BAŞBUĞ

06 Nisan 2016 11:06 Aybars Köse
Okunma
1803
BAŞBUĞ

 
 

Binlerce yıldır var olan yüce Türk milleti, tarihin her safhasında geleceğe yön veren liderler çıkarmıştır. Bu liderlerin bir kısmı büyük ve güçlü devletler kurmuş, kimileri büyük zaferlere imza atmış kimileri de topluma ilim ve fikirleriyle ışık tutmuşlar, insanlar yetiştirmişler ve topluma yön vermişlerdir.
İşte Türk milletinin yetiştirdiği son liderlerden biri de Başbuğ Alparslan Türkeş’tir.
O; gerek Türk siyasi hayatına gerekse ilim ve fikir dünyasında 20. yüzyıla damgasını vurmuş, milyonlarca insan yetiştirmiş, asker, devlet ve büyük bir dava adamıdır.
O, karizmatik bir lider ve aynı zamanda tarihte eşine az rastlanır müstesna şahsiyetlerden biridir.
Alparslan Türkeş; sahip olduğu meziyetler ve Türk dünyasına yaptığı hizmetlerden dolayı “Başbuğ” olmuş ve bu sıfatı layıkıyla taşımış tarihî bir şahsiyettir.
Onun bu sıfat ve meziyetleri herkes tarafından kabul görmüştür.
Onun devlet adamlığı daima örnek alınmış ve takdir edilmiştir.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in 1964 yılından itibaren siyasi hayata adım atmasıyla birlikte Türk milliyetçiliği de yeni bir döneme girmiş, onunla birlikte derlenip toparlanmıştır. 1969 yılından itibaren kendi siyasi partisine kavuşan Türk milliyetçiliği fikriyatı, Türk siyasal hayatına damga vurmuştur. Türk milliyetçiliğini “Ülkücülük” sıfatıyla birlikte doktriner bir yapıya kavuşturan Başbuğ Alparslan Türkeş, bu davaya gönül verenleri büyük bir çatı altında toplamıştır.
1969’da yazmış olduğu 9 Işık doktrini ile Ülkücülere ideal ve hedeflerini göstermiştir.
Kurmuş olduğu Ülkü Ocaklarıyla yüz binlerce Ülkücü genç yetiştirerek Türk milletine belki de ebediyen hizmet edecek kadroları oluşturmuştur. 
Bütün ömrünü Türk milletine adayan Başbuğ, onu tehlikelerden korumak uğruna her türlü mücadeleyi vermiş; bu uğurda çile ve cefa çekmekten kaçınmamıştır.
Onun 1960’ların sonunda başlattığı Ülkücü Hareket, dönemin en büyük sorunu olan komünizme karşı büyük bir mücadele vermiş, binlerce evladını feda etme pahasına komünizmin Türkiye’de hâkimiyet kurmasına engel olmuştur.  
1980 öncesi verilen büyük mücadele, onun kurduğu Ülkücü Hareketi destanlaştırmış ve bugün dahi Türk düşmanlarının korkulu rüyası olarak tarihe damga vurmuştur.
Başbuğ Alparslan Türkeş; hayatı boyunca verdiği mücadeleyle gençliğin bölücü ve yıkıcı fikirlere kapılmasını engellemiş, kendi kültürüne karşı yabancılaşma hastalığının önüne geçmiş, İslam ahlakı ile donanmış gençler yetiştirmiştir.
Başbuğ'un işaret etmiş olduğu hedeflerin peşinden giden gençlik, Türkiye’nin dört bir yanında Ülkücü Hareketin çığ gibi büyümesini sağlamıştır.
Her bir şehirde her bir alanda her bir kadroda bir Ülkücü muhakkak vardır. Öyle bir hareket hayal edin ki sadece burada değil, dünyanın her bir köşesinde bir mensubu olsun. İşte o hareket, Başbuğ Alparslan Türkeş’in kurduğu Ülkücü Harekettir.
“Sadece Türk milletinin hayatında değil, bütün dünya insanlığının hayatında hak ve adalete dayanan yeni bir devir açacağız.” diyerek yola çıkan Başbuğ Alparslan Türkeş; “Gayemiz yalnızca ve yalnızca Allah’ın rızasını kazanmaktır.” ifadesiyle siyasi mücadelesini hiçbir menfaat gözetmeden yaptığını dile getirmiştir. Ne zenginlik ne makam ne de şöhret ne de rahat ve iyi bir yaşam… Sadece Türk milletine hizmet ve sadece Allah rızasını kazanmakla geçmiştir onun bütün hayatı...
Söylenecek, yazılacak o kadar çok şey vardır ki onunla ilgili, sayfalar kitaplar dolar.
O Türk milliyetçiliği davasının, Ülkücü Hareketin ve Türk dünyasının efsane lideridir.  
Türk milleti başka bir lider ya da büyük bir devlet adamı çıkartır mı bilmem ama gerçek olan şudur ki “Başbuğ” denilince akla ilk olarak daima Alparslan Türkeş gelecektir.
Bizim nesil, Başbuğ Alparslan Türkeş’in ebedî âleme göç ettiği yılda çocukluktan gençliğe adım atmaya hazırlandığımız çağlardaydık. Onu ya hiç görmedik ya da şanslıysak onunla birkaç kez karşılaşıp elini öpebildik. Biz, eskilerden dinledik, kitaplardan okuduk Başbuğ Alparslan Türkeş’i. Ülkü Ocaklarında yetişen gençler olarak ona karşı duyduğumuz sevgi; onun fikirlerini öğrenerek onun ideallerini yaşayarak onun gösterdiği hedeflere yönelerek alevlendi kalbimizde. Bundan dolayıdır ki hâlâ onu görmesek de yakından tanımasak da karşılaşmasak da onunla siyaset yapmasak da onu severiz.
Onu hatırlatan yazılar yazmamdaki gaye; ikinci kuşaktan bir Ülkücü olarak kalbimizdeki sevgiyi kaleme kâğıda aktarmak, tarihe not düşmektir. Bizim anlatacak ne bir hatıramız vardır ne de hikâyemiz. Ancak onu bizden sonraki nesillerin de tanımasını ve fikirlerini öğrenmesini sağlamak görevimizdir.
Vefatının 19. yıl dönümünü idrak ettiğimiz şu günlerde Başbuğ Alparslan Türkeş’in yokluğu, yangın yerine dönen Türkiye’de bugün daha da çok hissedilmektedir.
Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen; onun açtığı bayrak hâlâ dalgalanmakta, Ülkücü Hareket onun attığı sağlam temeller üzerinde birik ve beraberliğini korumaktadır.
Bunun en büyük sebebi, onun gerçekten büyük bir lider olmasındandır.
Seni hâlâ özlemle anıyoruz Başbuğ’um. Seni hatırlamaya, hatıralarını ve fikirlerini yaşatmaya devam edeceğiz. Ruhun şad, mekânın cennet olsun...
Son söz Elçibey’den:
 “Büyük Türk dünyası zaman zaman yeni başbuğlar yetiştirecek. Ancak Başbuğ denildiğinde herkesten önce gönlümüzde daim yaşayan Alparslan Türkeş yâd edilecek, gelecek nesiller onu gurur ve iftiharla hatırlayacaktır…”