“İSTANBUL’DA ÇOK İNATLI VE ISRARLI BİR SEÇİM OLACAK”

21 Haziran 2019 18:59 Evin GÖKTAŞ
Okunma
103
“İSTANBULDA ÇOK İNATLI VE ISRARLI BİR SEÇİM OLACAK”

“İSTANBUL’DA ÇOK İNATLI VE ISRARLI BİR SEÇİM OLACAK”
MHP Lideri Bahçeli, “İstanbul seçimleri ile ilgili olarak İstanbul milletvekili olması ve başkanlık divanı üyesi olması sebebiyle Semih Yalçın Beyefendi'yi de genel koordinatör olarak görevlendireceğiz.” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) 6 Mayıs itibarıyla aldığı bir kararla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verdiğini hatırlatarak, "Onun uygulaması da 23 Haziran'da olacaktır. 16 milyon nüfusun yaşadığı, 8 milyonu aşkın oy veren insanımızın bulunduğu İstanbul’da çok inatlı ve ısrarlı bir seçim olacağı görülmektedir. Bize göre zillet ittifakını adayı ile cumhur ittifakının adayı İstanbul’da çok kararlı bir yarışa girmiş olacaklardır. İstanbul seçimleri ile ilgili olarak İstanbul milletvekili olması ve başkanlık divanı üyesi olması sebebiyle de Semih Yalçın Beyefendi'yi de genel koordinatör olarak görevlendireceğiz.” dedi.
Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili bir teklifin gelmesine hâlinde müspet oyu vereceğini bildirdi.
MHP'yi takip eden gazetecilerle iftarda buluşan Bahçeli, gündeme ilişkin soruları cevapladı.
MHP Lideri Bahçeli, "Kılıçdaroğlu’na dokunulmazlık çağrısıyla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?" sorusuna karşılık şunları söyledi:
"Türkiye siyasi yönden geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında çok derin tartışmalara vesile olan bir dönemi yaşamaktadır. Tartışmalar hafifleyeceği yerde yoğunlaşarak devam etmektedir. Tabii Türkiye’de seçimler üzerinde her zaman tartışmalar, itirazlar olur, genel kabul görmeler olur ve bunlar içerisinde YSK önemli bir anayasal kurum olarak kendi statüsü içerisinde, değerli hâkimlerden oluşmuş yapısıyla değerlendirmelerde bulunur ve bir karara varır. Bu karar hepimiz için geçerlidir. Hepsine saygı duymak gerekmektedir. YSK’nin üzerinde yeniden tartışmaları değerlendirip karara bağlayacak bir herhangi bir kurum yoktur. Böyle olunca YSK kararına kimin hesabına nasıl gelirse değil, Anayasa, hukuk çerçevesinde yaklaşılıp karar vermişse saygı duymaktan öte yapılacak bir şey yoktur. Aleyhimize de olsa saygı duymalıyız, lehimize de olsa saygı duymalıyız. Ama zaman zaman YSK kararları üzerine aydınlarımız, hukukçularımız, basın mensuplarımız, siyasiler çok tartışma açarlar fakat en sonunda YSK’nin kararına uymak durumunda kalırlar. Böyle bir ortam içinde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Bey salı günü grup toplantısında çok hırçın bir üslupla, gergin bir bakışla tartışma zemini açmış ve YSK’nin 7 üyesi üzerinden isimlendirme yaparak onları ‘çete’ olarak suçlamıştır. YSK'nin 11 üyesi vardır. Eğer kurum olarak suçlamak istiyorsanız, 7- 4 şeklinde bir değerlendirme yerine YSK’yi kurum olarak esas alıp, içinden herhangi birisini ayırt etmeksizin, güzel bir dille eleştiri yapmak var iken böyle bir tartışmaya girmesi çok doğru olmamıştır. Bu tartışmalar konusunda biz gerekli uyarıları kendisine yapmak istedik. Bu arada bir konuyu dillendirdik. Dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili, ‘Ben bu kadar cesurca hukuk, adalet ilkeleri ışığında inandıklarımı söylüyor ve her türlü kelimeyi de kullanabiliyorum. Ama dokunulmazlık zırhına da bürünmek istemiyorum. Dokunulmazlığın kaldırılmasından yanayım.’ şeklinde bir teklif gelirse bu teklife ilk müspet oyu benim vereceğimi söyledim. ‘Dokunulmazlığın kaldırılması konusundaki isteğine hemen ben TBMM’de dokunulmazlığın kaldırılması yönünde ilk müspet oylamayı yapabileceğimi söyledim. Bu doğru bir yaklaşımdır. Bu kadar aşırı, kırıcı, karıştırıcı konuşmayı yapan kişi dokunulmazlık zırhına bürünmemelidir, önünü açmalıdır. Tartışmayı bu boyutuyla Türkiye’nin gündemine getirirken aynı zamanda da TBMM’ye taşımış olmadır. Böyle olmadığı takdirde bu konuşmalar Türkiye’deki yargı organları, özellikle de savcılar belli suç unsurları taşıdığı kanaatiyle bir soruşturma başlatırsa o zaman bu Adalet Bakanlığı’na intikal edecektir. Oradan YSK’nin bu incitici davranışlar karşısındaki hakkını koruyabilmek açısından dokunulmazlığın kaldırılması noktasında bir fezleke talebinde bulunabilirler. O zaman yine bizim kanaatimizde bir değişiklik olmaz. Fezleke ile bir genel başkanı TBMM’ye taşımak yerine kendisinin iradesiyle TBMM’ye gelmesini demokratik açıdan daha ahlaki bulduğumu ifade etmek için o teklifte bulundum. Ama CHP’nin bazı sözcüleri ‘Hodri meydan!’ diyor. Neyin hodri meydanını yapacağız! Getireceksen bu dokunulmazlığı sen getirecektin. Getirmeyeceksen fezleke yoluyla geldiği takdirde yine TBMM’de kanaatlerimizi açıkça ifade eder ve kullanacağımız oyu belirleriz. Şimdi bunları böyle düşünmek yerine bizi suçlayarak, hodri meydan demenin… 'Demirden korksa trene binmez.' gibi geçmişte kullanılan bir söz vardır. Çok kişi de bunu cesaret unsuru olarak söyler. Şimdi hep beraber havaalanına gidelim. Buradaki mevcut yolcu sayısıyla TCDD’nin garlarındaki yolcu sayısını mukayese ederseniz, bunların hepsini demirden korkup trene binmiyor, hepsi korkak olarak nitelendiremezsiniz. Kendisinin imkânı çok yüksektir. Üst bir bürokrattır, Türk siyasetinde yeri vardır. Kemal Derviş’in çok yakını ve çömezidir. Böyle bir şahsın artık uçak ve özel araba kullandığı inancındayım. Kendisine üste para versem altı saat Adana’ya demir yolu ile gidemez diye düşünüyorum."
İSTANBUL'DA 250 BİN NÜFUSU BULANAN İL BAŞKANLARIMIZ İLE İSTİŞARE ETTİK
Bahçeli, "İstanbul seçimleri yenileniyor. Partinizin de strateji olarak hemşehricilik olgusu üzerinden bir propaganda yürüteceği kamuoyuna yansıdı. Bunu bir açar mısınız efendim?" şeklindeki sorusunu şöyle cevapladı:
"YSK, büyükşehir belediye başkanlığı seçimini 6 Mayıs itibarıyla aldığı bir kararla yenilenmesine karar vermiştir. Onun uygulaması da 23 Haziran’da olacaktır. Demek ki İstanbul’da bazı il ve ilçelerde olduğu gibi seçim yenileme olayıyla karşı karşıyayız. 16 milyon nüfusun yaşadığı, 8 milyonu aşkın oy veren insanımızın bulunduğu İstanbul’da çok inatlı ve ısrarlı bir seçim olacağı görülmektedir. Her ne kadar bazı partilerin adayları var ise ve bu adaylıklarını sürdürüp sürdürmeyecekleri konusunda çok açık bilgiye sahip değilsek de bilinen bir şey vardır. Bize göre zillet ittifakını adayı ile cumhur ittifakının adayı İstanbul’da çok kararlı bir yarışa girmiş olacaklardır. Böyle bir durum karşısında nasıl bir yol takip etmemiz lazım? MHP’nin adayı yoktur ve bu aşamada çıkarma gibi bir kararı da yoktur. Hâl böyle olunca cumhur ittifakı anlayışından hareket ederek AK Partinin öngördüğü, bir önceki seçime katılmış, Türkiye’de siyasi hayatın çok önemli kademelerinde sorumluluk üstlenmiş bir şahsın seçimdeki faaliyetlerine yardımcı olabilmek amacıyla MHP bir katkı sağlamak düşüncesindedir. Bunu yaparken de İstanbul’daki siyasi hayatı yakından tanıyıp, kimin kim olduğunu farkında olarak bu katkıyı nasıl sağlayacağımızı düşünürken bunu tamamen MHP’nin bir öngörüsüymüş şeklinde takdim etmek yerine, İstanbul’da yaşayan bu ülkenin 16 milyon insanının hemşehrileri hep Anadolu’dadır. Ve bu hemşeriler İstanbul’a gitmiş, yerleşmişlerdir. Orada doğup büyümüşlerdir. İstanbul’da doğup büyümelerine rağmen 'Nerelisiniz?’ diye sorduğunuzda ise size ‘Sivaslıyım, Trabzonluyum, Kastamonuluyum.’ diyebiliyor. Yani doğduğu yerden ziyade atasının yaşadığı yerleşim yerini esas alarak bir tanımlama yapıyor. Bunu İstanbul’da Anadolu ile ilişkilendirdiğiniz zaman bir hemşehrilik bağı ortaya çıkartıyor. MHP bu düşünceden hareketle iki adayın belirgin bir şekilde yarışacağı bir ortam içerisinde, tek başına şöyle yapacağız böyle yapacağız gibi bir strateji üslubu ortaya koymak yerine, Binali Yıldırım Beyefendi’nin kendi partisi veya cumhur ittifakı anlayışı çerçevesinde ortaya koyacakları stratejiye uygun tarzda hareket etmeyi prensip olarak benimsedik. Yani AK Parti kendi adayının cumhur ittifakı anlayışı ile yarıştığı bir ortamda nasıl bir siyasi strateji ortaya koyuyorsa MHP cumhur ittifakı anlayışı çerçevesinde buna katkı sağlayacak. Ama onun ötesinde Anadolu’da siyaseten netice aldığımız illerimiz vardır. İstanbul ile sosyal, ekonomik, kültürel bağları olarak hayatlarını devam ettirmektedirler. O zaman bu hemşehrilik ruhunun hareket geçirme suretiyle bu katkıyı sağlayabileceğimiz inancını düşünerek, ortaya koyarak 15 ilimizi yani 250 binden fazla İstanbul’da hemşerisi bulunan illerimizi esas alarak bir çalışma başlatmayı uygun bulduk. Bununla ilgili olarak da perşembe günü, 250 binin üzerinde İstanbul’da hemşerilerinin oyu olduğuna inandığımız illerimizin değerli başkanlarını davet etmek suretiyle kendileriyle istişare ettik."
SEMİH YALÇIN BEY'İ İSTANBUL'DA GENEL KOORDİNATÖR OLARAK GÖREVLENDİRECEĞİZ
MHP Lideri Devlet Bahçeli, İstanbul'daki seçim çalışması ile ilgili gerekli görevlendirmeleri yaptıklarını belirterek, "İstanbul’un birinci bölgesinde başkanlık divanından bir arkadaşım sorumluluk üstlenecek. İkinci bölgesinde başkanlık divanından bir arkadaşımız ve aynı şekilde üçüncü bölgede de divandan bir arkadaşımız sorumluluk üstlenecek. Bütün bu sorumlulukların üzerinde İstanbul milletvekili olması ve başkanlık divanı üyesi olması sebebiyle de Semih Yalçın Beyefendi'yi de genel koordinatör olarak ortaya koyacağız. Ve Anadolu’da bu illerimizden kimi kim ne kadar tanıyorsa, eşi, dostu, akrabası kimi varsa, hangi köy, mahalle, ilçeden ise İstanbul’a gitmek suretiyle Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları seçimin önemini ve bu seçimde Sayın Binali Yıldırım Bey'in kazanması noktasındaki düşüncesini paylaşacak. Takdir hemşehrilerinin olacak." diye konuştu.
Bahçeli, şunları kaydetti:
"Biz buna hemşehri harekâtı olarak nitelendirdik. Önümüzdeki günlerde ikinci bir 15 ilimizi topluyoruz. Bu 15 il de çok anlamlı bir çalışma olacak. Bu 100 bin ile 250 bin arasındaki bir rakam sanıyorum. En az 130 bin civarında bir oy potansiyeline sahip olan ama büyük çoğunluğu doğu ve güneydoğuyu temsil eden illerimiz orada olacak. İl başkanlarımızı davet edeceğiz onları bu konuyu tekrar müzakere edeceğiz. Bitlisli Bitlislinin yanına gidecek, Bingöllü Bingöllünün yanına gidecek. Diğer doğu, güneydoğudaki diğer illerimizi ziyaret edecekler. Ve onlara da yüz yüze Türkiye’deki mahallî idareler seçimi, neden iptal edildiğini, bu iptalin öncesi ve sonrasında nelerin yaşandığını anlatarak onları aydınlatma görevini üstlenmiş olacak. Bu böyle devam edecek. Nereye kadar? İstanbul’da en az hemşehrisi olan il Burdur’dur. Alayını toplasanız 9 bin kişi ediyor. Onu dahi göndereceğim oraya. 9 bin üyesi vardır diye. Bu ne demektir: bir kişi bir kişidir! Mademki bu şekliyle millet iradesiyle çözümü öngörülmüştür. O zaman millet bunu çözsün. Yoksa YSK’ye, sağa sola, hepimize hakaretle bu iş olmasın diyoruz."
MHP Lideri Bahçeli, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Bahçeli ile ortak programlarımız olabilir." dedi. Miting şeklinde mi olacak, nasıl olacak?" şeklindeki bir soruya karşılık, şunları kaydetti:
"Programın içinde miting bir unsurdur. Ama programın nasıl olacağına arkadaşlarımız görüşerek karar verecekler. O konuda da Sayın Sadir Durmaz Beyefendi yapıyor. Sanıyorum AK Partide de bir isim değişikliği yok. Onlar bir araya gelirler, nasıl bir program olur düşünürler, miting mi, kapalı toplantı mı olur… Yoksa kapı çalmak suretiyle gönül çalmayı birbiriyle kaynaştırarak bir yol bulmalıyız. Onun için mitingde göz göze geliyorsunuz da gönül gönüle gelemiyorsunuz. Bizim gönül gönüle gelmemiz lazım."
Bahçeli, "İstanbul’da en çok tartışılan görüş şu: Aynı zarfta dört pusulanın bulunduğu ancak sadece büyükşehir belediye başkanlığının iptal edildiği. Diğerlerinin iptal edilmediği. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Seçimlerin yenilenme kararının verilmesi, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının iptal edilmesi sonrası bazı hukukçular, bilim insanları, gazeteciler, televizyon programlarındaki konuşmacılar ve CHP sözcüleri böyle bir slogan buldular. Gerçekten de bize dört pusula bir zarf verdiler. Gidip onun içine attık. Bu dört pusulayı zarfa yerleştirirken güçlük çektik. Biri dışarıda kaldı, diğeri dışarıda ama oylar iptal edilmesin diye hassasiyet gösterdik. Fakat zarfları kullanırken dört pusulasına ben itiraz etmedim. Kemal Kılıçdaroğlu beyin de itiraz ettiğini sanmıyorum. O benden belki daha heyecanlı oy kullanmıştır. Fakat tartışma tamamen büyükşehir belediye başkanlığı üzerinde yapılmıştır."
ŞAİBELER, 25 İLÇEDE VEYA 39 İLÇEDE SADECE 2 YERDE KENDİNİ GÖSTERİYOR
Bahçeli, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi bu gerçeklerin ışığında İstanbul’da 39 ilçe belediyesinin 25’ini cumhur ittifakı kazanmışken buraya bir itiraz yapmıyorsunuz, mazbatayı alıp almama noktasında değerlendirmelerde bulunuyorsunuz, mazbatanın verilmesi için YSK’ye çok büyük övgüler yağdırıyorsunuz. Sonunda 28 bin oydan 13 bine düşünce bu sefer de şaibeler olduğu ortaya çıkıyor. Şaibeler 25 ilçede veya 39 ilçede sadece 2 yerde kendini gösteriyor. Maltepe ve Büyükçekmece’de. Oralara da itirazlar yapılıyor. Şimdi kalkıp halkı aldatmanın bir manası yok. CHP’ye oy vermiş kardeşlerimizi de aldatmanın gereği yok. O dört tanesinin içerisinde sadece Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki oy farkının neden böyle olduğu hesap ediliyor. Gerçekten de düşündürücü. Oyların bu kadar aşağı düşmesinin sebebi üzerine konuşacağı yerde kalkıp, ‘Orada dört pusula var. Onu iptal ediyorsanız bunları da iptal edin.’ diyorlar. Hele bazıları var Türkiye’de neredeyse siyaseti ve demokrasiyi kapatacak, seçimleri tamamen lağvedecek. 'Efendim filan tarihten itibaren seçimler iptal edilmelidir.' diyor. Bütün bunların hepsinin altı başka anlam taşır. Bir yerlere Türkiye’yi sürüklemenin gereği yok. Seçimler iptal edildikten sonra ne olacak? 24 Haziran’ı iptal ettiniz, 2015’i iptal ettiniz. Geriye doğru giderseniz 1946’ya kadar var! Sonra bunun altından Türkiye nasıl kalkacak, bu siyasiler nasıl kalkacak? Onun için milleti aldatmasınlar. 28 bin oydan 13 bin oya düşerken bu kadar çalınan oyun nereden çalındığının üzerinde mutabakat kuracakları yerde hırsızın üstünü örtmenin bir manası yok. Dört pusulayı da dâhil etmiş olsa hırsızı kovalamaktan bu millet vazgeçmeyecek. MHP de vazgeçmeyecek. Çünkü böyle kritik bir eşikte bu karmaşayı yaratan insanların niyetlerinin açığa çıkması lazım. o çıkıncaya kadar da biz bu işin arkasındayız. Onun için artık bırakın kim ne kadar haklıysa.. Bir: YSK’ye saygı duymalıyız. İki: 23 Haziran’da sandığa gitmeliyiz, ne kadar sandığa insan götüreceksek onun çabası içinde olalım. Bizim gibi siz de hemşeri harekâtları başlatın ve oy verme oranını yükseltin. Sonra da YSK’nin kararından öte millet iradesi ne diyor ona bakın. Bu sefer de ona, millet iradesine, saygı duyalım. Ona da saygı duymaz iseniz, çok daha farklı anlamlar ortaya çıkar. Ne gibi: 24 Haziran seçimlerinde YSK’nin önüne sandalye atıp nöbet beklemenin anlamı neydi. Saat 23.00’a kadar bu iddia devam etti. Ama saat 23.00’den sonra nöbet tutacak adamı arıyor CHP’liler bulamıyor."
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK, EMRE USLU DENEN BİR KİŞİNİN SLOGANI
MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Her şey çok güzel olacak." şeklindeki slogana ilişkin görüşü sorulması üzerine, şu değerlendirmede bulundu:
"2013-2014 yıllarında Emre Uslu denen bir kişinin sloganı bu. Twitter’da da var her şey çok güzel olacak. Şimdi bunu herkes kullanıyor, bazıları da kullandı. Bir de bütünleşenler var. Kimler var mesela? Güroymak’a giderken orada Norşin olarak isim değişikliğini ifade ederken, “Her şey çok güzel olacak.” diyen bir eski cumhurbaşkanı var. FETÖ’cüler var, PKK’cılar var, siyasette çok değişik beklentiler içinde olanlar var. Slogan çok yanlış."
Bahçeli, "Cumhur ittifakının sloganı ne olmalı?" şeklindeki soruya karşılık, "Cumhur ittifakının sloganının belirleyicisi MHP değil. Çünkü bu sloganı belirleme görevi cumhur ittifakının ana kütlesi olarak bulunan ve adayları da kendilerinden olan AK Parti olmalıdır. Bana ille de bir slogan diyorsanız, İstanbul’da bu kadar gürleyen havada, yağmur bereket varken 'Yıldırımlar çaksın.' derim." diye konuştu.
Gazetecilerle iftar yemeğinde Bahçeli'ye, terörist başı Abdullah Öcalan'la ilgili olarak şöyle bir soru yöneltildi:
"YSK’den karar çıkacağı gün İmralı ile bir görüşme olduğu ortaya çıktı. Görüşme 2 Mayıs’ta yapıldığı hâlde 6 Mayıs’ta ortaya çıktı ve Öcalan’ın bildirisinin de yayımlandığı bir görüşme oldu bu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz hem zamanlama açısından hem de 8 yıl sonra olan bu görüşmeyi? Sonuç itibariyle Adalet Bakanlığının izni olmadan yapılamayan bir görüşmeydi. Önemli karar öncesinde bazı yorumlar da yapılıyor AK Partinin İstanbul’daki Kürt seçmene yönelik hareketi olarak yorumlanıyor siz nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Bahçeli, bu soruyu şu cevabı verdi:
"Tabii HDP seçmeniyle Kürt kökenli kardeşlerimizi birbiriyle karıştırmamak lazım. Yorumu o şekilde ele aldığımız zaman;  HDP’nin oylarının hepsini cumhur ittifakına kanalize edecek bir taviz politikası takip ediliyor gibi bir anlayış ortaya çıkar ki bu doğru değildir. Bu bir talep meselesidir. Avukatıyla uzun yıllar görüşememesinin ısrarlı bir şeklidir. Bir hanımefendi milletvekilinin cezaevinde 160 günden beri ölüm orucu tutmuş olmasındandır. Böyle bir durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği şekliyle; çözüm sürecini kapsamayan ama avukatının talebine verilen bir cevaptır. Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten. Bunu büyüterek farklı noktalara getirerek hele hele PKK onun YPG’siyle onun HDP’siyle iş birliği yapıp seçim kazanma sevdasına kapılanlar ağızlarına böyle bir görüşmeyi almamaları lazım. Ağızlarına almaları gereken görüşme yattaki görüşmeler olmalıdır."
İMAMOĞLU ‘LİDER’ Mİ? KILIÇDAROĞLU’NUN TECRÜBESİ BİRİKİMİ ÜSTE GELİR
Bahçeli, "İstanbul Belediyesine Mecliste seçim yerine valinin atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna "Yasal yönden ikisi de müsait ama tercih kısa süre 46 gün içinde valilikle yürütülmesinde. Kayyum da değil vali görevlendiriliyor. Buradan seçimleri tekrar tartışılır bir konuya getirmemek lazım. Orada birisinin oturması lazım; devletin rutin işleri var. Bunların devam etmesi için de böyle bir görevlendirme olabilir." cevabını verdi.
"Son günlerde İmamoğlu ile ilgili bir lider doğuyor şeklinde yorumlamalar var özellikle sosyal medyada. CHP’nin başına geçeceği ifade ediliyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?" şeklindeki soruya karşılık Bahçeli, şunları söyledi:
"Üç defa 'kınıyorum.' tabirini kullanarak lider doğmaz. Liderliği bu kadar ucuza almamak lazım. Emek ister. Halkın kabulünü ister. Sevgi, saygı ister. Onlar daha oluşmadan bir seçim döneminde birden parlatmalarla lider doğmaz. Onun için Kemal Kılıçdaroğlu Bey’le bu arkadaşı mukayese ettiğiniz vakit Kemal Kılıçdaroğlu’nun heyecanı, tecrübesi, 8 yıllık birikimi, ısrarlı davranışı üste gelir diye düşünüyorum."
Bahçeli, "İktidar ve muhalefet partilerinin İstanbul’da ilk hedefleri küskün seçmene dönük olarak değerlendiriyor. Bu anlamda sandığa gitmeyen seçmene dönük MHP’nin yaklaşımı nedir?" sorusunu şöyle cevapladı:
"Sandığa gitmeyenleri sandığa getirmek gerekir. Hele hele Türkiye’nin böyle hayati döneminde, seçimin çok fazla anlamlar taşıyacağı ortamda vatandaşlık görevini yerine getirmeyeni fazla dikkate almamak lazım. Böyle bir dönemde sandığa gidemeyecekse nereye gidecek bu insanlar! İşi gücü bırakıp sandığa gitmeli, vatandaşlık görevini yapmalı, gönlünden hangi parti geçiyorsa ona oy versin ama sandığa gitsin. Sandıktaki tartışmaları Avrupa’da ABD’de tartışılır duruma getirmek doğru değil. ABD Türkiye’deki siyasete not alıyor ne demek bu? Türkiye demokrasiyle ilgili mücadelesini verirken ABD emperyalist güç olarak oyunun içinde mi yoksa Türkiye’de öğretmenliğe mi soyundu. Not alıp da ne yapacak kaç verecek Türkiye’ye 5’in altında verecekse zaten başka şey düşünüyor demektir. 5’in üstündeyse sınıf geçmeyle ilgili bir nottur o. Ona da kimsenin itirazı olmaz. Mesela ben Venezüella halkına çok…. Birine diyor ki, ‘Sen devlet başkanı olmalısın’… Gaido diye bir adam çıkıyor. Biri de demiyor ki ‘Ey ABD ben seçeceksem birini seçerim, değiştireceksem de değiştiririm sana ne oluyor.’ diyen yok.  Türkiye’de de diyen yok burada birkaç tane siyasi parti genel başkanı Venezüella’yı kınadı ama başkaları ‘Türkiye’de de gelecekte de böyle olabilir mi?’ düşüncesiyle sabırla bir uykuya dalmışsa o fena uyanır."
Bahçeli, "Galatasaray divan toplantısında Hayri Kozak, açık açık Ekrem İmamoğlu’na desteğini deklare etti. Sonrasında da esprili bir şekilde inşallah bu son toplantı olmaz yorumları yapıldı Galatasaraylılar tarafından siz nasıl yorumlarsınız?" sorusuna "Galatasaray yönetimi o şahsı aforoz etsin. Yani çok sayıda taraftarı bulunan spor kulübünü bir kişi bu şekilde istismar edemesin bir eksik kalsın bana göre Galatasaray." cevabını verdi.
Bir gazetecinin "Sanatçılardan da benzer tepkiler geldi." hatırlatması üzerine Bahçeli, "Türkiye’de TV’ler, olmayan sanatçıları olur hale getiriyorlar. O kadar yükseldikten sonra bir laf etmesi lazım. Onları dikkate almıyorum ben. Herkes Cem Yılmaz Bey’i sever ve çok güler. Ben ise onu görünce önce bir elbiseni değiştir derim. Kravat tak, hatta takma başka bir şeyler yap. Belediye seçiminde oy vereceksen git ver ama sana yönelmiş sevgiyi siyaseten istismar edip hepimizin alerjisini toplamaya vesile olma. %49’u sevebilirsin ama %51’e de saygı duy. Ben, Cem Yılmaz’ı bundan sonra sevemem." ifadesinde bulundu.