Mümtaz Turhan

21 Haziran 2019 18:43 Murat Gedik
Okunma
180
Mümtaz Turhan

Mümtaz Turhan
Fikir ve kültür adamı olan Mümtaz Turhan her zaman bilimin yol gösterici olduğunu vurgulamıştır. Ona göre bir cemiyetin içtimai bünyesini Garp medeniyeti istikametinde en esaslı bir şekilde ancak ilmi bilgi değiştirebilmektedir.  Bunu vurgularken de Türk aydınlarının durumunu, Garplılaşma girişimlerinin yanlışlarını da çekinmeden hep dile getirmiştir. Milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümreleridir.  Doğru teşhisler koyamadığımız için asırlar kaybetmiş bulunuyoruz. Garp’la aramızdaki esas farkın bir zihniyet, bir etüt (tutum), bir görüş ve düşünüş farkı olduğunu görememişizdir.  Garplılaşmada ilmi, şuurlu bir şekilde hedef olarak almadığımız için maarifin gayesi de sadece okuryazar yetiştirmekten ibaret olmuştur.  Maalesef eline bir diploma geçiren herkes, bu memlekette her şeyin mütehassısı, her şeyi yapmaya muktedir ve her sahada fikir yürütmeye mezundur.  Turhan, eğitime yapılacak yatırımı en kârlı yatırım olarak görür. Temelinde ilim olmayan bir eğitim düşünemez. Türkiye’nin en büyük ihtiyacının ilkeli, kişilikli, çalışkan ve üretken bilim adamlarının yetiştirilmesi olduğunu ısrarla dile getirir. Birtakım tesadüf ve ilişkilerle unvan sahibi olmuş, kişiliksiz, ilkesiz, zamana ve ortama göre renk değiştiren, dalkavuk, çıkarının esiri olan kişilerden bilim adamı olamayacağını savunur. Batı'daki bilim adamlarının çok çalışarak kendi insanlarına başarılı bir biçimde rehberlik ettiklerini vurgular. Bazı istisnalar dışında bizdeki bilim adamlarının halkın gerisinde kalmasından üzüntü duyar.  Garplılaşmaya ne birilerinin ortaya atmış oldukları gibi Türk milletinin göçebe millet oluşu ne de Müslümanlık engeldir. İslamiyet diğer dinlere nazaran daha rasyonel olup ve ilmi teşvik konusunda çok esaslı hükümler ihtiva etmektedir.
Milletler arasında kültür ve medeniyet farkının münevver zümrelerden kaynaklandığını söyleyen Turhan, sadece okuma yazma ile bir yere varılamayacağını şu sözleriyle aydınlatır. “İptidai bir kavmi medenileştirmek gayesiyle, sadece okuma yazma öğretirseniz, okuma yazma bilen iptidai bir kavim elde etmiş olursunuz. Bu itibarla milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümrelerdir. Hakikatte, Türk halkıyla diğer medeni milletlerin halk tabakaları arasında bilgi bakımından büyük bir farkın bulunmamasına mukabil, Türk münevverleriyle (bazı istisnalara rağmen) Garp münevverleri arasında uçurumlar kadar derin farklar vardır. Binaenaleyh Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin keyfiyet, gerek kemiyet bakımından, kifayetsiz oluşudur.”  Bunun akabinde Turhan, medeni memleketlerdeki tahsil sistemini şu sözlerle açıklar: “Medeni memleketlerin tahsil sistemleri okuma yazmayı öğretme, bilgi verme fonksiyonları yanında talebelerinin millî karakter vasıflarını, şahsiyetlerini cemiyetin hayrına olmak üzere, en iyi bir tarzda geliştirip mükemmelleştirmeye çalışır.” Yani iş okuma yazma ya da bilgi vermeden daha ileridir; millî karakter vasıflarının bırakın medeni memleketlerde terk edilmesi, bu karakter en iyi şekilde geliştirilmiş olarak kazandırılmaktadır. Medeni millet, her memleketin nüfusuna nazaran bir avuç teşkil eden birinci sınıf ilim ve ihtisas adamı yetiştiren müesseselere sahip olan millettir.
Her şeyi bilimle ele alan Mümtaz Turhan, bilime dayanmayan bir milliyetçiliği de kabul görmez. Turhan’a göre bilim ve yurt severlik arasında bir karşıtlık ya da uzaklık yoktur. Hatta bilimsiz vatan severliğin bir anlamı kalmamıştır. Millet dergisinin Ocak 1943 sayısında çıkan “Niçin Milliyetçiyiz?” başlıklı yazısına şu cümleyle başlar: “Bizim milliyetçiliğimiz mensup olduğumuz millete bağlılığı, sevgiyi ifade eder.” Turhan, vatana bağlılık etrafında birleştirici bir duygu ve iradeden ibaret olan milliyetçiliğin hedefi olarak Türk milletinin en ileri medeniyete sahip tam bir millet hâline gelmesini göstermiştir.  Ona göre modernleşme ve millet olma süreci birlikte yaşanır. Mümtaz Turhan, Ziya Gökalp çizgisinin devam ettiricisi olarak kabul görmektedir.
Eğitimin toplumsal ve kültürel yönüne ağırlık veren Mümtaz Turhan, 1908 yılında Erzurum’un Horasan ilçesinin Akçataş köyünde dünyaya gelmiştir. Rus işgali (1916) dolayısıyla ailesiyle Kayseri’ye yerleşir ve burada ilk ve ortaokulu okur. Kayseri’de lise eğitimine başlayan Turhan, bu eğitimini Bursa’da devam ettirir ve Ankara’da tamamlar (1927). Lisans ve doktora öğrenimini Almanya’da Berlin ve Frankfurt Üniversitelerinde yapan Turhan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümüne asistan olarak atanır; 1939’da doçent ve 1951’de profesör olur. 1943 – 1948 yıllarında İngiltere’nin Cambridge Üniversitesinde ‘Kültür Değişmeleri’ teziyle ikinci bir doktora çalışmasını gerçekleştirir. Bu çalışma Türkiye’de psikoloji dalında olguyu ele alan ilk çalışmadır. Turhan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Sosyal Psikoloji kürsüsünü kurmuştur. Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonunda Türkiye temsilciliğini yürütmüştür (1949 – 1951). İki kız çocuğu babası olan Turhan, 1969’da hayata veda etmiştir.
“Garplılaşma nedir?” sorusunu Turhan şöyle cevaplar: “Şu hâlde biz Garplılaşmadan, bir millet veya cemiyetin kendi örf ve âdetleri, ananeleri içinde zirai, iktisadi, sinai, siyasi, maarif, sanat vesair içtimai faaliyet ve sahaları ihtiva eden umumi bir kültür inkişafını kastediyoruz ki bu da Garp’tan her şeyden evvel ilim ve teknikle ilmî zihniyeti almakla tahakkuk edebilecektir. Onun için bunun adına ister Garplılaşma ister muasırlaşma veya modernleşme ister ilerleme densin hiçbir ehemmiyeti yoktur.”  Bütün çözümlerini kültür kavramı etrafında kurgulayan Turhan, kültürü ise şöyle tarif eder: “Bir cemiyetin sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerden teşekkül eden öyle bir bütündür ki, cemiyet içinde mevcut her nevi bilgiyi, alakalara, alışkınlıkları, kıymet ölçülerini, genel tavır, görüş ve zihniyet ile her nevi davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlar birlikte, o cemiyet mensuplarının ekserisinde müşterek olan ve onu diğer cemiyetlerden ayırt eden hususi bir hayat tarzı temin eder.”  Garplılaşma süreci aynı zamanda bir kültür değişmesi meselesidir. Turhan, bu değişimi ‘serbest kültür değişmeleri’ ve ‘mecburi kültür değişmeleri’ olarak ayırır  ve ‘Kültür Değişmeleri’ adlı eserinde bunları Lale Devri’nden III. Selim’e kadar, III. Selim ile başlayan devir ve II. Mahmut’tan Cumhuriyet Türkiye’sine kadar gelişen değişimleri ele alır. En zor bir dönemde millî kültürün gücü olarak gördüğü Türkçülüğün ortaya çıktığını yazan Turhan, Ziya Gökalp hakkında şöyle der: “Fakat Meşrutiyet Devri’nde ilmin ve maarifte gaye, prensip ve keyfiyetin ehemmiyet ve kıymetini müdafaa eden bizzat bir alim ve büyük çapta bir mütefekkir mevcuttur. Bu büyük mütefekkir Ziya Gökalp’tı. ”     
Mümtaz Turhan da tıpkı Gökalp gibi görüş ve düşüncelerini iki ana önerme, sav ya da amaç üzerine kurmaya çalışır. Bunlardan birincisi kültür ve buna bağlı olarak geliştirdiği, millet ve milletleşmek, ikincisi ise, uygarlık/medeniyet ve buna bağlı olarak geliştirdiği Garplılaşmak/Batılılaşmak süreçleridir. Bu bağlamda bilim zihniyetine kavuşmak, Batı teknolojisinin dayanağı olan bilimsel verilere ulaşmak ve onları alışkanlık hâline getirecek kurumsal yapıları oluşturmak, Batılılaşmanın sonucu olarak yaşanması gereken olaylardır. 
Turhan tarihçi değildir ama Garplılaşma konusunu dile getirmek için Türk tarihini de zamanlara ayırarak ele almıştır. Ona göre Türkler çok uzun ve zengin bir medeniyet tarihine sahiptirler ve Osmanlıyı Toynbee gibi bir göçebe kavimi olarak görmemektedir.  Türk tarihinde bir sürekliliğin varlığı Turhan tarafından savunulur.
Tenkitlerden çekinmeyen Turhan, inkilapların bazılarının netice vermemesini ilmî bilgiden yoksun olduğuna bağlar ve şöyle der: “Hakikatte inkılaplarımız ‘Hayatta en hakiki, mürşit ilimdir.’ cümlesinde belirdiği veçhile, memlekette ilim zihniyetini tesis ederek taassubu yıkmak, keyfî hareketlere mâni olmak maksadıyla yapılmışlarsa da ikinci, üçüncü derecedeki taraftarlarınca iyi anlaşılamamış; birer vasıta olmaları icap ederken bir gaye veya bir doktrin hâline getirilmek istenmiş; böylece, yeni ve başka neviden bir taassup zihniyetine yol açmıştır.”  Turhan’a göre kurtuluşun biricik kurtuluşu ilim müesseselerini kuvvetlendirmeden geçer  ve Garp medeniyetlerinin esas unsurlarını ilim, amelî hayata tatbikinden ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyet olarak belirtir.  Önemli olan taklitçilikte kalmayıp, yaratıcı bir sentezle özgün bir kültür yaratmaktır. Turhan, Avrupa’ya yönelişte ve Türkiye’nin değişmesinde bilimi kavramadan ve bilime toplumsal işlevini kazandırmadan bir yere varılamayacağını vurgulamıştır. Millî kültür eksikliğini telafi eden din bağına da dikkat çeken Turhan, inkılapçılık adına din bağının ortadan kaldırılmaya çalışılmasının millî birliğe zarar verdiğine işaret etmektedir.
Turhan, fikirleri yanında çok değerli ilim ve fikir adamları da yetiştirmiştir. Bunlardan en önemlisi Türk milliyetçiliğine düşünce ve fikirleriyle katkı sağlamış olan Erol Güngör’dür.
Yüz İfadelerinin Tefsiri Hakkında Tecrübî Bir Tetkik (1941), Kültür Değişmeleri (1951), Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hâl Çareleri (1954), Garplılaşmanın Neresindeyiz? (1958, 1980), Toprak Reformu ve Köy Kalkınması (1964) ve Atatürk İlkeleri ve Kalkınma (1965) Mümtaz Turhan’ın önemli eserlerinden birkaç tanesidir. Çevirileri de bulunan Turhan’ın, Millet, Kültür Haftası, Bilgi, İstanbul, Sebîlürreşâd ve Türk Yurdu gibi dergilerde yazıları yayımlanmıştır. Tarık Buğra ile Yol dergisini çıkarmış ve burada da yazıları yayımlanmıştır Turhan’ın yabancı dillerde de kitapları basılmıştır.
Rönesans’a iştirak edemedik diyenlere karşı Turhan’ın vermiş olduğu cevap belki de ilim açısından dünya görüşünü özetlemektedir: “Şu hâlde bizim iştirak edemediğimiz, kaçırdığımız, binaenaleyh telafi etmemiz lazım gelen aslında rönesans değil; insanın kafasında, zihniyetinde hakiki değişikliği meydan getiren Kopernik, Galileo ve Dekart’la başlayan objektif, ilmî düşünce hareketidir.”

Murat Gedik, Yeni Düşünce Haziran 2019