SADRİ MAKSUDİ ARSAL (5 Ağustos 1879 Taşsu/Kazan - 20 Şubat 1957 İstanbul)

31 Ağustos 2018 15:14 Murat Gedik
Okunma
71
SADRİ MAKSUDİ ARSAL (5 Ağustos 1879 Taşsu/Kazan - 20 Şubat 1957 İstanbul)

SADRİ MAKSUDİ ARSAL
(5 Ağustos 1879 Taşsu/Kazan - 20 Şubat 1957 İstanbul)
Murat GEDİK

“Uzak mazide bir devlet hayatı içinde uzun müddet yaşayan bir millet, sonradan esarete düşse dahi, eğer belli bir bölgede yeterli nüfusa sahip olarak yaşıyorsa, bu biyolojik ve sosyolojik kanun gereği, asla kimliğini kaybetmez. Hatta millî kültür eserleri yok edilse, millî dili şehirlerden ve yazılı eserlerden çıkarılıp köylere sürülse bile günün birinde kendini bulur; asimile edildiği zannedilen topluluğun birdenbire bir millet olarak ortaya çıktığı görülüverir.”  Çek milletinin macerasını dile getiren Sadri Maksudi, bu sözlerle Çek milletinin tekrar doğmasını teyit etmektedir. Ona göre bu milletin uyanışında en mühim amil, eski devirden kalma kültür eserleri olmuştur.  Kültürel eserlerin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılırken, dilin de önemini her zaman vurgulamıştır. Her millî lisanın arkasında bir millî psikoloji vardır.
Sadri Maksudi Rusya’da mücadelesini sürdürürken, Türk aydınları arasında yerini almış ve Türk insanını temsil eden kongrelerde ağırlığını hissettirerek bulunmuştur. Rusya Türklerinin menfaatlerini dile getirirken, Türkiye’nin menfaatlerini de her zaman müdafaa etmiştir. İktidarda bulunan Kadet Partisinin kongresinde (1917), Birinci Dünya Harbi’nin sulh şartları görüşülürken konuşması bugün bile kendinden bahsettirmektedir. Sadri Maksudi, “Beyler, biz Müslümanlar biraz evvel Rodiçef’in İstanbul ve Boğazlar hakkında söylediği sözler üzerine, sizleri heyecana getiren hislere iştirak etmiyoruz. Türkiye’nin yok edilmesine, tarumar edilmesine biz asla razı değiliz. Türkiye’nin vücut ve bekasına aykırı olan siyasete iştirak etmek bizim dini ve ırki hislerimize mugayirdir.... Türkiye’nin payitahtının ve Boğazların Türkiye’nin elinden alınmasının sulh şartları arasına girmesine katiyen razı değiliz...” Yine şu sözler Sadri Maksudi’ye aittir: “Dünyada büyük bir Türk milleti vardır, olmuştur, olacaktır ve bu milletin varlığına ve geleceğine hiçbir kuvvet engel olamayacaktır.” Bu sözleri Rus milliyetçisi olan milletvekillerin onu Pantürkizm ile suçlamalarına karşı söylemiştir.
“Benim manevi babam İsmail Gaspıralıdır.”  diyen Sadri Maksudi Arsal, 5 Ağustos 1879’da Kazan’a bağlı Taşsu köyünde dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini imam olan babasından alan Arsal, medreseyi Kazan’da okumuştur. Bu medresede öğretmenlik yapan ağabeyi Ahmet Hadi Maksudi önde gelen Ceditçilerdendir ve Sadri Maksudi’nin yetişmesinde büyük katkısı olmuştur. Sadri Maksudi Kazan’da okurken Türkiye’den gelen çocuk romanlarını okuyarak Osmanlı Türkçesini de öğrenir. 14 yaşında iken Robinson Crusoe’nun Osmanlı Türkçesinden Kazan Türkçesine çevirisini yapmıştır.
Abisinin Bahçesaray’daki Zincirli Medresesinde (1895) ders vermek için gittiğinde yanında bulunan Sadri Maksudi İsmail Gaspıralı ile tanıştı. Burada dersler takip etti ve Rusça öğrendi. 1897’de Kazan’da Rus Öğretmen Mektebine başlar ve ‘Tatarcanın bir millî edebiyat hâline gelmesine katkı sağlamak’ için “Maişet” adlı romanını yayımlar. Öğretmen Mektebinden mezun olduktan sonra eğitimine İstanbul’da devam etmek isteyen Sadri Maksudi ünlü Yazar Lev Tolstoy’u ziyaret eder. ‘Akıllı Tatar çocuğu’ diye Sadri Maksudi’yi tanımlayan Tolstoy’la sohbet saatlerce sürer. Kırım’a da uğrayan Sadri Maksudi, burada Gaspıralı’nın tavsiyesi üzerine Paris’te eğitime devam etmek için ikna edilir ve Paris’e gider. Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydolur ve mezuniyet sonrası (1906) Kazan’a döner. Paris yıllarında Paris Edebiyat Fakültesi ve College de France’da dersler de takip eder. Paris’te hukuk tahsilini yaparken Yahya Kemal, Yusuf Akçura ve Ferit Tek gibi öğrenciler de vardı.
1907 – 1912 yıllarında II ve III. Dumada Kazan’ı temsilen milletvekili olan Sadri Maksudi Türklerin sorunlarını dile getirebilmek için müthiş gayretler göstermiştir. Her tehlikeyi göze alarak ve resmen sadece Kazan Türklerini temsil ettiği hâlde, kendisini umum Türklüğün sözcüsü saymıştır.  Parlamentoda Türk diyarlarında Rus politikası olarak satışa sunulan Votka girişiminden tutun da Türk topraklarına yerleştirilen Ruslar konusuna kadar protesto gösterileri hayata geçirmiştir. Her türlü suçlamalara aldırmadan mücadelesinden taviz vermemiştir. Dumada Başkanlık Divanı üyeliğine seçilmiştir. Milletvekili iken parlamento heyeti ile İngiltere’ye gitmiş ve gözlemlerini ‘İngiltere’ye Seyahat’ adlı kitabında yayımlamıştır. Sadri Maksudi’nin Duma üyesi olarak Petersburg’da yaşadığı yıllar siyasi faaliyet yanında kendisinin Türkoloji ve Türk dil bilimi alanında yetişme yılları da olmuştur. Hem de Radloff gibi bir üstadın idaresi altında.  
1917 yılında “İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarları Millî İdaresi’nin Başkanlığı”nı yapar. Bu Meclisin açılışındaki konuşmasında şu sözleri söylemiştir: “Bundan 3-4 asır önce Şimal Türklerinin hükûmeti ve hâkimiyeti devrilip yıkılmıştır. Kendileri hayatlarını kurtarmak için kırlara kaçmış ve ormanlara sığınmışlardı. Bu kırıntı hâlinde kalmış, aşağılanmış millete, millî şuurun tecelli edeceği kimin aklına gelirdi? Bu millî şuurun hiçbir zaman sönmediğini işte şimdi gözlerimizle görüp, millî mevcudiyetimizi dünyaya ispat ediyoruz… Türk milletinde olduğu kadar medeniyet kabiliyeti hiçbir millette yoktur. Bunu bütün âleme karşı iddia edebiliriz… Başkaları Türk-Tatar milleti bitti diye zannettilerse de bu millet bitmedi ve bitmeyecektir. Türklerdeki medeniyet doğurma kabiliyeti tarihle sabittir… Biz geçmişimizin aydınlık ve şanlı günlerini hatırlamalıyız. Geleceğimiz de parlak olacaktır.”
 Bolşevikler idareyi ele geçirince Sadri Maksudi önce Finlandiya’ya kaçar, oradan Almanya ve Fransa’ya geçer. Paris’te düzenlenen Barış Konferansı’na Ayaz İshaki ile katılır ve İdil-Ural’ın bağımsızlığı için mücadele vermesine rağmen başarıya ulaşılamaz. Berlin’de akademik çalışmalara başlayan Sadri Maksudi, Paris’e yerleşince Sorbon Üniversitesinde Türk-Tatar kavimlerinin tarihi üzerine dersler verdi. Helsinki, Paris ve Berlin’de bulunduğu zamanlarda kütüphanelerde eski Türk tarihi ile ilgili kitapları incelemiştir.   
Sadri Maksudi Arsal, Mustafa Kemal Atatürk’ün daveti üzerine Türkiye’ye gelir. Burada Türk vatandaşı olur, 1925’te Ankara Hukuk Fakültesini kurar ve 1950’ye kadar Ankara ve İstanbul Hukuk Fakültelerinde ders verir. Türkiye’de Türkçülüğün temellerini atan isimler arasında geçer ve “Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları” adlı eseri gündemde yerini hâlen korumaktadır. Türk Ocaklarına üye olduktan sonra Hars Heyetine seçilmiş ve Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun kurulmasında öncü bir rol üstlenir, iki dönem CHP’den ve bir dönem Demokrat Partiden milletvekilliği görevini üstlenir. Bu açıdan bakıldığında Sadri Maksudi dört ayrı etkinlik açısından Türk devletine katkıda bulunmuştur: “Hukuk hocalığı, milletvekilliği, Türk Tarih Kurumuna katkıları, Dil Devrimi’ne katkıları.”
Ordinaryüs profesörlüğe kadar yükselen Sadri Maksudi Ankara Hukuk Fakültesinde Türk Hukuk Tarihi dersleri de vermiştir. Bu ders dünyada ilk olarak verilmiş ve Türk tarihini bütün olarak ele almış olup, Türklük bilincini yerleştirmede önemli rol oynamıştır. 1947’de basılan “Türk Tarihi ve Hukuk”ta, Türk üniversitelerinin ilk hukuk tarihi profesörü olarak Sadri Maksudi’nin en eski Türk eserlerinden, destanlar, Orhun Abideleri, Uygur vesikaları ve bilhassa Kutadgu Bilig’den çıkardığı Türk hukuk ve devlet anlayışı ortaya konmuştur.  Arsal bütün Türklerin ortak bir geçmişe ve ortak bir kültüre sahip olduklarını hep dile getirmiş ve böylece Türkleri sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalanlarla sınırlandırmamıştır. Milletvekili iken Türk Parlamentosunun temsilcileri ile Avrupa Parlamentolar Birliği Başkanlığının kongresine katılmış ve Türk heyetinin başında bulunup öneriler sunmuş ve bunlar kabul görmüştür. Bunlar Avrupa Federasyonu’nun Anayasa kurulması önerisi ve Federasyon’a üye olacak ülkelerin ulusal egemenliklerinden vazgeçmelerinin istenmemesidir. Arsal bu Anayasa Komisyonuna üye seçilir ve defalarca Avrupa’ya çalışmalar için gider.
Hem Rusya topraklarında hem de Türkiye’de devlet adamlığı ile tanınan Sadri Maksudi, hukuk profesörü, âlim, düşünür ve siyasetçidir. Her zaman Türk milletinin haklarının korunması ile ilgilenmiştir. Tataristan’ın başkenti Kazan’da anıtı bugün var olmaktadır. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Arsal soyadını almış, 20 Şubat 1957’de vefat etmiş ve İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir; hayatının 34 yılı Rusya’da, 11 yılı Fransa’da, 32 yılı Türkiye’de geçmiştir. Evli ve iki kız çocuğu dünyaya gelmiştir. 
Sadri Maksudi “şovenizm ve emperyalizm” gibi akımları milliyetçilik fikrinin dejenere olmuş şekilleri sayar ve reddeder. Ona göre milliyet antropolojik manada ırk birliğinin mahsulü değildir. Milletlerin teşekkülünde, antropolojik manada ırktan ziyade, etnolojik manada ırk esası mühimdir. Bu manada dahi ırk, milliyeti teşkil eden yegâne amil değildir. Milletlerin teşekkülünde ırk esasından başka, ondan daha mühim rol oynayan birçok diğer müessir amil ve şart vardır: Kültür birliği, lisan birliği, örf ve âdet birliği, millî seciye, maşeri psikoloji birliği vs. Millet ve milliyet bütün bu amillerin muhassalasıdır.  Hiçbir zaman sadece propaganda vasıtasıyla, uzun bir tarihe, tebellür etmiş millî şuura, millî seciyeye malik olan bir milletin millî duygusu yok edilemez; fakat sürekli, sistemli bir propaganda neticesinde, o milletin kurmuş olduğu millî devletin, siyasi teşkilatın temelleri sarsılabilir. Millî devlet yıkılabilir ve bir millet, millî hissi çok kuvvetli olduğu hâlde, müstakil devletinin sukutu, dağılması neticesinde başka bir milletin esiri vaziyetine düşebilir.
Maksudi’ye göre ‘Eski tarihlerini ve eski devirlerin kültür eserlerini unutmuş olan milletler, yavaş yavaş milliyet şuurunu da kaybedebilirler. Orhon Kitabeleri, Kutadgu Bilig ve Türk destanları ve bunlardan sonra inkişaf eden Uygur, Çağatay ve muazzam Türkiye edebiyatı yaşadıkça Türklük his ve şuuru da ebediyen yaşayacaktır. Millî kültür eserleri baki kaldıkça, milletler ölmez. Milliyetçilik, beşeriyetin menfaatleriyle tezat teşkil etmek şöyle dursun, bilakis bütün beşeriyeti mesut, müreffeh etmenin en doğru yoludur. Milliyetçilik, bütün beşeriyeti kültürce yükseltmek, mesut ve müreffeh kılmak için diğer milletlerle teşriki mesai ve iş bölümü usulüdür. Rasyonel milliyetçilik kan aramaz, ruh arar. Muayyen bir millete bağlılık ruhu bugünkü milliyetçiliğin esasıdır.’