SUNUŞ

28 Mayıs 2016 11:27 Dr. Veysi Kayıran
Okunma
700
SUNUŞ

 
 
 
Eskiler hatırlar; Türkiye’de rejim değişikliği tartışmalarının en yoğun yaşandığı dönemlerden biri, Demirelli yıllardı. 17 Nisan 1993 tarihinde 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal hayatını kaybedince DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti. ANAP’ın adayı Kamran İnan, Refah Partisininki Lütfi Doğan ve CHP’ninki de İsmail Cem’di. 8 Mayıs’ta TBMM’de yapılan ilk iki tur oylamada, adaylardan hiçbiri seçilmek için gerekli oyu alamadı. 16 Mayıs’taki üçüncü turda koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Halkçı Partiyle beraber Milliyetçi Hareket Partisinin de desteğini alan Demirel, 244 oyla Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı seçildi.
O dönemde ANAP kan kaybetmiş, DYP de ANAP’ın geçmişteki başarı ve istikrarını yakalayamamıştı. Yürütme erki, koalisyonlar eliyle hayat bulabiliyordu. Bu tablo, hükûmet krizlerinin, siyasi krizlerin nedeni olarak görülüyordu. Siyasi istikrar arayışları rejim tartışmalarıyla beraber sürüp gidiyordu. 
Özal döneminde başlayan rejim tartışmaları; Demirelli yıllarda kaldığı yerden, hatta biraz da hızlanarak sürdü. Demirel, hükûmet krizlerini ve seçim sonuçlarını bahane ederek başkanlık sistemi tartışmalarının üzerine benzinle gitti. Başkanlık sistemini savundu. Rejim değişikliğini, siyasal istikrarın sağlanması ve darbenin önlenebilmesinin tek çözümü olarak gördüğünü söyledi. Ancak siyasilerin ve yazar çizer taifesinin çoğu bunun aksini düşünüyordu.   
O günlerde Demirel’in başkanlık sistemini istemesine karşı çıkanlardan biri de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dı. Baykal; enflasyon, yolsuzluk, devlette hukukun işlememesi gibi ana sorunlarının parlamenter sistemden kaynaklanmadığını; hangi rejimde olursa olsun kötü siyasetçinin iyi rejimle ikame edilemeyeceğini belirterek Demirel’i eleştirdi.
O dönemde gazeteler ve köşe yazarları, rejim tartışmalarıyla ilgili birbirinden farklı görüşler ortaya attılar. Sistem münakaşalarına dönük basında yer alan görüşlerin en ilginci, Mehmet Barlas tarafından ortaya atıldı. Barlas; 27 Eylül 1997 günü Sabah’ta çıkan yazısında, “Biliyoruz ki ‘derin devlet’ kim ise işte o başkanlık sistemini istemektedir.” ifadesini kullandı.  Aynı Barlas, yıllar sonra Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının başkanlık sistemi ısrarı karşısında yelkenleri indirerek başkanlık sistemiyle ilgili olumlu görüşler beyan etti. Erdoğan’ın zaten fiilen başkan gibi davrandığını vurgulayarak "presidential parlamentarizm" önerdi. 
Son olarak AKP’liler tarafından “partili cumhurbaşkanı” fikri ortaya atıldı. Bu da aslında başkanlık sistemine bir başka kılıf giydirmekti.
AKP, halkın bütün kesimlerini temsil edecek tarafsız bir cumhurbaşkanlığı yerine parti devleti uygulamalarını siyasi zemine perçinleyecek bir balyoz rejimi istiyor.
Bugün,  90’lı yılların siyasi şartları yok. 14 yıldır istikrarlı bir şekilde iktidarda olan bir AKP var. Sayın Erdoğan, gücünün zirvesinde… Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun özetlediği gibi, “Yasama onlarda, yürütme onlarda, yargı onlarda, her şey onlarda…”
Yani terör başta olmak üzere Türkiye’nin hayati sorunlarını çözmek için hiçbir bahaneleri yok.
Ama gerçekleştirmek istedikleri rejim değişikliği için biteviye lafı dolaştırıp meseleye türlü donlar giydiriyorlar. Türkiye anlamsız tartışmalarla zaman kaybediyor. Oysa atalarımız ne demiş: “Vakit nakittir.”
Gelecek sayıda Atatürk’ün tarafsız cumhurbaşkanı olma çabalarından söz edeceğiz.