NAMIK KEMAL

10 Eylül 2018 13:54 Murat Gedik
Okunma
195
NAMIK KEMAL

NAMIK KEMAL
Murat Gedik

Vatan edebiyatı deyince akla gelen isimdir Namık Kemal.
Onun “Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini / Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini .” sözlerine Millî Mücadele başlangıcında Mustafa Kemal’in Meclis kürsüsünden cevap verişi ne kadar anlamlıdır: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” Mustafa Kemal bununla demek ister ki, hangi şartlar altında ülke işgal altında olsa da Türk milletinin içinden mutlaka bir kurtarıcı çıkar, söylenen sözler arasında senelerce fark olsa bile.
Namık Kemal, Türk edebiyatına vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hak, hukuk ve adalet gibi birtakım kavramları yerleştirmiştir.
En çok tiyatro alanında eser veren Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre”(1873) piyesi ilk ve en şöhretlisidir. Bu piyes Kırım Savaşı’nın Silistre Kuşatması’nı teşkil eder, Türk askerinin Tuna kıyısındaki Silistre Kalesi’ni kahramanca savunmasını dile getirir. Eserde örneğin Türk kahramanı İslam Bey Silistre savunmasına giderken gönüllülere hitabında şöyle der: “Ölümünüzü aramaya gidebilir misiniz? Biz vatanı koruyacağız… İnsandan büyük bir Allah var! Allah, vatana muhabbeti emrediyor!” diyerek VATAN kavramının önemini dile getiriyor. “Vatan yahut Silistre” tam bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunudur ve beş dile çevrilmiştir. Eserin mevzusu tamamıyla millîdir. Hamitler mevzularını Frenk’te, Arap’ta arayıp dururken Kemal Türk’te, hem Türk’ün tarihinde hem Türk sosyetesinde ve sosyal meselelerde aramıştır. Koca dâhi daha o vakit bu mühim noktayı bilmiş ve yaşamıştır. Binaenaleyh bu eser bizde ilk millî piyestir ve bu kapıyı Kemal açmıştır. Eserin dili tamamıyla sade Türkçedir.
Tiyatro Namık Kemal’in tabiriyle “en faydalı eğlencedir” ve bu alanda altı eser vermiştir: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Akif Bey, Kara Bela, Zavallı Çocuk ve Celaleddin Harzemşah.
Sanatı toplum için benimseyen Namık Kemal sanatının yanı sıra düşünce ve siyaset adamıdır. Romanları, şiirleri, eleştirileri ve tarihî kitapları ile Türk milletine hizmet etmiştir. Bunlara elbette makaleleri ve mektupları da eklenmelidir. İlk millî tiyatro ve romanı yazan Namık Kemal’dir. Namık Kemal bu dünyadan büyük bir şeref yüküyle gitmiştir. Zamanına güneşlik etmiş, Türk gençliğinin ruhu ve gönlü de bu güneşe pervane olmuştur. Bu gençlik bu güneşin ışığını ilahî bir nur gibi içlerinde, gönüllerinde sakladılar. Öyle bir güneş ki battıktan sonra dahi nice yıllardır yine ziyası Türk’ü aydınlatmaktadır; daha da aydınlatacaktır. İçimizden henüz onun gibi bir güneş doğamadı.  O, Türk milliyetçiliğinin öncülerindendir.
Namık Kemal 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu, 2 Aralık 1888’de Sakız Adası’nda vefat etti. Asıl adı Mehmed Kemal’dır, küçük yaşında annesini kaybedince dedesinin yanında çocukluğunu geçirmiştir. Sofya’da iken dedesine İstanbul’da misafir olan Şair Eşref Paşa, Mehmed Kemal’deki şiir kabiliyetini görür ve ona Namık mahlasını verir.
Dedesinin memuriyetinden dolayı Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunur. 16 yaşında Sofya’da Niş Kadısı Mustafa Ragıb Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlenir ve 18 yaşında eşiyle İstanbul’a babasının yanına döner.
Namık Kemal’ın Osmanlı hanedanı ile akrabalığı mevcuttur. Atsız’a göre o yakın tarihimizin en büyük şahsiyetidir. Namık Kemal Osmanlı hanedanına düşman değildi. Bilakis o hanedanı seven ve sayan bir adamdı. Bu, tarihî eserlerinde pek açık görülür. O yalnız mutlakıyeti yıkıp yerine meşrutiyeti getirmek için padişahla çarpışmıştı. Memuriyet almasına gelince bundan da tabii bir şey olamazdı. Çünkü nihayet kendi vatanına hizmet ediyor ve hizmetine mukabil de yaşamak için milletinin parası demek olan maaşı alıyordu.
İlk memuriyetini Namık Kemal İstanbul’da Babıali Tercüme Odasında yapar. Çeşitli şairlerin bir araya geldikleri Encümen-i Şuaraya 1861 yılında girer. Şinasi ile de tanışır ve Tasvir-i Efkâr gazetesine yazar olur. Şinasi’nin Fransa’ya gitmesi üzerine Tasvir-i Efkâr’ı tek başına çıkarmaya başlar. Halkı aydınlatmak ve bu yolda idareyi ikaz etmek üzere, Tasvir-i Efkâr’da yayımladığı yazılarının ortak özelliğini; kadınların okutulmasından, öğretimde Türkçenin hâkim kılınmasına; İstanbul’un ve tarihî eserlerinin yangından korunmasından, halk dershanelerinin açılarak milletin yetiştirilmesine kadar, millî duyuş ve düşünüşünün ifadesi olmak teşkil ediyordu.
Batı’nın “Şark Meselesi” politikasına karşı da yazılar yazmış ve millî duruşu büyük ilgi toplamıştı. İttifak-ı Hamiyyet adlı gizli cemiyete üye olmuş, 1865’te kurulmuş bulunan ve daha sonra “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” ismiyle tanınan bu gizli teşkilatın gayesi, Sadrazam Ali Paşa’nın ağır, ezici buldukları politikasına son vermek ve memlekette Meşrutiyet’i kılmaktı. Hükûmet aleyhine yazılan makaleler gazetenin kapanmasına neden olur ve Namık Kemal Erzurum vali muavinliğine atanır.      
Namık Kemal Erzurum’a gitmek yerine Paris’e kaçar, oradan da Londra’ya geçerek Ali Suavi’nin çıkardığı “Muhbir” gazetesinde yazmaya başlar. Daha sonra ise Yeni Osmanlılar Cemiyeti adına “Hürriyet” gazetesini çıkarır.
Hükûmet aleyhine yazmamak kaydıyla İstanbul’a 1870’de geri dönen Namık Kemal tekrar yayın hayatına giren “İbret” gazetesinde (1872) başyazar olur. Aynı yıl “İbret” dört aylığına kapatılır ve Namık Kemal Gelibolu Mutasarraflığına tayin edilir. Gelibolu’da “Vatan yahut Silistre” adlı oyununu yazar, 1873’te Gedikpaşa Tiyatro’sunda bu oyun sahnelenir. Seyirciler oyun sonrası galeyana gelip olay çıkartınca Namık Kemal bu kez kalabentlikle Magosa’ya sürgün edilir. 38 ay Magosa’da kaldıktan sonra V. Murat’ın tahta geçmesiyle İstanbul’a döner. II. Abdulhamit ondan övgüyle bahseder, Danıştay üyeliğine getirir ve Kanun-ı Esasi Encümenine (Anayasa Komisyonuna) üye seçilir.
Mecliste II. Abdülhamit aleyhine bir metin okudu yaklaşımıyla mahkemede yargılanan Namık Kemal, 5 ay hapiste kaldıktan sonra mahkeme tarafından suçsuz bulunur ve Girit Adası’nda oturmak üzere serbest bırakılır. İsteği üzerine Midilli’ye gönderilir (1879). “Vaveyla” ve “Vatan Mersiyesi” adlı şiirlerini burada kaleme almış, Celaleddin Harzemşah piyesi ve Cezmi romanını burada tamamlamıştır. Renan Müdafaa-namesi’ni de burada yazmıştır; bu eser Fransız Akademisi üyelerinden Ernest Renan’ın 1883 tarihinde verdiği bir konferansta ileri sürdüğü “İslamiyet’in özellikle eğitim alanında bütünüyle Müslümanların ilerlemesine engel teşkil ettiği” şeklindeki görüşlerini eleştirmek üzere yazılmıştır.
Namık Kemal Midilli’de 2,5 yıl sonra mutasarrıf tayin edilir.  İftiralar üzerine 1884’te Rodos Mutasarrıflığına naklonulur. Çalışmalarından dolayı Padişah II. Abdülhamit tarafından imtiyaz madalyasına layık görülür. 1877’de Sakız Mutasarrıflığına tayin olur, 2 Aralık 1888 günü burada vefat eder.
Namık Kemal Sakız Adası’nda defnedildikten üç gün sonra Gelibolu’ya naklolunur; Bolayır’da, Rumeli Fatihi ve Namık Kemal’ın çok sevdiği Süleyman Paşa’nın türbesinin yanına. II. Abdülhamit Namık Kemal için bir türbe yaptırmıştır.
Namık Kemal Türk milliyetçiliğine önder olmuş bir şahsiyettir. Onun zamanında var olan ümmetçilik anlayışı ile bugünkü milliyetçilik ve Türkçülük anlayışları aynıdır. Rıza Nur bu konuda der ki:”Namık Kemal’i ilk defa 16 yaşımda iken Çengelköy’de Tıbbiye İdadisinde okudum, milliyetçiliği öğrendim. O vakit içimden bir elektrik cereyanı geçmiş ve bana millet sevgisi vermiştir. Bu duyguyu duyunca sevdiğim milletin kim olduğunu düşündüm. Gözümün önünde Türk’ü gördüm. Bundan da tabii bir şey yoktur. İşte bununla sabit ki o günkü ümmetçilik kelimesi bugünkü Türkçülük kelimesidir. Ruh aynı, sade kelime değişmiştir.”  Bu konuyla ilgili Nihal Atsız ise şöyle der: “Namık Kemal milliyetçi değildir, Osmanlıcı ve İslamcıdır diyorlar. Acaba 19. asır Türkiye’sinde bugünkü gibi bir Türkçülük yapılabilir miydi? Her şeyi zaman ve muhitle ölçmek hak ve insaf icabı iken neden Namık Kemal’in zamanı dikkate alınmadan tenkit olunuyor? Namık Kemal, Osmanlıcı ve İslamcı idi. Fakat onun zamanının milliyetçiliği de ancak o şekilde yapılabilirdi... Unutulmamalı ki Namık Kemal, yurdumuza herkesin ‘Memalik-i Osmaniyye’ dediği sırada ‘Türkistan’ diyordu. Milletimiz için birçok yerlerde ‘Türkler’ tabirini kullanmıştı. Bunlar onun şuurlu bir milliyetçi olduğunu göstermez mi?” 
Namık Kemal’in “Medeniyet” makalesinden: “İnsanın ihtiyaçlarının, yalnız dünyanın topraktan yetişen ürünleriyle giderilmesi ihtimali yoktur; onu, olsa olsa medeniyetin toplu hazineleri, eserleri karşılayabilir. Kısacası; medeniyetsiz yaşamak, ecelsiz ölmek gibidir.”