ORTA DOĞU TEKRAR İRAN EKSENLİ KAOSUN EŞİĞİNDE

18 Ocak 2021 10:54 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
71
ORTA DOĞU TEKRAR İRAN EKSENLİ KAOSUN EŞİĞİNDE

ORTA DOĞU TEKRAR İRAN EKSENLİ KAOSUN EŞİĞİNDE
İran’ın yakın dönem tarihine baktığımızda büyük bir kırılmanın, Sovyetler Birliği yanlısı Başbakan Muhammed Musaddık’ın halk desteği ile Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi ülkeden kovması ile başladığını görürüz. Yaşanan gelişme bütün dengeleri değiştirdi. O güne kadar İran’ı kontrol altında tutan İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD,) Musaddık’ı devirmek için hazırlanan bir plana dâhil olmaya davet etti.1953’te Başkan Dwight D. Eisenhower Ajax Operasyonu’nun yapılmasını onayladı. Operasyon yapıldı ve Musaddık 19 Ağustos 1953’te tutuklandı. Şah kaçmış olduğu Roma’dan dönerek tekrar görevini devraldı. Operasyon Ajax’tan sonra Muhammed Rıza Pehlevî’nin yönetimi giderek otokratikleşti. ABD’nin desteği ile Şah İran’ın altyapısını modernleştirirken kendisine muhalif bütün siyasi oluşumları istihbarat örgütü SAVAK aracılığıyla ezdi. Bu süreç İran’ın siyasal ve toplumsal yaşamı için bir dönüm noktasıydı. Sonunda İslam Devrimi ile İran, bir din devletine dönüştü. Bu gelişme ile İran Batı dünyasının hedefi hâline geldi ve bugüne kadar bir kaostan diğerine sürüklendi. Avrupa ve ABD tarafından “İran nükleer programının babası” diye nitelenen Savunma Bakanlığı Araştırma ve İnovasyon Kurumu Başkanı Muhsin Fahrizade, 27 Kasım Cuma günü Tahran eyaletinin Demavend ilçesine bağlı Abserd bölgesinde, aracına düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Ülkenin güvenlik birimleri saldırganların suikastı uzaktan kontrol edilen silahlarla gerçekleştirdiğini, elektronik ekipmanların kullanıldığını ve olay yerinde saldırgan bulunmadığını açıkladı. İranlı yetkililer, sert sözlerle suikasttan İsrail'i sorumlu tuttu. Suikast ile ilgili İran Devlet Televizyonu'na konuşan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İsrail'i hedef alarak, "Küresel küstahlığın şeytani eli bir kez daha, gaspçı siyonist rejim tarafından kanla kirletildi." dedi. İran'ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney'in Askerî Danışmanı Hüseyin Deghan da saldırının faillerinin "şimşek gibi vurulacağını" söyledi. Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami Twitter'da paylaştığı mesajda, saldırıdan İsrail'i sorumlu tutarak, "Şimdiye kadar hiçbir saldırıyı yanıtsız bırakmadığımızı gösterdik." dedi. Suikast ile ilgili haberinde New York Times gazetesi, üç ayrı Amerikalı yetkilinin, saldırının arkasında İsrail'in olduğunu söylediğini yazdı. Suikasttan saatler sonra İsrail'den ilk açıklama ise Yerleşim Birimleri Bakanı Tzachi Hanegbi'den geldi. Hanegbi, "Suikastı kimin işlediğine dair hiçbir fikrim yok. Sorumlu olduğum için dudaklarım mühürlü değil, gerçekten hiçbir fikrim yok." diye konuştu. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan 2018'de İran nükleer programı hakkında yaptığı sunumda, İran nükleer programının mimarı olarak tanınan Fahrizade'nin adını özellikle belirtmişti. Fahrizade, İran'ın nükleer bilimcileri arasında en çok tanınandı ve Devrim Muhafızları Ordusunda da üst düzey göreve sahipti. 2015'te New York Times gazetesi, Fahrizade'yi İkinci Dünya Savaşı sırasında ilk atom bombasını geliştiren Manhattan Projesi'nin başındaki J. Robert Oppenheimer'a benzetmişti. 2014 yılında Reuters Haber Ajansına konuşan bir diplomat, "Eğer İran uranyum zenginleştirme programını sürdürürse, Fahrizade İran bombasının babası olarak bilinecek." demişti.

SUİKASTLER ve STRATEJİK TESİSLERE SALDIRILAR
Muhsin Fakrizade suikastının hemen ardından Irak'ın Anbar eyaletinde, ABD öncülüğündeki Koalisyon güçleri tarafından gerçekleştirildiği öne sürülen bir SİHA saldırısında, İran Devrim Muhafızları Ordusunda görev yapan üst düzey bir komutan olan Muslim Şahdan da öldürüldü. Al Arabiya'nın Irak kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Şahdan'ın aracı El Kaim kentindeki bir kontrol noktasını geçtikten sonra hedef alındı. İddiaya göre, saldırıda Şahdan ile beraber aynı araçta seyahat eden üç kişi daha hayatını kaybetti. Şahdan’ın öldürülme biçimi İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastına çok benziyor. 3 Ocak'ta, ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçleri tarafından Irak'ın başkenti Bağdat'taki bir havaalanına yönelik gerçekleştirilen SİHA saldırısında, İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve İran yanlısı Haşdi Şabi örgütünün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis öldürülmüştü. 2020 yılında İran’ın üst düzey asker ve kilit isimlerine karşı suikastlar gerçekleştirildi. Bunlarla birlikte İran’ın stratejik tesislerine de bir dizi saldırı yapıldı. Bunları büyük bölümü de temmuz ayında oldu. 25 Haziran’da Tahran yakınındaki Parchin askerî kompleksinde patlama oldu. Aynı saatlerde bir patlama da Şiraz şehrinde meydana geldi. 30 Haziran’da Tahran’daki Sina Athar Sağlık Merkezinde 15’i kadın, 4’ü erkek 19 kişinin ölümüne sebep olan bir patlama oldu. 2 Temmuz’da Natanz’da İran’ın en büyük nükleer zenginleştirme tesisinde patlama oldu. 4 Temmuz’da Ahvaz şehrindeki Shahid Medhaj Zargan elektrik santralinde ve Mahshahr kentinde Karun Petrokimya Merkezinde patlama meydana geldi. 7 Temmuz’da Tahran’ın güneyindeki Bakersahr’da oksijen fabrikasında patlama oldu. 9 Temmuz’da Tahran’da Devrim Muhafızlarına ait füze tesisine saldırı gerçekleşti. 13 Temmuz’da Meşhed kenti yakınındaki sanayi tesisinde patlama meydana geldi. 18 Temmuz’da Ahvaz şehrindeki petrol boru hattı patladı. 19 Temmuz’da İsfahan’da elektrik santrali havaya uçuruldu.

İRAN’DAN NÜKLEER ÇALIŞMALARA DÖNME KARARI
Fahrizade suikastı sonrası İran Meclisi nükleer tesislerinin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından denetlenmesine son verilmesi için harekete geçti. BM Güvenlik Konseyinin 5 daimî üyesi ve Almanya (5+1) ile İran arasında 2015'te imzalanan nükleer anlaşmaya rest çeken bir yasa tasarısının gündeme taşınması, 290 üyeli İran Meclisinin 251 üyesinin “Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm!” sloganları arasında onaylandı. İşin ilginç yanı, Cumhurbaşkanı Ruhani başta olmak üzere üst düzey hükûmet yetkilileri, tasarının yasalaşmaması ve onaylanmaması için çağrıda bulundu. Ruhani, Bakanlar Kurulu toplantısında, yasayı İran'la nükleer anlaşmayı hayata döndürme ve yaptırımları hafifletmeye yönelik 'diplomatik faaliyetler için zararlı gördüklerini, hükûmet olarak olumlu karşılamadıklarını' belirtti. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bir mektup göndererek Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'den yasayı uygulamasını resmen talep etti. Anayasa’yı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanan yasa, “Yaptırımların Kaldırılması ve İran Ulusunun Çıkarlarının Korunması için Stratejik Eylem Planı” adını taşıyor ve nükleer faaliyetlerin artırılıp hızlandırılması ile bu tesislerdeki uluslararası denetimlerin sınırlandırılmasını öngörüyor. Tasarının yasalaşması için bir dizi süreçten geçmesi ve nihai olarak da ülkenin dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından da onaylanması gerekiyor. Yasa, ABD'nin İran finans sektörü, petrol ve ürünleri ihracatı ile denizaşırı döviz hesaplarına yönelik yaptırımlarının iki ay içinde kalkmaması hâlinde, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükûmetini uranyum zenginleştirmeyi nükleer anlaşmanın koyduğu sınırların çok ötesine taşımak ve nükleer tesislere BM denetimlerini engellemekle yükümlü kılıyor. Yasa, İran Atom Enerjisi Kurumunun uranyumu en az %20 zenginleştirmeye başlamasını ve düşük düzeyli zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırmasını da zorunlu hâle getiriyor. İran'la nükleer anlaşma Tahran'a uranyumu en fazla %3.67 zenginleştirme izni veriyordu. Yasaya göre, nükleer anlaşmanın taraflarının iki ay içinde İran'ın bankacılık ilişkilerini ve petrol ihracatını normale döndürecek adımlar atmaması hâlinde, Tahran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) kapsamında 2016'dan beri gönüllü uyguladığı Ek Protokol'den ayrılacak. İran yönetimi, Ek Protokol uyarınca, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) denetçilerinin İran'ın nükleer tesislerini istedikleri anda aniden kontrol etmesine izin vermişti. Ek Protokol'den ayrılma, UAEK denetimlerinin sınırlandırılması anlamına geliyor. Yasada Natanz ve Fordo’daki nükleer tesislerde yeni santrifüj üretilmesi için de adım atılacağı belirtiliyor.
Bu arada Ruhani hükûmetinin Meclis Başkanlığına sunduğu 2021 Bütçe Taslağında suikasta kurban giden Fahrizade'nin başında bulunduğu kuruma ayrılan pay dikkat çekti. Bütçe taslağında, Savunma Bakanlığı Araştırma ve İnovasyon Kurumuna ayrılan pay 5 katına çıkarıldı. 2020'de 47 milyar 36 milyon tümen (yaklaşık 2 milyon dolar) olan Araştırma ve İnovasyon Kurumu bütçesi, 2021'de 245 milyar tümen (yaklaşık 10 milyon dolar) olarak belirlendi. Devrim Muhafızlarına ayrılan pay da 24 trilyon 335 milyar 420 milyon tümenden (yaklaşık 1 milyar dolar) 38 trilyon 564 milyar tümene (1.5 milyar dolar) çıkarıldı. İran ordusuna ayrılan pay 13 trilyon 138 milyar tümenden (500 milyon dolar) 20 trilyon 115 milyar tümene (700 milyon dolar) yükseltildi. Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına ayrılan pay da artırılırken, Devrim Muhafızlarına bağlı gönüllü milis teşkilatı Besiclerin payı azaltıldı.

BİDEN ATEŞTEN GÖMLEĞİ GİYMEYE HAZIRLANIYOR
Obama'nın 8 yıl boyunca Başkan Yardımcısı olan ve 3 Kasım Seçiminde Trump'ın yerine başkan seçilen Joe Biden, 20 Ocak'ta Beyaz Saray'a yerleştiğinde, karşısında şubat ayında yaptırımların kalkmasında ısrar eden bir İran bulacak. Biden İran’ın koşullara sıkı bir şekilde uyması hâlinde anlaşmaya döneceklerini ve Trump’ın getirdiği yaptırımları kaldıracaklarını söylemişti. Buna karşın İran bir ikilemle karşı karşıya. Radikal muhafazakârlar sert karşılık vermekten yana. Bu olmazsa İsrail’in Suriye ve Irak’taki saldırılarının ve İran içindeki suikast-sabotajların durmayacağını ileri sürüyorlar. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de aralarında bulunduğu muhafazakâr-reformcu kanat ise Biden’la yeni bir sürece girilebileceğine işaret ediyor. Üstelik bu yaklaşımı dinî lider Ayetullah Ali Hamaney de destekliyor. Trump döneminin stratejisi ile İran’da radikal muhafazakârların yükseldiği görülüyor. Siyasi gözlemciler Haziran 2021’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde reformcuların şanslarının azaldığın dikkat çekiyor. ABD’de daha ılım politikalara yönelirken İran’da şahin kanat güç kazanıyor. Bu yükselişe karşı şu anki yönetim sabırla bekliyor. Büyük olasılıkla Fahrizade suikastını Biden’la pazarlıkta koza dönüştürmek istiyor. Biden açısından bir diğer hassas konu da tıpkı İsrail gibi stratejik diğer ortak Suudi Arabistan’ın da İran’a olan düşmanlığı. Suudiler uzun süredir İran’a karşı bütün operasyonların finansörlüğünü yapıyor. Ancak bu sırada ateşi ülkelerinde de görmenin dehşetini yaşıyorlar. Husiler’in Cidde’deki Aramco tesisini vurmasının arkasında İran’ın olduğunu biliyorlar ve unutamıyorlar. ABD‘nin bölgedeki iki yol ortağı İsrail ve Suudi Arabistan, şimdi İran’a karşı kol kola girmiş durumda. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kapalı kapılar ardında bölgeyi dizayn etmeye çalışıyor. Önce Körfez ülkelerinin İsrail ile geliştirdiği yakınlaşma sürecine şimdi Suudi Arabistan’da katılmak üzere. İsrail kendisini tanıyan ülkeler sayesinde etki alanını genişletiyor. Suudiler de İran’a karşı yanlarına İsrail dolayısıyla ABD’yi alarak kendilerini bir anlamda güvence altına alıyor. Suudiler Joe Biden’ın kesinlikle ABD’nin mevcut siyasetinden sapmasını istemiyor. Bütün bunlara karşın Biden, İran’a karşı daha itidalli bir politika izleyeceği izlenimi veriyor. İran uzun yıllardır ABD başta olmak üzere kendisine karşı uygulanan yaptırımlar ile uğraşıyor. Komşularının birçoğu tarafından dışlanmış durumda. Ve nükleer programı başta olmak üzere son yıllarda doğrudan hedef alınıyor. Bir yandan nükleer tesislerine/çalışmalarına yönelik fiziki/siber saldırılar devam ediyor diğer yandan özellikle bu alanlarda çalışan bilim insanlarına yönelik suikastlar yapılıyor. İran her seferinde büyük kayıp veriyor. Görünen o ki, şu anda yaşanan süreç farklı bir biçime evrilme aşamasında. Ancak müzakereler başlamaz ve İran nükleer silah programına geri dönerse, bölgedeki diğer ülkeler de mutlaka nükleer silaha sahip olmak ellerinden geleni yapacaklardır. Bu, bölgenin en küçük kıvılcımla geri dönülmez bir felakete sürükleneceği anlamına geliyor.
Mehmet DEMİRKAN