CUMHURİYET VE CHP

28 Mayıs 2015 16:17 Mehmet Özgedik
Okunma
1362
  CUMHURİYET VE CHP


 
  CUMHURİYETİ KURAN PARTİ
  Millî Mücadele zamanlarında, TBMM’de siyasi partiler yoktu; milletvekilleri arasında gruplaşmalar vardı. 30 Ağustos Zaferi kazanılmış, Millî Mücadele başarıya ulaşmıştı. Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştı. Saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı Devleti fiilen ve hukuken sona ermişti. Artık devletin yönetim şeklinin adının konulması zamanı gelmişti. Gazi Mustafa Kemal(Atatürk), yakın arkadaşları ile yeni bir partinin kurulmasına karar verdi. Sonradan CHP adını alacak Halk Fırkası, 9 Eylül 1923 tarihinde böylece kuruldu. Seçim sonunda Meclise büyük bir çoğunlukla girdi. Halk Fırkasının çoğunlukta olduğu Meclis, Cumhuriyet’i ilan etti(29 Ekim 1923). Dolayısıyla CHP’nin Cumhuriyet’i kuran parti olduğunda şüphe yoktur.
 
  CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN İLKELERİ
  Halk Fırkası, dokuz umde(ilke) üzerinde kurulmuştu. 1924 yılında partinin temel ilkeleri cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve halkçılık olarak belirlendi. 10 Kasım 1924’te de adını Cumhuriyet Halk Fırkası(Partisi) olarak değiştirdi. Gelecek yıllarda bu ilkeler, siyasi ve sosyal gelişmelere uygun olarak altıya çıkarıldı. İlkelerin sayısı ne olursa olsun, CHP’nin temel dayanağı milliyetçilik ve cumhuriyetçilik olmuştur. Diğer ilkeleri, bu temel dayanakları besleyen ilkeler olarak görmek gerekir. Esas itibarıyla Atatürk zamanında uygulama bu şekilde olmuştur. Türk devletini güçlendirmek, Türk milletine Türklük şuuru kazandırmak, insanlarına vatandaşlık iradesini benimsetmek için çalışılmıştır.
 
  CUMHURİYET MESELESİ
  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucuları için, Cumhuriyet sadece bir demokrasi meselesi değildir. Bunun için saltanat ve hilafetin kaldırılmasına gerek de yoktu. Zaten –bütün kurum ve kuruluşları ile kâmil manada çalışmasa dahi- anayasal düzene geçilmiş olup meşruti demokrasi vardı. Ancak imparatorluklar dönemi kapanmış, Osmanlı Devleti hayatiyetini kaybetmişti. Misakımillî sınırları üzerinde kurulacak devletin imparatorluk niteliklerini taşıması mümkün değildi. O hâlde yeni Türkiye devletinin nitelikleri neler olacaktı? Yeni Türkiye devleti; -kuruluşunda ideal bir uygulanması olmamakla beraber- demokrasi zemininde millî, üniter temeller üzerinde kurulmuştur. Bu devletin vatandaşlarının adı Türk’tür. Kısacası bizim için Cumhuriyet millî devlettir. Atatürk’ün liderliğindeki CHP, Türk millî devletini inşa için çalışmıştır.
 
  CHP’NİN MACERASI
  CHP, 1946’ya kadar ülkeyi tek parti olarak yönetmiştir. Zaman zaman yapılan çok partili denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Dünyadaki gelişmeler karşısında CHP, çok partili sisteme geçmek mecburiyetinde kalmıştır. Esasen Atatürk’ten sonra CHP, millîci politikalardan sapmıştır. 1950’de seçimi kaybetmiş, bir daha tek başına iktidara gelememiştir. Zaman içinde partinin temel düşüncelerinden uzaklaşılmış, laiklik dışındaki ilkelerine sahip çıkılmamış, hatta temel ilkesi olan milliyetçiliğe karşı hasmane tavır alınmış, parti sola kaydırılmıştır.
  12 Eylül cuntacıları tarafından –diğer partiler gibi- kapatılmış, sonradan yeniden açılmıştır. Seçimlerde baraja takılarak başarılı olamamıştır. Ancak yeniden toparlanarak Meclise tek başına muhalefet partisi olarak girmeyi başarmıştır.
  CHP, Deniz Baykal’ın liderliğinde millîci politikalar geliştirmeye başlamıştır. Bu politikalar sonucunda CHP’nin oylarının %30’a doğru tırmandığı gözlenmiştir. Özellikle Baykal’ın Kutlu Doğum Haftasındaki konuşması, CHP muhalifleri arasında da takdir toplamış, partinin popülaritesi yükselmiştir. Ne olduysa bu gelişmeler sonunda oldu ve Deniz Baykal’ın özel hayatı ile ilgili gizli çekilmiş kasetler piyasaya sürüldü. Kurultayın hemen öncesinde –büyük bir tesadüfle(!)- kasetlerin ortaya çıkması CHP’yi karıştırdı. Baykal istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Ancak istifa ederken söylediği “Ben istifa ediyorum; Türkiye’yi dizayn etmek isteyenlere işte CHP!” mealindeki ifadesine kimse dikkat etmedi. (Peşinden MHP’lilerle ilgili kasetlerin piyasaya sürülmesini de hatırlamak gerekir.)
 
  DERSİMLİ KEMAL
  Kurultayda Baykal’ın Grup Başkan Vekili –Dersimli Kemal diye ünlenen- Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan seçildi. Kılıçdaroğlu; iyi yetişmiş bürokrat olmanın yanında, iyi bir polemikçi, sinirleri sağlam bir politikacı olarak göz dolduruyordu. Fakat Türkiye’yi yönetebilecek bir birikime sahip olup olmadığı konusunda tereddütler vardı. Ayrıca Tuncelili ve Alevi olması –Türkiye’deki politik arenaya bakıldığında- partisi ve kendisi için bir dezavantajdı. Dinin ve mezheplerin alabildiğine istismar edildiği bir siyasi ortamda bu durum kaçınılmazdı. Nitekim meydanlarda mezhebi yüzünden yuhalatılmıştır. Bunun yanında genel başkan oluşu da “Kasetle geldi.” denerek kinayeli bir şekilde dile dolanmıştır. Kılıçdaroğlu, yarışa bir sıfır geride başlamıştır.
 
  YENİ CHP
  Kılıçdaroğlu; ismi etrafında çıkarılan icapsız ve ahlak dışı isnatlardan kurtulmak, partiye yeni bir misyon kazandırmak, kendisine yüklenen misyonu yerine getirmek için mi bilinmez, ”Biz 1930’ların CHP’si değiliz.” diyerek açıkça reddimirasta bulundu. CHP’ye yeni sıfatını ekledi. (Yeni Türkiye’ye bu yakışırdı.)Bundan sonra yenilikler peş peşe geldi:
  Dersimli Kemal: Bazı efelenmeler, halkımızın hoşuna gidebilir. Ancak “Ben Dersimli Kemal’im.”  sözü  -birilerinin hoşuna gitse dahi-  milletin hafızasında hiç de olumlu bir ifadeyi çağrıştırmaz, Seyit Rıza İsyanı’nı hatırlatır. Tunceli İsyanı’nı bastıran bizzat Atatürk’tür. Bu isyan hakkındaki görüşleri açık değildir. Bunun için mi 1930’ların CHP değiliz denmiştir? Bu duruşun değil millette, CHP tabanında bile benimsetilmesi çok zordur. CHP ve onun kurucu lideri, Cumhuriyet’i ayakta tutmak için isyanların bastırılması ile uğraşmıştır.
  Etnik bölücülük: CHP’nin tarihinde, ülkenin ve milletin bütünlüğünü sağlamak mücadelesi vardır. PKK etnik bölücülüğü konusunda Y-CHP’de ve Genel Başkanında değerlendirme net değildir. Neyi isteyip neyi istemedikleri halk tarafından anlaşılamamaktadır. Hele vatandaşlık adı olarak Anayasa’mızda yer alan Türk üst kimlik adının Anayasa’dan çıkarılmasının istenmesi, CHP’nin kendini inkâr etmesidir. Özerklik, eğitim dili, genel af konularındaki görüşleri, başkalarının görüşüne endekslenmiştir. Başkaları bu ülkenin bölünmesini isterse Y-CHP de isteyecek midir? Y-CHP’nin net olarak istemediği tek şey başkanlık sistemidir; onu Selahattin Demirtaş da istememektedir.
  Ekonomi: CHP, karma ekonomi geleneğinden gelmektedir. İktidara geldiklerinde –Allah korusun mu denmelidir?- ekonomi yönetimini, bir küresel sermayenin adamına teslim etmeyi düşünmektedirler. Bu durumda AKP’den ne farkı kalacaktır? Bir asırlık CHP’de ekonomiyi yönetecek başka isim mi bulamadınız? Küresel sermayenin güdümündeki bir ülkede sosyal adalet sağlanamaz ancak sadaka dağıtılır. Âlâsı yapıldığından Y-CHP’ye ihtiyaç duyulacağı sanılmamalıdır. Esasen Y-CHP’nin belirgin bir ekonomik programı da yoktur.
  Din meselesi: Dinin ve dinî konuların siyaset malzemesi yapılması hem din için hem de rejim için son derece tehlikeli bir davranıştır. CHP, misyonu itibarı ile bu gibi tutumlara en çok karşı çıkacak parti iken CHP’ye dindarları ısındırmak için, ciddi program değişikliği yapılacağına, dincilerin, siyasi ümmetçilerin vitrine çıkarılmasından fayda umulmuştur. Bu davranış, faydadan çok zarar getirir; getireceğinden çoğunu da götürür. Asla da inandırıcı olunamaz.
  Kadro meselesi: Yeni CHP, Baykalcıları temizlemek adı altında millîcileri(Bazıları ulusalcı diyor.) bertaraf etmiştir. Bunların yerine neoliberal, liberal, Batıcı, hatta etnikçi kimselere yer açılmıştır. Bölücülerin avukatlığını yapan, CIA kadro numaralı, dincilik kisvesi altında etnik bölücü olan, millîciliği reddeden isimler, CHP’nin vitrini olmuştur. Bu kimseler kendi memleketlerinde aday gösterilse bir düzine oy alamazlar. Milliyetçiliği reddedenler, Dersim için CHP adına özür dileyenler, Atatürk’e hakaret edenler CHP’nin gözdeleridir. Bir aklı evvel Y-CHP’li “Sosyal demokrasilerde ulusalcılığa(milliyetçiliğe demek istiyor) yer yoktur.” diyebiliyor. Sağ olsaydı ”Fransız gençlerine tarihimizin övünülecek yanlarını öğretmeliyiz.” diyen sosyalist Mitterand’ı güldürürdü.
 
  SONUÇ
  CHP, Y-CHP olmuştur. Cumhuriyet’in kurucu partisi olmak niteliğinden hızla uzaklaştırılmıştır. Dış ve iç meselelerde net bir görüşü yoktur. Belli belirsiz ve değişken politikalara halkın güven duyması çok zordur. Ayrıca Y-CHP, CHP’nin misyonundan ayrılmıştır. Misyonundan ayrılan parti, tabanını harekete geçiremez. SDHP’yi perişan eden tutum, bölücüleri Meclise taşımasıdır. Y-CHP, ümidini iktidarın yıpranmasına ve başarısız uygulamalarına bağlamıştır. Durumunu koruması veya nispi bir başarı sağlaması tamamen konjoktüreldir.
Halk, ümit ışığı görmediği partiye iktidar şansı vermez.
Y-CHP’nin ümit ışığı olamayacağı açıktır.