“MOTRÖ SÖZLEŞMESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”

02 Temmuz 2021 11:53 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
79
“MOTRÖ SÖZLEŞMESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”

“MOTRÖ SÖZLEŞMESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
Mehmet DEMİRKAN
"1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcısı bir halkası, ayrılmaz bir parçasıdır, aynı zamanda bizim kırmızı çizgimiz, Karadeniz'in barış ve istikrar güvencesidir. Kaldı ki, hiç kimsenin de Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni tartışmaya açtığı, 'Feshedelim.' dediği falan da yoktur. Türkiye'nin kendi egemenlik sahasında iç deniz yolu açmasının Montrö'yle nasıl bağı kurulmaktadır?"
Montrö Sözleşmesi ile ilgili tartışma Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop’un açıklaması ile başladı. İstanbul Sözleşmesi'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla feshedilmesinin ardından başlayan karşılıklı açıklamalarla sürerken Şentop, katıldığı bir televizyon programında, Montrö Sözleşmesi'nin de Cumhurbaşkanı tarafından feshinin "teknik olarak mümkün" olduğunu söyledi. Bu sözle birlikte tartışma uluslararası bir boyut kazanarak büyüdü. Gözler önce Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye çevrildi. MHP Grup toplantısında konuşan Bahçeli, net bit tavır koydu:  "Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcısı bir halkası, ayrılmaz bir parçasıdır, aynı zamanda bizim kırmızı çizgimiz, Karadeniz'in barış ve istikrar güvencesidir. Kaldı ki, hiç kimsenin de Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni tartışmaya açtığı, 'Feshedelim.' dediği falan da yoktur. Türkiye'nin kendi egemenlik sahasında iç deniz yolu açmasının Montrö'yle nasıl bağı kurulmaktadır?"
Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamanın ardından bu kez gözler Montrö Sözleşmesi’nin direkt etkilediği Rusya’ya çevrildi. Moskova’nın takınacağı tutum merak ediliyordu. Bu konu da çok geçmeden açıklık kazandı.  Sıcak dakikalarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Lideri Vladimir Putin'in bir telefon görüşmesi yaptı. Erdoğan-Putin telefon görüşmesinin ardından Kremlin'den yapılan açıklamada "Türkiye'nin Kanal İstanbul'u yapma planları ışığında, Rus tarafı, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması için 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi'nin maddelerine uygun olarak, Karadeniz Boğazlarındaki mevcut rejimin korunmasının önemini vurguladı." denildi. Kremlin'in açıklamasında ayrıca, telefon görüşmesinde Putin'in Ukrayna'yı ülkenin doğusundaki Donbas bölgesinde "tehlikeli provokatif hamleler yapmakla" suçladığı duyuruldu.
MONTRÖ SÖZLEŞMESİ TÜRKİYE'YE NE SAĞLIYOR?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin o dönem yaptığı yoğun diplomatik temasların ardından 1936 yılının yaz aylarında haftalarca süren görüşmelerin ardından imzalandı. Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın parçalarından biri olan Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi gerektiğini savunuyor ve bunun için de çalışmalar yürütüyordu. 1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile ilgili geçici düzenlemeler getirmişti. Buna göre, askerî olmayan gemi ve uçakların barış zamanı boğazlardan geçmesi, her iki yakasının da askerî güçten arındırılması ve Türk askerinin girişinin yasaklanması öngörülüyordu. Bunun için de başkanı Türk olan bir uluslararası kurul oluşturulmuştu. Türkiye ise Lozan Antlaşması'yla getirilen bu geçici düzenlemenin değiştirilmesi ve kalıcı, yeni bir düzenleme yapılmasını istiyordu. Türkiye'nin çabaları 1930'ların ortasında karşılık buldu. Başta İngiltere olmak üzere, Balkan ülkeleri yeni bir düzenleme yapılması için İsviçre'nin Montrö kentinde bir konferans düzenlenmesini kabul etti. Konferans haziran ayında toplandı ve haftalar süren görüşmelerin ardından 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmeye Türkiye'nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya imza attı. Montrö ile birlikte her iki Boğaz ve Boğazların giriş noktalarını da kapsayan bölgede Türkiye'nin egemenlik hakları tesis edildi. Montrö'nün Türkiye'ye kazandırdığı üç temel hak sıralanıyor: Boğazlar bölgesi askerîleştirildi. Böylece Türkiye, Boğazlar bölgesine yeniden asker konuşlandırma hakkı elde etti. 1923'te kurulan Boğazlar Komisyonunun yetkileri Türkiye'ye devredildi. Bu da egemenliğin kurulmasını sağladı. Savaş ve yakın savaş hâlinde Türkiye'ye yabancı savaş gemilerinin geçişine kısıtlama koyma yetkisi tanındı. Ayrıca bir seferde geçebilecek savaş gemisi, tipine, sayısına ve ağırlığına sınırlama getirildi ve önceden haber verme şartı konuldu. Türkiye, Montrö ile Boğazlar bölgesini silahlandırma hakkına sahip olurken, Sözleşmenin 19, 20 ve 21. maddeleriyle çok önemli stratejik kozlara da sahip oldu. Sözleşmenin 19'uncu maddesi savaş zamanında gemilerin geçişini düzenliyor, 20'nci madde savaş gemilerinin geçişiyle ilgili Türkiye'nin "dilediği gibi davranabileceğini" belirtiyor ve 21'inci maddede de yakın savaş tehlikesi olması hâlinde de Türkiye'ye benzer şekilde davranma yetkisi tanıyor. Montrö tartışmaları devam ederken Karadeniz’de bu konu ile direkt ilgili ve gerilimi yüksek gelişmeler yaşanıyor.
RUSYA-UKRAYNA GERİLİMİ TIRMANIYOR
Ukrayna'nın doğusundaki Donbas bölgesinde Rusya yanlıları ve Ukrayna birlikleri arasındaki ateşkes ihlallerinin artması, bölgede tansiyonu yeniden yükseltti. Rus nüfus ve Rusya yanlılarının ağırlıkta olduğu Donbas bölgesinde (Donetsk ve Lugansk) tek taraflı bağımsızlık ilan edilmesinin ardından, Rusya yanlısı ayrılıkçılar ile Ukrayna ordusu arasında çatışmalar 2014'ten bu yana devam ediyor. Donetsk'e bağlı Şumi kasabasında 26 Mart'ta keskin nişancıların açtığı ateş sonucu dört Ukrayna askeri hayatını kaybetti, iki asker yaralandı. Bunun üzerine Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Donbas'ta gerilimin tırmanması nedeniyle uluslararası topluma Rusya'yı "şiddetle kınama" çağrısı yaptı. Ukrayna Genelkurmay Başkanı Ruslan Homçak, Rusya'nın tatbikat adı altında Ukrayna sınırındaki Bryansk ve Voronej'e, ayrıca Kırım'a asker”i sevkiyat yaptığını açıkladı. Rusya-Ukrayna sınırı, Kırım ve Donbas'ta Rus ordusuna ait 28 tabur bulunduğunu, Rusya'nın yakında sınıra ve Kırım'a 25 ek tabur sevk etmeyi planladığını belirten Homçak, bu durumun Ukrayna'nın askerî güvenliği için tehdit oluşturduğunu söyledi. Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Dairesi, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı "geniş çaplı" provokasyona hazırlandığını iddia etti. Rusya'nın ayrıca "sözde Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetlerinde" askerî varlığını artırmayı planladığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Rusya'nın bu yolla tehdit ortamı yaratarak, ateşkes müzakereleri sürecinde baskı oluşturmak istediğini belirterek, "Devletimiz birlik içinde. Her zaman her türlü provokasyona hazırlıklıyız." ifadesini kullandı. Buna karşın Rus ordusunda büyük bir hareketlilik başladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, "Ukrayna'nın provokatif eylemlerde bulunmasının ülkede iç savaşa yol açabileceği" konusunda endişe duyduklarını söyledi. Rusya'nın Ukrayna sınırında askerî varlığını arttırdığı ve Kırım'a asker sevk ettiği iddialarını da değerlendiren Peskov, "Rusya Federasyonu, kendi takdiriyle silahlı kuvvetlerini kendi topraklarında hareket ettiriyor. Bu kimseyi rahatsız etmemeli, kimse için tehdit oluşturmuyor." dedi. Rus birliklerinin hiçbir zaman Ukrayna'daki çatışmalarda yer almadığını belirten Peskov, "Bu tamamen Ukrayna'nın iç çatışması. Rus birlikleri buna hiçbir zaman katılmadı." diye konuştu. Tahminine göre, sınıra hareket eden Rus askerlerin sayısı yaklaşık 20 bin. Rusya'nın Ukrayna sınırında, Kırım'ı ilhak ettiği 2014'ten bu yana hiç bu kadar fazla sayıda asker konuşlandırmadığı kaydedildi.
PENTAGON'DAN UKRAYNA'YA DESTEK
Bölgede tansiyonun yükselmesi üzerine Washington'dan Ukrayna'ya destek açıklaması geldi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, "Gerilimin ve ateşkes ihlallerinin artmasının yanı sıra, bölgesel gerginliğe ilişkin de NATO müttefiklerimizle görüşüyoruz." açıklamasını yaptı. Kirby, Rusya'nın gerilimi tırmandırdığını öne sürdü. Hemen ardında da ABD Başkanı Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Savunma Bakanı Lloyd Austin, Genelkurmay Başkanı Mark Milley ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Ukraynalı mevkidaşlarını arayarak Washington'un Kiev'e destek mesajlarını ilettiler. Gerginlik artarken CNN'e konuşan Pentagon’dan üst düzey bir yetkili, Ukrayna'ya destek için Karadeniz'e savaş gemileri göndermeyi düşündüklerini söyledi. ABD'ye ait gemilerin Boğazlardan Karadeniz'e çıkışı için Türkiye'ye diplomatik bildirimde bulunulduğu ve gemilerin 4 Mayıs'a kadar Karadeniz'de kalacağı bildirildi. Montrö Sözleşmesi hükümleri gereği, ABD'nin savaş gemilerini Karadeniz'e göndermeden 15 gün önce Türkiye'ye bildirimde bulunması gerekiyor. Karadeniz üzerinde uluslararası hava sahasında keşif uçuşlarını sürdürdüklerini ve Rusya'nın Kırım'daki askerî faaliyetlerini takip ettiklerini söyleyen yetkili, "Sayıları artan Rus güçleri askeri bir harekâta başlayacakları izlenimi vermiyor ancak koşullar değişirse, biz de yanıt vermek için hazır olacağız." dedi.
RUSYA DA GERİ ADIM ATMIYOR
ABD bütün gücüyle Ukrayna’yı desteklerken Putin’in danışmanlarından Dmitriy Kozak, Donbas bölgesine gerekirse vatandaşlarına yardım etmek için müdahale edebileceklerini söyledi. Dmitriy Kozak, "Her şey yangının ne kadar büyük olacağına bağlı. Çatışmaların şiddetlenmesi Ukrayna için sonun başlangıcı olabilir." dedi. Kozak, "Eğer Devlet Başkanı’mız Putin'in dediği gibi Donbas'ta bir Srebrenitsa senaryosu yaşanırsa, görünen o ki oradaki vatandaşlarımızı korumak zorunda kalacağız." diye konuştu. Bu sözler, Rusya'nın son yıllarda Ukrayna kriziyle ilgili yaptığı en sert açıklama olarak gösteriliyor. Bu gelişmelerle ilgili Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron çevrimiçi bir görüşme yaptı. Putin görüşmede, Kiev'in ateşkesi hiçe sayarak bölgede tansiyonu yükselttiğini söyledi.
GERİLİMİN ASIL SEBEBİ YENİ ASKERİ ÜS MÜ?
Rusya ile Ukrayna arasında Kerç Boğazı'nda yaşanan gerginliğin asıl nedeninin, Ukrayna'nın Zaporoje iline bağlı liman şehri Berdyansk'ta Ukrayna askerî üssü inşa edilmesi olduğu iddia ediliyor. Rusya'da yayımlanan Novaya Gazeta’da yer alan analizde NATO ve Pentagon'un, Rusya'nın, Ukrayna'nın Mariupol ve Berdyansk kentlerinde kontrolü sağlayarak Kırım'a deniz ulaşımını tamamen denetlemeye yönelik bir hamlesini uzun süredir beklediği öne sürüldü. Analizde, "Kırım Köprüsü'nün inşa edilmesiyle bu konu gündemden kalkmış gibiydi. Şimdi ise, ya Berdyansk'taki askerî üs Moskova'yı çok korkuttu ya da köprüyle ilgili henüz gizli tutulan ciddi sorunlar yaşanıyor. Yakın zamanda, Ukrayna'yı Azak kıyılarından tamamen çıkarmak için yeni bir kış operasyonu başlatılması ihtimali göz ardı edilmemeli." denildi. Ukrayna ABD ve NATO’nun da desteği ile askerî üs yapımını sürdürürken Rusya’yı rahatsız eden kararlar da alıyor. Kırım'ın ilhakı ve Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk ve Lugansk'ta Rusya yanlıları tarafından tek taraflı bağımsızlık ilan edilmesinin ardından Kiev yönetimi, Rusya'yı "saldırgan" ülke olarak tanıyan bir yasayı kabul etmişti. Son olarak da Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Rusya'nın ilhak ettiği Kırım'ı kurtarmayı amaçlayan Askerî Güvenlik Stratejisini hafta onayladı.