ABD’NİN YENİ BAŞKANI İLE NE DEĞİŞECEK?

05 Ocak 2021 20:14 Mehmet DEMİRKAN
Okunma
98
 ABDNİN YENİ BAŞKANI İLE NE DEĞİŞECEK?

MEHMET DEMİRKAN
ABD’NİN YENİ BAŞKANI İLE NE DEĞİŞECEK?

“Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşları yeni başkanları olarak Joe Biden’ı seçti. Derhâl sorular sıralandı. Biden ile birlikte ne değişecek? Suriye ve Irak’taki ABD askerî varlığı ne olacak? Filistin’i yok etme hamlesi olan ‘Yüzyılın Anlaşması’ ne olacak? Sonuca çok sevinen Kürtler umduklarını bulacaklar mı? Türkiye’ye yaptırımlar mı gelecek?” Oysa ABD için bütün bunlardan önce çözülmesi gereken devasa iç problemleri var. “ABD yapılan seçimler bizi bu kadar ilgilendiriyor mu?” Bazı kesimlerden bu soru sıkça soruluyor. Bunun net bir cevabı var. “Evet ilgilendiriyor, hem de tahmin edilenden çok daha fazla.”
İletişimin çok farklı bir boyuta evrildiği, bütün algı operasyonlarının bir klavyenin başından yapılabildiği çağda, hele ki, dünyanın her ne olursa olsun dizaynına soyunmuş bir ülkedeki seçim bizi çok yakından ilgilendiriyor. Seçimin ardından bir grup dünya lideri vakit kaybetmeden ABD Başkanı Donald Trump’a “Kovuldun.” dercesine seçimin galibi Joe Biden’ı selamladı. Daha temkinli yaklaşanlar da vardı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi. Şimdi soru şu: “Yeni ABD yönetimi müdahaleci, çatışan, dayatmacı ve küstah Amerikan dış politikasından vazgeçecek mi?” Demokrasi havarisi kesilen demokratların yönetiminde makas değiştireceği varsayılan ABD’nin, dış politikada hegemonik yaklaşımından vazgeçeceğini düşünmek safdillik olur.
YÖNETİME YENİ BİR KARAKTER
Türkiye’de çok dikkat çekmese de Başkan Yardımcısı Kamala Harris kampanya sürecinde Biden’dan çok daha dikkat çeken bir karakterdi. Annesi Hintli, babası Jamaikalı olan Kamala Harris, sıra dışı kariyeri ile ilk Asya kökenli siyahi bir kadın başkan yardımcısı oldu.
Ayrıca, kendisi geçmişte bölge başsavcılığı yapmış bir hukukçu. Kampanya sürecinde Trump, Harris’e “pislik, hırslı, tehlikeli” gibi sıfatlar kullanarak bolca hakaret etti. Buna karşın Harris, “Amerika tarihinde hiçbir başkan böyle şeyler söylememiştir.” demekle yetindi.
Seçimin kazanılmasının ardından da, “Bu göreve atanmış ilk kadın olabilirim ancak son kadın olmayacağım kesin...” dedi. Harris geleceğin başkanı olarak görülüyor. Bu bütün dünyaya büyük bir heyecanla dünyaya Amerikan rüyasının çarpıcı bir örneği olarak satılıyor. Seçilmiş başkan olan ve çok yaşlı olduğu sürekli vurgulanan Joe Biden ise yıllardır Amerikan politikalarına yön veren mekanizmanın içinde. Senato’da 6 dönem görev yapmış, Dış İlişkiler Komitesine başkanlık etmiş, iki dönem başkan yardımcılığı yapmış bir politikacı. Onun bu kariyeri ile dış politikaya ağırlığını koyacağı varsayılıyor. Ama bu ağırlık neyi değiştirebilir, işte bu bir muamma…
ABD’NİN DERİN DIŞ POLİTİKASI DEĞİŞEBİLİR Mİ?
Biden’ın dış politika ekibinde Antony Blinken, William Burns, Nicholas Burns, Philip Gordon gibi isimler var. Bunlar deneyimli olsalar da birçok konuda Cumhuriyetçiler kadar hatta daha fazla şahin politikalar izlemekten yanalar. Bu sebeple kriz yaratan meseleler aşılabilecek mi, kestirmek güç. Filistin barış sürecini desteklemek Biden’ın vaatleri arasında yer alıyor. Seçimin ardından Biden’ı kutlayan Filistin yönetiminin de Biden’dan beklentileri büyük. Nelerin yaşanabileceğini daha önceki deneyimlerin ışığında değerlendirmek gerekiyor. Joe Biden, yaptığı zafer konuşmasında, ülkedeki sistematik ırkçılığın kökünü kazımayı vadetti. 1986’da ABD Dışişleri Bakanı George Schultz Güney Afrika’nın iç işlerine karışılmayacağını açıkladığında Biden Senatoda yaptığı konuşmada, “Güney Afrika’da tercihlerimiz var: Çirkin beyaz bir rejimin ezdiği insanlar!.. Bizim sadakatimiz Güney Afrika’ya değil Güney Afrikalılara. Ve Güney Afrikalıların çoğunluğu siyah. Ve bunların derileri yüzülüyor. Salak kukla bir yönetime, Afrikaaner (Hollanda kökenli beyaz azınlık) rejimine sadakatimiz yok bizim!” dedi. Ancak Biden bu duyarlılığı Filistin’deki ırkçı siyonist işgal rejim konusunda göstermedi. Yine 1986’da Senatoda, İsrail’e yıllık 3 milyar dolar askerî yardım konusunun görüşüldüğü bir oturumda, “İsrail’e desteğimizden ötürü özür dilemeyi bırakalım artık, 3 milyar dolara bundan daha iyi bir yatırım yapamayız. Eğer bir İsrail olmasaydı, Amerika Birleşik Devletleri’nin o bölgedeki çıkarlarını korumak için bir İsrail icat etmemiz gerekecekti.” şeklinde konuştu. Bu ifadeleri analiz ettiğimizde bundan sonra da, Trump’ın “Birleşik ve bölünmez Kudüs”ü İsrail’in başkenti olarak tanıma yaklaşımı ile ters bir politika izlemesini beklemek hiç de akılcı olmaz. Biden programında bölgede iki devletli çözüm arayışına dönülmesini, İsrail’in yeni yerleşimlerinin durdurulmasını, Filistin yönetimi ile ilişkilerin onarılmasın ve Filistin’e Birleşmiş Milletler yardımlarının sürdürülmesini istiyor. Bu söylem farklı izlenimi verse de bütün deneyimler gösteriyor ki, Filistin yönetiminin beklentilerinin karşılık bulma ihtimali oldukça düşük. Orta Doğu açısından bir diğer sorun ki, bu Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor, Suriye ve Irak’taki bilinmezlik. Biden, IŞİD tehdidi sürerken Suriye ve Irak’tan çekilmeyi doğru bulmuyor. Bu da Suriye’de Kürtlerle ortaklığın sürdürüleceği anlamına geliyor. Irak’taki Kürt yönetimi ile Suriye’dekiler arasında bağ kurmaya çalışıp çalışmayacağını zaman gösterecek. PKK terör örgütü konusunda ise Ankara’nın hassasiyetlerini gözeten bir politika izleyeceği düşünülüyor. Suriye Özel Temsilcisi James Ceffrey görevinden ayrılmadan önce yaptığı son konuşmada, “PKK kadrosunun Suriye’den çıktığını görmek istiyoruz. Bu, Türkiye ile gerginliğin temel nedeni. Ne askerî varlığımızda ne yaptırım politikamızda ne de İran’ın Suriye’yi terk etmesi talebimizde ister Biden ister Trump yönetiminde bir değişiklik öngörmüyorum.” dedi. Bu sözler ABD’nin bundan sonraki yaklaşımına da ışık tutacak nitelikte. Hassas bir konu da İran ile olan ilişkiler. Biden’ın seçilmesinin ardından İran yönetiminden, Trump’ın hatalarının telafi edilmesi ve yaptırımların kaldırılması temennisini dile getiren bir talep geldi. Biden’a göre Trump, nükleer anlaşmayı çöpe atıp azami baskı siyaseti izleyerek İran’ı nükleer silah üretmeye daha da yaklaştırdı. İran’ı bu yoldan çevirmenin yolu diyalog, nükleer anlaşmaya dönüş ve sadece nükleer programla bağlantılı yaptırımları sonlandırmak. NATO, klasik diplomasi yöntemlerini benimseyen Biden için çok önemli bir mekanizma. Bugüne kadar ki söylemlerinden, NATO’nun varlığının tartışıldığı platformda taşları yerine oturtmak için özel bir mesai vereceği anlaşılıyor. NATO’daki dağınıklığı özellikle ortaklar arasındaki çatışmaya izin vermesi düşünülemez. Trump’ın çekildiği Paris İklim Anlaşması’na katılmak, Dünya Sağlık Örgütü ile ilişkileri yeniden tesis etmek, Batılı müttefiklerle ilişkileri onarmak; bunlar da Biden’ın dile getirdiği ve çözülmesi gereken sorunlar.  Ancak bütün bunların ötesinde ABD dış politikası başkanlardan tamamen bağımsız olarak varlığını koruyor. Çin’i önleme, Rusya’yı kontrol altında tutma ve İran’ı mümkünse yok etme politikalarında değişiklik olması hiç gerçekçi değil.
TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER
ABD’nin seçimi kaybeden başkanı Donald Trump itirazlarını sürdürüp, “Aslında seçimi ben kazandım.” dese de, eski Federal Savcı Andrew McCarthy çok yalın bir soru sordu. “Cumhuriyetçi adayların Temsilciler Meclisindeki sayıları artarken, Trump’ın kaybetmesi için seçimlerde hile yapıldığını iddia etmek çok saçma ve tehlikeli bir argüman. Demokratların sadece başkanlık oylarını ‘çalıp’, Temsilciler Meclisi adaylarının oylarını ‘çalmamış’ olmalarını nasıl açıklayabiliriz?” Trump sıra dışı bir kimliğe ve algıya sahip. Ancak birçok Türk onu, Müslüman düşmanlığı yapan, “Birleşik ve Bölünmez Kudüs”ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Aptal olma!” diyerek aşağılayan, bir papazı kurtarmak için Türk ekonomisine saldıran ve bunu iftiharla anlatan sağlıksız politik bir figür olarak tanımlar. Ancak yeni yönetim de hiç sağlıklı bir görüntü çizmiyor. Biden’ın geçmişte Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sert yorumlarını görüyoruz. Erdoğan’a “otokrat” derken, Yunanistan’ı destekleyen tavrı net olarak biliniyor. Başkan yardımcısı olacak Harris’in 1915’in “soykırım” olarak tanınması yönündeki görüşü de işin tuzu biberi.  Biden ile birlikte Halkbank ve S-400’lerle ilgili dosyaların masaya gelmesi bekleniyor. Bu arada oldukça sıkıntılı bir durum var. 2021 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın Kongreden başkan onayına gerek kalmaksızın üçte iki çoğunlukla geçeceği ön görülüyor. Yasa geçtikten sonra en geç 30 gün içinde ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlarla Karşılık Verme Yasası (CAATSA) ile listelenen 12 yaptırım arasından en az beşinin Türkiye’ye karşı uygulanacağı ileri sürülüyor. Amerikan dış politikasının en önemli aracı olan yaptırım silahını Biden ve ekibinin de kullanacağı su götürmez bir gerçek. Ancak Biden gibi klasik diplomasinin yollarını kullanma yanlısı bir politikacının müttefiklik ilişkisinden vazgeçmesi beklenemez. Birebir temasla sorunlar aşılamasa da kurumsal yapıların derinlemesine yapacakları çalışmalarla iki ülke ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi kaçınılmaz.
İÇ SORUNLAR YUMAĞI ABD
Dış politika deneyimi yüksek olan Biden’ı, devasa iç sorunlar bekliyor. Biden her şeyden önce bunlara odaklanmak zorunda. Biden seçim kampanyası sırasında “Hepinizin başkanı olacağım.” diyerek güven verdi. Zafer konuşmasında ise “Artık bu korkunç şeytanlaştırmaya son vermenin zamanı geldi, bölmeye değil, birleştirmeye çalışacağız.” dedi. “Exit Pools” denilen sandık başı anketler, Biden’ın kazanmasındaki en önemli faktörün “iş alanı yaratmak/iş vaadi” olduğunu gösterdi. ABD, gelişmiş ülkeler arasında en derin eşitsizliğe sahip olanı. Eldeki verilere göre ABD’de en zengin %1’lik kesimin toplam varlığı, %60’lık orta sınıfın toplam varlığından daha fazla. Üstelik çarpıklık artıyor. 1970-2018 arasında, üst gelir grubun gelirinin toplamdaki oranı %29’dan %48’e yükselirken, orta sınıfın geliri % 62’den %43’e, düşük gelir grubunun payı ise %10’dan 9’a gerilemiş. ABD’de ırkçılıkla eşitsizlik iç içe geçmiş durumda. Birçok analizde ülkenin bir sosyal patlamanın eşiğinde olduğunu gösteriyor. Biden seçilmesinde, pandemi sürecinde izlenen akıl almaz politika, ırkçılık, eşitsizlik, ve ekonomik programında verdiği sözler etkili oldu. Beyaz olmayan 30 yaş altı genç nüfusun çoğunluğu Biden’a oy verdi. Siyahların %86’sı, Asya kökenlilerin %83’ü, Latin Amerika kökenlilerin ise %74’ü. Biden’ın sigortasız Amerikalıların sayısını azaltmayı hedefliyor. Ayrıca, kamu sağlığı kapasitesini genişletmeye yönelik, COVID-19 testlerini bedava hâle getirme, etkili bir aşının geliştirilmesi için kamu ve özel fonları seferber etme gibi pek çok araç öneriyor. Seçim programında eğitime erişime ilişkin önemli öneriler de yer alıyor. Okul öncesi eğitimi, iki yıllık yüksekokulları, dört senelik devlet üniversitelerini yıllık geliri 125 bin dolardan daha düşük aileler için ücretsiz hâle getirmeyi vadediliyor. Biden’ın başkanlık kampanyası sürecinde “Birlik Görev Gücü” oluşturuldu. Partinin sol kanadı ile orta yolcu olarak tanımlanan etkin isimleri bir araya gelerek bir belge ürettiler. Belge, insana yatırım, ortak refahın adaletli bir gelir dağılımı sağlanarak artırılması ve eşitsizlikle, ırkçılıkla mücadele gibi reformları kapsıyor. Ancak bu belgenin hayata geçirilebileceğine Demokrat Partililer de kuşkuyla bakıyor. Biden’ın bazı temel politika önerilerini hayata geçirebilmesi için 7 ila 12 trilyon dolar arasında bir bütçe gerekiyor. Üstelik Biden’ın yapacağı hamleler için Cumhuriyetçilerin çoğunluğa sahip olduğu Senato’nun onayını da almak gerekiyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senatonun Biden’ın trilyon dolarlar gerektiren harcamalarına izin vermeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bu yüzden 5 Ocak’ta Georgia’da iki senatör için tekrarlanacak seçimler hayati bir önem taşıyor. Demokratlar Georgia’da iki senatörü de kazanırlarsa, Senato iki parti arasında 50/50 olarak bölünmüş olacak. Oylamalarda başa baş bir sonuç ortaya çıktığında, Başkan Yardımcısı Harris’in oyu sonucu belirleyecek. Bu yüzden her iki parti de bütün gücünü Georgia için seferber etmiş durumda. Kampanya için çok büyük paralar harcamak üzere hazırlıklar yapılıyor. Georgia’da Demokrat Partinin her iki senatörü de kazanması çok düşük ihtimal olarak görülüyor.
Bu arada Biden’ın uğraşmak zorunda kalacağı büyük de bir güç olacak, Cumhuriyetçi Parti ve onun lideri konumuna gelen Donald Trump.Trump yeni bir hamleye hazırlanıyor. Önümüzdeki 4 yıl boyunca Biden’a saldırmak, Kongredeki Cumhuriyetçileri etkilemek için bir televizyon kanalına sahip olmak istediği vurgulanıyor. Rubert Murdoch’un sahip olduğu Fox News TV kanalı ve New York Post seçimler öncesi Joe Biden ve oğlu Hunter Biden’a sürekli saldırdı. New York Post, Biden’ın zafer konuşmasının ertesi günü “IT’S JOE TIME” manşetiyle çıktı.  Fox News Biden’ın Arizona’yı kazandığını ilan eden ilk televizyon kanalı oldu. Trump da 12 Kasım’da Fox News’a karşı savaş ilan etti.
Bu arada Donald Trump tuhaf hamleler de yapıyor. Görevi bırakmasına sayılı günler kala Savunma Bakanı Mark Thomas Esper’i görevden aldı. Irkçılığa karşı protestoların bütün ülkeye yayıldığı yaz aylarında Trump’ın ordunun göstericilere müdahale etmesi yönündeki ısrarlı taleplerine karşı çıktığı için Esper’e çok kızgın olduğu biliniyordu. Esper’le birlikte Pentagon’da birçok üst düzey yetkiliyi görevden alması kaygıyı arttırdı. Bunların üstüne Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da, “İkinci Trump yönetimine geçiş gayet yumuşak bir şekilde gerçekleşecek, bunun için hazırlık yapıyoruz.” şeklindeki açıklamalarının ne anlama geldiği anlaşılmaya çalışılıyor. Anayasa’ya göre Trump’ın 20 Ocak’ta Başkanlık makamını bırakmak zorunda. Trump “Kaybetmeyi bilmem de sevmem de.” dese de, 20 Ocak günü Beyaz Saray’ı terk etmek zorunda olduğunu biliyor. Bununla birlikte alevli bir tartışma da sürüyor. “Trump Başkanlık koltuğunu bırakmayabilir mi?” Amerikan tarihinde benzer bir olay var. ABD’de 1800 yılında yapılan seçimi Thomas Jefferson kazanıyor. Ancak ülkenin ikinci başkanı John Adams 4 Mart 1801 yılında görevi devretmesi gerekirken bunu yapmamak için direniyor. Ancak John Adams direnirken Beyaz Saray çalışanları onun eşyalarını topluyor, güvenlik yetkilileri Adams ile resmî iletişimi kesiyor, başkanlık personeli de kendisinden talimat almayı reddediyor. Yani 20 Ocak’ta AIRFORCE’ son defa olarak Trump’ı selamlayacak. ABD’de de dünyanın başına dert olmaya kaldığı yerden, makas değiştirerek devam edecek.