TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICISI BİR BİLGE SANATÇI: BARIŞ MANÇO (2 Ocak 1943-1 Şubat 1999) Doğumunun 75. Yılı Kutlu Olsun

21 Şubat 2019 14:34 Dr.Selim YILDIZ
Okunma
514
TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICISI BİR BİLGE SANATÇI: BARIŞ MANÇO (2 Ocak 1943-1 Şubat 1999) Doğumunun 75. Yılı Kutlu Olsun

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICISI BİR BİLGE SANATÇI: BARIŞ MANÇO
(2 Ocak 1943-1 Şubat 1999) Doğumunun 75. Yılı Kutlu Olsun
Selim YILDIZ

1923`ün ılık bir ekim sabahında,
Kayaların toprağa dikine saplandığı yerde doğdum.
Toprak anayla Kaya babanın oğluyum ben,
Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu,
Toprak anam sessiz, ama toprak anam dopdolu,
Toprak anam, toprak anam Anadolu,
Babamsa sağı solu belli olmaz,
Bir gürledi mi yer yerinden oynar,
Göğsünde çatırdamalar olurmuş,
Onun için derdi, onun için sayısız irili ufaklı
Kaya parçaları vardır bu topraklarda.
Ve sen benim oğlum,
Ve sen Kayaların oğlu!
Bu taşı toprağı bir arada tutacaksın,
Kolay değil Kayaların oğlu olmak.
Kuzeyden esen rüzgâra,
Güneyden gelen kavurucu sıcağa
Karşı koruyacaksın onları…
Kolay değil, kolay değil
Kayaların oğlu olmak.
2023`ün ılık bir Ekim sabahında,
Bacaklarımda hafif bir uyuşma ile uyandım.
Ve sanki yüz yıllık ulu bir çınar gibi
Kök salmaya başladım o sabah.
Ve ilk kez sağımda solumda asırlardır,
Durmakta olan diğer çınarları fark ettim,
Doğudan hafif bir seher yeli yükseldi,
Ve asırlık çınarlar beni de aralarına aldılar,
Ve 2023`ün ılık bir Ekim sabahında,
Yeni bir Kayaların oğlunun doğuşunu
Beraberce seyre koyulduk... 
(Barış Manço’nun 1975 yılında çıkardığı LP'nde yer alan 2023 “Kayaların Oğlu” adlı eseri)
20. yüzyılda Türk kültürüne ve Türklüğe hizmet etmiş önemli isimlerden biri şüphesiz Barış Manço’dur. O, 1975’te 2023'e Kayaların oğlu olup doğmuş, Türklüğün geleceği adına büyük rüyaları olan sanatçılardan biridir. Japonların ifadesiyle “sebzelerden şarkı yapan adam”dı. Barış Çelebi diye anılan Barış Manço 1991’de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Ödülü’ne layık görülmüştü. İnsanları, bitkileri, sebzeleri, hayvanları, eşyaları kısaca bütün bir tabiatı ve evreni dünyaya ve insanlığa taşımıştır. Kezban, Zeynep, Nazo Gelin, Mehmet Ağa isimlerini şarkılarında işlemesi yönüyle de bizden biriydi. O, atasözleri ve deyimlerden örülü şarkıları ile Türk çocuğunun dil ve edebiyata olan ilgi ve aşinalığını artırmıştır. Doğru, isabetli ve olması gereken bir yaşam tarzının öncülüğünü yaparken öz kültüründen de taviz vermeden aynı zamanda bir duruş ve tavır adamı da olmuştur. Barış Manço, âşık tarzının 20. yüzyıldaki dönüşmeye, değişmeye, gelişmeye dönük yüzü ve yansımasıydı. Barış Manço bizce sözel yaratıcılığı, hikâye aktarışı, şarkılarında sorunları ortaya koyması ve çözüme kavuşturması yönüyle bir “Dede Korkut” ve bir “Bilge” kişiliktir.
Barış Manço’nun âşık tarzı ile bağlarına ilk dikkati çekenlerden birisi Umay Günay olmuştur. Umay Günay bilindiği üzere Alparslan Türkeş’in kızıdır. Umay Günay, Yetik Ozan ve Firkati mahlasıyla âşık edebiyatı içerisinde gördüğümüz Turgut Günay’ın eşidir. Turgut Günay, 14 Aralık 1978’de intihar etmişti. Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi olan Günay’ın çalışmaları Töre ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde yayınlanıyordu. Onun son şiiri  “Otuz Yedinci Damla” idi. Şair, “gökçe gülleri al, bakır bulutları şal eyleyip” gitmişti.
Umay Günay’ın Barış Manço’ya dikkat çekmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Zira başta Türk kültürüne olan vefanın bir yansımasıdır diye düşünüyoruz.  Onun Barış Manço üzerinde topladığı dikkati, Özkul Çobanoğlu, Saim Sakoğlu ve Öcal Oğuz Hocalar derinleştirmişlerdir.
Dilaver Düzgün’ün anlatımlarına göre, Barış Manço’nun eserleriyle yüzyıllar boyunca âşık edebiyatının ortaya koyduğu ürünler karşılaştırmaya tabi tutulduğunda ikisi arasında önemli benzerliklerin bulunduğu görülür. “Benim yaptığım âşık edebiyatının devamı, âşıklarla çok sıkı bağlarım var, onlardan esinleniyorum. Firkati, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu ve sair. Onlarla benim aramızda pek fazla fark yok yaptığımız iş açısından” biçiminde âşık tarzı ile ilişkisini değerlendiren Barış Manço, bir yandan âşık tarzının müzik eşliğinde şiir söyleme boyutunu, diğer yandan hikâye anlatma tekniğini, geliştirmeye çalıştığı sanat formunun imkânları içinde eriten ve dinleyicisine sunan bir sanatçıdır.
Barış Manço bir fenomendir. Özkul Çobanoğlu Barış Manço fenomeni olgusunun dört temel birleşiği olduğunu belirtmektedir. Bunlar:
1-Barış Manço, hepimiz gibi şu gelimli gidimli iki ucu düğümlü dünyada mekân tutmuş bir fani kişidir… Bütün büyük aksiyon, tefekkür ve sanat adamlarının ortak özlemi gibi onun da biricik isteği olan anlaşılmaktır. Bu özlem bir fâni olarak yaşarken anlaşılmaktır.
2-Barış Manço, duygu ve düşüncelerini dışa vurduğu sanatsal iletişim formunu icraya başladığı andan itibaren suya atılan bir gül gibi etrafında oluşturduğu duygu düşünüş ve ürperiş halesinin Anadolu yaylasından başlayarak dalga dalga, halka halka Uzak Doğu’dan Uzak Batı’ya kadar yayılmasının mimarı olan ölümsüz sanatçı kişiliktir.
3-Barış Manço’nun sanatçı kişiliğinin hemen yanı başında ve ondan şeklen de olsa bağımsız bir hayata kavuşan eserleri vardır. Bunların başında da onun o kendine has üslubuyla oluşturduğu yeni zaman türküleri gelir.
4-Barış Manço bir aksiyon veya eylem adamı olarak ortaya koyduğu ve yediden yetmişe yediye benimsettiği davranış kalıpları ve onların arka planını oluşturan değerlerin davacısı, bir eğitim ve sosyal terbiye mütefekkiri olan “Gül Baba postu”nda bir misyoner yahut aksiyoner bir kişiliktir. 
Barış Manço’nun fâni bir kişilik olarak ölüm karşısında boynu büküktür. Ölüm karşısında boynu en çok bükük olan millet, Türk milletidir. Bu bağlamda içinden çıktığı millet gibi Manço da hayata böyle bakıyordu. Onda Bilge Kağan’ın “Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mâni olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım.”; Dede Korkut’un, “Hani dediğim Bey erenler? Dünya benim diyenler? Ecel aldı, yer gizledi, Fâni dünya kime kaldı? Gelimli, gidimli dünya, En son ucu ölümlü dünya!”; Yunus’un “Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer, Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez. Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım/Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” mısralarıyla fâni dünya karşısındaki seslerini görmemiz mümkündür. 
Bu yüzden Bariş Manço, fânilik karşısında ölüm ile aşkı son yüzyılımızda en iyi işleyen bir sanatçı olmuştur. Bir tarafta “Unutma ki dünya fâni veren Allah alır canı. Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca.” derken “Ölüm Allah’ın Emri” adlı eserinde;

Gün batışında sular kararır
Bir hüzün çöker dolar gözlerim
Karlı dağlardan aşan yollarda
Bir hüzün çöker dolar gözlerim

Kim aramış kim bulmuş dertlerine çare
Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı

Yıllarca seni bekledim durdum
Göç vakti geldi artık yoruldum
İstemem tatsın aşk acısını
Her kim anarsa Barış adını

Dizeleriyle ölüme giden yolda günün batması, suların kararması, hüznün çöküşü, karlı dağlarda yürünmesi nihayet göç vaktinin geldiğini haber veriyordu. Bu haberler, Orhun Abideleri’nde geçen “göğün çökmesi ve yer yarılması” gibi yanı kıyamet çağrışımı vermektedir. Kıyametin bilincinde olan Barış Manço’nun bir şarkısında “Allah’ım güç ver bana” yakarışı da fâniliğin dile gelişidir.
Barış Manço, “Nane Limon Kabuğu” ile bir şaman, kam, Uygur hekimi veya Lokman Hekim olup yüzyılımızda canlanmıştır.
“Alla Beni Pulla Beni” ile sevgililer dile gelmiştir. Kadın dağların delinmesi, denizlerin kurutulması, gök kubbenin yere çalınması,  saçlarına yıldızlardan taç yapılması, güneşin söndürülmesine verdiği tepki yoluyla çok şey istememektedir. Beklenti en güzel hâliyle samimi bir dokunuş ve sevgidir. 
Hüznün çöküşü, hücresinin soğukluğu, demir kapının yüzüne kapanması karşısında ümidi Tanrı’da görmesi ayrı bir kendinden geçme ve kendini bulma hâlidir. “Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze/Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade/Onu düşün ona sığın, O senden öte benden ziyade.” dizeleri Barış Manço’nun belki de Yunus gibi Tanrı’da dağılışının en güzel yansımasıdır.
O, Tanrı’da dağılışın bir sonucu olarak da ona ulaşmak için yol aramıştır. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak bilinen Dört Kapı’dan girmek Tanrı’sına ulaşmak istemiştir. “Dört Kapı” da şöyle der:
Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasan da olur.
Ilık bir tas çorba yeter,
Rızkım buymuş der içerim.
Kadir kıymet anlayana,
Sandık açmasan da olur.
Kırk yamalı hırka yeter,
İdris biçmiş der giyerim.
Bir çorbayla karnım doydu,
Hırka bana yorgan oldu,
Birde kalem tutmayı öğret,
Kırk yıl sana hizmet ederim.
Bana bir harf öğret yeter,
Kırk yıl sana hizmet ederim.
Barışım uzaktan geldim,
Dört kapı önünde durdum,
Dört kapıdan geçemezsem,
Geldiğim gibi giderim.
Doğduğu, yaşadığı topraklarda toprakla yoğrulmuş ve toprakları için yorulmuş bir büyük isim olan Barış Manço bir Türk beyi edası ve tavrıyla Türk kültürünün çok önemli bir taşıyıcısı olmuştur. “Yaz Dostum”da selam almak, yoksulun yedirilip içirilmesi, garibin giydirilmesi, öksüzün kolunun kanadının sarılması yönüyle Barış Manço’da bir sosyal devlet, bir tarih, bir alp tipi yükselmiştir. O, ölümüne kadar yaptığı programlarla Türk toplumu için model olmaya çalışmış ayrıca benliğinden kopmadan Türk’ü dünyaya, dünyayı Türk’e açmıştır.