I- NOEL VE YENİ YIL (*)

21 Şubat 2019 14:06 Prof. Dr.Abdurrahman Küçük
Okunma
382
I- NOEL VE YENİ YIL (*)

I- NOEL VE YENİ YIL (*)
31 Aralık takvimlerin son günüdür. Güneş Yılı’nı kabul eden devletler, milletler bir yıl geri-de bırakırlar. Ancak bazı toplumlarda veya gruplar arasında tartışmalar da devam edip gider. Bazı gazete sütunlarında, radyo ve televizyon programlarında bu konular tartışılır. Tartışmanın odak noktası da “Yılbaşı ve Noel” olur. Bunların ne olduğu bilinmeden konunun aydınlanması mümkün değildir.
Noel, günümüzde Hristiyan dünyasında İsa’nın doğuşunun hatırasına yapılan bir “bay-ram”dır. Ancak bu bayram, MS 336 yılında Roma’da kutlanmaya başlamıştır. Hristiyanlığın ilk üç yüzyılında böyle bir bayrama ve bugünkü gibi kutlamalara rastlanmamaktadır. Günümüzdeki kutlamalar, folklorik bir mahiyet kazanmıştır. Almanya’da başlayan uygulamalar, Hristiyan ülke-lere yayılmıştır. Orta Çağ’da Hz. Âdem ile Havva’yı simgelemek üzere “Noel ağacı” icat edilmiş-tir. Bu, Hz.Âdem ile Havva’nın yasak meyveyi yemelerini ve bu yolla insanlara “günah işleme” yolunu açmalarıyla ilgilidir. Bu olayın dünyaya getirdiği günahı gidermek için Hristiyan ilahiyatı-nın temeli olan Hz.İsa’nın kendini feda etmesi motifiyle bağlantılıdır. Almanlar, 24 Aralık’ta evle-rine “cennet ağacı”nı simgelemek için çam ağacı koymuşlardır. Çam ağacına temsilî elmalar, üzerine Ekmek-Şarap ayinindeki takdis edilmiş ekmeği simgeleyen ince ekmek parçaları asılmış-tır. Daha sonra Noel ağacı kurdele, mum, şeker ve benzeri şeylerle süslenmiştir. Bu süslemeler, her toplumun din anlayışına ve kültür özelliklerine göre zenginleşir. Çam ve süslemelerle, Hristi-yanlıkta Hz. İsa’nın “Yaşayan Tanrı” olması ile alakalıdır. Onlara göre Hz. İsa “Yaşayan Tanrı”dır. Çam ağacı da her mevsim yeşil kalmaktadır. Bu ağaç, Hz. İsa’yı temsil etmektedir. Hristiyan mis-yonerleri, bu folklorik şeyleri Hristiyanlığı başka ülkelere taşıma vasıtası yapmışlardır. Zaten Almanya’da başlayan bu kutlamalar Amerika’ya, Çin’e, Japonya’ya, Avrupa’nın diğer ülkelerine ve Hristiyan olmayan ülkelere Hristiyan misyonerleri kanalıyla taşınmıştır. Zaten Hristiyan misyo-nerliğinin teorisyenleri, bir ülkeyi, bir toplumu Hristiyanlaştırmak için önerdikleri hususlar şöy-ledir: Hristiyanlaştırılacak yerde önce bir kilise kurulmalıdır. Kurulan kiliseyi ayakta tutmak için o toplumun insanlarından Hristiyan cemaati oluşturulmalıdır. Son aşama olarak da o toplumun kültürü içine Hristiyanlığa mal olmuş kültürleri yerleştirmelidir.
Günümüzde Noel ile ilgili kutlamalar, bütün dünyada, bu sonucu ilkeyle bağlantılı hal al-mıştır.
Peki, gerçekte Noel nedir? Hristiyan kiliseleri bunu nasıl kutluyor ve buna nasıl bakıyor?
Noel uygulaması ve anlayışı, kiliselere göre farklılık göstermektedir. Katolik Kilisesi, Hz. İsa’nın doğumunu 24 Aralık gecesi kutlamaktadır. Doğu ve Gregoryen Ermeni Kilisesi, Hz. İsa’nın doğumunu, sünnet olmasını, vaftizini ve çobanlara gözükmesini birleştirerek 6 Ocak’ta kutla-maktadır.
Noel’i 24 Aralık’ta kutlayan Hristiyanlar, 24 Aralık akşamı, kiliselerde ve evlerinde ayin yapmakta, kültürleriyle ilgili kutlamalara yer vermektedir. 25 Aralık gününün sabahında kilise-lerde şenlikler düzenlenmektedir.26 Aralık’ta ise, genellikle ziyafetler verilmekte, misafirler ağır-lanmakta, hasta ve kimsesiz çocuklar ziyaret edilmektedir. Yıllık dinî ibadetten sayılan Noel böy-lece tamamlanmaktadır.
Aslında Noel uygulaması Hristiyanlığa da başka toplumlardan geçmiştir. İlk Noel, MS 336 yılında Roma’da kutlanmıştır. Hristiyanlar, Romalıların İran’dan aldıkları Mitra dinindeki “Ölüm-süz Güneş Tanrısı”nın doğum günü bayramı İsa için kullanmışlardır. Bu putperest Roma bay-ramı, 21-31 Aralık tarihleri arasında kutlanıyordu. Bu tarihler, oradaki Hristiyanlarca da benim-sendi ve kutlanır oldu. Zamanla da folklorik özelliğe kavuştu.
Günümüzde Hristiyan dünyasında kullanılan Noel belli bir tarihin yıl dönümü olmaktan daha çok, insanlara “ışık” getiren “Tanrı’nın oğlu”nun, yeryüzündeki Tanrı’nın cisimleşmiş bir şekli olarak görülmesidir. Buna bağlı olarak kutlanan diğer bir Hristiyan bayramı “Epifani”dir. Epifani “görünen” ve “beriliş” anlamındadır. Bu, çocuk İsa’nın soylulara ve çobanlara görünmesi, vaftiz ve sünnet olmasıyla ilgilidir. Bu bayram da 6 Ocak’ta kutlanmaktadır.
Gregoryen Ermeni Kilisesi, bu iki bayramı birleştirerek 6 Ocak’ta kutlamaktadır. Onlar, İsa’nın Doğumu Bayramını “Dinde bidat kabul etmeyiz.” diyerek, doğumu vaftizi ile birleştirmek-tedirler. Ermeniler, Katolik Kilisesi’nin İsa’nın doğumu için 24 Aralık’ta ve vaftizi için 6 Ocak’ı kabul etmelerini eski putperest âdeti saymaktadırlar.
Gregoryen Ermeniler, yılbaşında özel bir tören yapmaya ve o günü oruçlu geçirmeye özen göstermektedirler. Onlar,  Hristiyan dünyasında yapılan yılbaşı şenliklerini ve çam süslemelerini bidat saymakta; dindar bir kişinin içki içip eğlenmesi yerine Tanrı’ya dua etmesi gerektiğini sa-vunmaktadırlar.
Hristiyanların aralarında da Noel, yılbaşı ve yapılan şenlikler konusunda farklı anlayışlar ve tartışmalar bulunmaktadır. Bunlar arasında da Noel ile yeni yıl farkı vardır.
Aslında Noel’in miladi takvim yılı başlangıcıyla bir ilgisi yoktur. Çünkü Julien takvi-mi Hz.İsa’dan önce de sonra da kullanılmıştır. Bu takvimin Hristiyanlıkla ilgisi, Papa XII. Grego-rius’ın 1582 yılında onun üzerinde yaptırdığı düzenlemelerdir, “artık yıllar”ın giderilmesidir. Bunlar, ilmî ve teknik şeylerdir. Bu şeyler; “evrensel değerler”dir. İnsanlığın faydasına olan teknik şeylerin şartlara ve insanlara en uygun olanın alınmasında bir sakınca olmamalıdır. Zaten İslam’da da ölçü budur. Peygamber’imiz, “İlim ve hikmet müminin yitik malıdır. Onu nere-de bulursa alır.” hadisiyle buna ışık tutmaktadır.
Hristiyanlıktan önce de sonra da milletler değişik takvim sistemlerini benimsemiştir. Gü-nümüzde Hristiyan dünyasında Noel şenlikleri olarak yapılan güneş yılını esas alan takvim dola-yısıyla değil, Hristiyan kültürüyle ilgisi dolayısıyla kutlanmaktadır. Toplumlar, kültürleriyle ayakta durmakta ve şenliklerini koruyabilmektedir. Onlar, milletlerin temel taşlarıdır. Temel taşlar yerinden oynatılırsa, ona bağlı olarak başka taşlar da düşecek demektir.
Sonuç olarak, dinimizin emirlerine ve örfümüze aykırı olmamak üzere, yeni bir takvim yılına girmenin, ona sevinçle girmenin bir sakıncası olmamalıdır. Sakıncalı olan; başkasının kültürüne ait olan şeylerin, yeni yıl bahane edilerek kültürümüz arasına sokulmasıdır. Dinimize ve örfümüze aykırı şeylerin yapılmasıdır. Bu iki şey birbirinden ayırmak lazımdır. Çün-kü bazen Noel adı altında yapılan bazı uygulamalar; millî kültürümüzü, örf ve âdetlerimizi yok edecek, nesilleri dejenere ederek devletine ve milletine düşman yapılabilecek özellikler taşımak-tadır. Bunları birbirinden ayırmak, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak önemlidir. Türk mille-tine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne zarar verecek her türlü uygulamaya imkân verilmemeli-dir. Ülkeler ve devletler kurallarla vardır, var olmak durumundadır.

II-YENİ BİR YIL VE ZAMAN ANLAYIŞI (*)
Güneş Yılı’nı esas alan ülkelerin takvimine göre yeni bir yıla, 1 Ocak’ta girilmektedir. Bu takvim, miladi takvim olarak da adlandırılmaktadır.
Zaman, izafidir. Bir ayette Allah şöyle belirtmektedir: “Meleklerin ve ruhun bir günde yük-seldiği yerler insanlar için elli bin yıllık mesafeler gibidir.”  Bu ayetten, meleklerin ve Cebrail’in günü ile bizimki arasında büyük fark olduğu ortaya çıkmaktadır. Zamanın taksimi de insanın yapacağı hesaplarla olacaktır. Zamanın değerlendirilmesi ve gereken önemin verilmesi, onun belirlenmesi ile ilgilidir. Çünkü zaman, insan için büyük önem taşımaktadır ve geçen zamanı geri getirmek mümkün değildir.
Allah, insandan zamanı iyi değerlendirmesini istemektedir. Boşa geçen zaman-lardan insan sorumlu olacaktır. Asr suresinde Allah, “zamana yemin” etmektedir. Peygam-ber’imiz de zamanın iyi değerlendirilmesini istemekte ve vaktin de kıymetinin bilinmesi gereken şeyler arasında saymaktadır. Namaz vakitleri, oruç ve hac gibi ibadetler, zamanla ilgilidir. Zama-nın tayini de belirli olaylarla ve zaman bilgisiyle şekillenmektedir.
İnsanlar; yaşayışlarına anlam kazandırmak, çalışma, dinlenme ve ibadet etme sürelerini belirlemek için “takvim”ler icat etmişlerdir. Genel anlamıyla “takvim”; zamanı kıymetlendir-mek, beşeriyetin zaman ve mekân mefhumlarını idrak etmektir. Bu idrakin belirlenmesinde, gece-gündüz, yaz-kış gibi kavramlar esas alınmaktadır. Bu mefhumların, zaman noktasında, in-san zihninde uzun zaman almıştır. İnsanlar önemli olayları temel almış ve onun etrafına diğer olayları izah etmiştir. Bu önemli olaylar, takvimlerin de başlangıcı yapılmıştır. Bazı olaylar, in-sanlığın ortak malı ve değerleridir.
Yazının icadından önceki çağlarda veya yazıyı henüz kullanmayan toplumlarda hesaplar, zaman ölçüleri, hep şifahi anlatımdan, ağızlarda dolaşan nakillerden ibaret olmuştur. Yazının başlamasıyla bunlar, yazıya geçmiş ve “kronolojik” bir mahiyet almıştır. Zamanın ölçülmesi ve bu ölçüde takip edilen unsurlar, toplumların içinde bulundukları şartlara ve kültür seviyelerine bağlıdır. İleri bir kronoloji sistemini icat etmek de  icat edilen sistem kullanmak da medeni bir seviyeye erişmek ile ilgili görünmektedir. Bunun için takvim ile ilgili şeyler, gelişmiş toplumların eseri sayılmıştır. Bundan dolayı “takvim”, bir “medeniyet” işi kabul edilmiştir.
Tarih boyunca insanlık, zaman birimini ifade etmek için, değişik şekil, tarz ve sistemler or-taya koymuştur. Bunun için çeşitli birimler kullanmıştır.
Takvimlerin başlangıcı olarak hemen hemen her millet, kendi millî tarihine, dinine, gele-neklerine ve göreneklerine ait bir olayı seçmiştir. Yahudiler; takvimlerini, “yaratılış günü” say-dıkları, MÖ 3760 yılıyla başlatmaktadırlar. Yunanlılar, ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı MÖ 776 yılını; Romalılar, Roma şehrinin kurtuluşu olan MÖ 753 yılını; Hristiyanlar, Jülien takvimini, Hz. İsa’nın doğum tarihiyle irtibatlandırarak, esas almışlardır. Müslümanlar, Hz. Muhammed’in (SAS) Mekke’den Medine’ye hicretini en millî ve belirleyici olay saymıştır. Takvim başlangıcı olarak 622 yılını esas almışlardır. Yahudilerin ve Müslümanların takvimi “ay yılı”na göredir. Dinî günler ve dinî ayinler, ay yılına göre olduğu için değişkendir. Ay yılı, 354 gün olduğu için, dinî günler ve ayinler, farklı günlere denk gelmektedir.
Türk milleti, bugün güneş yılını esas alan takvimi kullanmaktadır. Bu takvimi kabul etme-den önce başka takvimler kullanmışlardır. Bu takvimlerin ilki, Türklere has olan ve bütün Türk devletlerinde kullanılan “on iki hayvanlı Türk takvimi”dir. Bu takvim de güneş yılı esasına dayanmaktadır. 12 yıllık daimî bir devirden ibaret olan bu takvimde yıllar, sayıyla değil, hayvan ismiyle anılmıştır. Her yıl bir hayvan ismiyle karşılanmıştır (Sıçan, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, it, domuz). Bu takvimlerde geceler ve gündüzler, devirlere bölünmüş-tür.
Türkler, İslam’ın kabulüne kadar “on iki hayvanlı Türk takvimi’ni kullanmışlardır.  İs-lam’ı kabul ettikten sonra Türkler, hicri/kamerî takvimi almışlardır. Bu takvim Hicret’ten 17 yıl sonra, Hz. Ömer döneminde uygulanmaya konulmuştur. Türkler, Selçuklular zamanında hic-ri/kamerî takvimi kullanmaya başlamıştır. Bu takvim,1 Ocak 1926 yılına kadar kullanılmıştır. 1926 yılında günümüzde kullandığımız miladi takvim alınmıştır. Ancak Osmanlı Devleti, devletin mali işlerinde kullanılmak üzere, Sultan I. Mahmut zamanında, Rumi takvimi (mali takvim) ka-bul etmiştir. Bu takvimin başlangıç senesi MS 584’tür ve yılbaşı olarak 1 Mart alınmıştır. 1840 yılında bir düzenleme yapılmıştır. Osmanlılar Rumi takvimi kullanmışlardır. Buna göre 1 Mart mali yılbaşıydı ve yeni yıl başlangıcıydı. 1 Mart, Cumhuriyet’ten sonra da “mali yılbaşı” olarak 8-10 yıl öncesine kadar kullanılmıştır. Şimdi hepsinde 1 Ocak esas alınmaktadır.
Ülkemizde dinî gün ve bayramlar, ay yılına, hicri takvime göre; diğer işlemler güneş yılına, miladi takvime göre olmaktadır. Hangi takvim kullanılırsa kullanılsın, önemli olan maksadın ha-sıl olması, insanların zamanlarını bilmesi ve bu zamanı insanlığın yararına kullanmasıdır.
Her yeni yılda, bir yıl geride bırakılmaktadır. Yapılacak şey; bir yılın muhasebe-sini iyi yapmak, Yeni yılı, hem kendisi hem ülkesi hem de insanlık için faydalı olacak şekilde değerlendirmek olmalıdır.