PEYAMİ SAFA

16 Nisan 2019 12:33 Murat Gedik
Okunma
204
PEYAMİ SAFA

 

Henüz on bir yaşındayken “Piyano Muallimesi” ile edebî hayatına başlamış veon üç yaşına geldiğinde “Eski Dost” isimli bir roman denemesi yapmıştır. Buarada küçük Peyami’nin şiiri “Hak Yolu” dergisinde yayımlanmıştır. On dokuzyaşında başlamış olduğu gerçek yazı hayatını vefatına kadar devam ettirmiştir.Roman, makale, fıkra gibi çok çeşitli eserler geride bırakmıştır.

Yaşamı ve düşüncelerini de eserlerinde dile getiren Peyami Safa, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”,  “Matmazel Noraliya'nın Koltuğu” ve “Yalnızız” gibi eserleriile edebiyat dünyasında kendinden söz ettirdi. Server Bedi, Safiye Peyman,Çömez ve Serazad gibi takma isimler de kullanarak hikâyeler yazdı. Server Bedi,Peyami Safa’nın geçimini sağlayan, kalemini “saban gibi” kullandığı takmaadıdır. Halkın çok sevdiği polisiye romanlar onun kaleminden çıkıyordu. 1920’liyıllarda yazdığı bir formalık polisiye romanların 70 bin tiraja ulaştığısöylenir ki, o gün için büyük rakamdır. Verdiği bir mülakatta diyor ki: “ServerBedi benim müsveddemdir. Üstünde az düşündüğüm, az çalıştığım, mesuliyettennefsime beraat kazandırmak için kullandığım bir maişet imzası…”[1]“Cingöz Recai” adı altındaki yazıları defalarca basılır ve 1944’te “HarikuladeMaceralar” da toplanır. Çeşitli gazetelerde de görev yapmış olan Peyami Safa, “TürkDüşüncesi” adlı dergi neşretmiştir.

1899’da dünyaya gelen Peyami Safa’nın babası “Anadan Doğma Şair” olarakbilinen İsmail Safa’dır. Babasını henüz çocukken kayıp eden Peyami Safa’nınhayatı yoksulluk ve hastalık ile geçmiştir. “Benim şuurum bir facia atmosferininiçinde doğdu. Ben iki yaşında iken babam ve kardeşim Sivas’ta on ay içindeöldü. Böyle kısa aralıklarla hem kocasını hem de çocuğunu kaybeden bir kadınınhıçkırıkları arasında kendimi bulmaya başladım. Belki bütün kitaplarımıdolduran bir facia beklemek vehmi ve yaklaşan her ayak sesinden bir tehlikesezmek korkusu, böyle bir başlangıcın neticesidir.” sözleri ona aittir. Bütünbu yaşananlar onda sabır ve mücadele azmini geliştirmiştir. Yusuf Ziya Ortaçonun hakkında “Ekmeksiz kaldığı gün oldu. Ümitsiz kaldığı gün olmadı!”demektedir. Bunda elbette Safa’nın inancının da etkisi olmuştur. Safa, kendinibildi bileli inançlı bir insan olduğunu yazar. İnsanı maddi âlem ilesınırlandırmaya çalışan bütün zihniyet ve bakış açılarına karşı idi. Ne varlık,beş duyumuzla ne de insan bu varlıkla sınırlı olamaz; bu dünyanın ötesi devardır ve insan Allah’a giden yolun yolcusudur. “Evet, insan mutlakın aşkıdır.Bütün ömründe hep aynı serabın hasretini çeker.”[2]Ona göre kadercilik, aksiyon nefreti getiren Brahmanizm ve Budizmin yakınakrabasıdır; ama İslam’ın değil. Kadercilik İslam’a sonraları “bir düşüncesistemi hâlinde değil, çöküş devrinin irade sarsılışından doğma bir ümitsizlikduygusu hâlinde musallat olmuştur.”

Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bırakma zorunda kalan Safa, hemkendini hem de ailesini geçindirmek için Posta Telgraf Nezaretinde işe başlarve bir dönem sonra öğretmenlik yapar. Bu işe atılmasını şöyle dile getirir:

”Dokuz yaşımda başlayan bir hastalık ve on üç yaşımda başlayan hayatımı kazanmazarureti, beni edebiyattan evvel, kendimi anlamaya ve yetiştirmeğe mecbur birküçük insanın, tamamıyla hayati zaruretlerden doğma bir terbiye, psikoloji vefelsefe tecessüsü ile doldurdu. On dokuz yaşıma kadar hem kendime, hem demuallimlik ettiğim mekteplerde çocuklara bir rehber olarak yaşadım. Harb-iUmumi ortasında, on beş yaşımda muallimlik ediyordum.”

Dört yıla yakın yapmış olduğu öğretmenlik sonrası kendini yazıya vermiş veilk telif ücretini, Ziya Gökalp’ın “Dinî Terbiye” isimli konferansı üzerineİkdam gazetesine yazdığı bir yazıdan almıştır. 1961 yılında vefat eden PeyamiSafa için Yusuf Ziya şöyle der:

”Kolu hasta, kulağı hasta, ciğeri hasta… Ve kesesi hasta değil, bütünömrünce ölüm döşeğinde! Ruha büyük inancı bundandır Peyami’nin: O çürük vücudu,sağlam bir ruh, altmış bir yıl dimdik ayakta tuttu.”

Mütareke döneminde “Yirminci Asır” gazetesini de çıkaran Peyami Safa,Tercüman-ı Hakikat, Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet ve Milliyet gibi gazetelerde deçalışmıştır. Milliyetçilik ve maneviyatçılık onun kaleminde değişmeyen yerinihep almıştır. Kendi deyimiyle: ”Kesin olarak arzedeyim: Memlekete aitdüşüncelerimi aksettiren bütün yazılarım (seri halindeki makalelerim,fıkralarım, kitaplarım ve romanlarım) istisnasız milliyetçidir.”

Bir yazısında da: ”Halis Türk, Müslüman’ım ve Avrupalıyım. Hiç kimse bununaksine tek yazımı gösteremez.” der.

Safa’ya göre “Bir milleti yok etmek için askerî istilaya lüzum yoktur. Onatarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevideğerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kâfidir”.

O ırkçılığı ret ettiği gibi, başka milletlerin de ırkçılığına düşmanlıkgösterir.  “Kendi ırkçılığını muhafazaedip de bizim milliyetçiliğimizi hoş görmeyenler, bizi intihara sevk etmekisteyenlerdir.”

“Türk gençliğini de bunun için milliyetçi olmaya çağırıyoruz. Bu şuurasahip olmayan gazetelerin ve yazarların Atatürkçülüğüne de aldanmayalım. BunlarTürkçü olmadıkları için hiçbir zaman samimi bir Atatürkçü de olamamışlardır.”Gençlerde his milliyetçiliğinden akıl ve tarih şuuru milliyetçiliği arzulayanPeyami Safa, insanın ülküsüz yaşayamayacağını kabul eder. Ona göre ülküsüzinsanı büyük bir boşluk çeviriyor, bu insan kendisini teyit etmeyi, tefsiretmeyi, ikrar etmeyi bilmiyor; hayatın anlamı sorusu önünde ıstırap çekiyor.Kendi tarihinden ve kültür mirasından mahrum bir gençliğin her türlü zıpırlığayenilik diye sarılması, düşman ve gizli propagandaların telkini istikametindesapıtması hayret vermez. Yeniye ve medeniyete de önemini şu sözlerle belirtir:“Medeniyetçilik kökü bizi Avrupa ve Batı metoduna, düşüncesine, muaşeretinebağlar; milliyetçilik kökü bizi Orta Asya’ya ve Doğu kaynaklarımıza, tarihe,dil birliğimize götürür.”

Safa’ya göre Türk milliyetçileri eskiye olduğu kadar yeniye de saygılı vearzuludur ve irtica hortlakları ile devrim züppelerinden böyle ayrıldıklarınısöyler.

Emperyalist yapılara fikirleriyle mücadelesini vermiş olan Peyami Safa,onun döneminde emperyalist bir tehdit olan komünizmle de mücadele etmiştir.İlhan Darendelioğlu’na göre sosyalizmin müdafaasını yapanların, memleketinbütün milliyetçilerini bilhassa Peyami Safa’yı faşistlikle suçluyorlardı.[3]

Bu mücadelesi doğrultusunda Safa’nın “Türk Şuuru Uyanıktır” adlı makalesi,(1945) Türk milletine her zaman güveninin var olduğunu göstermektedir, ona göreTürk milletinin en büyük kuvveti şuurudur. Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşueserini Nazım Hikmet’e ithaf etmiştir. Fakat Nazım Hikmet’in komünistliğiaralarında atışmalara sebep olmuş ve ilişkileri kesilmiştir. 

Yazarlık hayatında yüzlerce defa hakarete ve iftiraya uğrayan Peyami Safa,her saldırıya cevap yazmıştır fakat hiç kimseyi mahkemeye vermemiştir.Mahkemeye vermeme gerekçesini şöyle anlatır: “Tartışmalarda en kudretli silah,ispat ve delildir. Bana birisi ‘Sen Müslüman değilsin.’ dese, mahkemeye gitmem;‘Elhamdülillah Müslüman’ım.’ der, onu bitiririm. Yargıya gitmeyişimin ikincisebebi, muharrir adına layık bir adam, kanundan evvel kendi vicdanından korkar.Ayrıca, kalem sahibinden daha çok kalemin yani mesleğimizin onuru vardır; onuyere düşürenler olursa yerden kaldırmak gerekir.”

Ahlak konusuna çok önem veren Safa, bir milletin fertlerini birbirinebağlayan millî ideali de ahlakın temellerinden sayar. Ahlak bozulmasında dinîimanın ve millî idealin gevşemesi amilleri başa alınmazsa, davayı eğitimyoluyla da toplu telkin yoluyla da basın ve yayın yoluyla dahalledilemeyeceğini vurgular.

Çilelerle dolu bir hayat süren Peyami Safa oğlu Merve’nin yedek subaylıkvazifesini yaparken vefat etmesi ona büyük bir çöküntü yaşatmıştır. Zatensağlık durumu hiç iyi olmayan Safa, hayatı boyunca darbe üstüne darbeyaşamıştır. Oğlunun vefatından yaklaşık dört ay sonra geçirmiş olduğu beyinsarsıntısı ile hayata gözlerini yummuştur.



[1] Nevzat Kösoğlu, Peyami Bey, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2011, s. 68-69.

[2]age, s. 132.

[3] Selim Yıldız, Güneyli Yiğit, İlhan (Egemen) Darendelioğlu ve SiyasiMücadelesi, Berikan Yayınevi, Ankara 2013, s.119.