CENGİZ AYMATOV

29 Ekim 2019 11:31 Murat Gedik
Okunma
55
CENGİZ AYMATOV

“Asma Köprü” (1942) adlı ilk hikâyesini 22 yaşında yazan Kırgız Türk’ü Cengiz Aytmatov, dünya edebiyatında kendinden söz ettirmiştir. Bugün Kırgızistan meşhurlarından söz edilse, ilk önce Manas Ata, sonra Cengiz Aytmatov gelir akla. Onun dünya edebiyatına kazandırmış olduğu eserlerden bazıları: Steplerden ve Dağlardan Hikâyeler, Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Cemile, Dişi Kurdun Rüyaları ve Beyaz Gemi. Aytmatov, dünya edebiyatında tartışılmaz bir yer edinmiş ve Türk kültürünü dünyaya tanıtmıştır.
12 Aralık 1928 tarihinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Talas Vadisi’nde yer alan Şeker köyünde dünyaya gelen Cengiz Aytmatov, 10 yaşındayken babası Törekul Aytmatov’u Stalin’in meşhur katliamlarının birinde kaybeder.
1937 yılında Kırgızların neredeyse bütün aydınları ve ileri gelenleri tutuklanmış ve tutuklandıktan sonra bunlardan hiçbir haber alınamamıştır. Cengiz Aytmatov’un babası gibi, Kırgız Türkçesinin Latin harfli ilk gramerini yazan Dil Bilimci Türkolog Prof. Dr. Kasım Tınıstanov, Türkistan’ın büyük bilginlerinden, Turancı Bayalı İsakayev ile Dil Bilimci Türkolog Osmonkul Aliyev’in de bulunduğu kurşuna dizilenlerin akibetleri, ancak Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra öğrenilebilinmiştir.  ‘Çon – Taş Katliamı’ ile diğer aydınlarla katledilen Törekul Aytmatov’un kemikleri ancak 2004 yılında toprak altından çıkartılabilmiştir. Kırgız Türkleri komünist Sovyet emperyalizmine yüz binlerce şehit vermiştir.
Stalin’e babasını kurban veren Cengiz Aytmatov, 3 kardeşi ile beraber annesi Nagima Hamzayevna tarafından büyütülür. Kendi köyünde ilköğretimini alan Cengiz, babaannesinin anlatmış olduğu ninniler, masallar ve efsanelerle yetişir. Çocuk yaşta çalışma hayatına atılan Aytmatov, İkinci Dünya Savaşı’nın yokluğunu da yaşar. Köyünde kolhoz sekreterliği görevini yerine getirir ve vergi memurluğu da yapar. Kazakistan’ın Çambul şehrinde Veteriner Teknik Okulunu bitirir (1948) ve 1953’te Kırgızistan Tarım Enstitüsünü bitirerek veteriner olarak mezun olur.
Babaannesini birinci üstadım diye kabul eden Aytmatov: “Çocukluk zamanımda babaannemin anlatılarının bende uyandırdığı hissiyatı, yaşadıklarımı belki diğer çocuklardan farklı şekilde terennüm ettim… Ben de babaannemden dinlediğim masalları yeniden ona anlatırdım. Bu masallar benim edebî altyapımı hazırladı hem de bugünkü yazdıklarımı harmanlayacak kültürümün zeminini oluşturdu. Yazı dünyam için bir hazırlık oldu. Babaannem öldü ama anlattığı peri masallarıyla hâlâ bana yardım ediyor….”  Aytmatov, kendisini yazmaya iten en büyük şeyin, yaşadıklarını anlatmak istediği olduğunu söyler. Ona göre totaliter bir rejimde belki de en iyi anlatma şekli yazmaktı. Yazılarında Kırgız gerçeklerini dile getirmiş, Kırgız efsane ve masallarını yazılarının içine alarak ıstırapları anlatmıştır. “Ben de eserlerimi kendi gerçeklerimden, Kırgız gerçeklerinden yola çıkarak ortaya çıkardım. Onu söylemek istiyorum. Diyebilirim ki her eserimde ya bilfiil ya bilkuvve Manas Destanı’ndan yaralanmışımdır. Bu eser sadece Kırgızlara özgü bir mirasın ötesinde dünyanın en büyük halk miraslarından biridir… Bu destanda Kırgız tarihi, kültürü, savaşları barışları ve aşkları yer alır.”  Bir başka söyleşide Aytmatov kendi edebiyatını şu sözlerle tanımlar: “Bence benim kitaplarımın en büyük özelliği gerçekleri yazmasıdır. Hayatın kendisini ve karşılaştığım acı, tatlı her şeyi olduğu gibi kitaplarıma aktardım.”
Aytmatov, “Gazeteci Cyuda” adlı hikâyesinin 1952 yılında Pravda gazetesinde yayımlanması ile yazarlığa adım atmış olur. Yazar 1956 – 1958 yıllarında Gorki Edebiyat Üniversitesinde (Moskova) eğitime devam eder ve Novy Mir dergisinde yayımlanan “Cemile” adlı hikâyesiyle (1958) büyük üne kavuşur. Bu eser Louis Aragon’un da ilgisini çeker ve Aytmatov bu konuyu şöyle dile getirir: “Cemile yazıldığında kopan fırtına Louis Aragon’un ön sözü ile onu Fransızcaya çevirmesi SSCB, Kırgızlar ve benim için edebiyat alanında yeni bir dönemin başlamasını sağladı. Louis Aragon, bana büyük bir dostluk gösterdi. Fransızların bu büyük entelektüel şairinin Cemile’yi Fransızcaya çevirmesi bana da Avrupa’nın yolunu açmış oldu. Tabii ki sanat dünyama yaptığı bu büyük katkıdan dolayı ona müteşekkirim. Rahat uyusun…” 
Ön sözünde Aragon Cemile’yi dünyanın en güzel aşk hikâyesi olarak tanıtır. Avrupa’nın yolunu Aragon’un açtığını söyleyen Aytmatov, SSCB’de kendisine ilk sahip çıkan kişinin Kazak Türk’ü olan yazar Muhtar Avezov’un olduğunu söyler: “Benim edebî alanda kendi ülkemin sınırlarını aşmamda iki ulusal kutsalım var. Buna iki türbe de diyebilirim. Biri Manas Destanı diğeri Muhtar Avezov’dur… O, gerçekçi yaşamı edebiyata taşıyan ilk Türki yazardır. Orta Asya uluslarının ruhi dünyalarına ışık vermiştir.”  Avezov, Lenin Edebiyat Ödülü’ne layık görülen ilk Türk’tür.
1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliğine kabul edilen Cengiz Aytmatov, Steplerden ve Dağlardan Hikâyeler adlı kitabıyla Lenin Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür (1963). 1968 yılında Sovjet Devlet Edebiyat Ödülü’nü alan yazar aynı yıl Kırgızistan’ın millî yazarı seçilmiş ve hayatı boyunca yazmış olduğu eserleri 150’nin üzerinde dile tercüme edilmiştir. Yazar Literaturnyi Kırgızistan dergisi ve Novy Mir’in editörlüğünü de yapmıştır. 1983 yılında Aytmatov tekrar Sovjet Devlet Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.
Tarihi bir bütün olarak ele aldığını söyleyen Aytmatov, mitolojiyi öncekilerden kalan bir miras olarak kabul eder. Cengiz Han’a Küsen Bulut’u da 13. yüzyıldan kalan bir hikâye olduğunu ve bunu bugüne uyarlayarak günümüz insanlarının hikayede geçenleri algılayabileceğini gösterdiğini söyler. “Tarihte her halkın bir mitolojisi vardır. Orada halkın geçmişi, idealleri, iç dünyası ve tarihi vardır. Bizim için Geyik Ana nereden geldiğimizi, nerede yaşadığımızı, nerede yerleştiğimizi vs. anlatır.”  Dil konusuna da önem veren Aytmatov, “Türk halklarının hafızasının varlığına inanıyor musunuz?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Kendi millî düşüncelerimizi anlayıp değer vermezsek bir halk olamayız. Dolayısıyla gençlere kendi örf âdetlerimiz doğrultusunda eğitim vermeliyiz. Öncelikle dil önemlidir.”       
Yazarın eserlerinin bazıları beyaz perdeye de aktarılmış ve büyük ses getirmiştir. Örneğin Türkiye’de beyaz perdeye aktarılan “Selvi Boylum Al Yazmalım” adlı film onun “Kırmızı Eşarp” adlı eserinden uyarlanmış ve uluslararası birçok festivalde ödül almıştır.
Türk dünyası ile yakından ilgilenmiş olan Cengiz Aytmatov, Avrupa Birliği tarzında bir Türk Birliğini arzulamıştır. Özbek ve Kırgızlar arasında 1990 yılında yaşanan olaylardan dolayı iki topluma bir tarihî çağrıda bulunmuştur: ”Özbek halkı! Kırgız Ulusu! Aziz Oş Sakinleri! Biz ezelden beri Oş bölgesinde yaşamakta olan bir halkız. Kanı da, dili de bir olan Türk atanın evlatlarıyız. Şimdi Kırgızlarla Özbekler arasında bir düşmanlık tehlikesi var. Kan dökülüyor, insanlara zarar veriliyor. Yarınlarımızı, çocuklarımızın kaderini düşünün. Bunların geleceği ne olacak? Düşünün ve sabırlı olun. Özbek halkına, Özbek kardeşlerine el kaldıran Kırgızlar aslında kendi yurtlarına, Kırgızlara da el kaldırıyorlar. Ben sizlerden rica ediyorum. Kırgız da Özbek de benim öz milletimdir. Çok geç olmadan birbirimize el uzatın ve meseleleri akıl yoluyla çözün. Güç akıldadır. Zorbalık halka hiçbir zaman iyilik getirmez.”
Gorbaçov döneminde Sovyet Parlamentosu Kültür ve Ulusal Diller Komitesi Başkanlığı ve Sovyet Yazarlar Birliği Sekreterliği görevinde bulunan Aytmatov, Sovyetler Birliği dağılmadan önce Gorbaçov’un beş danışmanlarından biri olmuştur. Yazar uzun yıllar SSCB’nin ve Kırgızistan’ın büyükelçilik görevlerinde bulunmuştur. NATO, UNESCO, Avrupa Birliği ve Benelüks ülkelerinde bir diplomat olarak görevlerini yerine getirmiştir.
Edebiyatçı, gazeteci, çevirmen, diplomat ve siyasetçi olarak Türk dünyasının bilinen şahsiyeti Aytmatov, gittiği Rusya’nın Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da 16 Mayıs 2008 günü rahatsızlanır ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya’ya götürülür. Almanya’nın Nürnberg kentinde tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girer ve 10 Haziran 2008 tarihinde bu şehirde hayatını yitirir.