YERDEN TABASBUS FIŞKIRIYOR, GÖKTEN RİYA YAĞIYOR!

23 Haziran 2016 15:42 Prof. Dr.Ayşe İLKER
Okunma
765
YERDEN TABASBUS FIŞKIRIYOR, GÖKTEN RİYA YAĞIYOR!




 Mehmet Akif, Çanakkale mahşerini anlatırken “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer/ O ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer.” demişti. Vatan toprakları için Mehmetçiğin destansı direnci, ancak bu kadar isabetle söylenebilirdi.
Akif, bugün yaşasaydı şehit kanlarıyla sulanmış coğrafyamız üstünde olup bitenleri gördüğünde, başlıktaki ifadeyi kullanır mıydı bilmiyorum. Ama geldiğimiz noktada toplumsal bir fışkırma ve yağış var!
Topraktan tabasbus fışkırıyor, gökten riya yağıyor.
Tabasbus, sözlüklerde “Yaltaklanmak; kendini küçülterek, riyakârlıkla bir başkasına beğendirmeye çalışmak” biçiminde anlamlandırılıyor.
Yaltaklık ise “birine hoş görünmek için onursuzca davranmak; dalkavukluk etmek, tabasbus etmek” anlamıyla veriliyor. Yani gördüğünüz gibi  “Tabasbus etmek ve yaltaklık: Birisine hoş görünmek için alçalmak, kendini küçültmek.” demek oluyor.
Küçük toplumsal birliklerde, okulda, iş yerinde, fabrikada, şurada, burada… Elbette böyle insanlar vardır ve olacaktır. Çünkü âdemoğlu bin bir çeşit. Yalancısı da yaltaklananı da riyakârı da olacak. Ama bir spor karşılaşmasında, bir millî maçta ya da nasıl diyelim, bir transatlantik yolcu gemisinde… Yüzlerce, binlerce insanın aynı anda yaltaklık yapması,  diyelim ki gemi kaptanına, diyelim ki müsabaka hakemine diz çökmeleri veyahut da secdeye benzer bir eğilme bükülme yapmaları, size de Mehmet Akif’in dizelerini çağrıştırmaz mı?
Yerden tabasbus mu fışkırıyor diye sormaz mısınız?
Gemi kaptanının sözlerine, maç hakeminin düdüğüne tapınırcasına bakanların, gözlerine gökten riya yağdığına hükmetmez misiniz? İnanın, bir masal ülkesinden bahsetmiyorum. O masal ülkelerindeki dalkavuklardan da. Onlar nasıl da masum kaldılar gördüğümüz manzaralarla kıyaslanınca.
Dalkavuklukta, yaltaklıkta tahsille elde edilemeyecek ne kadar mesafe kat etmişiz meğer. Ama bu, Çanakkale’de püsküren ölülerimizden daha vahim değil mi? Bu bir toplumsal çürüme ve çürümenin püskürmesinden başka ne olabilir? Çürümüş benliklerin, vatan sathına ne faydası olabilir?
 İkbal için alçalmış, beğenilmek için benliğinden vazgeçmiş, birilerinin hoşuna gitsin diye özünden uzaklaşmış insanlarla içinde bulunduğumuz vahim durumlardan kurtulabilir miyiz? Güney sınırımızda, güneydoğuda, Ege Adaları’nda,  kuzeyde sıkıştırılmak istenen bir Türkiye’nin mücadelesini,  iradesini yaltaklığa, gözünü riyakârlığa vermiş insanlarla yapabilir miyiz?
Bize, artık Akif gibi adamlar da lazım değil! Toprağın destanını yazanları ve onların nesillerini çoktan tüketmiş olacağız çünkü!
Bu gelen, yaltak ve dalkavuk bir nesildir!
Asım’ın nesli mi dediniz? Onlar nesildi, gerçek! Çiğnetmediler vatanlarını!
Bu gelen, önce benliğini çiğnetiyor!
Sıra toprakta mı dersiniz?