Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN: "TERÖRLE MÜCADELEDE, HER TÜRLÜ ŞARTTA KARARLILIK MESAJI VERİLMELİ” Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR: "TERÖRLE MÜCADELE ETMENİN YOLU, KORKUYU YENMEKTEN GEÇER."

06 Nisan 2016 11:47 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1171
  Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN: TERÖRLE MÜCADELEDE, HER TÜRLÜ ŞARTTA KARARLILIK MESAJI VERİLMELİ”                                                                        Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR: TERÖRLE MÜCADELE ETMENİN YOLU, KORKUYU YENMEKTEN GEÇER.

 

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkan Yardımcısı olan Prof. Dr. Mehmet Şahin, iktidarın teröre karşı verdiği mücadelenin kesintiye uğramaması gerektiğini söyledi.
Terör konusunda Türkiye'nin birlik ve bütünlük içinde olması gerektiğini ifade eden Şahin, "Ne yazık ki bu birlik ve bütünlüğün olmaması, uluslararası alanda ortak hareket edilmemesi, terörü daha da güçlendiriyor. Terörün daha rahat etmesini sağlıyor. Bunun ortadan kalkması lazım.” dedi.
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur da Türkiye'nin, yakın tarihin en ağır terör saldırıları ile yüz yüze olduğunu bildirdi.
İktidarın terörle mücadele konusunda doğru bir politika yürüttüğünü ancak yeterli olmadığını belirten Okur, "Terörü yenmenin ilk şartı, terörle mücadele eden güçlerin terör örgütlerinin yenileceğine inanmasıdır. Ümit ederiz böyle bir inanç sahadaki güçlere pozitif olarak sirayet eder." dedi.
Prof. Dr. Mehmet Şahin ve Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, son günlerde yaşanan terör olaylarıyla terörle mücadele konusunda dergimize önemli açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Mehmet Şahin, terörle mücadelede toplumun bütün kesimlerinin ve özelikle siyasilerin ortak tavır takınması gerektiğinin altını çizdi.
Mehmet Şahin, şunları söyledi:
“Teröre karşı siyasi farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak ortak tavır sergilememiz gerekir. Bir terör olayı olduğunda şu şekilde yaklaşmak lazım: Dünyanın en demokratik ülkesinde halk nasıl bir tavır ortaya koyuyor, ona bakmak lazım. Siyasi partiler, akademisyenler, devlet, siyasi iktidar nasıl davranıyor buna bakılarak hareket edilirse daha doğru olur. Benim ölçüm, demokratik ülkelerdir. Demokratik ülkelerde en ufak bir terör olduğunda birlikte hareket edildiğini görüyorsunuz. Örnek almamız gereken davranışın bu olduğunu düşünüyorum. Bizde bir terör olayı olduğu zaman önce ortak bir tavır sergilemeli, sonra da zafiyeti tespit edip üzerine gitmeliyiz. Önce net bir tavır konulup teröre 'Dur!' denilmelidir. Bunu bir ranta çevirmeye çalışan kim olursa olsun, ister iktidar ister muhalefet olsun, kınanmalıdır. Demokratik ülkelerden siyasilerin de medyanın da akademik dünyanın da öğrenmesi gerekenler var."
 
"MAALESEF BU TERÖR ORTAMI UZUN SÜRECEK."
Değerlendirmesinde; Türkiye’deki terör ortamının uzun süreceği görüşüne yer veren Şahin, bunun sebebini şöyle açıkladı:
"Bir terör çağına gidiyoruz gibi gözüküyor. İyi şeyler söylemek isterim ama maalesef şartlar iyi şeyler söylememe müsaade etmiyor. Sebebi şu: Afganistan, Pakistan ve Fas'a kadar olan bir coğrafyada devletler çöktü. İşleyen devlet kalmadı neredeyse. Devletler fonksiyonlarını yerine getiremez oldu. Bunun iç ve dış sebepleri var. Başarısız devletler var ve dış aktörler yani terör örgütleri devreye giriyor. Bugün Suriye ve Irak'a baktığımızda bu coğrafya terör örgütleri cehennemine dönüşmüş durumda. Biz burayla 1.200 kilometrelik bir sınırı paylaşıyoruz. Bir 10 yılda dahi bir istikrar gözükmüyor şu anda. Cenevre'de bugün anlaştık deseler bile en az yine 10 yıl sürecek. 2005 yılında Irak'ta Anayasa oluşturdular. 2016 yılındayız ve 11 yıl geçti. 2005'te daha iyiydik. Şimdi daha kötü durumdayız. Terör örgütlerinin cehennemine dönüşmüş bu coğrafyada tek başınıza sınırı koruyamıyorsunuz. Birincisi, terör örgütlerinin doğrudan hedefi oluyoruz; ikincisi, terör örgütlerinin kendi politikaları ve çıkarları için kullanan devletler var. Türkiye'yi cezalandırmak isteyen devletler, bu terör örgütlerini sopa olarak kullanıyorlar."
 
HER TÜRLÜ ŞARTTA MÜCADELE EDİLECEĞİ YÖNÜNDE KARARLILIK SERGİLENMELİ
Prof. Dr. Mehmet Şahin; bölge halkına, “Sizin hakkınızı koruyacak ve güvenliğinizi sağlayacak irade bende var.", terör örgütü veya örgütlerine ise "Sizinle her türlü şartta mücadele etmeye kararlıyım.” mesajının verilmesi gerektiğini belirtti.
Şahin, “Bu şekilde iki türlü bir politika olması gerekiyor. Türkiye'nin kendi Kürtleri ile sorunu yok. Bunu PKK iyi kullanıyor. Bizim PKK sorunumuz var, Kürt sorunumuz yok. Bizim bölge Kürtleriyle de sorunumuz yok. Suriye'de PYD ile sorunumuz var. 'Türk devleti Kütlerle savaşıyor.' imajı verilmeye çalışılıyor. Böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir şey Türkiye'nin bütünlüğünü bozar. Devletin bu kararlılığı bölgedeki halk tarafından da takdir gördü. En son Nevruz vardı. Kaç kişi katıldı? Devlet koruyucu otoritesini göstermesi ve kullanması lazım... Suç işleyeni caydırıcı, diğer halka da koruyucu otorite olması lazım." diye konuştu.
Türkiye'nin; PKK terörünü uzun yıllardan beri bildiğini kaydeden Doç. Dr. Mehmet Akif Okur da "Bununla nasıl baş edeceğine dair kendince bir deneyimi var. Ancak Orta Doğu'da yaşanan büyük yangın ve dünya sisteminin içinden geçtiği konjonktür, PKK ile bağlantılı olan tehdidi tarihimizde hiç olmadığı kadar ciddi hâle getirdi. Türkiye şu anda son derece kritik ve hayati bir kavşaktan geçiyor." diye konuştu.
Okur, bir diğer önemli meselenin de IŞİD terörü olduğunun altını çizerek şunları söyledi:
"Bu örgütün temel özelliği kendisini iç savaşların coğrafyalarında büyütmesi. Biz bu örgütü, Irak'ta Amerikan işgalinin başladığı çatışma zemininde ve daha sonra bu zemine paralel olarak Şii-Sünni çatışmasının merkezine kendisini yerleştirerek alan bulduğunda gördük. Suriye'de iç savaşla birlikte serpildi ve bugün de Libya'da serpiliyor. Çünkü Libya'da bir iç savaş var. Suudi Arabistan'a yerleşmek istiyor ve onun için Şii camilerine saldırıyor. Orada mezhep eksenli bir iç çatışmanın olmasını arzu ediyor. IŞİD zihniyeti ve ideolojisini yaymak isteyen coğrafyalarda devlet otoritesini sarsacak bir kaosa ihtiyaç var. PKK'nın ürettiği kaos, IŞİD'in de işine geliyor. Bu kaosun büyümesini ve devlet otoritesinin zaafa uğramasını, kendi gücünün serpilmesi için bir zemin açılması olarak görüyor. Bu iki örgüt Suriye'de birbiriyle çatışıyor olsa da Türkiye'nin içinde bir kaos söz konusu olduğunda âdeta ortak bir zeminde buluşuyorlar.”
 
"PKK, SURİYE MESELESİNİ YÜZYILIN FIRSATI OLARAK GÖRÜYOR."
Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Suriye meselesiyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
"Suriye meselesini, önce bir Suriye krizi sonra Suriye iç savaşı ve daha sonra da Suriye Savaşı olarak konuşmaya başladık. Bunların her birinin anlamları ayrıdır. Şimdi bu meselenin nasıl halledilmesi lazım? Bununla ilgili Amerika ve ile Rusya arasında bazı parametrelerde bir uzlaşmanın olduğu anlaşılıyor. Ama bu her şeyde anlaşıldığı anlamına gelmiyor. Dünya düzeninin geneli söz konusu olduğunda, bu iki güç arasında gerilim büyüyor. Doğu Avrupa'da mesela... Fakat bu konjonktürde, bu iki güç arasında federatif bir yeni Suriye'nin inşa edilmesi konusunda bir yaklaşım benzerliği var. PKK bunu yüzyılın fırsatı olarak görüyor. Elinde tuttuğu bölgeleri tutmaya devam ederse eğer, masada kurulacak olan yeni Suriye'de kendisinin yönetebileceği bir alana sahip olabileceğini düşünüyor. Buna tek mâni olabilecek güç olan Türkiye'ye karşı teröre başvuruyor. Türk kamuoyunun terörden yorulmasını ve ‘PKK'nın yenilmesi mümkün değil.' algısının oluşmasını istiyor. Bu kanaat üzerinden Türkiye'yi yeniden masaya oturtmaya zorluyor. PKK, Türkiye'deki eylemlerine son verme karşılığında Suriye'deki statüsünü kabul ettirmek istiyor. PKK terörünün bu dönemde artmasının temel sebebi özetle şu: Suriye'de bir statü elde edebileceğine inanıyor. Bunu Türkiye'nin engelleyebileceğini düşünüyor. Bunun için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içeride meşgul edilmesi ve panik havası yaratılması gerektiğini düşünüyor."
 
"ÇÖZÜM SÜRECİ İLE PKK'YA KARŞI ÖNEMLİ BİR YANLIŞ YAPILDI"
Okur; doğrudan sivilleri öldüren PKK gibi bir terör örgütünün, normal şartlarda diplomasiden umudunun olmaması gerektiğini belirtti.
PKK'ya karşı çok önemli bir yanlışın yapıldığını ifade eden Okur; bölücü örgütün, çok sayıda sivili, emniyet mensubunu ve askeri öldürmesine rağmen masaya davet edildiğini hatırlattı.
Doç. Dr. Okur, şöyle dedi:
“PKK bunu, 'Gelecekte de sivilleri öldürsem bile sicilim yine silinir ve masaya tekrar davet edilirim.' diye algıladı. Bu terörü daha fazla teşvik etmeye başladı. Şu anda Türk milleti psikolojik olarak yıldırılmak, ‘Ne olursa olsun, yeter ki biz bu güvenlik buhranından çıkalım da ne istiyorsa verilsin.' noktasına getirilmek isteniyor. Bunu teşvik etmek üzere hem içeriden basın ve medya mahfilleri hem de uluslararası aktörler üzerinden bir baskı kurulmaya çalışılıyor. Bu noktada şu husus çok önemli: Uluslararası diplomaside hiçbir ülke, Türkiye gibi bir devleti PKK gibi bir terör örgütüyle terazinin aynı kefesinde tartamaz. Amerikan yönetimi, 'Acaba elimizdeki ikna yöntemlerini kullanarak hem Türkiye'yi hem PYD'yi kazanabilir miyiz?' diye bakıyor. Eğer Türkiye böyle bir örgütle asla yaşamayacağı konusunda ısrarcı davranırsa, büyük aktörler Türkiye'ye karşı pozisyonlarını yenilemek zorunda kalacaklar."
 
"MARKSİST VE LENİNİST PYD'NİN ASIL ORTAĞI RUSYA'DIR"
PYD'nin asıl ortağının Rusya olduğunu ifade eden Mehmet Akif Okur, buna gerekçe olarak örgütün Marksist ve Leninist ideoloji doğrultusunda kurulmasını gösterdi.
Okur, PYD’nin Suriye ve Rusya ile ittifakını yitirmediğini vurguladığı değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Türkiye PYD'inin terör örgütü olduğu konusunda ısrar ettiği müddetçe, Amerika PYD'ye yardım etse de bu yardım hep sınırlı olacaktır. Bu, PYD'yi tatmin etmeyecek ve bunun için Rusya'ya daha çok yanaşacaktır. Amerikan siyasetine baktığımızda Rusya'ya karşı tepkinin yükseldiğini görüyoruz. Bir müddet sonra Amerikan devleti, PYD'yi Rusya'nın müttefiki olarak kodlayacak. Bölgedeki gerilimin artışı ile birlikte, Türkiye üzerinde PKK ile mücadelesinde Batı’dan gelen baskının hafiflemeye başladığını görebiliriz. Ama bunun için ilk şart, Türkiye'nin politikasında ısrarcı olması gerektiğidir. Türkiye'nin terörle mücadelesi doğru ve haklıdır ama yeterli değildir. Şunun altını önemle çizmek gerekir: Yalnızca asayişi sağlama mantığı ile terörü yenemeyiz. Türkiye şu anda PKK'nın saldırdığı yerlerde savunma yapar pozisyonundadır. Ama bu örgütü topyekûn imhayı hedefleyen bir genel terörle mücadele stratejisi gözükmüyor ve böyle bir terörle mücadele stratejine ihtiyacımız var."
 
"MİLLÎ BİRLİK VE BERABERLİK RUHUNA İHTİYACIMIZ VAR"
Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, terörle mücadele stratejisinin farklı hızlarda ilerleyen üç temel ayağının olması gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
"Şu anda biz sadece terör örgütünün saldırılarına cevap veriyoruz. PKK'nın Türkiye'nin içinde oluşturduğu geniş lojistik ağını, Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu altyapıyı, Irak'ın kuzeyindeki yapıyla mücadele ediyoruz. PKK terörü toplumsal bünyemizdeki belirli kesimler üzerinde kimlik ve kişilik meseleleri bakımından yarılmalar meydana getirdi. Bunun tedavi edilmesi, millî birlik ve beraberliği Türk milletinin çatısı altında sağlamak için gerekli psikolojik ve kimlik tasarımının hayata geçirilmesi lazım. Bunun diğer bölgelerle eş zamanlı olarak yapılması gerekir. Az önce de ifade etiğim gibi terörle mücadele stratejisine ihtiyaç var. 'PKK asla yenilemez.' havası yayılmaya çalışılıyor ve bu çok yanlıştır. Terörle mücadeleden sorumlu olanlar, terör örgütünü yenemeyeceklerini zihinlerinin bir kenarında tuttukları müddetçe bu sorunu çözemezler. Türkiye'nin en büyük sıkıntısı budur. Çünkü bazı çevreler tarafından 'Türkiye terörü yenemez.' algısı oluşturuldu ve bunun sonucunda terör daha azarak karşımızı çıkmış oldu."
 
"GIDASI KORKU OLAN TERÖRDEN KORKMAMAK GEREKİR"
 Okur, "Terörü yenmenin ilk şartı, terörle mücadele eden güçlerin terör örgütünün yenileceğine inanmasıdır." diyerek şunları kaydetti:
"Ümit ederiz böyle bir inanç, sahada mücadele eden güçlere pozitif olarak sirayet etsin. Bugün insanlar sokağa çıkamaz hâle geldi. Terörün gıdası korkudur. Siz korkarsanız eğer, terör yeni saldırılar yapmak için gerekçe bulur. Bir şey işe yaramazsa tekrarlanmaz. Bombalar insanları eve bağlamak için patlatılıyor. Siz eve bağlanırsanız ve çıkmazsanız eğer yeni bombalar patlayacak demektir. Ama bomba hedefine ulaşamazsa ve hayatın normal akışı kesintiye uğramazsa, terör örgütleri o zaman kullandıkları yöntemin işe yaramadığını anlar ve motivasyonları düşer. Terörle mücadele etmenin yolu, korkuyu yenmekten geçer. Bu da günlük hayatımızı normal olarak sürdürmekten geçiyor. Bugün ne yazık ki yakın tarihimizin en ağır terör saldırısı dalgalarından birisi ile yüz yüzeyiz. Toplumlar bünyelerinde belirli hastalıklarla yaşayabilirler. Çünkü bünyeleri kuvvetlidir ve o hastalığı üreten mikropla baş edebilir vaziyettedir. Ancak bünyeleri belirli sebeplerle zaafa düştüğünde, daha önce fazla sıkıntı teşkil etmeyen hastalıklar yeniden hayati sorunlar hâline gelebilir.”