektedir. Ancak ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımında birkaç konu ortaya çıkmıştır: İlki şu ki ABD, Türk yetkililerinin Suriye Kürtleri ile Washington arasındaki ilişkinin siyasi ve güvenlik sonuçları ve tehlikelerine ilişkin açıklamalarına önem vermiyor. İkinci olarak Vaşington, Moskova’nın Suriye topraklarında kara operasyonu yaparak ilerlemesini dikkate almıyor. Bu konu Türkiye sınırlarında Suriyeli Kürtlerin daha fazla yayılmasına ve gelecekte bağımsızlıklarına zemin hazırlamasına neden olacak. Üçüncüsü ise Suriye gelişmeleri karşısında Moskova’nın tutumunun değiştirilmesi için Suriyeli muhaliflerin taleplerini önemsemedi. Hatta Cenevre-3 Konferansına muhaliflerin katılması yönündeki ABD’nin baskısını da Moskova-Washington arasında yapılan anlaşmaya bağlıyorlar. Oysaki Türkiye, ABD ile Rusya Dışişleri Bakanları arasında varılan anlaşmanın Suriye krizinin çözümü yolunda bir engel olduğu görüşündedir. Ayrıca Vaşington ve NATO, Türkiye ile Rusya arasındaki her türlü çatışmanın genişlemesinin bölgesel nükleer bir savaşı da beraberinde getireceğini biliyorlar. Böylesi bir durumda Batılılar, bu savaşa müdahil olacaklar mı? Türkiye’nin sorunu, bugün NATO’nun kendi yanında olup olmaması değildir. Türkiye, Avrupa’nın Ankara’yı yalnız bırakarak Rusya’nın safına geçmesinden endişe duymaktadır. Türkiye âdeta çekiçle örs arasında kalmış durumdadır.
ABD, Suriye’de kalıcı bir ateşkesin sağlanabilmesi için Türkiye ile PYD arasında bir tercih yapmak zorundadır. İkisini de el altında tutarak barış sağlamak mümkün görünmemektedir. Her iki taraf da Amerika’dan aldıkları gelişmiş silahlara sahip. Bu da önemli bir soruyu gündeme getiriyor ki o da Washington gerçekten müttefik mi arıyor, yoksa karaya asker indirmesini gerektirmeyecek ve kendi yerine dövüşecek paralı asker arayışında mı sadece?