EKMELEDDİN İHSANOĞLU İLE RÖPORTAJ

17 Eylül 2014 10:47 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1178
EKMELEDDİN İHSANOĞLU İLE RÖPORTAJ

ÇATI ADAYI EKMELEDDİN İHSANOĞLU:
 
"BENİM ÜÇ TANE NET MESAJIM VAR: İÇERİDE HUZUR, DÜNYADA İTİBAR VE KAVGASIZ BİR YÖNETİM."
 
“Cumhurbaşkanının özel bir siyasi gündemle göreve çıkmaması ve yol gösterici olması gerekir. Cumhurbaşkanı ne otomatik onay ne de otomatik veto mercii olmalıdır.”
 
“Filistin konusunda çözüm, uluslararası gücün kullanımındadır.”
 
MHP ve CHP dâhil 11 partinin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde toplumdaki kutuplaşmayı gidereceğini belirterek, "Benim ideolojim birlik, beraberlik ve uzlaşmadır." dedi.
Seçim çalışmaları için geldiği Ankara'da bir dizi etkinliğe katılan Ekmeleddin İhsanoğlu ile yoğun kampanya programına rağmen sohbet etme imkânı bulduk.
İhsanoğlu, gündeme ve cumhurbaşkanlığı seçimine dair sorularımızı içtenlikle cevapladı.
 
Cumhurbaşkanı seçildiğinizde öncelikleriniz neler olacak?
Bilim tahsilim ve iftiharla tamamladığım diplomatik görevlerim konulara ve olaylara eşit mesafedeki yaklaşımımı besleyen iki önemli unsur olmuştur. Hakkın yolu akıldan, aklın yolu haktan geçer. Bu iki kavram birbiri ile çelişen değil, birbirini tamamlayan kavramlardır. İdeoloji, sağ, sol gibi kavramlar toplumsal hassasiyetleri bir çatı altında toplama açısından önemli görevler ihtiva etseler de insanlara, olaylara ve konulara tek taraflı bakma yaklaşımını dayatabilirler. Benim ideolojim birlik, beraberlik ve uzlaşmadır. Bu yalnızca bir ideoloji değil Anadolu’nun binlerce yıldır benimsediği bir kültürdür aynı zamanda. Toplum olarak özümüzde bu vardır ve halkımız da bunu çok iyi bilir. Bunun yanı sıra şu Türkiye’nin en güncel sorunu olan kutuplaşmayı gidermek için cumhurbaşkanına düşen sorumluluklar vardır. Cumhurbaşkanı “benden olanlar, benden olmayanlar” ayrımını kaldırmalıdır. Bu noktada cumhurbaşkanı devletin adil ve şefkatli babası gibi olmalı, huzuru sağlayan birleştirici bir organ görevi görmelidir. Cumhurbaşkanı bu bakımdan devletin sigortasıdır. Bugün toplumumuzun, devletimizin, siyasetçilerimizin, kamuoyumuzun hassas olması lazım gelen şey, yargıyla siyaset ilişkisinin yeniden sağlanmasıdır. Yani, ne yargı siyasete ne siyaset yargıya müdahale etmeli.
 
GİTTİĞİMİZ HER YERDE BÜYÜK İLGİ GÖRÜYORUZ

Adaylığınız açıklandığı günden beri halkın arasındasınız. Nasıl tepkiler alıyorsunuz? Tanındıkça seviliyor musunuz? Halkın size karşı olan yoğun ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kesinlikle, zaten yurtdışında olduğum dönemlerde de tanınıyordum; şimdi bu oran maksimuma ulaştı. Vatandaşlarımız çok saygılı ve çok ilgili. Halkın arasında karışarak gezmeyi seviyorum, insanlar gelip fikirlerini söylüyorlar, hislerini beyan ediyorlar. Kampanyamız fevkalade iyi gidiyor. Vatanımızın gittiğimiz her köşesinde büyük ilgi görüyoruz. Ben bundan mutluluk duyuyorum. Türkiye’de gerçek bir endişe, gerginlik ve kutuplaşma var. Ve vatandaşta bir korku var. Birincisi gidişattan dolayı olan korku, ikincisi de bölünme korkusu. Çünkü etrafımızda da bölünmeler var. Bunlar vatandaşların hisleridir. Devleti yönetenlerin ve devleti yönetmeye talip olanların bu endişeleri gidermesi lazım. Benim üç tane net mesajım var: İçeride huzur, dünyada itibar ve kavgasız bir yönetim. Bütün siyaset ekollerine, siyasi tercihlere saygılı ve eşit mesafede bir liderlik… Bu mesajın halk nezdinde paylaşıldığını ve sahiplenildiğini gözlemliyorum.
 
O MAKAM OTOMATİK ONAY VE VETO MERCİİ OLMAMALIDIR

Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının illa icraya ortak olması gerekir mi?
Cumhurbaşkanı 76 milyonun bütününü kucaklayan birisi olmalı ki Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiyi hakkıyla yerine getirsin. Halkın taleplerine kulaklarını ve gözlerini dört açsın ve aynı zamanda kendi siyasi gündemini başkalarına zorla kabul ettirme durumunda olmasın. Siyasetin yapılacağı yer Meclistir, seçimlerdir. Seçimlerden sonra çıkan Meclistir, hükûmetin devamı meselesidir.  Siyasetin dışında değil siyasetin üstünde olsun ki ancak siyasiler mecliste, milletin huzurunda yarışsın hizmetlerini sunsunlar. Cumhurbaşkanı tüm toplumu kucaklayacak, saygı göstererek farklılıkları bilerek kabul ederek yansımasını sağlayacak. Cumhurbaşkanın yapacakları Anayasa’nın 104. maddesinde yazar. Devletin başıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve milletinin bütününün temsilcisidir; tamamını temsil edecektir. Anayasa’nın uygulanmasını gözetecektir ve devlet kurumlarının işleyişini ahenkle gözetecektir. Bugün mevcut Anayasa’mız var,  kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sistem var ve bugünkü Anayasa’mıza göre seçim yapılacaktır. Andınızı ona göre içeceksiniz. Bu Anayasa’yı uygulamak zorundasınız. Bu sefer ilk kez cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçileceğinden halkın gücünü arkasına alacak. Onların verdiği güçle herkesin kabul ettiği, mutabakatın hâsıl olduğu meseleleri takip edecektir. Kolaylaştırıcı olacaktır. Meclise ve hükûmete öneriler sunacaktır. Onların uygulanması için hükûmete yol gösterecektir. İcradan sorumlu hükûmettir. Programı o yapıyor, güvenoyu alıyor. Ayrıca bütçe kontrolünden sorumludur. Bu konularda cumhurbaşkanının birinci derece sorumluluğu yoktur. Paternalizm gibi algılanmasın. Ancak müşfik bir baba, çocuklarının hepsini sofraya toplayan babadır. Cumhurbaşkanının belli başlı sorumlulukları vardır. Bunlardan ilki devletin başı olmasıdır. İkincisi milletin bütünlüğünün temsilcisi olmasıdır. Üçüncüsü ise Anayasa’nın uygulanmasını ve devlet kurumlarının eşgüdüm içerisinde çalışmasını gözetmesidir. Cumhurbaşkanının özel bir siyasi gündemle göreve çıkmaması ve yol gösterici olması gerekir. Cumhurbaşkanı ne otomatik onay ne de otomatik veto mercii olmalıdır. Aklıselim, sağduyuyla hareket etmelidir.
 
BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN DEĞİL, ÜNİTER DEVLETTEN YANAYIM
 
Başkanlık sistemi Türkiye'nin gerçekleri ile örtüşüyor mu? Sizi diğer cumhurbaşkanı adaylarından ayıran en önemli özellikleriniz neler?
Ben tüm adaylara saygılıyım ve her zaman söylediğim gibi bu yarışın centilmence ve çelebice yürütülmesi için elimden geleni yapmaya kararlıyım. Ben kendi özelliklerimi ve vizyonumu paylaşabilirim, beni ayrıştıran özellikler olarak.  Her şeyden önce demokrasiye inanıyorum, kanun hâkimiyetine inanıyorum, hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Ben demokratik bir sistemin, laik bir sistemin unsurlarının kâmil bir şekilde uygulanmasını istiyorum. Ben mevcut Anayasa’da tarifi bulunan Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerinin değiştirilmesinden değil, korunmasından yanayım. Mevcut Anayasa’mızın biraz ıslaha ihtiyacı vardır şüphesiz ama sistemin değiştirilmesi taraftarı değilim. Başkanlık sistemi ABD’de kuruluşundan beri mevcut... Fakat ABD’de eyalet sistemi var. Bizim tarihimiz ve yapımız kurulduğu günden bu yana daha çok Avrupa’ya yakın. Meşrutiyet’ten beri iktidar hükûmettedir. ABD’de Senatonun kontrol mekanizması, Kongrenin sistemi, ülkenin federal yapısı, yargısı farklıdır.  Türkiye üniter bir devlettir. Bize düşen bu birliği muhafaza etmektir. Bunlar benim savunduğum temel değerlerdir. Ben Türkiye'de huzurun tesisinden yanayım, toplumda gerginliğin giderilmesinden yanayım. Farklı fikirlerde, farklı temayüllerde, farklı siyasi görüşlerde insanların bir arada medeni bir hayat yaşamaları, devlet başkanının yani Türkiye Cumhuriyeti Başkanının kendi görüşünü zorlaması diye bir şey olamaz. Bir liderin kendi fikriyatını, kendi siyasi ve özel gündemini zorlamasının doğru olmadığına inanıyorum.
 
GAZZE’DE ÇÖZÜM, ULUSLARARASI GÜCÜN KULLANILMASIDIR
 
İsrail'in Gazze'ye yönelik kara ve hava harekâtı sürüyor. İsrail'in bu tutumu yüzünden Türkiye hangi adımları atmalı?
İsrail'in bu insanlık dışı saldırısı ilk defa yapılan bir saldırı değil ve son olacak da değil. Bu devam edecek. Çünkü saldırganlık bahaneleri her zaman yaratılıyor. Tarih tekerrürden ibaret, aynı filmi biz 2008'in son günlerinde 2009'un ilk günlerinde yaşadık. Yine Gazze'de insanlar öldürülüyordu, katlediliyordu. Orada o zaman da semtler yıkıldı, ambargolar konuldu, geçitler kapandı, insanlık felaketleri yaşandı. Burada yapılacak en mühim şey, her şeyden önce acil insani yardım gönderilmesidir. Bu acil insani yardımın gönderilmesi için önümüzde tek yol Mısır'dan geçilmesidir. Siyasi maharet burada yatıyor. Geniş kapsamlı bir destek almak, ikna etmek suretiyle karşı tarafın İsrail etrafında cepheleşmesini değil, sizinle beraber olmasını sağlayacak müşterekler bulmak gerekiyor. Türkiye 1948’den bu yana Filistin’den yana. Aynı zamanda Türkiye 1948’de İsrail’i tanıyan ilk devletlerden bir tanesi ve bizim İsrail’le olan iyi münasebetlerimiz Filistin davasına hizmet eder, aracılık anlamında elimizi güçlendirir. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Çözüm, uluslararası gücün kullanımındadır. İsrail’in suçüstü yakalandığı tespit edilmelidir. Filistin, Birleşmiş Milletler üyesidir. Dolayısıyla Filistin’in Uluslararası Ceza Mahkemesine gitme hakkı vardır. İslam ülkeleri bu süreci desteklemeli, İsrail Uluslararası Ceza Mahkemesi hâkimlerinin önünde hesap vermelidir. Sırf heyecanla suçlamak, kınamak yetmez. İsrail’i elbette suçlayacağız, katil diyeceğiz, gaddar diyeceğiz ancak bunları söylemekle sorunu çözemiyoruz.
 
“YURTTA SULT CİHANDA SULH” İLKESİNİ BENİMSEMELİYİZ
 
Türkiye'nin savunma ve güvenlik politikaları konusunda ne düşünüyorsunuz? Siz yönetimde olsanız nasıl bir politika uygulardınız?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti varlığını İstiklal Harbi’nde en zor fiziksel ve maddi koşullarda mücadele etmiş asker ve sivil ceddimize, atalarımıza borçludur. Türk ordusu bölgenin en güçlü ordusudur. Bizim düsturumuz, Atatürk’ün söylediği ve hepimizin inandığı gibi “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesidir. Askerî güçlerin yalnızca, Allah göstermesin, savunma amaçlı devrede olması lazımdır. Ülkeler arası anlaşmazlıkların diplomatik yöntemlerle çözülmesi gerekmektedir. Elbette yönetici olsaydım ülkemizin yalnızca günlük değil, uzun vadeli menfaatlerini öne alacak politikaları milletlerarası camiaya taşıyarak meseleleri değerlendirirdim.
 
DIŞ POLİTİKADA ATACAĞIMIZ ADIMLARA DİKKAT ETMELİYİZ

Türkiye neleri eksik bırakıyor da dış politikada sorunlar yumağına dolanıyoruz? Sizce yeni bir konsept oluşturma zamanı geldi mi?

Hem içeride hem dışarıda söylem değil, politika üreten bir ülke olmamız gerekiyor. Dış politikada günden güne etkinliği yiten, dikkate alınmayan, politika üretemeyen bir ülke hâline geliyoruz. Türkiye’nin iç ve dış siyaset rotasını tam çizemediği görülüyor. Zira dış politikanın üslubuyla iç politikanın üslubu birbirinden çok farklıdır. Hem Batı’yla hem de Doğu’yla ilişkilerin devam etmesi ve ikisine de aynı önemin verilmesi gerekir. Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanının ve Türkiye hükûmetlerinin özellikle Orta Doğu’da normalleşmeyi sağlaması, bu arada da işbirliği ve güvenlik tedbirlerinin alınması lazım. Bu planlamada uzun vadeli politikaları göz önünde bulundurmak gerekiyor. 2010-2011 yılı öncesine dönmemiz lazım ki ticaretimizi ve işbirliğimizi artıralım. İhtilaflar konusunda taraf tutarsanız, ihtilaflardan siyasi netice elde etmeye kalkarsanız, bunu bir taktik olarak benimserseniz, bunun bulunduğumuz coğrafyadaki kardeşlerimize yararı olmaz. Biz komşularımızla ilelebet beraber yaşayacağız dolayısıyla adımlarımıza dikkat etmeliyiz.