İhsan Şahin’den “Tunceli’den Ay’a” “HER ŞEY OLMAK KOLAY, ZOR OLAN ADAM OLMAKTIR”

15 Ocak 2020 13:45 Evin GÖKTAŞ
Okunma
184
İhsan Şahinden “Tunceliden Aya”  “HER ŞEY OLMAK KOLAY, ZOR OLAN ADAM OLMAKTIR”

Asıl mesleği tıp doktorluğu olan Şair ve Yazar İhsan Şahin’in, ilk şiir kitabı “Kırk”ın ardından biyografik roman türündeki “Tunceli’den Ay’a” isimli kitabı da raflardaki yerini aldı.
Şahin’in, “Aslında o çocuk benim.” dediği bir çocuğun Tunceli’nin Pertek ilçesinin Sağman köyünde başlayan hayat hikâyesini anlatan kitabı, yoğun talep görüyor.
Kitabının “Ön söz”ünde köydeki evinin damında yatarken gökyüzündeki ayı seyreden ve bir gün oraya gideceğini hayal eden çocuğun hikâyesini anlattığını belirten Şahin, şöyle devam ediyor:
 “Kendisine alacakları bir çift lastik ayakkabı için sakat ayağı ile günlerce çobanlık yapan bir çocuğu anlatıyor. Onun saflığını, sevdalarını, yüreğini, yaşadıklarını, arzularını, heveslerini. Yaşadığı tarihlerde ülkenin içinden geçtiği karanlık dehlizleri ve acıları anlatıyor. O çocuğun nerelerden nerelere geldiğini, azim ve gözyaşı ile verdiği hayat mücadelesini. Bir hüznün ve başarının hikâyesini anlatıyor. Bu hikâye benim hikâyem. Anadolu’da bana benzeyen milyonlarca insanın hikâyesi belki de...”
Şahin, bu kitabı niçin kaleme aldığını kaydederken, “Yazmam gerektiğini düşündüm. Kendim için, çocuklarım için, ülkem ve tüm gençler için. Bir vazife olduğunu düşünerek yazdım. Tarihe bir not düşmek için. Binlerce kez dinlenen o yıllara ait hatıraları benim penceremden anlattım.” diyor.
Kitabın “Ön söz”ünde samimiyet konusuna dikkat çeken Şahin, “En çok özlediğimiz şey değil mi samimiyet, yani dürüstlük? Nasıl da uzaklaşmışız ondan. Ne zaman nasıl tekrar yakalarız samimi olmayı. İkiyüzlülük ve münafıklıktan kurtulmayı nasıl beceririz? Bilmiyorum. Belki de bu hiç olmayacak.” görüşüne yer veriyor.
İhsan Şahin’le, Berikan Yayınevi tarafından basılan ve şu anda ilk baskısı tükenmekte olan “Tunceli’den Ay’a”yı konuştuk.
- Sayın Şahin, yazarlığa ilk olarak Kırk isimli bir şiir kitabı ile başladınız. Biz sizi şair olarak tanıdık ve ikinci bir şiir kitabı yazacağınızı beklerken şimdi böyle bir kitapla gündeme geldiniz. Tunceli’den Ay’a isimli kitabınızı yazma fikri nasıl oluştu?
- Bu benim ikinci kitabım. Tunceli’den Ay’a aslında bir hayat hikâyesi. İlk kitabım Kırk isimli bir şiir kitabıydı. Kırk’ı yazarken bu kitap doğdu. Çünkü Kırk kitabında yazmadığım ve o kitaba koymadığım bir şiir vardı. O şiirin adı “Tunceli’den Ay”a idi. O şiiri yazınca bu kitaba koyacaktım ama daha sonra “Yaşadıklarımı sadece bir şiirle anlatırsam kendime haksızlık etmiş olurum.” diye düşündüm. Bu kitaba koymaya karar verdim.
“Tunceli’den Ay’a”yı, hayallerimi, düşüncelerimi, arzularımı, heveslerimi bir şiirle anlatırsam yeterince insan anlayamaz ve bunlara vâkıf olamaz dedim. Aslında bunu yalın bir dille bütün dünyaya ve bizden sonrakilere anlatmak lazımdı. O yüzden o şiirden hareket edip Tunceli’den Ay’a kitabını kaleme aldım. “Öyle ise bu şiiri Kırk isimli şiir kitabımıza koymak yerine başka bir kitapta başka bir şekilde dile getirelim.” dedim. Kırk şiir kitabıma koymadığım ve bu kitap için sakladığım Tunceli’den Ay’a şiirini bu kitabın en arka sayfasına yerleştirerek hikâyesini yazmaya başladım. Bu kitap aslında beş yıl sürdü. Vakit açısından biraz fakir bir insanım. Mesaim biraz yoğun geçiyor. Bu sebepten dolayı öyle rahat bir şekilde kitabın başına oturup yazamıyorum. Bu kitabı uzunca bir zamanda yazdım. Çünkü o kitaba ayıracak nitelikli bir vakit bulamadım. Yazarken çok da acele etmek istemedim. Çünkü ekonomik, endüstriyel, siyasi bir kaygı ile ya da bir makam veya şöhret kaygısıyla yazmadım bu kitabı.
KİTABI UÇAKTA YAZARKEN AĞLAMAYA BAŞLADIM
Kitabını genelde yolculuklarda, otobüslerde ve uçaklarda yazdığını anlatan Şahin, şunları kaydetti:
“Hatta yine kitapta da bahsettim. Yaklaşık on saatlik bir uçak yolculuğunda bir gece vakti kitabın hüzünlü bir yerini yazarken ağlamaya başladım. Bazı hatıraları ben de fark ettim ki unutmuşum veya unutmak istemişim. O sayfaları açınca o yaralar tekrar depreşiyor ve kabuk tuttuğunu zannettiğiniz yaralar kanamaya başlıyor. O zaman içinizi sızlatıyor ve ağlıyorsunuz. O uçuşta saat 02.30 filan ama ben hem yazıyorum hem ağlıyorum. Yanımdaki insanlar “Bu insan niçin ağlıyor acaba?” demesinler diye saklıyordum ağladığımı. O günlerin bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçmesi bir yazar açısından kaçırılmayacak bir fırsat. Gördüklerinizi ve hatırladıklarınızı bir an önce yazmak istiyorsunuz. Ağlamanıza rağmen içinizde bulunan o duyguyu bir an önce kaleme dökmeye çalışıyorsunuz. Uçağın ortasında ağlayan koca bir adam. Niçin ağladığını kimse bilmiyor. Dolayısıyla bu tür nahoş ortamlarda bu kitabı yazmak zorunda kaldım. Yolculardan bir tanesi görmüş olmalı ki sabah uçaktan ayrılırken muhtemelen cenazem filan var zannederek başınız sağ olsun, geçmiş olsun diyerek beni teskin etmişti.  Bazı arkadaşlarım kitabı okuduktan sonra ağladığını söylediler. Garip karşılamadım ben de yazarken ağladım çünkü. Ağlamak şiirimde söylediğim gibi;
“Ağlamak bu dünyada zordur, güçtür, ayıptır, ama ağlamayı bilmeyen insanlar bu dünyada kayıptır.” diye yazmıştım. Ağlamak da gülmek kadar bir meziyettir insan için. Bir insan eğer ağlayabiliyorsa o insanın yüreğinde, beyninde, ciğerlerinde katılaşmamış, közleşmemiş, yanmamış, bitmemiş ve yaşayan hücrelerin var olduğunu düşünüyorum. Ondan dolayı da hiç gocunmuyorum.
Bu kitap aslında daha çok 1970 ve 1980’lere ait hüznü, o dönemlere ait Türkiye’nin bir zindanda bulunduğu, kara ve kötü günlerden geçtiği, karanlık dehlizlerde kaybolduğu bir dönemi anlatıyor. Bir çocuğun gözüyle anlatıyor. Etrafında olup bitenleri anlamaya çalışan, hadiselere çok fazla anlam veremeyen, ne olup bittiğini net olarak göremeyen parça parça, kopuk kopuk bir filmde kareleri birleştirerek anlamlandırmaya çalışan bir çocuğun gözünden o dönemi anlatıyor. Sonra o çocuğun hayallerini, dünyasını anlatıyor. Çocuk belli bir yaşa gelinceye kadar da her çocuğun olduğu gibi apolitik bir çocuk.

O ÇOCUK BENİM!
- Sayın Şahin, bahsettiğiniz o çocuk siz misiniz?
- O çocuk benim. Her çocuk gençlik dönemine gelinceye kadar apolitiktir, çocuktur ve o samimiyeti ile bakar dünyaya. O dönemde o çocuğun gözünden dünya nasıl görünüyordu? Aslında bu kitapta onu yazmaya çalıştım. Bu kitap o çocuğun hatıralarının silinip gitmemesi için yazılmış bir kitap. Bu kitabın tek bir kaygısı var. Bu ülkede ulaşabildiği kadar insana ulaşmak. Ulaştığı insanlara, ortak paydanın doğruluk, dürüstlük, güzel ahlak olduğunu anlatabilmek. Bu ülkenin sağcısının da solcusunun da Alevi’sinin de Sünni’sinin de Türk’ünün de Kürt’ünün de Laz’ının da Çerkez’inin de ortak paydada buluşması gerektiğini, bu ortak paydanın da ahlak ve doğruluk olduğunu anlatmak. Öyle zannediyorum ki okuyan arkadaşlardan geri dönüşlere baktığımda bir miktar da olsa amacıma ulaştım. Bu da beni mutlu ediyor.