MİLLÎ YÜRÜYÜŞTEN GAYRİMİLLÎ KİMLİĞE: CHP VE MARKSİST KANAT

31 Ağustos 2018 18:26 Dr.Selim YILDIZ
Okunma
663

MİLLÎ YÜRÜYÜŞTEN GAYRİMİLLÎ KİMLİĞE:
CHP VE MARKSİST KANAT

“Benim havarilerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder, bu hizmete layık ve muktedir olduğunu gösterirse havari  onlardır.”  Mustafa Kemal ATATÜRK 
     Selim YILDIZ
Türk milliyetçiliğinin 20. yy.deki efsaneleşmiş ismi Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinden aldığı güç ve inanmışlıkla Türklüğü yok etmek isteyen emperyalistlere karşı 1919-1922 arasında kurtuluş mücadelesini vermiş, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve kendi benzetmesiy-le Türk’ün Ergenekon’dan çıkmasını sağlamıştır. Böylece Türk milleti, felaha ve refaha yol bula-rak tarihte yeniden bir yürüyüşe geçmiştir. 
Mustafa Kemal bu süreçten sonra 6 Aralık’ta halkçılık esasına dayanan bir Halk Fırkasının kurulması fikrinden ilk defa bahsetmişti. 1 Nisan 1923’te TBMM Seçimlerinin yenilmesine karar verilmiş, 8 Nisan’da ise kurulacak olan Halk Fırkasının da ilk programı olacak olan 9 ilke yayım-lanmıştır. 7 Ağustos’ta Müdafaa-i Hukuk Grubundan 113 milletvekili toplanmış, grubun Halk Fır-kasına dönüşeceği ve bu yolda hukuki çalışmaların başlatılması gerektiği ise Mustafa Kemal tara-fından ifade edilmişti. 23 Ağustos’ta Lozan Barış Antlaşması’nın onaylanmasından sonra 9 Ey-lül’de Halk Fırkası kurulmuş, 11 Eylül’de ise başına Mustafa  Kemal getirilmiş , Genel Sekreterli-ğini ise Recep Peker  üstlenmiştir. Fırkanın başına Cumhuriyet kelimesinin eklenmesi bir yıl son-ra olmuştur.
Kurucuları: Erzincan Mebusu Sabit (Sağıroğlu), İstanbul Mebusu Dr. Refik (Saydam), İz-mir Mebusu Celal (Bayar), Erzurum Mebusu Münir Hüsrev (Görele), Tekirdağ Mebusu Cemil (Ubaydın), Konya Mebusu Kâzım (Hüsnü), İzmit Mebusu Saffet (Arıkan), Diyarbakır Mebusu Zülfü Bey, Kütahya Mebusu Recep (Peker) ve Mustafa Kemal.
Kemal Karpat’a göre, temeli olarak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini, ilk kongresi olarak da Sivas Kongresi’ni gören CHP ve denetim altında tuttuğu TBMM, 1927’ye kadar hükûmetin uygulamalarının ulus adına meşrulaştırıldığı ve resmîleştirildiği bir örgüt olarak kul-lanılmıştır.
Millî mihver Atatürk Dönemi’nde millî politika ve uygulamalarla varlığını hissettirmiş olan CHP sonraki yıllarda mesela İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Türk milliyetçi-lerine yönelik tutumu (1944 Olayları), 1960 sonrasında ise Marksizme kapı aralaması yönüyle olumsuz anılagelmiş, kuruluş felsefesinden uzaklaşmıştır.
Türk milliyetçilerinin CHP değerlendirmesi bazı siyaset sosyologlarının Türk siyasi tari-hini devletçi-seçkinci ve gelenekçi liberal  şeklinde sürekli git-gel durumuna bağlamaları ve cep-heleştirmeleri şeklinde olmadığını söylememiz mümkün görünmektedir. Dünün ve bugünün Türk milliyetçileri CHP’yi tarihsel gerçeklik üzerinde kendi düşünce dünyası ve siyasi mücadelesi doğrultusunda değerlendirmiştir. Temel kaygı her zaman Türk milliyetçiliği olmuştur. Bu çerçe-vede 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde CHP saflarından Türk ordusunun şerefli subayı Korgeneral İsmail Metin Temel’e yönelik apolet sökme çıkışına karşı yine CHF’nın 1931 Programı’nda sekizinci bölümündeki “Devletin yüksek bünyesinin sarsılmaz temeli olan ve millî mefkûreyi, millî varlığı ve inkılâbı kollayan ve koruyan Cumhuriyet ordu-sunun ve onun fedakâr ve kıymetli mensuplarının daima hürmet ve şeref mevkiinde tutulmasına suret-i mahsusada itina ederiz.” ifadeleri esasında dikkate şayan bir cevaptır.  
Vatanı “hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kül” olarak gören CHF, milleti de “dil, kültür ve mefkûre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyet” olarak tanımlamıştı. Milliyetçilik ise CHF 1931 Programı’nda “Fırka, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk ictimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmayı esas sayar.” şeklinde ifadesinde kendini bulmuştur.   CHP kurulduğu yıllarda ve ondan sonraki uzun yıllar boyunca milliyetçi, vatansever ve komünist aleyhtarı olan çoğunluğun hâkim olduğu bir parti olmasına rağmen Türkiye’nin tek partisi oluşu sebebiyle şüp-hesiz yönetici ve vazifeliler arasına Türk milliyetçiliğine düşman kişiler de sızmıştı. Fakat hâkim çoğunluk Millî Mücadele ruhu ile yetişmiş ve yoğrulmuş kişilerdi. Bu kişiler arasında yedi dönem CHP milletvekilliği ve Adliye Bakanlığı yapmış olan Mahmut Esat Bozkurt ayrı bir önem taşımak-tadır.  23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisine giden Mahmut Esat Bey, milletvekilliğini 1943 yılında, 51 yaşında ölümüne kadar sürdürmüş, 1922’de Rauf (Orbay) Bey kabinesinde 30 yaşında İktisat Vekili olmuş; bu görevi sırasında Ziraat Bankasının ıslahı, çiftçi kredi kooperatiflerinin kurulması, esnaf örgütlerinin yeniden düzenlenmesi, Emlak ve Eytam Bankasının kurulması önemli işler başarmıştır. 17 Şubat 1923’te İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi’ni toplamış, 1924 yılında Adliye Vekilliğine getirilen Mahmut Esat Bozkurt, 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebini de kurmuştur. 17 Şubat 1926 günü TBMM’de oy birliği ile kabul edilen Medeni Kanun’un mimarı-dır. Türk Ceza Kanunu, Kabotaj Kanunu, Ticaret Kanunu, Hukuk Mahkemeleri Usulü Kanunu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sisteminin temel yasaları onun bakanlığı döneminde, 1926 yılın-da kabul edilip yürürlüğe girdi. Fribourg Hukuk Fakültesinde sunduğu doktora tezi Osmanlı Kapi-tülasyonları rejimi idi. 
Yeni Sabah gazetesinin 9 Temmuz 1943 tarihli sayısında “Türklük Davamız” başlığı ile yayımladığı yazısında Mahmut Esat Bozkurt şunları söylemekteydi: Birkaç gün önce Millet Mec-lisinde bir soruya muhatap kalan Hariciye Vekilimiz Türkçülüğümüzün sınırlarını bir kere daha çizmek zorunda kaldı. Bir kere daha diyorum. Çünkü partimiz Türklük prensibini Atatürk’ün sağlığında tespit etmiştir. Prensip şudur: Millet dil, kültür, mefkûre birliği ile birbirine bağlı va-tandaşların teşkil ettiği içtimai ve siyasi bir bütündür. Başbakan Şükrü Saraçoğlu ise 5 Ağustos 1942 tarihinde Meclis kürsüsünden okuduğu hükûmet programının sonunda: “Biz Türk’üz, Türk-çüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türklük bir kan meselesi olduğu kadar o kadar da bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçü-yüz ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” diyordu. Yine yedi dönem CHP milletvekilliği Bayın-dırlık Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış olan aynı zamanda üniversitede uzun yıllar Türk inkılâbı dersini okutmuş olan Recep Peker de “sosyalizmin komünizme geçit olduğu” kanısında idi”  Re-cep Peker, anarşist, Marksist, faşist, hilafetçilik ve beynelmilelcilik gibi akımların Türkiye üzerin-den geçeceğini bunlara ancak, milliyetçilik akımına sıkı sıkıya sarılmakla karşı konulabileceğini savunmuştur.  Türk milliyetçilerinden İlhan Darendelioğlu’na  göre, dün CHP’nin en mesul mevkilerine Türk milliyetçisi olduğunu haykıranlar getirilirken, onlara bakanlık vazifesi verilir-ken, Bülent Ecevit döneminde Türk milliyetçiliğine ve Türk milliyetçilerine düşman kişilere; 60 milyon soydaşımızı unutup, Angola’ya hürriyet, Vietnam’a bağımsızlık isteyenlere, Meclis kürsü-sünden Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi rejimi değiştirmek için eyleme geçenlerin avukatlığını yapanlara vazife verilmiş, bakan yapılmıştır. Darendelioğlu, Ecevit’in faşist ilan ettiği Türk milli-yetçiliğinin öncülerinden İsmail Hami Danişment (Ali Suavi’nin Türkçülüğü) ve Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu’nun (XI. Asırda Bir Türk Mütefekkiri ve Ahlaki Düşünceleri) kitaplarının yine dünkü CHP’nin yayınları arasından çıktığını da vurgulamaktadır.  Yine ona göre, Ecevit milliyetçilik düşmanı enternasyonal bir kafaya sahip olduğu için 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu’nun 3. maddesindeki “Öğrencilerin örf ve âdetlerine bağlı milliyetçi kişiler olarak yetiştirilmesi” bendi-ne karşı çıkmış Anayasa Mahkemesine iptali için müracaatta bulunmuştur. Ancak CHP’nin bu isteğinin iptalinin iptaline 25.2.1975 gününde Esas:1973/337, Karar:1975/22 sayı ile karar ve-rilmiştir.  27 Mayıs Darbesi’nden sonra yeni Anayasa ile birlikte başlayan yeni düzene İkinci Cumhuriyet  adını veren CHP’nin genç teorisyenleri, Yön adıyla yayımladıkları Sosyalist bir der-ginin ilk sayısında sosyalizm adına bir de bildiri yayımlamışlardı (20 Aralık 1961). Dergiyi ve bildiriyi hazırlayanların başında CHP Danışma Kurulu Üyesi Doğan Avcıoğlu da vardı. Bildiri Bü-lent Ecevit tarafından da tasvip ve iltifat görmüştü. Darendelioğlu’na göre, bu dergi ve bildiri Marksist düşüncenin yıllardan sonra Türkiye’de yeni döneminin ilk tezahürü idi. Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, Türkiye’ye yeni bir yön vermek isteyen “Yön”cülere yazdığı mektupta “Yön’ü çı-karanlar, yeni bir arayış döneminde bulunan Türk toplumuna taze bir düşünce gücü katabilecek değerli aydınlardır. Bildirilerinde toplumun bu dönemde karşılaştığı başlıca sorunlara hür kafalı insanların cesurluğu ile eğilmişlerdir.” diyordu.  Yön dergisi, 6 yıl süreyle Türk siyasi düşünce-sinde solcu ideolojik akımların gelişmesinde önemli ölçüde etkili olmuştur. Harris’e göre, “Yön CHP içinde, aşırı sosyal reform taraftarlarını sol kanat altında bir grup hâline getirmiştir.”  Do-ğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Yön dergisi ve daha sonra Devrim gazetesi etrafında yeni bir akım meydana gelmiştir. Bu hareket Marksizmle Kemalizmi harmanlayan bir tür “Sol Kemalizm” nite-liğindeydi. Bu doğrultuda Bülent Ecevit (1925-2006) CHP’yi bir sosyal demokrat partiye dönüş-türme yönündeki eğilimi şahsında temsil etmiştir.  12 Mart 1971’e giden süreçte Doğan Avcıoğ-lu’nun çıkardığı haftalık Devrim gazetesi etrafında toplananlar parlamento dışı muhalefeti savu-nuyorlardı. Türkiye’de orduyu tahrik ederek sol-sosyalist, bir çeşit Basçı yönetim kurdurmak için çok ciddi faaliyetler vardı. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünde “orduyu baş kaldırmaya teşvik” iddiasıyla Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ile birlikte 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra yargılanan ve beraat eden Avcıoğlu, 1973’te siyasal yaşamdan çekildi. 4 Kasım 1983’te İstan-bul’da öldü. 
Solcu gençlik liderlerinden Harun Karadeniz’e göre de Yön dergisi, Akşam gazetesinden Çetin Altan ve Cumhuriyet’ten İlhan Selçuk’la birlikte düşünüldüğünde gençliğin yurt sorunlarına bakışını değiştirmiştir. Yön dergisi incelendiğinde yeni bir devletçilik görüşünün yanında, Türk sosyalizmi, İslam sosyalizmi veya az gelişmiş memleketler sosyalizmi gibi görüşlere de rastlıyo-ruz.  Diğer yandan Bülent Ecevit “Yeni Devlet Kapitalizmi” adı verilen sosyalist bir düzen isti-yor, hızla Türkiye’yi “sol”a kaydırmaya çalışıyordu. Hatta Türkiye İşçi Partisi (TİP)  üniversite-lere sızmaya başlamış, CHP eğilimli öğretim üyeleri ile bütünleşmeye başlamıştı ki bunda CHP’nin etkisi büyüktü. TİP 1965 Seçimlerine katılmış CHP’nin çıkardığı “millî bakiye” adıyla kamufle edilen bir kanunla Mehmet Ali Aybar ve Çetin Altan başta olmak üzere 15 aşırı solcunun Millet Meclisine girmelerini sağlamışlardı. Bununla birlikte Sosyalist Kültür Derneğine ve Fikir Kulüplerine zemin hazırlanmasında da CHP’nin müsamahası rol oynamıştı. 
Celal Bozkurt, CHP ile TİP arasında bağlantı ve farklılaşmayı da şu şekilde ortaya koy-maktadır:  Efkâr-ı umumiye tarafından komünist düzenin savunucusu olarak kabul edilen TİP, bir noktada CHP ile birleşirken, bir noktada da CHP’den uzaklaşmış görünmektedir. CHP’nin dev-letçilik anlayışı tarifler içinde TİP kadar katı tedbirlere bağlı görünmemekte, bir yerden sonra özel teşebbüsün kabul edildiği ve planlı karma ekonominin savunulduğu görülmektedir. Devlet-çilik noktasında birbirinden uzaklaşmış görünen bu iki sol parti, düzenin değişmesi konusunda hemen hemen aynı şeyleri savunarak birleşmiş görünmektedirler. Bilhassa gerek Ecevit’in bu değiştirmeyi sağlamak üzere ileri sürdüğü, ‘Barış Gönüllüleri’ne benzeyen bir kurtuluş içindeki ‘CHP’nin Halk Gönüllüleri Örgütü’ ile TİP’in 1965 Seçimlerinde kurmuş olduğu örgüt arasında büyük benzerlik dikkat çekmektedir… TİP, CHP’nin savunduğu laik anlayışı aynen benimserken dilde de aşırı milliyetçi görünmekte ve Atatürk’ü kendi ideolojilerinin kalkanı yapmakta da CHP’den pek geri kalmamaktadır. Dilde aşırı milliyetçi görünmelerine rağmen CHP ile TİP’in or-taya koydukları en mühim beraberlikse hiç şüphesiz her iki partinin de açıkça milliyetçiliğe ve sağa karşı göstermiş oldukları davranışlardır. Sonuç olarak denilebilir ki, zaman zaman menfaat ayrılıkları icabı birbirleriyle zıtlaşmış görünen CHP ve TİP yöneticileri, ortanın soluyla başlayan ideolojik beraberliğin ayrıntıları üzerinde tartışmakta ve sol ideolojilerin yan yana yürütülmesi-ne büyük gayret sarf etmektedirler. 
İlhan Darendelioğlu’na göre, 1965’te sağ partiler oldukça başarı kazanmış, TİP 14 millet-vekili ile Meclise girebilmiş, CHP ise yalancı, tavizci ve hayalci propagandasına kanacak bir toplu-luk bulamamıştı. Siyasi hayatı büyük tezatlarla dolu olan Bülent Ecevit, Başbakanlığa kadar yük-selmiş olmasına rağmen belli bir fikrin, düşüncenin adamı olamamıştı. “Ortanın solu” , “düzen değişikliği”, “Toprak işleyenin su kullananın.”, “halk iktidarı’’ onun ortaya atıp da müdafaasını yapamadığı sloganların başında gelmektedir. CHP’nin şöhretli kişilerinden Kasım Gülek’in dahi Ecevit solculuğuna tahammül edemediğini belirten Darendelioğlu, Ferit Melen, Emin Paksüt, Turhan Feyzioğlu gibi CHP hükûmetlerinde vazife almış birçok kişinin de bu sloganlar yüzünden CHP’yi terk ettiği tespitini ortaya koymuştur.  CHP’li Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu ile Orhan Özt-rak, Ferit Melen ve Emin Paksüt gibi yakın arkadaşlarınca, 12 Mayıs 1967’de kurulan ilk partinin adı Güven Partisidir. Komünizme karşı savaşacaklarını açıklayan GP’liler, CHP’deki ortanın solu ekibini, Türkiye’yi bir komünizm macerasına sürüklemek isteyen kimseler diye tanımlamışlar-dır. 1-2 Mart 1968 günlerinde Huzur-Hürriyet-Refah sloganı ile toplanan kongrede Komünizmle mücadele için ant içtiler. Daha sonra Bülent Ecevit’in Genel Başkan seçilmesinden sonra yine CHP’den kopan Cumhuriyetçi Parti ile birleşen Güven Partisi, Cumhuriyetçi Güven Parti adını almıştır. Hikmet Özdemir, CGP’yi 12 Mart askerî yönetiminin TBMM Grubu şeklinde kabul et-mektedir.  Turhan Feyzioğlu’nun kendisine bağlı 32 milletvekili ve 15 senatörle birlikte 30 Ni-san 1967’de ayrılıp Güven Partisini kurması İnönü tarafından kuruluşundan sonraki en büyük kopma olarak değerlendirilmiştir.   Bülent Ecevit “ortanın solu”nu, “CHP’nin, bu öncü ve dev-rimci partinin çeşitli uygulayış safhalarından, gerçekleşme devrinden geçmiş programının, şimdi içinde bulunduğu sosyal ıslahat devriyle ortaya çıkan belirgin duruma gelen vasfıdır.” şeklinde tanımlamakta ve özelliklerini de insancıl, halkçı, sosyal adaletçi ve sosyal güvenlikçi, ilerici-devrimci-reformcu, devletçi, plancı, özgürlüğe bağlı ve sosyal demokrasiden yana olarak sırala-maktadır. Turhan Feyzioğlu, “ortanın solu”nu CHP’nin altı okundan inhirafı şeklinde açıklamış ve partiyi Atatürkçülüğe ihanet etmekle suçlamıştır. Çok partili parlamenter sistemde, siyasi partiler yelpazesinde izafi bir yön tayini için başvurulan ve mutlak surette ideolojik bir değer yargısı ola-rak ileri sürülen ortanın solu başlangıçta sınırlı ve somut bir anlamda kullanılmışken sonradan tamamen amacından sapmıştır.  Milliyetçi algı ve milliyetçi kesimlere göre Bülent Ecevit, CHP’nin yıllardır müdafaasını yaptığı başta Devrimcilik olmak üzere Milliyetçilik ve Halkçılık umdelerine ters bir anlam vermiş, bu ilkeleri eski ve köklü CHP’lilerin inançlarına göre değil sol ve Marksist kafaların düşüncelerine göre yorumlamıştı. Ecevit, devrimi “Ortanın Solu” adıyla yayımladığı kitapta “Türk toplumu ile çağdaş uygarlık ve dünya görüşü arasında duvarları yıkma hareketi” olarak tarif etmiştir. Ecevit, başka bir kitabında da anarşistlere ve devrimci sıfatına bürünmüş olanlara cesaret verircesine şunları yazmaktadır:  Che Guevaraların, Castroların eyle-me giriştiği ülkelerde, devrimcilerin eli altındaki bu olanaklardan hiçbiri yoktu. Onun için onlar dağa çıktılar. Onun için onlar gerillacı oldular… Castro’nun önünde kilitli kapılar vardı. Che Gue-vara’nın önünde kilitli kapılar vardı. Ho Şi Minh’in önünde kilitli kapılar vardı. Mao Çe Tung’un önünde kilitli kapılar vardı. Anahtarı devrimcilerin elinde olmayan o kapıları açabilmek için yük-lenmek gerekirdi. Kapıları kırmak gerekirdi. Bizde ise kapılar kilitli değildir. Tokmağını çevirince açılabilir 
İlhan Darendelioğlu’na göre, 1 Mayıs 1978’de  yani CHP’nin iktidarda olduğu dönemde DİSK’in düzenlediği 1 Mayıs İşçi Bayramı mitinginde Taksim Meydanı kızıl bayraklarla süslenmiş, meydanı TKP’ye özgürlük naraları çınlatmış; Gestapo Ajanı Türkeş Tutuklansın, Yaşasın Türk-Kürt Halkının Mücadelesi, Halklara Eşitlik, Liderimiz Çayan-Savaşa Devam, Yaşasın Milli Demok-ratik Devrim vb. pankartlar açılmış; Nazım Hikmet, Mustafa Suphi, Hikmet Kıvılcımlı, Marks, Engels, Stalin, Castro, Guevara, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı vb. portreleri taşınmış  böylece bölücülük ve komünizm propagandası büyük bir cesaret içinde yapılmıştı. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP), Birlik Partisi (BP), Vatan Partisi gibi partilerle TİP Genel Başkanı Behice Boran’ın da desteklediği mitinge 24 CHP’li parlamenter de destek ver-mişti. Yabancı birçok temsilcinin de katılımıyla gerçekleşen bu kutlama ile yasalar CHP iktidarı-nın müsamahasıyla çiğnenmiştir. Günümüzün tanınmış simalarından o zaman CHP’li bir zaman-lar da AKP’li olan milletvekili ve eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile CHP’li Kemal Anadol bu mitinge katılan parlamenterler arasındaydı.  1944 Türkçülük Davası ve sonuçları bahsinde İnö-nü dönemini ağır bir şekilde eleştirmiş olan Darendelioğlu, 1970 sonrası süreçte Ecevit politika-larına karşı İnönü’ye daha ılımlı bakmış ve kitabında İnönü’nün 21 Ağustos 1973 tarihinde Türk Haberler Ajansı vasıtasıyla küçük büyük bütün Türk basınında yer alan “CHP’nin Marksist ka-nadın eline geçtiği, bu yüzden 1973 Genel Seçimlerinde CHP’ye oy vereceklerin bir da-ha düşünmeleri ve dikkatli olmaları gerektiği” yönündeki açıklamalarına yer vermiştir.  Türkiye ve Orta Doğu’nun Dr. Schwarz’ı (Komünistler Nasıl Yalan Söyler kitabıyla ünlü antiko-münist yazar)  denilebilecek İlhan Darendelioğlu, Ecevit’in kullandığı “güvercin” figürü hakkın-da da önemli tespitler ortaya koymuştur. Ona göre, “güvercin”i aydın ve entelektüel denilen ko-münistlerin birbirini tanımaları için ortaya atanlar Fransız Komünist Partisinin iki şöhretli kişisi-dir. Bunlar Picasso ve Aragon isminde Lenin mükâfatı almış Yahudi asıllı kişilerdir. Fransız Ko-münist Partisinin faaliyet raporunun kapağındaki güvercin, merkezi Moskova’da bulunan Gizli TKP’nin yayımladığı broşür ve afişlerde de kızıl yıldız ortasında orak-çekiç yerine güvercin re-simlerinin bulunması Ecevit ve güvercin figürü ilişkisini daha net gösteriyordu. Ayrıca Şili Ko-münist Partisi mensupları da mitinglere ağzına orak-çekiç takılı güvercin figürüyle iştirak edi-yorlardı.  Darendelioğlu’na göre, yurdumuzda 1960 yılına kadar her çeşit sol faaliyetlere karşı kapalı olan kapılar, CHP’nin ortaya attığı ortanın solu sloganı ile aralanmış, solcu, sosyalist, Mark-sist, Maocu ve Moskovacı komünistler bu kapıdan sızmaya başlamışlardı. Öyle ki Bülent Ecevit’in de bu durumu demokratik rejimin tabii sonucu olarak görmesi kapıların ardına kadar açılmasına sebep olmuştur. Darendelioğlu, Bülent Ecevit’in Devrimci teröristlere fırsat vermesini maddeler hâlinde şu şekilde sıralamıştır:  1- TCK’deki komünist propagandayı yasaklayan 141-142. madde-lerin kaldırılmasını, dolayısıyla komünist parti ve teşekküllerin de kurulmasını istemişti. 2- Bir zamanlar komünizm propagandası, daha sonra komünist anarşistlere para ve silah yardımı, şim-di de cinayet suçundan yatmakta olan Yılmaz Güney’i 6 CHP milletvekili Ankara Cezaevinde ziya-ret ederken, âdeta tasvip eder görünmüştü. 3- Almanya’daki Türk işçileri arasında açıkça komü-nizm propagandası yapan bu yüzden de Türk vatandaşlığından ıskat edilmiş Hakkı Keskin gibi kişilerin davetine katılmış, Türkiye’ye dönüşünde ise bu kızıl militanların affını istemişti. 4- Mao’nun 1948’de Çan Kay Şek’e karşı yaptığı mücadele sırasında, yoksul ve aç Çin köylüsünü al-databilmek için ortaya attığı toprak işleyenin sloganına bir de su kullananın ibaresini ilave etmek suretiyle bir kısım köylünün oyunu alabilmek için büyük bir yalan başvurmuştu. 5- Partisine mensup Ankara Belediye Başkanı Vedat Dolakay Moskova’ya giderken, Türk milletinin vatan haini olarak ilan ettiği Nazım Hikmet’in mezarına toprak götürmesine ve önünde saygı duruşuna ses çıkarmamıştı. Darendelioğlu, Nazım Hikmet ile ilgili eserinde  bu toprağın, Deniz Gezmiş’in mezarından alındığını yazmaktadır. 6- Taksim Alanı’na “1 Mayıs Alanı” adı veren sözde devrimci kuruluşların kızıl bayrakları ve kızıl liderlerin resimleriyle kutladığı 1 Mayıs gösterilerine iştirak eden 25’ten fazla CHP’li milletvekili ve senatörlerini tasviple karşılamıştı. 7- Yaşasın TKP diye çığlık atanları kınamadığını itiraf etmişti. 8- Fikir suçu diye bir suç tanımıyoruz demiş ne kadar rejim düşmanı komünist varsa affını sağlamıştı. 9- Partisinin son büyük kurultayında bütün ko-münist ülkelerin üye olmasını teklif etmiş ve kabul ettirmişti. 10- Gezdiği komünist ülkelerden yurda dönünce basına verdiği beyanatta oralarda gerçek manada bir bağımsızlık ve özgürlük bulunduğunu söylemek suretiyle masum ve uyanık vicdanları şaşırtmış, Marksist kafaları sevin-dirmişti.  Darendelioğlu’na göre bu devrimcileri, CHP’nin dünkü devrimcileriyle karıştırmamak gerekiyordu. Zira 1968 yılının Ocak ayında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) salonunda ya-pılan Devrim Stratejisi adı verilen açık oturma katılan İlhan Selçuk (Cumhuriyet Gazetesi yazarı) şunları söylemişti:  “Devrimciler ve devrimci partiler iktidara devrimle gelirler. Çağımızda dev-rim kavramından anlaşılan şey, sosyalist devrimdir. Devrimde muhakkak surette toplum kanun-larını bilerek toplumu etkileme, ona müdahale etme kavramı vardır. Devrim içinde yaşadığımız hukuk düzenine karşıdır. Sosyalist devrimi gerçekleştirecek olanlar emekçilerdir. Sosyalizm pro-letaryanın ürünüdür. Bu bilimsel gerçektir. Devrim stratejisi bu gerçeği kabul ettikten sonra gelir. Sosyalist devrimin kaynağı işçidir. Onun karşısında burjuvazi vardır…” Aynı oturuma katılan o dönem TİP’in Genel Başkanı Behice Boran  da İlhan Selçuk’un ifadesinden “ihtilal” manasını çıkardığını hatırlatmış ve şunları söylemiştir: “İlhan Selçuk’un devrim hareketini, bir ihtilal hare-keti, silahlı bir direnme hareketi, mücadele hareketi kabul ettiği anlaşılıyor. Sosyalist teoride dev-rim mutlaka ihtilal vs. şekillerle silahlı mücadele değildir. Devrimin son yıllarda silahlı olan ve olmayan şekilleri tartışılmaktadır.” Darendelioğlu’nun, devrimcilerin akıl hocası olarak nitelediği Çetin Altan’a göre ise: “Devrim, revolution yani ihtilal demektir. Evrim, evolution yani gelişim demektir. Devrimcilik, yani ihtilalcilik bir fikir sistematiğinin doğrultusundan koparılmış olarak tek başına düşünülemez. Çağımızda ise bu fikir sistematiği Marksizmin dışında kurulamaz.” Da-rendelioğlu’nun anlatımıyla, Türkiye’den firar ettikten sonra Yugoslavya’da ölen tanınmış komü-nist Hikmet Kıvılcımlı  da devrimi, “Birbirine zıt sosyal sınıfların fertleri, zümreleri ve bütün-lükleri arasında birikip artmış olan sınıf mücadelesinin ansızın kızışıp patlak vermesidir… Dev-rim, sosyal sınıflar arasında geçen bir savaş, bir rejim savaşıdır. Daha doğrusu devrim, sosyal re-jim değişikliği için yapılan bir savaştır.” şeklinde ifade etmiştir.  İki yıllık Ecevit iktidarını bizzat yaşamış ve gözlemlemiş olan İlhan Darendelioğlu, bu dönem hakkında “Devlet yönetimini, ‘Ak Günler’e sloganıyla eline geçirdiği bu kişinin kısa bir dönem içinde milleti nasıl bir kara günlerin içine soktuğunu biz unutsak bile tarih unutmayacaktır.” ifadeleriyle özetlemektedir.  Diğer yan-dan Darendelioğlu’nun şehit edilmeden önce yazdığı ifadelerine göre de, “Ecevit’in mantığına inanmak icap etseydi bu milletin faşist olduğuna inanmak gerekecekti. Fakat bunların hepsi kor-kunç bir iftiradan başka bir şey değildi.” 
Sonuç olarak Türk milliyetçilerine ve İlhan Darendelioğlu’na göre CHP, 27 Mayıs Hareke-ti’nden sonra Komünist Cephe taktikleri ile ele geçirilmiş ve âdeta bugünkü vaziyetine hazırlan-mıştır. Türkiye’de 1960 askeri müdahalesi sonrasında 1961 Anayasa’sının getirdiği özgürlükçü ortamda sosyalist ve Marksist fikirler de kendine bir siyasi zemin bulmuşlardı. İşte böyle bir or-tamda Mihri Belli, Doğu Perinçek, Doğan Avcıoğlu, Behice Boran gibi kişiler ön plana çıkmaya başlamış, Türkiye’de siyaset bölücü, ayrılıkçı, kökü dışarıda ideoloji ve dış mihraklara daha kolay maruz kalacak şekilde konumlandırılmıştır. Mihri Belli sözde demokratik devrimi askerî darbeye göre ayarlamanın hesabını yaparken, Doğu Perinçek Fikir Kulüpleri Federasyonu ve devrimci örgütler vasıtasıyla bir gençlik örgütlenmesine ağırlık veriyor zaman zaman bunları harekete geçiriyordu. Behice Boran ise bir sosyolog olarak  toplumsal temelde Türkiye’nin daha çok doğu ve güneydoğu topraklarındaki sosyal ve ekonomik sorunlar üzerinden bir çıkış yolu aramaktay-dı. Türkiye’de 1960 sonrası kimi çevrelerde oluşmaya  başlayan tarih havası kökleri 1930’lara giden ve CHP’yi daha o yıllarda ele geçirmeye çalışan Marksçı bir hava olduğu söylenebilir.  Bu hava içerisinde Kadrocu tarih görüşü çizgi olarak devam ettirilmiş bir taraftan sözde geri kalmış-lığa tarihsel bir neden bulunmaya çalışılırken bir taraftan da Erol Güngör’ün ifadesiyle fikir yeri-ne sloganı hâkim kılan Marksist sosyalizme kapılar açılmıştır.