TÜRKİYE ATEŞ ÇEMBERİ İÇİNDE

29 Ağustos 2015 14:23 Evin GÖKTAŞ
Okunma
1502
TÜRKİYE ATEŞ ÇEMBERİ İÇİNDE


 
   Türkiye, içeride ve dışarıdaki gelişmeler karşısında son derece zor bir dönemden geçiyor. Türkiye-Suriye sınırında uluslararası ve küresel boyutu olan çok kritik gelişmeler yaşanıyor.
  30 yılı aşkın bir süredir devam eden ve 40 binden fazla vatandaşımızın hayatına mal olan PKK terörü, bir yerlerden düğmeye basılarak yeniden tırmandırılmaya başladı. Bunun yanı sıra Batı’nın Irak benzeri sözüm ona demokrasi adına giriştiği Suriye operasyonu, Türkiye’nin başına IŞİD belasını sardı.
Küresel güçlerin yarattığı, Türkiye’yi yönetenlerin de zaman zaman desteklediği, en azından göz yumduğu IŞİD, artık sınır dışında değil topraklarımızda. Türkiye şu anda dünyanın en kanlıiki terör örgütü olan IŞİD ve PKK’nın çift yönlü tehdidi ile karşı karşıya.  Bunun bir “ısmarlama terör” olduğu yönünde ciddi bulgular var. Bu durum karşısında gerek Türk Silahlı Kuvvetleri gerekse emniyet birimlerimizin çok dikkatli ve duyarlı olması gerekiyor.
Suruç’taki canlı bomba eyleminin ardından asker ve polislerimiz şehit edilmeye başladı. Yitirdiğimiz gencecik insanlar yüreğimizi dağlıyor. Gün geçmiyor ki yeni bir şehit cenazesi gelmesin. Yollar kesiliyor, karakollar basılıyor.
Doğu Beyazıt’taki Karabulak Jandarma Karakolunu içinde 2 ton patlayıcı bulunan traktörle PKK tarafından yapılan saldırı halkı isyan noktasına getirdi. Teröre kurban giden asker, polis ve sivil vatandaşlarımız yüzünden toplum giderek daha fazla gerilmeye başladı. Peş peşe yitirilen vatan evlatları yüzünden aileleri perişan oldu. Türk milletinin psikolojisi derinden sarsıldı. Toplumda “1990'lı yıllara acaba yeniden mi dönüyoruz?” endişesinin yanı sıra, korku, kaygı, kuşku, kin, nefret, intikam ve kamplaşma duyguları giderek artmaya başladı. Kanlı terör olaylarına bağlı olarak ekonomik istikrarsızlık da derinleşme trendine girdi.
  Her iki terör örgütünün hain saldırıları sonucu, şu anda 7 Haziran seçim sonuçlarının rafa kaldıran bir kaos iklimi hâkim oldu. Türkiye’nin gündemi bütünüyle değişerek teröre döndü. Asker ve polislerimize yönelik terör saldırıları sonucunda halk korkusundan sokağa çıkamaz hale geldi.
  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündemi değerlendirirken çok önemli uyarılarda bulundu. Terör olayları ile Türkiye'nin bağrının ateşe verildiğini belirten Bahçeli, “Vatan evlatları şehit ediliyor; susalım, duralım mı? Kuzum, oğlum, yavrum, yiğidim, şehidim sesleri Anadolu’nun her ocağından volkan gibi patlıyor, her hanesinden sel gibi yayılıyor. Feryatlar yüreklere taş gibi oturuyor, gözyaşları sağanak gibi yağıyor. Analar, babalar, yavrular inim inim inliyor. Ya Rabbi sabır ver!" dedi.
 
TERÖR AZDI, SINIRLAR YOLGEÇEN HANI
AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde, PKK’nin terörist eylemleri geriletilmiş, neredeyse sona erdirilmişti. İktidara geldiğinde küresel güçler ve cemaatle ortaklık yapan AKP, olmadık kumpaslar ve davalarla, tezgâhlarla, bağımsızlığı savunan, "NATO’dan çıkalım." diyen Türk Silahlı Kuvvetlerindeki ulusalcı ve milliyetçi subayları birer birer tasfiye etti. Böylece Türkiye’nin güvenlik gücüne büyük bir darbe vuruldu. Deniz Kuvvetleri eridi, krizdeki Yunanistan’ın burnumuzun dibindeki adaları işgaline en ufacık ses dahi çıkartılamadı.
  Bu arada AKP döneminde başlatılan sözde “çözüm süreci” projesinin yanlış olduğu anlaşılınca inkâr edilmeye başlandı. Yine bu iktidar döneminde Türkiye’nin özellikle Irak, İran ve Suriye sınırları delik deşik oldu. IŞİD'in yaralı militanlarını hastanelerimizde tedavi ettirerek, koruyup kollayan AKP iktidarı, iddiaya göre onlara para ve silah yardımında da bulundu. MİT TIR'larını, lojistik destekleri, IŞİD'e katılmak isteyen yerli ve yabancılar, güney sınırımızdan ellerini kollarını sallayarak girip çıktı. Eğer bu dönemde sınırlarımız yolgeçen hanına dönmeseydi, Türk Silahlı Kuvvetleri etkisiz konuma gelmeseydi, belki de Reyhanlı ve Suruç katliamları ile Adıyaman ve Ceylânpınar’daki saldırılar yaşanmayacaktı.
  “Yurtta barış, dünyada barış” yerine, “komşularla sıfır sorun“ politikası ülkemizi büyük sıkıntıların içine itti. Suriye’ye yönelik uyguladığı yanlış politikanın yanı sıra yıllarca “Esadsız geçiş dönemi, uçuşa yasak bölge, kara operasyonu ve yasak bölge” isteyen AKP’nin bu iddialarının hiçbiri kabul edilmedi. Şimdi Türkiye 2 milyonu aşkın Suriyelinin yanı sıra parasını da ödeyerek Suriye’ye IŞİD karşıtı operasyon düzenlemeye çalışıyor.
   Yıllarca söylem ve eylemleri göz önünde iken şimdi "IŞİD' i terörist ilan eden ilk ülke biz olduk." diyerek akıl almaz bir pişkinlik sergilendi. Kafa kesenler, insanları eş cinsel diye apartmanlardan atanlar, kadın pazarı kuranlar, tecavüzcüler aylarca terör örgütü diye adlandırılmadı. Açıkça "İslam Devleti" adını kullanmalarına rağmen hâlâ "IŞİD"e "DAEŞ" denilmeye devam ediliyor. İş katliam boyutuna ulaşınca ve Batılılar yüklenince IŞİD kerhen terör örgütü oldu.
Sonuçta Türkiye IŞİD ve PKK ile birlikte DHKP-C'li teröristlerin de kol gezdiği bir ülke hâline geldi. Bu durumdan kurtulmak, devleti ancak bu örgütlerin kafa yapılarına sahip yöneticilerin elinden seçim yoluyla kurtarmakla mümkün olabilir.
Türkiye’nin bölgede tekrar saygınlık kazanması ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik ve “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkelerinin iç ve dış politikanın temeli hâline gelmesiyle ancak sağlanabilir.
 
SURUÇ KATLİAMINA ADIM ADIM GİDEN YOL
  Günümüzde Orta Doğu bölgesinde küresel güçler tarafından çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Hedefe konulan Irak ve Suriye'den sonra İran ve Türkiye de sırada bekliyor. Suriye’nin ve İran’ın parçalanmasının ardından, Türkiye’nin de parçalanacağı dış politika uzmanları tarafından ifade ediliyor. Amaç; ABD’nin güdümünde bir "Kürdistan" kurmak…
  Yine hatırlanacağı gibi IŞİD, Ekim 2014'te Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kontrolündeki toplam 55 bin nüfuslu Aynelarap (Kobani) ilçesine saldırdı. İlçe yakıldı, yıkıldı ve bombalandı. İlçede sağ kalan birçok insan ise Türkiye'ye kaçtı. IŞİD, ilçeye geçen ay ani bir baskın düzenleyerek 300 kişiyi öldürdü.
“Aynelarap’a kitaplık kuracaklarını ve çocuklara oyuncak götüreceklerini” duyurarak yola çıkan Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP)nin gençlik kolu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 300 genç, 20 Temmuz günü Suruç’ta yaptıkları basın açıklaması sırasında canlı bomba saldırısına uğradı. Gençlerden 32’si hayatını kaybetti, 100’den fazlası da yaralandı. Daha sonra kimliği tespit edilen Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli canlı bombanın IŞİD’le ilişkili olduğu belirlenirken örgütün kanlı eylemi üstlenmemesi dikkati çekti.
Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsü Bülent Arınç'ın; "Suruç katliamında onlar, HDP'liler niye yoktu, niye ölmedi?" gibi dikkat çekici demeci, tartışmalara sebep oldu.
Detaylı düşünemeyen ve belki kandırılan ve birtakım gizli eller tarafından bölgeye sevk edilerek âdeta ölüme gönderilen bu gençlerin uğradığı katliam, toplumda büyük üzüntü ve öfkeye sebep oldu. 5 Haziran günü Diyarbakır’da HDP’nin mitinginde patlatılan bomba gibi, Suruç’taki bomba eylemi de üzücü olduğu kadar düşündürücü…
Düşündürücü olan bir başka husus da Suruç saldırısı sonrasında ortalığı ayağa kaldıranların, 2013 yılının Mayıs’ında Reyhanlı’da meydana gelen bombalı saldırılar sırasında 52 vatandaşımız hayatını kaybettiğinde göstermelik bir iki açıklamayla yetinmeleri…
 
IŞİD'İN ARDINDAN PKK TERÖRÜ BAŞLADI
  IŞİD, Suruç katliamının ardından bir askerimizi şehit etti ve ardından PKK terörü başladı. Daha sonra PKK tarafından Ceylânpınar’da 2, Diyarbakır’da da bir polisi şehit edildi. Saldırılar bununla kalmadı, güneydoğu ve doğu illerinden polis ve askerlerimize yönelik PKK saldırıları birbirini izledi. Şehit olan onlarca vatan evladının evine ateş düştü.
Bu arada canlı bomba olduğu iddiasıyla İstanbul Bağcılar'da polis operasyonu sonucu öldürülen Günay Özarslan'ın cenazesinde DHKP-C’liler İstanbul'un göbeğinde kaleşnikoflarla gösteri yaptı.
17 baro adına yapılan açıklamada ise Suruç eylemi kınanarak bunun Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik bir saldırı gibi göstermeye çalıştılar.
Şanlıurfa Baro Başkanı; Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hatay’da IŞİD’e ait hücre evlerinin bulunduğunun bilindiğini söyledi.
IŞİD’e ait hücre evlerini bilenlerin, PKK terör örgütünün Türkiye’nin hangi kentlerinde hücre evlerinin bulunduğunu bilmezden gelmesi dikkatlerden kaçmadı.
 
PKK VE IŞİD MEVZİLERİNE HAVA OPERASYONU
  Hükûmet, IŞİD’e karşı politika değişikliğine gitti. 1.5 yıllık, “Bana dokunmuyorsa sorun yok.” politikasını terk eden hükûmetin, IŞİD karşıtı savaş başlatması sözde çözüm sürecini de etkiledi.
  Tüm bu gelişmelerin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri F-16'larla gece yarısı IŞİD ve PKK mevzilerine yönelik olarak eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonun tüm detayları kuvvet komutanları tarafından uydudan takip edildi. Bu operasyonlar, siyasi ve resmî kaynaklarca Türkiye’nin uluslararası koalisyona dâhil olmasına uygun ve bu nedenle anlaşılır bulundu.
Hava harekâtının yanı sıra yine her iki örgüte yönelik 40’a yakın ilde de terör operasyonları gerçekleştirildi. Kamuoyunda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hava operasyonları doğru, fakat “gecikmiş operasyonlar” olarak değerlendirildi.
Türkiye'nin IŞİD'e karşılık vermesinin ardından bazı yandaş yazarlar Türkiye'nin Suriye'ye girdiğini belirterek peş peşe savaş mesajları vermeye başladı.Ancak Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül ve Yeni Şafak yazarı Cemile Bayraktar'ın daha önce yazdıkları savaş karşıtı tweetler ortaya çıkınca, her iki isim de sosyal medyada alay konusu oldu.
  Hükûmet, son MGK toplantısında değerlendirilen istihbarat raporları doğrultusunda Genelkurmaya sınır illerinde tedbirleri arttırma talimatı verdi. Bunun üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri, önemli birliklerini Türkiye-Suriye sınırındaki kritik noktalara kaydırdı. Askerî önlemler nedeniyle sınır geçişlerinde sorun yaşamaya başlayan IŞİD, Mehmetçik’e ateş açarak Astsubay Mehmet Yalçın Nane’yi şehit etti. Mehmetçik’in karşılık vermesiyle IŞİD militanları öldürüldü.
AKP’nin bütün dünyada çok tartışılan IŞİD’le Suriye sınırındaki 1,5 yıllık komşuluğun ardından birdenbire tavrını değiştirerek jetlerle sınırı bombalaması ve içeride de IŞİD ve PKK’ye eşzamanlı operasyon düzenlemesinin şifreleri çözülmeye çalışıldı.
  Türkiye’nin bu ani tavır değişikliği çözüm sürecini tartışma konusu yaptı. Özellikle IŞİD’le birlikte PKK’ya da operasyon düzenlenmesi, doğrudan çözüm süreciyle bağlantı kurulmasına neden oldu.
PKK’ya yönelik operasyonlarla, öncelikle Ceylânpınar’da ve Diyarbakır’da polislerin şehit edilmesinden sonra içeride oluşan tepkilerin bir ölçüde hafifletilmesinin amaçlandığı yorumları yapıldı.
 
İNCİRLİK ÜSSÜ KOALİSYON'A AÇILDI
Hükûmet;kanlı Suruç eyleminden sonra ABD ile üzerinde mutabık kaldığı, Suriye sınırı boyunca radikal İslamcı örgütleri hedef alan, İncirlik Hava Üssü’nün de kullanılmasını içeren “Türkiye-ABD ve ABD liderliğindeki koalisyon güçleriyle birlikte kapsamlı ortak hareket etme eylem planı”nı hayata geçirme kararı aldı.
Adana’daki İncirlik Üssü’nün koalisyon uçaklarına açılması konusunu karara bağlamak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama arasında telefon görüşmesi yapıldı. İncirlik Üssü'nün yakın bir zamanda koalisyon uçaklarına açılması kararlaştırıldı. O günlerde Ankara'ya gelen ABD Başkanı Obama’nın IŞİD’le mücadele temsilcisi Emekli Orgeneral John Allen başkanlığındaki ABD heyeti ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu arasında İncirlik mutabakatı imzalandı.
İncirlik mutabakatı, öncelikli olarak IŞİD ve el-Nusra gibi radikal terör örgütlerini hedef alacak. Gerekli görüldüğünde bomba yüklü ABD ve koalisyon güçleri uçakları İncirlik Üssü ile Türkiye hava sahasını kullanabilecekler. Türkiye gerektiğinde Diyarbakır ve Batman hava üslerinin başta olmak üzere diğer üsleri de kullandırabilecek.
 
SURİYE SINIRINA ELEKTRONİK DUVAR
IŞİD’in Şanlıurfa Suruç’ta gerçekleştirdiği ve 32 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın ardından Ankara, sınırda yeni önlemlere yöneldi.
Bakanlar Kurulunun aldığı karar doğrultusunda sınırın kritik bölgelerine "elektronik duvar" olarak nitelendirilen "fiziki güvenlik sistemi" kuracak. Türkiye, PKK’nin Irak sınırındaki geçiş güzergâhı olarak kullandığı bazı bölgelere benzer sistemleri kurmuştu. Suriye’de iç çatışmanın başlamasının ardından Türkiye, 911 kilometrelik sınırının bazı bölgelerinde önlem aldı. Sınırın kritik bölgelerine kurulacak sistemi Türkiye’de Aselsan üretiyor ve diğer ülkelere de satıyor. Sınırda uygulanacak proje kapsamında tel çit üzerine yerleştirilen elektronik algılayıcılar, sınıra yaklaşan insanları kilometrelerce uzaktan tespit edebilen radarlar, anons hoparlörleri, elektronik sensörler, 25 kilometrelik alanı gözetleyebilecek kamera taşıyan balonlar yer alıyor. Balon üzerindeki elektronik sistemler, güneş enerjisiyle uzun süreli olarak çalışabiliyor. Türkiye’nin kuracağı sistemin hangi grupta olacağı henüz netleşmedi. Sistem, gözetleme ve koruma fonksiyonlarını ana kumanda merkezinden yapabiliyor. Merkez, insansız yer araçlarını, uzaktan kumandalı silahları gözetleme ve ateş amacıyla yönlendirebiliyor.
 
ERDOĞAN’DAN SİYASİ PARTİLERE KOMİK TAVSİYE
PKK’nın operasyon kapsamına alınması, bir baskın seçim habercisi olarak görüldü. Ortada ciddi ve güvenoyu almış bir hükûmetin olmaması ve siyasi belirsizlik yüzünden terörün daha da artmasından endişe duyuluyor.
Şu anda işbaşında görev süresi uzatılmış bir AKP iktidarı var ancak Kandil’e yağdırılan ve etkisi şüpheli bombalar ve içerideki birkaç gözaltı ve tutuklamalar dışında teröre karşı ciddi anlamda, kapsamlı bir tedbir henüz alınmış değil. Geçici hükûmet, sadece Recep Tayyip Erdoğan ne diyorsa onu yapıyor. Başkanlık sistemine geçiş özlemi çeken Erdoğan ise bütün performansını ülkeyi yeniden bir erken veya tekrar seçime götürmeye harcıyor.
Erdoğan, 7 Haziran Seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidara gelecek milletvekili çoğunluğuna ulaşamaması nedeniyle ilk günden itibaren koalisyon hükûmeti yerine yine AKP iktidarı için yeniden seçim istediği her fırsatta dile getirdi. Hükûmetin kısa zamanda kurulması için çaba harcamak yerine “oyalama politikası” izleyen Erdoğan, seçimden 4 gün sonra ilk yaptığı açıklamada “Anayasal süreç içerisinde herkes egolarını bir kenara koymalı, bir an önce hükûmet kurulmalıdır.” dedi.
  Bu açıklaması muhalefet tarafından “komik” bulunan Erdoğan, “bir an önce kurulmasını” istediği hükûmet için süreci zamanında başlatmadı. Önceki dönemlerde cumhurbaşkanları hükûmeti kurma görevini milletvekillerinin TBMM’deki yemin töreninin ardından en geç 2 gün içinde verdi. Seçimin ardından milletvekili yemin töreni 23 Haziran'da yapıldı. 24 Haziran’da görevi vereceği beklentisini “Hükûmeti kurma görevini TBMM Başkanlığı seçiminden önce vermek gibi bir niyetim yok.” diyerek boşa çıkaran Erdoğan, Ahmet Davutoğlu’na hükûmet kurma görevini vermekte de geç kaldı.
TBMM Başkanı, 1 Temmuz'da seçildi. Başkan seçilmesine karşın hükûmeti kurma görevini Başbakan Davutoğlu'na vermeyen Erdoğan, Anayasa ve TBMM İçtüzük’üne göre hükûmeti kurmak için 45 günlük sürenin başlayacağı Meclis Başkanlık Divanının oluşumunu bekledi.
Erdoğan, izlediği “oyalama politikası” sonucu seçimlerin üzerinden 32 gün geçtikten sonra divanın oluştuğu 9 Temmuz’da Davutoğlu’na görevi verdi. Davutoğlu’nun koalisyon görüşmelerini zamana yaymasının da eklenmesiyle koalisyon görüşmeleri ancak 24 Temmuz’da başlayabildi.
  AKP ile CHP arasında iki hafta süreyle devam eden koalisyon müzakerelerinden de olumlu bir sonuç alınamadı.7 Haziran Seçimlerinden bugüne kadar yeni bir hükûmet kurulamadı ve kurulacağa da benzemiyor. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP-CHP’nin sürdürdüğü koalisyon görüşmelerini “tiyatro” oyununa benzetti.
 
AMAÇ: İKTİDARI HİÇ BIRAKMAMAK
Erdoğan, son yaptığı açıklamayla erken seçimden yana olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Erdoğan, “Seçime götürmek kaydıyla bir azınlık hükûmeti pekâlâ mümkündür. Bir azınlık hükûmeti ülkeyi seçime götürebilir.” dedi.
Erdoğan, seçimden bu yana attığı bütün adımlarla yaptığı tüm konuşmalarla yeniden seçim planını adım adım ördü.
Olası bir tekrar seçimde HDP’nin yeniden güçlü olarak Meclise girmesini istemeyen AKP kanadında, bir anda “Dolmabahçe mutabakatı yok.” açıklamaları gelirken HDP eş başkanlarına da arka arkaya soruşturmalar başlatıldı.
AKP kulislerinde, Erdoğan’ın seçim hükûmeti kurması yerine TBMM’den seçim kararı çıkarılarak mevcut hükûmetle seçime gidilebileceği senaryosu konuşuluyor.
AKP’de en önemli karar verici Erdoğan’ın çevresinden gelen bütün sinyaller koalisyona değil,yeniden bir seçime yönelik. Parti içindeki gruplar da Kaçak Sarayın bu tavrına göre şekilleniyor.
7 Haziran seçiminin sonucunu sindiremediği için umudunu tekrar seçime bağlayan Erdoğan, bunun için son zamanlarda yaşanan terör olaylarını da gerekçe göstermeye başladı. Çünkü 7 Haziran'da kendisine başkanlık yolu açılmadığı gibi, partisi de tek başına iktidar olma gücünü kaybetti. Seçimden sonra kilitlendiği tek konu bu oldu: İktidarı hiç bırakmamak.
 
HEDEF: MİLLİYETÇİ VE MUHAFAZAKÂR OYLAR
Erdoğan, kendisini başkan yapacak olan faktörün, daha önce AKP’ye oy vermişken bu seçimde HDP’ye yönelen Kürt oyları ile "Bölücülerle çözüm masasına oturdu." diye MHP’ye geri dönen milliyetçi-muhafazakâr oyların yeniden kazanılması olduğu düşüncesinde… Şimdi bunun için her yola başvuruyor. Zaten Erdoğan ve AKP’nin MHP’ye giden oyları bir erken seçimde geri alma isteği, son günlerdeki milliyetçi ve savaşçı söylemlerden anlaşılıyor.
Sanki çözüm sürecinin, bunun bir parçası olan Oslo ve İmralı süreçlerinin mimarı ve uygulayıcısı kendileri değilmiş, terörle mücadele yerine müzakereyi tercih etmemişler gibi davranıyorlar.
Yandaş basın da 180 derece dönüşle sahte milliyetçi söyleme destek veriyor. Hedeflerinde, HDP’yi de baraj altına ya da baraj sınırına çekmek de var.
AKP’de erken seçim çalışmaları şimdiden başlamış görünüyor. En somut çalışmayı yurtdışındaki oylar için yapıyorlar. Avrupa Millî Görüş Teşkilatı içinden bu seçimde aday yaptırıp milletvekili seçtirdikleri isimler yurt dışındaki oylar için harekete geçtiler.
7 Haziran’da yeterince oy kullanılamadığından hareketle bir erken seçimde yurt dışından en az %1 oranında yeni oy getirmeyi hedefliyorlar. Bu çalışma Sarayın da bilgisi dâhilinde.