BAHÇELİ: GÖREVİNİ YAPAN KALIR, YAPAMAYAN GİDER. DEVLETTEKİ İŞLEYİŞ BUDUR!

21 Ağustos 2019 09:53 Evin GÖKTAŞ
Okunma
263
BAHÇELİ: GÖREVİNİ YAPAN KALIR, YAPAMAYAN GİDER. DEVLETTEKİ İŞLEYİŞ BUDUR!

BAHÇELİ:
GÖREVİNİ YAPAN KALIR, YAPAMAYAN GİDER. DEVLETTEKİ İŞLEYİŞ BUDUR!

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya'nın görevden alınmasıyla birlikte kaos bekçilerinin ortaya çıktığını belirterek, "Bir bürokrattır. Hiçbir bürokrat imtiyazlı değildir. Görevini yapan kalır, yapamayan gider. Devlette işleyiş budur. Merkez Bankasının bağımsızlığı başka bir şey, başkanının görevden alınması başka bir şeydir. Merkez Bankası Başkanı ayrıcalıklı değildir." dedi.
Bahçeli, 9 Temmuz 2019 Salı günü partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada önce tarihî bir perspektif çizerek gündeme ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasının başında, "Dünden bugüne, devlet ve millet hayatında daha ileri, daha iyi, daha gelişmiş, daha güzel merhale ve menzile duyduğumuz özlem hiç azalmadı, hiç aksamadı hiç de ara vermedi." ifadelerine yer veren Bahçeli, şöyle devam etti:
"Özümüzü koruyarak, birlik ve dirliğimizi kollayarak yüksek hedeflere ulaşmayı istedik. Hep bir adım önde olmayı gaye bildik. Zamanın sorunlarıyla başa çıkabilmek, zalimlerin oyunlarıyla mücadele edebilmek için azmimizin ve ahlakımızın yörüngesinden sapma göstermedik. Mesele millî bekamızın, millî varlığımızın güvenli, istikrarlı ve iradeli şekilde istikbale taşınmasıydı. Bu itibarla arayışımız, çabamız, çalışmamız hiç bitmedi. Türk milleti; zorlu bir coğrafyayı, üzerinde asırlarca hesap yapılan bereketli toprakları nice fedakârlık ve fazilet örnekleri sayesinde vatan yaptı. Bir vatana sahip olmanın ağır bedelleri vardı, bu bedeller destanlaşan şahadetlerle, devleşen kahramanlıklarla ödendi. Türk milleti varlığına kefen biçen barbarlara, Vandallara, haçlılara direne direne, her gün yeniden doğa doğa kurulan tuzakları bozdu, esaret senaryolarını yırtıp attı. Millî yeminler çiğnenmedi, çiğnetilmedi. Tarih içinde yönetim sistemleri değişti, yöneticiler değişti, çağlar değişti, yıllar yılları kovaladı devirler değişti; yeri geldi devletin adı farklılaşıp rejim değişikliği gerçekleşti; ancak Türk milleti varoluş kararlılığından, vakarıyla perçinlediği ilkelerinden, ülkülerinden ve ülkesinden asla taviz vermedi. Caber’e giderken Fırat Nehri’nin koynunda ruhunu teslim eden Süleyman Şah’ın sancağı elden ele, gönülden gönüle taşınarak kıtalara uzandı. Söğüt’te yakılan kutlu ateş tüm dünyaya ulaştı. Filiz filiz büyüyen, fıtrat ve fikir gücüyle yükselişe geçen, müşfik ve müthiş bir yürekle sevdasını ve sedasını haykıran niyazlı bir millet tarihe sığmayıp taştı, haysiyetiyle asırların engellerini aştı. Hangi dönem ve yüzyıl olursa olsun, kan aynı kandır. Kahramanlık aynıdır. Nitekim hedef de aynıdır, bu suretle millî ruh asırları kavramış, cihanı kuşatmış, beşeriyeti kendisine hayran bırakmıştır. Türk milleti üzerinde yaşadığı aziz vatana tutunarak geleceğinin yol haritasını çizmiştir. Bunu yaparken de karşılaştığı sorunlara teslim olmak yerine üstüne üstüne gitmeyi tercih etmiştir. Kaldı ki bu tercihin içinde geri adım yoktu, alttan almak yoktu, gevşemek yoktu, yılgınlık yoktu, vazgeçmek yoktu. Huşunet ve husumet karşısında hulus ve huzurun safında olduk. İhanet ve işgalin karşısında inanç ve imanın yanında durduk. Çözülmenin ve çöküşün karşısında birliğin, beraberliğin, bekanın hizasında toplanarak etten duvar çektik. Fakat gene de pek çok badire ve belayla karşılaştık. Zaman oldu, aklımıza gelmeyen ne varsa başımıza geldi. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemesi şöyle dursun, yıkımını durdurmak için çareler arandı, yollar açıldı, fermanlar hazırlandı, zincirleme reformlar yapıldı. Ne var ki, 19. yüzyılda içine düştüğümüz anafor günbegün umutlarımızı çaldı, huzurumuzu kaçırdı, topraklarımızın kaybına neden oldu. Lütfen dikkat buyurunuz, 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı’ndan bugüne kadar geçen 180 yılda devlet ve millet hayatını istikrara kavuşturmanın, güvenceye almanın, düzlüğe çıkarmanın amansız gayreti içindeyiz. Dışarıdan gelip yenemeyenlerin içeriden çözme denemelerine karşı hâlâ direniyor, hâlâ karşı geliyor, hâlâ karşı çıkıyoruz. Hükümran mazimize hasretiz, bunun düşünü kuruyoruz.
Hükmedilen değil hükmeden, istikamet verilen değil istikamet veren, önü alınan değil ön alan, ağza bakan değil ağzına bakılan bir ülke olmanın hayal ve hedefiyle mücadelemizi sürdürüyoruz."
EROL GÜNGÖR GİBİ MESELELERE TARİH ŞUURUYLA BAKMALIYIZ
Bahçeli, "Merhum Hocamız Erol Güngör’ün ifade ettiği gibi, geçmişin olaylarını manalı bir bütün hâlinde yorumladığımız anda meselelere tarih şuuruyla bakmamız mümkün hâle gelecek, nereden gelip nereye gittiğimiz hakkında bir fikir sahibi olunacaktır." diye konuştu.
"Önemle ifade etmek isterim ki, tarih şuuru varsa, dün-bugün arasındaki rabıta kopmayacak, gelecek vizyonu canlı bir resim gibi önümüzde duracaktır." diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
"19. yüzyıl batmak üzere olan devasa bir geminin zaman zaman hatalı ve yanlış rotalara sapmış olsa da yüzdürülmesine ve yüzeyde tutulmasına sahne olmuştur. Mahvımız demek olan malum akıbetin ertelenmesi, hatta ortadan kaldırılması için çok uğraşılmıştır. Ancak niyetler halis olsa da seçilmiş yöntemlerin, belirlenmiş sistemlerin milli gerçeklerle uyumsuzluğu, yabancıların tazyik ve telkiniyle reçete hazırlığı ve tedavi temini beklenmeyen pek çok menfi neticeye açık kapı bırakmıştır. Kapı bir defa açılmaya görsün, sosyal bünyeyi zehirleyen, siyasal bütünlüğü zayıflatan ne varsa içeri dolmuş, her yeri kaplamıştır. Tanzimat reformlarının yetersiz kaldığını iddia eden sömürgeci güçlerin kesif baskı ve kategorik dayatmalarının mahsulü olarak bu defa da 163 yıl evvel bir şubat ayının 25'inde Islahat Fermanı ilan edilmiştir. Bu da tutmayınca, 143 yıl önce Anayasa yapılmış, Meşrutiyet kümesinde kısa ömürlü de olsa parlamento açılmıştır. 1821'den 1897'e kadar Şark Meselesi üzerine sadece Fransızca yazılmış 2 bin 142 eser ortada duruyorken, çözüm ve çarenin ruh kökümüzün haricinde aranması çok ciddi sorun ve sıkıntıların doğmasına yol açmıştır. Akif Paşa'dan Pertev Paşa'ya, Mustafa Reşit Paşa'dan Ali Paşa'ya, Fuat Paşa'dan Ziya Paşa’ya, aralarındaki gerilimin hiç bitmediği Mithat Paşa’dan Abdullah Cevdet Paşa’ya kadar pek çok devlet ve siyaset adamı Osmanlı İmparatorluğu'na kendi fikir örgüsü ve düşünce kalıbı çerçevesinde bir güzergâh çizmeye çalışmışlardır. Ne kadar başarılı veya başarısız oldukları, maksat ve mizaçlarının neye hizmet edip nereye kadar işe yaradığı elbette tarihin konusudur. Ancak bizim meselemiz arayışların hiç bitmeyişidir. Aslında Nizam-ı Ceditle başlayan süreç pek çok kırılma, hezimet, isyan, savaş ve çözülmeyle birlikte adeta tarihin derin kovuklarına gömülmüş gitmiştir. Sözde reformcu nazırlar arasında biteviye süren kavga ve anlaşmazlıklar, yabancı ülke sefirlerinin bitmek bilmeyen müdahaleleri, emperyalist ülkelerin bilenmiş komploları Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar devlet ve millet hayatını rehin almıştır. Bu tablonun bir benzerine içinde bulunduğumuz zaman diliminde de şahit olmuyor muyuz? Tarihten ibret aldığını söyleyenlere sormak isterim ki, hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi? Devleti yeni temeller üstünde canlandırma çabaları makûs talihin kayalıklarına tehlikeli ölçüde çarpmış, reformlar tarihin tozlu raflarına kaldırılmak durumunda kalmıştır. Miadı dolan devlet ve siyaset adamları gözden düşmek şöyle dursun, kâh sürgünlere, kâh zindanlara, kah idamlara maruz kalmışlardır. Darbeler, mali iflaslar, israflar, bozgunlar, savaşlar, taht mücadeleleri, darboğazlar, sömürgecilerin oyunları, çağın akıntısına karşı kürek çekmeler zincirleme felaketleri tetiklemiş, feci derecede kamçılamıştır. İç bütünlük sağlanamayınca, dış etkiler sonuç vermiş, Osmanlı İmparatorluğu fırtınaların kol gezdiği karanlık dehlizden sakin ve durulmuş limana bir türlü yanaşamamıştır. Yeni bir yönetim ve hukuk sistemi vazeden Tanzimat, bunun devamı olan Islahat, bundan mülhem Meşrutiyet, hepsinin başarısız olmasıyla tarihin ve talihin parlak bir vetiresi hâlinde yükselen Cumhuriyet Türk milletinin varoluş mücadelesinin karar ve kader duraklarıdır. İktisadi ve içtimai temelleri çürüyen, iradesi ve ifade kudreti çölleşen bir devleti pansuman tedbirlerle hayatta tutmaya çalışmak boşuna bir gayrettir."
İNANIYORUM Kİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA KADAR AŞAYACAKTIR
MHP Lideri Devlet Bahçeli, dünya siyaset tarihinde buna dair çok sayıda misalin verilebileceğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İnanıyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Tarihten çıkardığımız derslerle önümüze bakmaksak geçmişten daha ağır olaylara mahkûmiyetimiz mutlak ve mukadder olacaktır. Siyaseti kavga ve çıkar çatışmalarının merkez üssü hâline getirmenin, millî birliği tahrip edip bekayı yok saymanın vahameti hepimize ağır ve acıklı fatura çıkaracaktır. Başkalarına özenerek, başka başkentlerin büyüsüne kapılarak, Türklüğün ve Türk vatanın jeopolitiğini ihmal edersek, dahası Türk tarihinin çekim alanından koparsak, bilinsin ki, derin uçurumların önümüze açıldığını görmemiz kaçınılmaz hâle gelecektir. Her yüzyılın dimağı ve dinamikleri farklıdır. Buna karşı hazırlıklı ve uyanık olmak şarttır. Türk milletinin birinci ve öncelikli hedefi ne pahasına olursa olsun bekasını korumak olmalıdır. Bunu yaparken siyasi ve ekonomik bağımlılığa yol açan kalıntı ve tortuları temizlemek, millî birlik ve dayanışma ruhunu pekiştirip güçlendirmek esas olmalıdır. 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünün habis sonuçlarıyla hâlâ meşgulüz. Ederi bir dolar olan şerefsizlerin devlet ve toplum hayatında açtıkları dipsiz kuyuları kapatmanın mücadelesindeyiz. Kuşkusuz FETÖ işgal girişiminin yıkıntılarını kaldırmakla da sonuna mesulüz. Düşünebiliyor musunuz, İzmir’in Yunan işgalinden 97 yıl, İstanbul’un işgalinden 96 yıl sonra Türk vatanı az kalsın tam bir kâbus ve karanlığa mahkûm olacak, yeniden işgal kapanına sıkışacaktı. 15 Temmuz’da yaşananlar tarihimizin çağrısını tekrar hatırlatmış, hepimize ihmal edilemez görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Demek ki, Türk vatanını işgal emelleri hâlâ bitmemiştir. Demek ki, küresel odakların mütecaviz akınları hâlâ kesilmemiş, daha doğru bir ifadeyle kesilmeyecektir. Bu nedenle hükûmet sisteminin değişmesi, millî birlik ve beraberliğin tahkimi gerekiyordu. Siyasetteki itiş kakış son bulmalıydı. Kutuplaşma en aza çekilmeliydi. Cephe siyaseti değil toparlayıcı, kucaklayıcı ve kaynaştırıcı bir siyaset anlayışının kök salması temin edilmeliydi. Tanzimat’tan bu tarafa süren arayışlar muhkem ve muhterem bir iradeyi mahfuz tutarak devrilmeden evrilmeyi başarabilmeliydi. Parlamenter sistemden kaynaklanıp siyaset ve devlet hayatımızı doğrudan kuşatan kriz ve kaosların millî mutabakatla bitirilmesi, değilse bile hatırı sayılır ölçüde azaltılması en acil gündemdi. Türkiye siyasi, ekonomik, diplomatik ve güvenlik sorunlarıyla boğuşurken, hızlı, verimli ve zamanlama hatasına düşmeyen bir yönetim ve idare sistemine kavuşturulmalıydı. TBMM güçlendirilmeli, yasama-yargı ve yürütme arasındaki yetki kargaşasına, görev karmaşasına, sınır ihlallerine nokta koyulmalıydı. Efradına cami, ağyarına mâni bir hükûmet sistemi inşa etmeliydik. Çıkmaz sokaktan kurtulmak için gereği yapılmalıydı. Tarihimizin sesine kulak verdik, coğrafyamızın politik müktesebatını titizlikle değerlendirdik, ecdadımızın hedeflerini rehber ettik. Siyaseti köhneleştiren tıkanıklıklar, artan beka sorunları, ülkemizin küresel ve bölgesel düzeyde muhatap kaldığı tehditler, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşanan mücadele süreci sonucunda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçirilmiştir."
MİLLETİMİZ %51.41 OY ORANIYLA YENİ SİSTEMİ KABUL ETMİŞTİR
Bahçeli, "16 Nisan 2017 Halk Oylamasında aziz milletimiz %51,41 oy oranıyla Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine evet demiş, bu yeni sistemi kabul ve tasdik etmiştir. Böylelikle ülkemiz fiilen yeni bir sürece girmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin müellifi cumhur ittifakı, mimarı ise elbette Türk milletidir." diye konuştu.
Türkiye’nin çok nazik ve hassasiyet yüklü döneminde ortaya çıkan cumhur ittifakının yalnızca bir seçim ittifakı olmadığını hatırlatan Bahçeli, şunları söyledi:
"Bu şekilde tasavvur ve tahayyül de edilmemiştir. Türkiye’ye karşı iç ve dış kaynaklı düşmanca muamele ve müdahaleler karşısında millî ve ahlaki bir duruş, duyuş ve tarihi direniş ruhudur. Cumhur ittifakının üzerinde yükseldiği zemin 7 Ağustos Yenikapı dirilişidir. Bu diriliş ki, kaynağını ve kararını 15 Temmuz’da bulmuş, Türk milletinin muteber azim ve iradesiyle tezahür etmiştir. Günlük siyasi hesaplar kenara itilmiştir. Ortak akıl devreye girmiş, ezcümle tarihi kudret ayağa kalkmış, yeni bir hükûmet sistemini hem mecburi kılmış, hem de yolunu açmıştır. Millî kararlılık ve iş birliği sayesinde Türkiye’nin bölgesinde bileği bükülmez bir güç ve lider ülke hâline gelmesi konusunda cumhur ittifakı 2023 hedeflerine kilitlenmiştir. Hedefimiz ilayıkelimetullahtır, hedefimiz Kızılelma'dır. Hatırlarsanız, Afrin Operasyonu öncesi tankın üzerine çıkan bir kahraman askerimize istikamet neresi diye sorulduğunda verdiği cevabın millî vicdanda muhteşem bir yankısı olmuştu. Alnı öpülesi bu evladımız demişti ki, 'İstikamet Kızılelma.' Ailene bir mesajın var mı diye sorulduğunda da yine kahramanca ve yüreklerimizi titreterek şöyle seslenmişti: 'Beklemesinler, bu vatanı kimse bölemez.' Plevne'de sivrilen duruş bu duruştur. Edirne'yi müdafaa eden ruh bu ruhtur. Şıpka'daki cesaret bu cesarettir. Çanakkale'de, Sakarya’da, Dumlupınar'da, Büyük Taarruz’da ihanete, işgale, küfre, batıla, mülhide, müfside cüretkârlığının, soysuzluğunun ve şımarıklığının bedelini ödeten şuur bu şuurdur, bu asalettir. İşte bu asalet ve şuur hâlinin siyasi ve ahlaki birliktelikle bezenmiş, billurlaşmış özeti cumhur ittifakıdır. 16 Nisan Halk Oylamasının bir nevi güven testi ve en önemli dönemeci olan 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerine cumhur ittifakı mührünü vurmuş, millî gönüllerde takdir ve teveccüh görmüştür. Sayın Erdoğan %52,95 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilirken, cumhur ittifakı da %53.66'lık oy gücüyle TBMM'de sayısal ve siyasal çoğunluğu elde etmiştir. Tam bir yıl önce, yani 9 Temmuz 2018'de, Sayın Cumhurbaşkanı TBMM'de yemin ederek görevine başlamış, ardından kısa süre içinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin Birinci Bakanlar Kurulunu açıklamıştır. Parlamenter sistemde hükûmet kurulma sürecinde yaşanan uzun süreli gerginlik ve çalkantıların hiçbiri vasat bulmamıştır. Hükûmet süratle teşkil etmiş, ülke gündemine, temel meselelere odaklanmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 9 Temmuz 2018'den itibaren resmen yönetim hayatımıza girmiştir. Tanzimat'tan bugüne kadar geçen 180 yıllık sürede edindiğimiz birikim ve tecrübelerin kılavuzluğuyla, tarihimize ve kültürümüze en uygun hükûmet modeline intikal sağlanmış, Türkiye Cumhuriyeti de üçüncü evresine eklemlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 2023'ün emniyetli ana kulvarıdır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi millî misyon ve vizyonumuzla 2053 ve 2071 hedeflerinin temellerini kazacak, alt yapısını oluşturacak, siyasi uzlaşmayı kurumsallaştıracaktır. Geride kalan bir yıllık sürede Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi tutmuş, uyum ve uygulama süreci kazasız belasız mesafe almıştır. Kimisi vardır, karanlığa sövüp sayar kimisi vardır karanlıktan sızlanıp şikâyet etse de nemalanmanın peşindedir. Biz karanlığı gördük, bunu dert ettik, sonra da bir mum yakıp etrafı aydınlattık."
CHP GENEL BAŞKANI ŞAFAK VAKTİ BAŞKA, KARANLIK BASINCA BAŞKA
Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ile ilgili açıklamalarını sert tepki gösterirken şunları kaydetti:
"CHP Genel Başkanı, devşirilmiş ve döne döne çula çaputa dönmüş siyasi iplikçilerle eski sistemin özlemini duyarken, tenakuzlara batmaktan da kendisini kurtaramamaktadır. Aklıyla dili arasına kara kediler girdiğinden pot kırmanın yanında zor durumlara bodoslama düşmektedir. CHP Genel Başkanı’nın, 5 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul’a yaptığı bir ziyaret esnasında, gönlüne inen perdenin düşünme melekelerini de etkilediğine dinleyen herkes bizzat şahit olmuştur. Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın siyasi çap ve çeperini genişletip 'hıyarım var.' diyen kim varsa tuz alıp koşmasından anlaşılan biraz ürkmüş, 'Ne oluyoruz, nereye düştük?' sorusunu zannederim kendisine sormaya başlamıştır. İstanbul'da sorulan bir soruyu şu ilginç ve her tarafa çekiştirilecek cevabı veren aynısıyla CHP Genel Başkanı’dır. Kılıçdaroğlu diyor ki: 'Eski sisteme dönülmesiyle ilgili bir talebimiz olmadı. Eski sistemden zaten biz de şikâyetçiydik.' Madem rahatsızdın, bu kadar beyhude çırpınışa ne gerek vardı? Gül gibi geçinip gidiyordun, Merhum Neşet Ertaş'ın dediği gibi, 'Nemize yetmiyor el kadar hasır.' der dururdun. CHP Genel Başkanı şafak vakti başka, karanlık basınca başka konuşmaktadır. Yalan derseniz, çizmeyi aşmıştır. Kılıçdaroğlu için bazen hüzünleniyorum, su alan teknesinin içinde ayağına geçirdiği dalış paletiyle yüzme hazırlığı yapmasını doğrusunu isterseniz hayretle takip ediyorum. HDP'nin Meclise ittiği, CHP'nin çekiştire çekiştire koltuklarına oturttuğu ipçilerin aklına bakıyorsa, elde olta su dolu bardakta balık avına çıkması bile neredeyse an meselesidir. İki ileri bir geri gide gide, ya uçtuğuna inanarak bir uçurumdan kendisini boşluğa bırakacak ya da dolandığı iple Kandil'e tırmanıp bir mağara deliğinde başını yiyecektir. Demedi demesin, beni dinlesin, gidişat hayra alamet değildir. Kılıçdaroğlu için çember daralıyor, suyu ısınıyor, kader ağlarını dört bir koldan örüyor. Eski sistemden şikâyetçi olduğunu ileri süren CHP Genel Başkanı, burada dursa iyi, bununla yetinse tamam, fakat bir kere yama dikiş tutmayınca dil döndükçe dönüyor, kendisini yalancı çıkarıyor. Konuşmasının başka bir yerinde de diyor ki, 'Güçlü, liyakatli bir devlet yapısıyla parlamenter sistem isteriz.' 'Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı, ben annemi çok özledim, bugün 23 Nisan.' CHP Genel Başkanı'nın hâli pürmelali aynen budur. Genel Başkanı'ndan rol kapmak için durum ve fırsat gözleyen İstanbul'un yeni Belediye Başkanı da boş zamanlarında makamına uğrarken, geri kalan zamanlarında üstüne vazife olmayan her şeyle uğraşmaktadır. İstanbul'u halletmiş olacak ki, Diyarbakır'a gitmek istediğini söyleyerek, 'Bu toplumu barıştırmamız lazım.' sözleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Hatta dilinin altındaki baklayı çıkarmış ve şöyle konuşmuştur: 'Yarınlarda siyasette bir başka alanda başarı elde edebilir miyim sorusunun kriteri İstanbul’daki başarımdır.' Maksat hizmet değil, gizli ve adrese teslim hesaptır."
TERÖRİST DEMİRTAŞ HASRETİ BU ŞAHISTA GİDEREK KABARMAKTA
Bahçeli, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu kastederek, "Terörist Demirtaş hasreti ise bu şahısta günden güne kabarmaktadır." diyerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Herkes iyi bilmelidir ki, bu toplumda, bu millette, bu ülkede küslük, dargınlık, kırgınlık olmadığı için barış ve barıştırma söylemleri tehlikelidir, fitneyi selamlamaktır. Aynı zamanda şeytani bir üsluptur. Türk milleti asırlar boyunca var olagelmiş köklü bir kardeşliğin, kaderde, sevinçte, anıda, acıda bir ve beraber olmayı başarmış kuvvetli bir iradenin beşerî kıvanç ve onurudur. Bu kıvanç özenle korunacak, bu onur övgüyle yaşayacak ve yaşatılacaktır. Yeni sistem olmuştur. Yeni sistemin siyaset ve stratejisi el birliğiyle, güç birliğiyle Türk milletinin tamamını kucaklayacaktır. CHP'nin takoz koyma hevesleri ters tepecektir. Bilhassa vurgulamalıyım ki, 15 Temmuz bir milattı, bir kavşaktı. Biz Tanzimat Dönemi'nin hatalarına düşemezdik. 'Kahtırical, yani devlet adamlığı eksikliği var.' diyerek boş bahanelere sığınamazdık. Tehditlere sırtımızı dönemezdik. Millî bekamıza pusu kuran alçaklarla gerekirse göz göze, gerekirse göğüs göğse mücadele etmekten de korkamazdık, nitekim korkmadık, kaçmadık. Aynı yollardan geçerek farklı bir sonuca ulaşılacağını düşünemeyiz. Kendi içimizde bir olmazsak, iri olmazsak, diri kalmazsak bölünüp parçalanmamız katidir, kesindir. Leyleğin ömrü laklakla geçer, tıpkı zillete düşenler gibi. Bunu biliyoruz. CHP-HDP-İP siyasi üçüzünün, birbirinin çıkar cüzü olan zillet sacayağının günleri iftira ve izansızlıkla pekişir, bunu da görüyoruz. Gafillerin evleri çökmüş, çatılarını gizlemeye çalışıyorlar. Alan almış, satan satmış, kimin kimi Meclisi soktuğu alenileşmiştir. Artık söz bitmiş, ilişki, irtibat ve ittifaklar açığa çıkmıştır. Birbirlerini tam bulmuşlar, dibi yanık tencere yuvarlana yuvarlana küflü kapağıyla buluşmuştur. Birbirlerine kefil olmuşlar, nasılsa işleri yok şahit olurlar, paraları bol kefil olurlar, CHP-İP-HDP'ye söylüyorum, bozacıdan kefil istemişler, şıracıyı göstermiş. HDP/PKK dersem siz İP’i anlayın, CHP dersem hemen Kandil’i aklınıza getirin. Pensilvanya dersem hepsini birden gözünüzün önüne getirin, hatırınızda tutun. Doğru duvarın eğri gölgesi olmazmış, ama bunların doğru tek yanları yoktur. Ne yapsalar boştur, Türkiye'yi heba ettirmeyeceğiz. Türk vatanını hüsrana uğratmayacağız. Hodri meydan, bu vatan bölünmeyecek, bu devlet budanmayacak, bu bayrak buruşmayacak, bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, nitekim ezanı susturmaya hiçbir bozguncunun gücü yetmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti'nin her karışında şehidimizin şühedamızın aziz hatırası vardır. Şunu da biliriz ki, kahramanlık ruhun bedene karşı müstesna bir zaferidir. Ruhu olmayanların, vicdanı olmayanların, mensubiyeti olmayanların uydur kaydır kahramanlık hikâyeleri kurnaz tilkinin aç tavuğa darı ambarı daveti yapması kadar akıl tutulması, hezeyan turudur. Türk milleti kahramandır. Milliyetçi Hareket Partisi ve cumhur ittifakı bu kahramanlığın ilelebet bayrak gibi dalgalanması hususunda Hakk’a, hakikate, halka, tarihe, şühedaya karşı son ferdine kadar sorumludur. Sözlerimin bu kısmında Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin birinci yılını heyecanla kutluyor, daha nice yıllar ve asırlarda var olmasını diliyor, milletime ve devletime ebedi saadet ve selametler temenni ediyorum. CHP inkâr etse de, Türkiye ekonomisi bugün çok cepheli bir kuşatma ve saldırı altındadır. Ekonomik tetikçiler, sermaye çeteleri, ulus ötesi şirket ve bankalar ekonomik operasyonun içindedir. Türkiye’de ise CHP'nin ve diğer zillet partilerinin bu operasyona mihmandarlık yapmaları adamlık değildir, millilik değildir, doğru değildir, siyaset hiç değildir. Biz tarafız, Türkiye’nin tarafındayız. Onların hepsi gelsin, Allah'ın izniyle alayına yeteriz, hepsinin hakkından ve üstesinden kesinlikle geliriz."