ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ “TÜRK DÜŞÜNCESİ” İLE ANLAMANIN İMKÂNI

22 Ağustos 2022 16:24 Dr.Serkan KEKEVİ
Okunma
107
ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ “TÜRK DÜŞÜNCESİ” İLE ANLAMANIN İMKÂNI

ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ “TÜRK DÜŞÜNCESİ” İLE ANLAMANIN İMKÂNI

Uluslararası İlişkiler (Uİ) akademik bir disiplin olarak yaklaşık 100 yıllık maziye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı sürerken politik, akademik ve entelektüel çevrelerde benzer bir genel savaşın yeniden yaşanmaması ve milletler/devletler arasında barışın kurumsallaştırılması tartışmaları başlamıştır. Siyaset bilimi, diplomasi tarihi ve uluslararası hukuk disiplinlerinden bağımsız bir bilimsel saha olarak Uİ’nin incelenmesi gerekliliği anlaşılmış ve Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden hemen sonra 1919 yılında Galler- Aberystwyth’te bulunan College of Wales’de Uİ kürsüsü kurulmuştur. Aynı dönemde Avrupa kıtasında ve Atlantik’in diğer yakasındaki üniversitelerde benzer kürsüler kurulurken günümüzde düşünce-tankı (think-tank) olarak bilinen kurumların da temelleri atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ABD’nin Batı dünyasındaki ekonomik, siyasi ve askerî sahalardaki tartışmasız üstünlüğü Uİ disiplinine de yansımıştır. Stanley Hoffmann’ın 1977 yılında yayınlanan “Bir Amerikan Sosyal Bilimi Olarak Uluslararası İlişkiler” adlı makalesinde işaret ettiği gibi Uİ disiplini ABD merkezli gelişim göstermiştir. Hoffmann’ın savı çok genellenmiş bir yargı olarak değerlendirilebilir ve itirazlar getirilebilir. Mesela, Avrupa merkezli Uİ kuramlarının ABD merkezli kuramlara rakip olabileceği ya da kısmen alternatif oluşturabileceği söylenebilir. Fakat son tahlilde ABD akademiyasının ve ABD’nin epistemolojik anlayışının disiplinde hâlihazırda baskın durumunu muhafaza ettiği de yadsınamaz. Mezkûr durumun aşılabilmesi için öncelikle meselenin kökünü oluşturan yapısal sorunlar teşhis edilmelidir. Pınar Bilgin’in “Uluslararası İlişkiler Çalışmalarında “Merkez-Çevre”: Türkiye Nerede?” adlı makalesinde vurguladığı gibi Uİ disiplinin oluşum/gelişim biçimi zorunlu-gönüllü denebilecek bir hiyerarşi yaratmış, Uİ disiplininde merkez-çevre akademik bölgeler oluşmuştur. Amitav Acharya ve Barry Buzan ise “Neden Batı-dışı Uluslararası İlişkiler Teorisi Yok?” adlı çalışmalarında Batı-dışından teori oluşturmanın önündeki engelleri ve Batı-dışının dezavantajlarını tespit etmişlerdir. Özetlersek bunlar; Batı ve Batı-dışı Uİ akademik çevreleri arasındaki hiyerarşik durum, Batı’nın teorik hegemonyası ve Batı-dışının çoğu zaman bu hegemonyaya rıza göstermesi, Batılı akademinin Batı-dışı teorilere ilgi duymaması, dil sorunları, Batı-dışı akademiden küresel Uİ dergilerinde bu tip konularda yayın yapma problemleri olarak sıralanabilir.    Türk Uİ literatürü incelendiğinde akademik çalışmaların daha çok bölge uzmanlığı, stratejik çalışmalar, Türk dış politikası sahalarında yoğunlaştığı; teoriye dayalı çalışmaların ise nispeten az olduğu söylenebilir. Uİ teorisine yönelik çalışmalar ise genellikle Batı’da üretilmiş teorilerin Türkiye’yi ilgilendiren veya Türkiye’ye has meselelere uygulanması şeklindedir. Bu bağlamda Türkiye’deki akademik üretimin merkez-çevre ikiliğinde “çevre” modeline uygun devam ettiği görülmektedir. Yukarıda değinilen sorunlar yumağı içinde Türk düşüncesi merkezli Uİ teorisi ortaya koymak mümkün olabilir mi? Bu soruya dair ilk yanıtı Yeni Düşünce dergisinin 839. sayısında yayımlanan “Orhun Yazıtlarını Türk İlişkiler Düşüncesi İçin Bir Başlangıç Noktası Olarak Değerlendirmek” adlı küçük çalışmada aramaya çalışmıştım. Orhun Yazıtları’nda izi sürülen “Türk Dünya ve Siyaset Tasavvuru” çerçevesinde Türk Uİ teorisinin temellerinin atılabileceğini savlamıştım. Doğal olarak Türk ve Türklük merkezinde Uİ teorileştirmesinin mümkün olabilmesi için Orhun Yazıtları yalnızca bir kaynaktır. Güçlü bir teorileştirme için Türk Düşüncesinin özgün kaynaklarının derinlemesine incelenmesi gerekmektedir. Böyle bir incelemenin başarısı için Türk düşüncesi nedir? Kaynaklarını hangi eserler oluşturur? Dönemsel tasnifi nasıl yapılabilir? Uİ bağlamında Türk düşüncesi nasıl ele alınmalıdır? Türünden soruların sağlıklı cevaplarının verilmesi gereklidir.
Düşünce tarihi, Ayhan Bıçak’ın “Türk Düşüncesi 1: Kökenler” adlı eserindeki ifadesiyle bir toplumun ürettiği kültürel unsurların bütünlüklü olarak ortaya konmasıdır. Devlet, din, sanat anlayışı, iktisadi yapı toplumların düşüncelerinin anlaşılması ve kavranması için önemli makro zeminlerdir. Uluslararası İlişkiler ise bunların üstünde küresel ölçekli bir “ilişki” alanıdır. Düşünce tarihinden süzülen “Uluslararası İlişkiler”e ve/veya “Dış İlişkiler”e dönük bakış açılarının serimlenmesi geçmişten gelen birikimle bugünü anlamak ve geleceği tasarlayabilmenin ilk adımdır. İkinci olarak, Türk düşüncesi incelemelerinde Remzi Demir’in “Philosophia Ottomanica” adlı eserinde belirttiği “Oryantalizm” ve “İdeolojik Tarih Anlayışı” ile mücadele edilmelidir. Uİ ve Türk düşüncesi arasında bir bağlantı kurulacak ise her iki sorundan uzak bilimsel bir anlayışın yerleşmesi gereklidir. Bilhassa Batı düşüncesinden neşet eden fikirlerin eleştirel süzgeçten geçirilmeden adeta bu fikirlerin doğru olduğu ön kabulüyle Türk araştırmacısının Türkiye’ye ve Türkiye merkezli Uİ’ye Batı gözüyle bakması, Batı’nın fikri hegemonyasını ve Batı’ya has bilgiyi yeniden üretmesi ya da Batı fikrinin bozulmuş bir türevini üretmek sonucunu doğurabilmektedir. Bu ise Türk düşüncesinin ciddiye alınmaması veya Türk düşüncesinin araştırılmasını baştan imkânsız kılan epistemolojik ve metodolojik açmazları yaratmaktadır. Bu sorunların aşılması için Arapça, Farsça ve Eski Türkçe olarak yazılmış Türk düşüncesine ait metinlerin orijinal nüshalarının replikalarının üretilmesi ve günümüz Türkçesine kazandırılmaları önem arz etmektedir. Ek olarak Ayhan Bıçak’ın aynı eserinde Türk tarihi çalışmaları için tespit ettiği zorluklar Türk Uİ düşüncesinin doğru biçimde ortaya konulması için de geçerlidir. Türklerin geniş bir coğrafya da çok sayıda büyük medeniyetle ilişkiye geçmesi, diğer medeniyetlerden aldığı veya sentezlediği çok sayıda fikir bulunması derinlemesine bir fikir tarihi, felsefe tarihi, din bilimleri tarihi araştırmasını da zorunlu kılmaktadır. Öte yandan ilişkiye geçilen medeniyetlerin dillerine de araştırmacıların belli düzeyde aşina olmaları lüzumu ortadadır. Ya da yukarıda vurguladığım gibi ilgili dillerde yazılmış eserlerin günümüz Türkçesine cilen aktarılması şarttır. Örneğin çağdaş Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan Ahmed Rıza Bey’in Fransızca kaleme aldığı eserlerinin çoğu henüz Türkçeye aktarılmış değildir. Dolayısıyla bu bile orijinal Türk Uİ düşüncesinin izinin sürülmesi, ortaya çıkarılması ve Türk merkezli teorileştirmenin yapılmasının önünde büyük bir engeldir. Değindiğim sorunlar aşıldıktan sonra Türk düşüncesine ait eserler, çalışmalar genel düşünce tarihi düzeyinde incelenmeli ve Uİ tarihi ve düşüncesi içine oturtulmalıdır. Bu sayede Batı Uİ düşüncesi ile Türk Uİ düşüncesi karşılaştırılabilir; aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilebilir. Üçüncü olarak Türk düşüncesini tasnif etmekte orijinal kaynaklara atıf yaptığımız için öncelikle Türk düşünürlerinin yazdıklarından hareketle Türklerin yazı kullanımı ile başlayan üretimlerini dikkate almak gerekir. Dolayısıyla Çin, Arap, Bizans, Rus kaynaklarında Türkler ile ilgili görüşler bu düzeyde incelememizin dışındadır. Remzi Demir’in aynı eserinde önerdiği “Eski Felsefe Çağı” (Başlangıçtan XVII. yüzyıla kadar); “Eski ve Yeni Felsefe Arası Dönem” (XVI ve XVIII. Yüzyıllar), “Yeni Felsefe Dönemi” (XIX. yüzyıl ve sonrası) tarihsel tasnifi kullanışlı olduğu kanaatindeyim. Mezkûr tasnif Batı merkezli düşünce ile Türk düşüncesini eş anlı karşılaştırma imkânı taşımaktadır. Dördüncü olarak Uİ bağlamında Türk düşüncesindeki seyir değerlendirilmelidir. Büyük bir coğrafyada birçok devlet kurarak hâkimiyet kuran Türk milletinin geniş bir devlet müktesebatı olduğu aşikârdır. Bu meyanda dış/öteki ile ilişkilerin de kurumsal devlet düzeyinde yürütülmesinden hareketle derinlikli bir Uİ düşüncesinin izinin sürülebileceği ortadadır. Uluslararası İlişkiler Teorileri literatüründe İngiliz Okulu olarak bilinen çevrenin kurucu isimlerinden Martin Wight’in “Systems of States” ve Hedley Bull ile Adam Watson’un “The Expansion of International Society” adlı eserlerindeki genel Uİ’ye dönük tarihsel bakış açısı Türk tarihi merkezli kullanılabilir. Özellikle Türk devletlerinin çevreleri (dostları/düşmanları) ile ilişkileri, ittifaklar, karşıtlıklar, savaş ve barış sonrası oluşan uluslararası ortam, Türk devletlerinin kuruluşlarının ve yıkılışlarına dair sebepler ile sonuçlar arasındaki bağ serimlenebilir. Böylelikle ilgili vakaların, dönemlerin Türk düşünürlerinin fikirlerine etkileri bağlamlarında değerlendirilebilir. Örneğin Selçukluların kuruluş ve gelişme döneminde Türk Uİ düşüncesi ile yıkılış dönemi Türk Uİ düşüncesi arasında farklılıklar araştırılabilir. Ya da 1923 öncesi ve sonrası Türk Uİ düşüncesinde “süreklilik ve değişim” olaylar ile dönemler düzeylerinde incelenebilir.    Günümüzde Batı merkezli ve Batı’nın dilinden konuşan Uİ disiplinine batı-dışından alternatifler üretilmektedir. Dünya tarihinin en önemli medeniyetlerinden birini kuran Türk milletinin öz fikirlerinden beslenen ve Batı düşüncesini eleştirel fikir süzgecinden geçirerek günümüzde ve gelecekte Uİ’ye dair orijinal söz söylememesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüze koyduğu “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir! metodolojisi ile bilimsel yönteme dayanarak Türk Uİ düşüncesini ortaya çıkarmak ve genel Uİ düşüncesi içinde hak ettiği yere koymak bir zorunluluktur.