SÖZCÜKLERE GİZLENMİŞ ZEHİRLER

20 Kasım 2015 16:38 Cesurhan Taş
Okunma
1801
SÖZCÜKLERE GİZLENMİŞ ZEHİRLER


 
  Sözcüklerle konuşur ve anlaşırız ya da anlaştığımızı sanırız. İşittiğimiz bir sözcüğü, kendi dağarcığımızdaki anlamı ile değerlendirir ve anlamlandırırız. Kendi anladığımız şekliyle kabul eder ve eyleme geçeriz. Peki, sıradan bir sözcüğe birileri bambaşka anlamlar yükleyerek kullanıyorsa ne yapacağız? Bal sözcüğünün içine zehirli anlamlar yüklenerek bize ikram ediliyorsa bunu nasıl fark edeceğiz? Günümüzde yaşadığımız en temel sorunlardan birisi, öteden beri bildiğimiz sözcüklere, anladığımızın son derece tersi anlamlar yüklenerek bize sunulması, bizim de derinlemesine düşünmeden bu zehirli anlamları beyinlerimize yüklememizdir. Zakkum çiçeğini gül diye bize sunduklarında, bu zokayı kolayca yutup çabucak kandırılıyoruz. Zehirlendiğimizi çok geç fark ediyoruz.
İçine zehir gizlenmiş sözcüklere  “barış, kardeşlik, emek, ümmet, çağdaşlık” kavramları örnek olarak verilebilir. İlk bakışta son derece hoş, ilgi çekici ve masum görünen ve bu yüzden de kolayca benimsediğimiz bu sözcüklerin bizim dağarcığımızdaki karşılıkları son derece olumludur. Ancak art niyetli ve algı oluşturmada mahir kişiler, bu muhteşem kavramları bize karşı operasyon aracı olarak kullanmaktadırlar. Durumun farkına varanları da hemen bu kavramlara düşmanlık yapmakla suçlamaktadırlar.
Bölücü terörün zirve yaptığı şu günlerde “kardeşlik” kavramı, en çok kullanılan ve suistimal edilen kavramlardan biridir. Bölücülerin yaptığı her türlü suç niteliğindeki eyleme, yol kesmelerine, otobüs yakmalarına, askerimizi ve polisimizi şehit etmelerine, köprüleri havaya uçurmalarına her ne zaman Türk milleti tepki göstermek istese, hemen birileri çıkıyor, “Sessiz olun, siz kardeşsiniz, kardeş kardeşin yaptığını hoş görür, ümmet içinde olur böyle şeyler.” tarzında sözler sarf ediyor. Aslında söylenmesi gereken söz “ Ey bölücüler, yol kesmek, köprü yıkmak, okul yakmak asker vurmak, suç olduğu kadar ahlaksızlık ve günahtır. Derhâl bu eylemlerinize son verin.” şeklinde olmalıyken hedef saptırıp bu suçları gözden kaçırarak suçluları gözden uzaklaştırarak mağdurların feryatlarını bastırmaya çalışıyorlar. Suçlulara bir laf edilmezken canı yanan mazlumların figanları, kardeşliği bozan bir şeymiş gibi sunuluyor. “Kardeşlik” kavramı kendi anlamından koparılıp bizi suçlayıcı, elimizi kolumuzu bağlayıcı bir unsur olarak kullanılıyor.
“Kardeşlik” gibi son derece insani ve ilahî bir kavram, birliğimizin, dirliğimizin, bütünlüğümüzün yıpratılması maksadıyla bilinçli bir şekilde çarpıtılıyor. Hâlbuki gerçekler canımızı acıtsa da onları kabullenerek duruma göre pozisyon almak gerekir. Gerçekleri görmezden gelmekle yaşam sürdürülemez. Teröre hayır derken sürekli bizi öldüren, bize zarar veren bölücülere de hayır dememiz gerekir. Bölücülük, kardeşlik kavramı içerisinde değerlendirilemez. Eşkıya karşımızda dururken ve her gün birkaçımızı vururken yuvalarımızı yıkarken ikide bir "Siz sağduyulu olun, hiç tepki vermeyin." mesajları vermek, "Siz kurbanlık malsınız, sessizce ölümü bekleyin." anlamına gelir. Verilmesi gereken mesaj, "Ey Türk milleti, uyanık olmalısın. Her an seni, türlü türlü hileler ile tuzağa düşürmek isteyen bir sürü çakal pusuda bekliyor. Gassalın elindeki meyyit gibi olma. Uyurken bile gözlerin açık olsun." şeklinde olmalıdır. Habil ve Kabil misali kardeşlerden biri, diğerini öldürüyorsa bu ne menem kardeşliktir? Her gün canımızı yakan, kanımızı akıtan, ömrümüzü bitiren bir kardeşlik istemiyoruz. Öyle bir gönüldaşlık istiyoruz ki canımıza can, ömrümüze ömür katsın...
“Barış” sözcüğü de kirletilen kavramlardan bir diğeridir. Eli silahlı, çoluk çocuk, asker polis demeden öldüren katiller, yaptıklarının bedelini ödemek yerine “barış” diye bağırıyor. Her türlü suçu işliyor sonra gelen tepkiler üzerine “barış” diyorlar. “Barış”, eşkıya ve teröristin kullanacağı bir kavram değildir. Bu ülkenin medya organlarında barışı en çok bozanların “barış” diye bağrışmaları büyük bir çelişkidir ve suçluların suçlarını gizlemeye yönelik bir eylemdir. Barış ve selamet içinde yaşamak istiyorsak eşkıyanın, teröristin, bölücünün, yıkıcının barış çağrılarının altında yatan zehirli anlamı iyi bilmemiz gerekir.
“Hoşgörü” de Türk milleti aleyhine kullanılan sözcüklerden birisidir. “Hoşgörü” normal yaşantımızda güzeldir de suç, suçlu ve ihanet hoş görülemez. Diğer taraftan, hiçbir millet ve bu milletin vücuda getirdiği devlet, bizzat kendi varlığını hedef alan hiçbir partiye veya benzeri diğer sivil teşekküllere izin vermez, veremez. Hoşgörü dozajı, millet ve devlet organizmasının kendisini yok etmesini mümkün kılacak kadar yüksek olamaz. Bunun adı intihar olur.
“Millî irade” kavramı da anlamı saptırılan kavramlardan birisidir. “Millî irade”, milletin ortak arzuları, tercih ve eğilimleridir; milleti oluşturan bireylerin ortak arzularının, emellerinin ortak bir ifadesidir. Yani, millî irade, bir ülkede yaşayan herkesin ortak iradesi ve ifadesidir. Bir partiye veya bir kişiye destek verenlerin toplamı, millî irade değildir. Bir partiye verilene oylar, millî iradenin o partiye giden bölümüdür. Bu nedenle, bir partinin yaptığı her türlü işi, doğru yanlış ayırmaksızın “Millî irade böyle istedi.” diyerek olumlamak ve değerlendirmek yanlıştır. Bu bağlamda, bilgisizlik, işbilmezlik, deneyimsizlik, ehliyetsizlik ve liyakatsizlik, "millî irade" kavramı altına sokularak ve gizlenerek meşrulaştırılamaz.
Son zamanlarda televizyonlarda, gazetelerde "Kürt siyaseti" diye kavram kullanılmaya başlandı. İlk bakışta masum gibi görünen bu kavram, Türkiye'de iki ayrı ulusun ve iki ayrı siyasetin varlığının çaktırmadan bilinçaltımıza yerleştirilmesine hizmet etmektedir. Türklerin kurduğu bir Türk devletinde, Türklerden başkasının siyaseti olamaz. Bu ülkede ancak Türk siyaseti olabilir. Bu ülkede, Arap siyaseti, Kürt siyaseti, Rus siyaseti, Fransız siyaseti olamaz. HDP ve diğer bölücü/Kürtçü partiler için kullanılması gereken doğru deyim "Türk siyasetinin bölücü/Kürtçü bölümü" dür. Her bir Türk, uyanık olmalı ve sözcüklere gizlenmiş zehirleri görmelidir.