İBRAHİM KAFESOĞLU

12 Eylül 2019 10:41 Murat Gedik
Okunma
75
İBRAHİM KAFESOĞLU



İbrahim Kafesoğlu

Kültür tarihi dediğimizde İbrahim Kafesoğlu baş köşeyi alır. Çok eserleri vardır ama "Türk Millî Kültürü" adlı kitabı bütün eserlerini geride bırakır.
Genel Türk tarihi söz konusu olunca, İbrahim Kafesoğlu'nun "Türk Millî Kültürü" adlı eseri hemen akla gelir. Bahsedilen eserin ön sözünde şöyle der:
"Asya bozkırlarında gelişen Türk kültürünü çeşitli cepheleri ile belirtmeye çalıştık. Kültür unsurlarının da zamanın ve çevrenin şartlarına uygun bazı değişiklikler gösterdiği, fakat ana vasıflarını daima koruduğu gerçeğinden hareket ederek yaptığımız işi, bütün yönleri ile Türk milletince ortaya konup geliştirilmiş kültürün çatısını kurmak ve onun yüzyıllarca karakterini muhafaza eden özelliklerini tespit etmek gayretinden ibarettir." 
Kafesoğlu, 4 bin yıllık bir Türk milletinden bahsetmekte ve bu tarihi kesintisiz olarak ele almakta. Kafesoğlu: "Türk tarihi denilince, tek bir topluluğun belirli bir mahaldeki tarihi değil, fakat Türk adı veya hususi adlar altında ve ayrı hükümdar ailelerinin idaresinde görünmekle beraber, dili, dini, töresi ve gelenekleri ile aynı 'millî' kültürün taşıyıcısı olan Türk zümrelerinin çeşitli bölgelerde ortaya koyduğu 'tarih'lerin bütünü anlaşılmalıdır." 
Muharrem Ergin'e göre Kafesoğlu'nun vardığı büyük neticelerden biri Türklerin yeryüzündeki en büyük beşer kültürlerinden birine sahip olduğuydu. İkincisi bu kültürün en üstün kültür olduğu merkezindeydi. Üçüncüsü bu kültürün orijinal olduğu, yalnız Türklüğe mahsus bulunduğu keyfiyetiydi. Dördüncüsü bu kültürün özünün bütün Türk tarihinde devam ettiği hakikatiydi. Mesela, Hunlarla başlayan Türk devlet yapısı ve teşkilatı, esası değişmeden sonraki Türk devletlerinde de aynen devam ederek günümüze gelmişti. Beşincisi, Kafesoğlu’na göre, bu orijinal Türk kültürünün ana karakteri Bozkır kültürüydü. Bozkır kültürü adını Kafesoğlu kullanmış, daha doğrusu bu ismi o kökleştirmiştir.
Ömrünün 40 yılını Türk milletinin bilinçlenmesi için Türk kültürünü ve tarihini araştırmaya veren Kafesoğlu, Burdur iline bağlı Tefenni kasabasında 1914 yılının Ocak ayında dünyaya gelir. Babasını Erzurum Cephesinde şehit veren Kafesoğlu, dedesinin yanında büyür. Yetim kaldığında henüz bir yaşında bile değildir. Millî Mücadele yıllarının en sıkıntılı günlerinde dedesinin yanında ilkokulu Tefenni'de okumuştur. İzmir Muallim Mektebinden 1932 yılında mezun olduktan sonra, Afyon'da öğretmenliğe başlamıştır. 1934 yılında askerliğe giden Kafesoğlu, 1936'da Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Hungaroloji, Ortaçağ Tarihi ve Türk Dili bilim dallarında yüksek tahsilini tamamlamıştır (1940). Burada önde gelen hocalardan dersler almıştır; Prof. Dr. L. Rasonyi, Prof. Dr. F. Köprülü ve Prof. Dr. Abdulkadir İnan. Aynı fakültede asistan olarak başlayan İbrahim Kafesoğlu, 6 ay sonra tekrar askerliğe çağrılmış ve askerlik görevini ikinci defa yerine getirmiştir (1943). Asya Türk Tarihi ve Kültürü üzere doktora yapmak için 4 yıllığına Budapeşte Üniversitesine gitmiş, maalesef savaş şiddetinden dolayı sadece iki dönem ders alabilmiştir. Diğer Türk öğrencilerle günlerce ışıksız bodrumlarda aç kalmış ve Rus kuvvetlerinin elinden birkaç defa firar etmiştir. 1945 Nisan ayında Türk elçilik mensupları ile Türkiye'ye dönebilmiştir.
Kısa bir süre Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde görev yaptıktan sonra 1945 yaz aylarında asistan olarak İstanbul Edebiyat Fakültesinde Ortaçağ Tarihi asistanlığına tayin edilmiştir. 1949 yılında burada "Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah" tezi ile doktor olmuş, "Harezmşahlar Devleti Tarihi" adlı çalışması ile doçent unvanını hak etmiştir (1953). İlmî dergilere ve İslam Ansiklopedisi'ne yazılar vermekteydi ve Erzurum Atatürk Üniversitesine Umumi Türk Tarihi profesörü olarak tayin edilmiştir (1959). 1962 yılında İstanbul Üniversitesine dönen hoca, burada tekrar aynı işlemleri görmüş ve kendi üniversitesinde profesör unvanını almıştır. Kafesoğlu burada Umumi Türk Tarihi Kürsüsü Başkanı Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan ile beraber çalışmaya başlar. Zeki Velidi Togan'ın vefatı sonrası (1970) kürsü başkanı olur ve bu görevden 1983 yılında emekliye ayrılır. Birçok Avrupa ülkelerinde araştırma ve konferanslarda bulunan Kafesoğlu Macarca, İngilizce, Almanca, Arapça ve Farsça dillerine hâkimdi. Kafesoğlu’nun iki kız ve bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir. Milliyetçi Öğretmenler Sendikası, İstanbul Milliyetçi Öğretmenler Birliği gibi çok sayıda kuruluşlarda başkanlık yapmıştır. I. Milliyetçiler Büyük Kurultayında (1967) başkanlık görevinde bulunmuş, Aydınlar Ocağının kurucularından olup ilk başkanlık görevini yürütmüştür (1970 - 1974). İslam Ansiklopedisi, Türkiyat Mecmuası, Türk Yurdu gibi dergilerde ve Tercüman ve Yeni Düşünce gibi gazetelerde yazıları yayımlanmıştır. Kafesoğlu’nun 17 kitabı bulunmaktadır: Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1953), Selçuklu Ailesinin Menşei Hakkında (1956), Harezmşahlar Devleti Tarihi (1956), Türkler ve Medeniyet (1957), Malazgirt Meydan Muharebesi (1959), Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri (1966), Ali Şir Nevaî Devri Tarihine Bir Bakış (1967), Türk Fütuhat Felsefesi ve Malazgirt Savaşı (1971), Selçuklu Tarihi (1972), Eski Türk Dini (1972), Sultan Melikşah (1973), Türk Kültür Tarihi (1977), Türk Millî Kültürü (1977), Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri (1980), Türk-İslâm Sentezi (1985), Bulgarların Kökeni (1985; İngilizcesi Origins of Bulgars, 1986), Türk Bozkır Kültürü (1987).       
Kafesoğlu'na göre Türk milleti iki büyük keşif yapmış ve bu keşiflerle hem Türk hem de dünya tarihi değişmiştir; demirin Türkler tarafından işlenmesi ve atın Türkler tarafından ehlileştirilmesi. 1983 yılında Kafesoğlu'na verilen "Kültür Büyük Ödülü" töreninde yapmış olduğu konuşmada tarihçilikte çizdiği yolu özetlemiştir: "Ben, küçükten beri tarihe meraklı bir insan olarak biliyorum kendimi... Mensubu bulunduğum milletin gerçekten yüksek kalitede, insanlığa değer getirmiş bir cemiyet, bir topluluk olduğu inancı idi. Bu kanaatimin iki büyük besleyici kaynağı olmuştur. Bunlardan biri Ziya Gökalp'tır. İkincisi de Nihal Atsız'dır. Her ikisi, Türk milliyetçiliği, Türk vatanperverliği sahasında gerçekten erişilmez iki doruk noktasıdır."
Kafesoğlu bu konuşmasında bu iki büyük insanın romantik yaklaşımlarından bahseder ve konuşmasını şöyle devam eder: "Ben istiyordum ki, bunlar bu romantik ve destanî planda kalmasın. Eğer inanıyorsak ki, Türk milleti gerçekten yüksek bir medeniyetin sahibidir: bunu biz kimsenin itiraz edemeyeceği tarihlerle ispatlayalım. İşte ben bu yola saptım."
Selçuklu ile araştırmaya başladığını dile getiren Kafesoğlu, onların ataları kimdi diye sorduğunu ve böylece Türk tarihini bütün olarak ele almak gerektiğini vurgulamaktadır... 4.000 yıl böylece geriye gitmektedir. Delillerle örneğin Türk devletinin aşiret devleti olmadığını ve Türklerin göçebe olmadığını ispatlamıştır. Türk tarihinde İslam safhasında kurulan devletler artık tam bir "bozkır devleti” sayılmaz, fakat bu Türk devletleri tam bir "İslam devleti" de değildir. Bu Türk devletleri İslam dininin hâkim bulunduğu ülkelerde mevcut 'kültür çevresi' değerleri ile bozkır Türk siyasi, sosyal, hukuki örf ve geleneklerinin birbiriyle kaynaştığı, kendine has karaktere sahip teşekküllerdir.
İlim çalışmaları yanında Kafesoğlu fikir yazıları ile de Türk milletine rehberlik yapmıştır. Milliyetçiliğin ilmî temeller üzerine inşa edilmesine inanırdı, vesikalarla milliyetçiliği makalelerinde işlerdi. "Bizim milliyetçiliğimiz hakka, adalete saygılı, millî kültürümüzün işlenmesini gözeten, dünya medeniyetinin yücelmesine gücü yettiği ölçüde yardıma gayret eden bir düşünce tarzıdır."  Atatürk’ün Türkçü ve milliyetçi liderlik vasfını da hatırlatan Kafesoğlu, milliyetçiliği bir ideoloji olarak görmeyi hatalı bulduğunu söyler. "Milliyetçilik bir ideal ve milliyetçi bir idealisttir. Fakat milliyetçilik ideoloji olmadığı için, milliyetçi de ideolog değildir." 
Yine hocaya göre, "Nasyonal sosyalizm, faşizm ve Marksizm birer ideolojidir. Türk milliyetçiliği ise herhangi bir ideoloji, bir tasavvur, bir felsefi hayal değil, fakat hakikat çekirdeğini ihtiva eden bir idealdi ve millî tarihin ölümsüz değerleriyle Türk İçtimai gerçeklerinden kuvvet alıyordu."  Demokrasinin olmadığı yerde milliyetçilik düşünülemez. Vefatından sonra geride ölümsüz eserler bırakan İbrahim Kafesoğlu, ilim ve fikir dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Öğrencisi Altan Deliorman onun için "Hocam Kafesoğlu'nun pek çok hususiyeti arasında, bilhassa ikisi beni daima hayran bırakmıştır: Engin Türklük sevgisi ve ilim ciddiyeti." der. 
"Türk milletinin bu seçkin evladı, milliyetçiliği, avaz avaz haykırılacak bir sloganlar manzumesi olarak telakki etmemiştir. Katiyyen!. Onun nazarında milliyetçilik, her alanda sessiz fakat ciddi, gösterişsiz fakat istikrarlı çalışarak Türklüğün yükselip ilerlemesini sağlamaktı. Türk milliyetçiliğinin ilmî esaslara ve metotlara dayanmak suretiyle sistemleştirilip yaygınlaştırılması, hayatının başlıca gayelerinden biri olmuştur." 
Prof. Kafesoğlu yüksek bir ilim adamıydı. İlim  onun vazgeçilmez ilk prensibiydi. İkinci temel prensibi ilmin millîleştirilmesiydi.  Prof. Dr. Muharrem Ergin onu "Türk'ü en iyi tanıyan Türk." olarak tanıtır. Her türlü engellemelere ve baltalamalara rağmen milleti için çalışma azmini hiç kaybetmemiştir. Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen: "Prof. F. Köprülü Atatürk sayesinde her türlü tasavvurun üstünde maddi ve manevi imkânlara kavuşmuştu. Bizim nesil, engellemelerden ve baltalamalardan başka bir şey pek görmedi."

Murat Gedik, Yeni Düşünce Temmuz 2019