ATSIZ’A DOST BİR YÜZ: İRFAN FETHİ GEMUHLUOĞLU

15 Ocak 2020 13:47 Dr.Selim YILDIZ
Okunma
329
ATSIZA DOST BİR YÜZ:  İRFAN FETHİ GEMUHLUOĞLU

Gemuhluoğlu, Atsız’ın cenazesinde şöyle der;
“Bu musalla taşı onun kadar bir er kişiyi çok az görmüştür hoca efendi!”

İrfan Fethi Gemuhluoğlu, izzetinefis davasıyla sabah akşam insanı ve insanlığı yoranların idrak etmekte zorlandığı bir mütefekkirdir. Cahit Zarifoğlu’nun ifadesiyle tek başına bir okul olan Fethi Gemuhluoğlu, 20. yy Türkiye’sinin nadir fikir ve gönül adamlarından biridir. Günümüzde insanı ve gönlü merkeze alan riyadan ve gösterişten uzak bir yaşam içinde insanlığa öncü olabilecek değerleri düşündüğümüzde Gemuhluoğlu’nun kıymeti daha çok kendini hissettirmektedir. Ona gore “Her şey gönülde cereyan ediyor. Ve insanlar, biz zannediyoruz ki, hâl-i cimâ’dan doğuruyorlar. İnsanlar hâl-i cimâ’dan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor. Gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için ‘yol evlâdı’ oluyor, ‘bel evlâdı’ olmuyor.”
Mesleğinin insan yetiştirmek olduğunu her zaman hatırında tutan ve yaşamında tatbik eden Gemuhluoğlu, 1923 yılında Arapgirli bir Türkmen ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Haydarpaşa Lisesinden mezun olduktan sonra hukuk eğitimine devam etmiş, sonra İstanbul’da çeşitli okullarda Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü de yapmış olan Gemuhluoğlu, kuruluşunda rol aldığı Türk Petrol Vakfı’nda Genel Sekreterlik görevini yürütmüştür. Ergun Göze’ye gore “O, insan mühendisi idi. Statiği, dinamiği ve bilhassa iç mimarisi ile şantiyesi, bir kahve masası, bir ziyafet odası ve son yıllarda başında bulunduğu vakıf idi. Kendisini de başında bulunduğu vakfa vakfetmişti.”
Gemuhluoğlu’nu bugün var eden ve yarın da var edecek olan Türk milletinin sorunlarını Türk milletinin içinde yaşayan biri olarak görmesi ve değerlendirmesidir. O, kendine yabancılaşan veya kendi kendine tehdit oluşturmaya başlayan insandaki çürümeye karşı oldukça naif, nezih ve nazik uyarıların adamı olmuştur. O, içinde yaşadığı topluma ve o toplumun çocuklarına once dost, sonra aşk, sonra da yol olmuş bir tefekkür ve kelimenin tam manasıyla bir tasavvuf,  bir modern derviş, Yunus’un 20. yüzyıla uzanan kokusu; kinin,  kibrin, kirin, yoz ve yobazlığın korkusudur. İnsana hizmetin İslam’a hizmet olduğunu idrak etmiş, her türlü kör kuvvetin ve ayrışmanın ötesinde Gemuhluoğlu, esasında Türk milletinin evlatları için model bir kişilik, kendi içinde oturmuş bir adamdır. Durduğu yerin farkında olan Gemuhluoğlu, insana giden yolu bulmuştur. O yol da onda kendi ifadesiyle Peygamber’e giden yol olmuştur.
Arapgir Postası, Serdengeçti, Yeşilada,  Türk Yurdu, Düşünen Adam, Yeni Sabah, Göldağı gibi gazete ve dergilerde yayımlanan Gemuhluoğlu’nun ana davası bir nesil inşâ etmektir. Bu inşai hareketin merkezine ise aşkı koymuştur. Hilmi Ziya Ülken’in “Aşk Ahlakı” onda vücut bulmuştur dememiz mümkündür. İçindeki sesin her daim takipçisi olan Gemuhluoğlu “Ağlamayan gözün baktığından hayır gelmez.” düsturu içinde yüreğe dokunan, dokunduğu yürekle yürüyen müstesna bir şahsiyettir. O, köklerden kopuşun savruluşuna serzenişte bulunurken bir taraftan da “Güneşin batışını değil, doğuşunu yazın.” öğüdüyle umut olmuştur.
O, “Dostluk Üzerine” irticalen 22 Kasım 1975’te yaptığı konuşmada “Ölümün, insana, gözünün akının siyahına olan yakınlığından daha yakın” olduğu gerçeğini işleyerek “Uykuya dost olmayalım. Her şeye dost olalım, politikaya dost olmayalım. Her şeye dost olalım, hırs-ı mâl ve hırs-ı câha dost olmayalım.” der. İnsanı coğrafyada, coğrafyayı insanda en güzel okuyan fikir adamlarımızdan olan Gemuhluoğlu, tarihe dost olmaktan, coğrafyaya dost olmaktan, uzuvlara, toprağa, ormana, ağaçlara yani tabiata dost olmaktan ve kendine dost olmaktan bahsederek var olmanın nedeni açıklar. O, Necip Fazıl’ın ifadesiyle “kendisine hiçbir zaman tecelli zemini aramayan tevekkül zarfına sarılı bir fikir sakası”dır.
“Bu musalla taşı onun kadar bir er kişiyi çok az görmüştür hoca efendi!” sesi er kişilerle birlikte yol yürümüş olan Fethi Gemuhluoğlu’nun, Büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız’ın cenazesindeki sesi olduğunu da belirtmeliyiz. Onun durduğu yerin daha doğru anlaşılması bakımından bu ses oldukça mühimdir.
Akif İnan onun için “Kelâmın en zarifini, edebin kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısını onun aziz varlığında erimiş bulurduk. O bir uygarlığın temsilcisiydi.” der.  Her türlü kutuplaşmaların ötesinde insana bakmasını bilen Gemuhluoğlu, yoldaşın da yolun da hakkını vermiş, hakikatte hayatının aynası olan sükûna 1977’de kavuşmuştur. Ahmet Kabaklı onu “Hüma kuşu”na benzetirken, Muharrem Ergin onun için “meclislerin görkemi idi” der.  
Ondan geriye kalanlar “Yeniden Bir Merhaba”, “Dostluk Üzerine” yazdıkları ve “Gerçek Olan Aşk”tır.
O derki; "Sözü düğümleyip biz dahi diyelim ki 'gamlanma gönül gamlanma', merhaba insanadır. Merhaba, sahibinin kendisine merhabasıdır."
Tarihin sesi, destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu onun ardından onun yürüyüşünü şöyle yazmıştır:
Hak yolunu, gönül yolu
Bilmişti; Hakk’a yürüdü.
Değişmez töredir; Hakk’tan
Gelmişti; Hakk’a yürüdü.

Ne gezindi azda, çokta,
Ne yıldız aradı gökte…
Mutlak güzelliği Hakk’ta
Bulmuştu; Hakk’a yürüdü

Giyinip ak önlüğünü
Seçti vuslat şenliğini…
Aynalardan benliğini
Silmişti; Hakk’a yürüdü.

Titremeden eli, dizi
Aştı yokuşları, düzü…
‘Elest’ içre ‘Belâ’ sözü
Vermişti; Hakk’a yürüdü.

Bir almadan, binbir veren,
Dikenliklerden gül deren,
Yesevî’den bir Alp-eren
Dervişti; Hakk’a yürüdü.”