ONUR ÖYMEN’LE SÖYLEŞİ

17 Eylül 2014 10:52 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1090
ONUR ÖYMENLE SÖYLEŞİ


Emekli Büyükelçi Onur ÖYMEN:
 
“Irak’ta en zor durumda olan topluluk Türkmenlerdir. IŞİD’ın saldırılarından büyük zararı onlar görmüşlerdir… Türkmenlerin Türkiye’den başka güvenceleri yoktur. Bu sebeple Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin korunmasını hükûmetimizin öncelikli bir dış politika hedefi olarak belirlemesi ve bunun için gerekli girişimlerde bulunması önem taşımaktadır.”
 
 
Türkiye’nin Orta Doğu politikasını genel hatları ile nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
CEVAP: Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik politikasının özünde bölgedeki her ülkeyle iyi ilişkiler sürdürmek ancak bu ülkeler arasındaki çatışmaların tarafı olmamak, o ülkelerin iç çatışmalarına hiç taraf olmamak ilkesi yatar. Bu sayede Türkiye bölge ülkeleriyle karşılıklı çıkarlara dayalı iyi ilişkiler sürdürmüş, ekonomik ilişkileri de geliştirmiştir. Sadabat Paktı’ndan itibaren Türkiye bölgede saygın bir rol üstlenmiştir. İran-Irak Savaşı’nda Türkiye, İran’ın menfaatlerini Bağdat’ta, Irak’ın menfaatlerini de Tahran’da koruyarak savaşan iki ülkenin birden itimat ettiği bir ülke olma özelliğini taşımıştır. Papalığın ve İsviçre’nin özel durumları dışında dünya diplomasi tarihinde bunun örneği azdır.
Son yıllarda maalesef Türkiye bölgede daha fazla söz sahibi olma arzusuyla ülkeler arasındaki ilişkilere müdahale etmeye, bazı ülkelerin yönetimlerine karşı açıkça cephe almaya başlamıştır. İç çatışmalarda da bazı savaşan tarafların yanında yer almıştır. Bu yaklaşım Türkiye’yi bazı ülkelerin ve silahlı grupların hedefi hâline getirmiş ve ülkemizin güvenliği açısından risk yaratmıştır.
 
Suriye’deki son gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?
 
CEVAP: Suriye’de hükûmetin başından beri sivil halka yönelik baskılarını ve bazı şiddet uygulamalarını mazur görmek mümkün değildir. İnsan hakları bir iç mesele sayılamayacağı için o ülkedeki bu uygulamaları insan hakları açısından eleştirmek, diğer ülkelerin olduğu gibi Türkiye’nin de hakkıdır. Ancak işbaşındaki hükûmetle çatışan silahlı gruplara destek vermek çok yanlış olmuştur. Bazıları birbirleriyle de savaşan bu grupların bekledikleri tüm desteği alamadıklarında veya karşılarındaki gruba Türkiye’nin destek verdiğini gördüklerinde ülkemize karşı düşmanca bir tavır içine girmeleri mümkündür ve bu durum Türkiye’ye yönelik terör riskini arttırır.
 
Irak nereye gidiyor? Bu gelişmeler Irak’ı bölünmeye götürebilir mi?
 
CEVAP: Irak’ın içinde ciddi sorunlar var. Dünyanın başka ülkelerinde örneği görülmemiş şekilde, bazı yerel yönetimlerin kendilerine ait silahlı bir güç bulundurmaları ve bunun başka ülkeler tarafından da meşru görülmesi iç istikrarsızlığı arttırmış ve merkezî hükûmetin etkinliğini azaltmıştır. Özellikle petrol gelirlerinin paylaşılmasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar Bağdat hükûmetiyle Kuzey Irak Yerel Yönetimini çatılmanın eşiğine getirmiştir. Irak’ın ülkesindeki bütün terör örgütleriyle, bu arada PKK’yla mücadeleye girişecek güce ve iradeye sahip olmaması ülkenin bütünlüğünün korunmasını büsbütün zorlaştırmıştır. Terörle etkili biçimde müdahale edilmezse ve büyük devletler Irak hükûmetini yalnız bırakırlarsa ülke bütünlüğünün korunması zorlaşır.
 
Irak’ta bir Kürt devletinin kurulma ihtimali var mı?
 
IŞİD terör örgütünün saldırılarını fırsat bilerek Kerkük’ü ele geçiren Barzani son günlerde bağımsız bir Kürt devleti kurabilecekleri mesajını tekrarlamaya başlamıştır. Amerikan ve İngiliz Dışişleri Bakanlarının Erbil’i ziyaretleri de dünyanın böyle bir devleti tanıyabileceği intibaını vermiştir. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun açıkça kurulacak bir Kürt devletini tanıyacaklarını söylemesi bölgenin siyasi coğrafyasında önemli değişiklikler olabileceği izlenimini uyandırmıştır. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik de bazı sözleriyle Türkiye’nin bir Kürt devletini tanıyabileceğinin işaretlerini vermiştir. Ancak böyle bir durumun Türkiye’nin güvenlik ve stratejik çıkarları üzerinde olumsuz etkiler yapması kaçınılmazdır. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma politikasından vazgeçmemelidir.
 
SORU: Musul ve Kerkük’le ilgili Türkiye’nin Ankara Antlaşması’ndan doğan hakları bugün hâlâ geçerliliğini koruyor mu?
 
Musul’la ilgili olarak Türkiye’nin 1926 yılında İngiltere’yle imzaladığı antlaşma ülkemize Musul petrolleriyle ilgili olarak belirli bir süre için bazı haklar sağlamış ancak bu süre daha bitmeden Türkiye’ye toplu bir ödeme yapılarak antlaşmanın bu boyutu sonlandırılmıştır. Bu antlaşma Türkiye’ye bölgeye askerî bir müdahalede bulunma hakkı vermemektedir.
 
SORU: Bildiğiniz gibi ABD Dışişleri Bakanı Irak’ı ziyaret etti. Sizce bu ziyaret ne anlama geliyor?
 
ABD’nin Irak hükûmetinden bazı beklentileri var. Amerikan askerlerinin statüsüyle ilgili SOFA Anlaşması’nı Irak’ın imzalamaması ve Maliki hükûmetinin bazı konulardaki tutumu, Amerikan hükûmetini rahatsız etmektedir. Seçimleri kazanmış olan Maliki’nin şu sırada IŞİD’le yaptığı mücadelede yalnız bırakılması Irak’ta ve bütün bölgede bu terör örgütünün etkinliğini arttıracaktır. O nedenle Amerika’nın Irak’a belirli bir askerî destek sağlayacağı anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Suriye, İran ve Rusya’nın da Irak hükûmetine destek sağlamaya başladıkları görülmektedir. Bu ortamda Türkiye’nin hâlâ Maliki’ye yönelik suçlamalarda bulunması ve onun görevi terk etmesini istemesi çok yanlış olur.
 
IŞİD’in arkasında sizce kimler var?
 
Bölgedeki bütün terör örgütlerinin arkasında bazı devletlerin bulunduğu bilinmektedir. Açıkça hiçbir hükûmet ISİD’ı desteklediğini söylememiş olmakla birlikte, Saddam Hüseyin döneminden kalan bazı Baas Partisi mensuplarının ve onların dış bağlantılarının IŞİD’e destek verdikleri anlaşılmaktadır.
 
Türkmenlerin durumu ne olacak?
 
Irak’ta en zor durumda olan topluluk Türkmenlerdir. IŞİD’ın saldırılarından büyük zararı onlar görmüşlerdir. Bazı liderleri öldürülmüştür. Sivil halktan da önemli kayıplar vardır. Kerkük’ün IŞID saldırılarını fırsat bilen Barzani güçleri tarafından işgal edilmesi ve bunların, Irak Anayasa’sına aykırı olarak bu kenti terk etmeyeceklerini açıklamaları Türkmenleri zor durumda bırakmıştır. Irak’taki Türkmenlerin Türkiye’den başka güvenceleri yoktur. Bu sebeple Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin korunmasını hükûmetimizin öncelikli bir dış politika hedefi olarak belirlemesi ve bunun için gerekli girişimlerde bulunması önem taşımaktadır.