EBULFEZ ELÇİBEY

21 Ağustos 2019 10:16 Murat Gedik
Okunma
526
EBULFEZ ELÇİBEY

EBULFEZ ELÇİBEY
Murat GEDİK

Türk dünyasına sınırsız bir aşk ile yaklaşan Azerbaycan Türklüğünün yiğit evladı Ebulfez Elçibey, 22 Ağustos 2000 tarihinde her canlının tadacağı ölümü tadarak bu dünyadan göç etmiştir. O son yıllarımızın içinde Türklük sevgisini ve Türklerin birliğini haykıran ve bu yolda yılmadan mücadele eden bir liderdir. O kendisini hep “Atatürk’ün askeri” olarak tanıttığı gibi dünyada mazlum Türklerin dertlerini hep kendi derdi gibi görmüştür.
Nahçivan’ın Ordubat ilçesinin Keleki köyünde dünyaya gelen Elçibey (7 Haziran 1938), II. Dünya Savaşı yıllarında babasını yitirmiştir. Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur ve bir dönem (1963 – 1964) Mısır’da tercümanlık görevi de yapmıştır. “Tolunoğulları Devlet Tarihi” (1969) ile doktor unvanını hak etmiştir. Üniversitede hocalığı sırasında da Azerbaycanlı Türk gençlerine Türkçülük fikriyatını hep dile getirmiştir.
Elçibey, genç yaşta olmasına rağmen fikriyatında beliren Türklük ve Türkçülük bilincini 24 Aralık 1994 tarihinde Azadlık gazetesinde yayımlanan “Azerbaycan Aydınları” adlı yazısında şöyle dile getirmektedir:
“... Üçüncü sınıfa kadar atalarımızı Medyalı, kendimizi ise Azerbaycanlı sanıyordum. Türk olduğumuzu bilmiyordum. Sınıf ve yurttan arkadaşlarım Malik Mahmudov ve Zakir Memmedov’la ayrı görüşteydik. Ben Türk değil Azerbaycanlıyım diyordum. Onlar ise Türk’sün, Türk’üz ancak bu tarih kitapları seni kandırmış diyorlardı. Anladığımı bu kişilerin de yardımıyla üçüncü sınıfta anladım...” 
Elçibey henüz okul yıllarında Sovyet İmparatorluğu’nun bir emperyalist güç olduğunu ve Türklerin eşit haklara sahip olmadığını kabul eder ve Türklük fikirlerine ilgi duymaya başlar. Siyasi fikirleri dolayısıyla çeşitli soruşturmalar geçirir, tutuklanır ve hapse atılır. Suçu Türk olmak ve bunu gururla yaşamaktır. Tabii bu Türklük bilinci komünist yönetim tarafından korkuyla karşılanır ve gereken cezalar verilir.
1980’li yıllarda dağılmaya yüz tutan Sovyetler Birliği’nde elbette Türk soylular da hürriyet için mücadele vereceklerdi. Üniversitede hocalığı döneminde Azerbaycan Türk’ü arasında kendini ispatlamış olan Ebulfez Elçibey, Halk Cephesi Başkanlığına seçilir ve Türklük ebedî Türk yurdu olan Azerbaycan’da tekrar güneşe kavuşurcasına heyecan ve mutluluk içinde ileriye umut ile bakmaya başlar. 1989 yılında Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılmak istenmesi Halk Cephesinin ülke genelinde eylemlere geçmesine sebep olur.
Ermeni ve Rus entrikaları sonrası Halk Cephesinden ayrılmalar olsa da Ebulfez Elçibey liderliğindeki Halk Cephesi dimdik ayakta kalmayı başarır. Şuşa ve Hocalı’da Ermeniler tarafından yapılan katliamlar Azerbaycan’da parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimine gidilmesine sebep verir. Eski rejim taraftarlarının ve belirli grupların oyunları tutmaz ve Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992 günü Cumhurbaşkanı seçilir.
Haziran 1993’te iç karışıklıklar ve ayaklanmalar Azerbaycan’da kardeş kanı akmasına sebep olacağından Elçibey Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa eder ve doğum yeri olan Nahçivan’ın Keleki köyüne gider. Burada kalan Elçibey 1997 yılında tekrar Bakü’ye döner ve ana muhalefette yerini alır.
Hastalığı için 2000 yılında Türkiye’ye gelen Elçibey, tedavi gördüğü hastanede 22 Ağustos günü vefat eder. Türkiye’de bulunduğu süre içinde Dr. Devlet Bahçeli’nin onu sıklıkla ziyaret etmesi ve tedavisi ile yakından ilgilenmesi gözden kaçmamaktadır. Türkiye’nin gelişmesini hep arzu eden ve gözünü hep Türkiye üzerine çeviren Elçibey nihayet bu topraklarda dünyaya veda eder. Hayatı boyunca Alparslan Türkeş’ten etkilendiğini ve ona hürmette hiç geri kalmadığını gizlemeyen Elçibey, 3 Mayıs 1992 tarihinde Bakü Azadlık Meydanı’nda Alparslan Türkeş ile 1 milyon kişiye hitap eder.
Tıpkı diğer Türk büyüklerinin hayatta oldukları zaman kıymetleri nasıl bilinmemiş ve fırsatlar değerlendirilmemişse, Elçibey’in kıymeti de bilinmemiş ve onunla yakalanan fırsatlar değerlendirilememiştir.
Kendisini Atatürk’ün askeri olarak tanıtan Elçibey, bir KGB soruşturması sonrası şunları anlatır: “Çok işkence gördüm çok çektirdiler hiçbirisine yanmam da bir Atatürk rozetim vardı yakamda onu aldılar ya elimden, hâlâ içim yanar.” Elçibey, Anıtkabir’deki deftere “Senin Askerin” diye yazmıştır.  Atatürk ve Türkiye ayrı bir sevda idi onun için. Dava adamlığı sayesinde Türkiye’nin ona sırt çevirmesi, Ermenilerin en azılı zamanında Türkiye’den yardım alamaması onu ne Türkiye’den ne de davasından geri çevirebilmiştir.
Türk dünyası, Türklük, Turan gibi ülkü dolu sözler akla gelince elbette Ebulfez Elçibey gibi büyük dava ve fikir adamları akıllara gelmektedir. O ilham aldığı kaynaklara layık olmaya çalışmıştır ve de başarmıştır. KGB tarafından takibe alınmış, Türklük davasından dolayı 12 yıla kadar hapsi istenmiş, tüm akademik unvanları elinden alınarak ocaklarda çalıştırılmıştır.
Bir bilim insanı, devlet adamı, bir özgürlük kahramanı olan Elçibey’in eserleri: Tolunoğulları Devleti (Bakü 1969), Azadlık ve Demokratiya (İstanbul 1992), Bu Menim Taleyimdir (Bakü 1992), Deyirdim Ki Bu Kuruluş Dağılacak (Bakü 1993), Bütov Azerbaycan Yolunda (Ankara 1997).
Türk dili konusunda çok hassasiyet gösteren Elçibey, Türkler arasında ayrışmalar yaratmak için Azerbaycan’da Sovyet Dönemi’nde üç defa alfabenin değiştirildiği ve Azerbaycan dilinden bahsedildiğini söylemektedir. Azerbaycan Türklerinin hem geçmişleri ile hem de diğer Türk toplulukları ile bağların kopması için bunların yapıldığını söyler. Elçibey: “Azerbaycan dili diye adlandırma Stalin üzerine yıkılmaktadır, ama bu Stalin tarafından hayata geçirilse de bu Rus emperyalizminin siyasetidir.”  Elçibey Azerbaycan’da tekrar Latin alfabesine geçişi sağlamış ve Azerbaycan Anayasa’sında ‘Türk Dili’ diye devletin dili olarak düzenlemeyi sağlamıştır. Elçibey’den sonra ‘Türk dili” tekrar “Azerbaycan dili” olarak değiştirilmiştir.
Elçibey üç fikir kaynağından bahseder: Türklük, demokrasi ve çağdaşlık ve İslam.  Bu kaynaklar Azerbaycan bayrağında renklerle yerlerini almışlardır. Milliyetçilik konusunda da her zaman açıkça sözlerini dile getiren Elçibey, bu konuda hiç geri adım atmamıştır:
”Ben bir Türk milliyetçisiyim ve bununla gurur duyuyorum. Fakat bizim Türk milliyetçiliğimiz şovenizme, ırkçılığa karşı olan bir fikirdir. Bizim milliyetçiliğimiz millî özü müdafaa, Türk millî ruhunun korunması, onun dirilmesi, dünyaya anlatılması ve Türk birliğine nail olma mücadelesidir.” 
Azerbaycan Türklerine üç kişinin iyi araştırılması ve öğrenilmesi gerektiğini söyler Elçibey; Hz. Muhammed (SAV), Mehmed Emin Resulzade ve Mustafa Kemal Atatürk.