ALMANYA SEÇİMLERİNE DAİR

10 Haziran 2018 17:22 Fatih OĞUZ
Okunma
273
ALMANYA SEÇİMLERİNE DAİR

ALMANYA SEÇİMLERİNE DAİR

 

Fatih OĞUZ

 

Avrupa Birliği zor dönemlerden geçiyor.Para birimi Avro ile ilgili endişelerin artması, Yunanistan krizi, AB üyesi Güney Avupa ülkelerinin ekonomik krizi, Batı Avrupa ülkelerinde İslam’a karşı yükselen eğilim, sığınmacı sorunu, Rusya tarafından gerçekleştirilen Kırım’ın ilhakı ve Doğu Ukrayna krizi, güvenlik sorunu, Polonya gibi eski Varşova Paktı üyesi olan AB ülkelerde rejime dayalı siyasi çalkantılar, Brexit, İspanya’nın Katalonya bölgesinde yaşanan bağımsızlık referandumu, Kıbrıs müzakeresi,Türkiye ile ilişkilerinin dondurulması hatta kesilmesi vd. konular son yıllarda AB’nin ajandasını dolduran gelişmeler.

Ve bu gelişmelerin karşısında Almanya lokomotif görevini üstlenerek istikrarı koruyabilen, krizlerden çıkmak için çözüm önerebilen ve uygulanması için de inisiyatif kullanabilen konuma gelmiştir. Almanya sanayide, ekonomide, güvenlik politikasında öncü ülkelerden biri olması bu konumu belirlemekte etkin olmuştur. Lakin, ülkenin potansiyelinden öte kamuoyu tarafından bu etkinliğinin kapsayıcı bir koordinasyon doğrultusunda verimli yönetilme başarısı Almanya’nın Şansölyesi Merkel’in hanesine yazılmaktadır.

Bu nedenle Merkel’in tekrar Başbakan adayı olarak girdiği ve 24 Eylül 2017 tarihinde Almanya’da gerçekleşen 19.Genel Seçim sadece Almanya’nın değil birçok ülkenin ilgi alanındaydı. Çünkü Almanya’da siyasi dengenin değişime uğramasının doğurabileceği süreç daha tesirli olacaktır.

 

Fransa, Birleşik Krallık Ve Rusya Açısından Almanya Seçimleri

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un tercihi Merkel olduğu malum. Fransız gazete “Le Monde” 7 Eylül 2017 tarihinde yayımladığı“Macron’un kâbusu” başlıklı haberde Macron’un olasılıklı Merkel ve Liberallerle kurulacak hükûmet dair endişelerinden bahsetmekte. Eğer Merkel ile Liberaller arasında bir hükûmet gerçekleşirse hem kendisinin, hem de Avrupa için düşündüğüre formların “ölümüne” sebep olabileceği yönde görüş beyan ettiği söylenmekte.

Macron’a en büyük destek Yeşiller’in Eş Başkanı Cem Özdemir tarafından geldi[1]. Özdemir 23 Eylül 2017 tarihinde partisinin resmî İnternet sayfasından yayımlanan bir makalede daha güçlü bir Avrupa için Macron’un Berlin’e uzattığı ele karşılık verilmesi gerektiğini ve 24 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşecek olan Genel Seçimin sadece Almanya için değil aynı zaman da Avrupa’nın geleceği konusunda karar verici olduğunu belirtmekte. Yeşillerin ortak olduğu bir hükûmette üstlenmek istedikleri bakanlıkların başında Dışişleri gelmektedir. O nedenle Özdemir özellikle Avrupa’nın geleceği ile ilgili daha aktif bir rol alma teşebbüsünde bulunacaktır.

Cem Özdemir bu makaleyi yazmadan bir gün önce kendi kişisel Twitter hesabından şöyle bir mesaj paylaşmıştır: Brexitderin üzüntü vericidir ama iyi haber olan: Biri gider, 27 kalır! AB’nin reformlarına ve birliğine konsantre olmalıyız.

Cem Özdemir’in biri gider dediği Birleşik Krallık ise Brexit ile Avrupa Birliği’yle yollarını ayırdığı düşünülse bile daha aktif bir siyaset izleyeceği yönde sinyaller vermekte. İngilizler Merkel’in Liberallerle hükûmet kurmasını istiyor. Liberallerin İngilizlerle Anglosakson ekseninde buluşmaları buna sebep olarak gösterilebilinir. Birleşik Krallık Başbakanı May 24 Eylül 2017 tarihli “Welt am Sonntag” gazetede yayımlanan makalede önümüzdeki süreçte Almanya’nın ve AB’nin en güçlü dostu ve müttefiği olması yönde çalışacaklarını ifade etti. İşte böyle bir süreçte Liberallerin güçlü bir şekilde tekrar Alman Federal Meclise seçilmesi ve Merkel’le birlikte kurulacak hükûmette hariciye geleneğine sahip Genscher gibi, Kinkel gibi liberallerin dışişlerinde görev almasını arzulayacaklardır. Liberallerin lideri Christian Wolfgang Lindner henüz 38 yaşında.Hitabeti güçlü olan Lindner siyasal, ekonomi, felsefe gibi alanlarda öğrenim görmüş, Alman Hava Kuvvetlerinde yüzbaşı olan, iş dünyasında tecrübe edinmiş bu genç lider şimdiden sempati uyandırıyor.

Ruslara ait enerji devi olan firmada yöneticilik yapan Almanya’nın Eski Başbakanı Gerhard Schröder Genel Seçimi bahane ederek Rusya’ya yönelik Almanya’nın öncülüğünde yürütülen ama Avrupa Birliği’i tarafından uygulanan yaptırımları hafifletmek hatta kaldırmak için kamuoyu çalışmaları yürüttü. Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı (Eski Dışişleri Bakanı) Steinmeier Sosyal Demokrat geleneğinden gelen ve Rusya’ya yakın siyasetiyle bilinmekte. Merkel’in yönetmediği, Cumhurbaşkanı Başbakanı Sosyal Demokrat geleneğinden gelen, hükûmet politikası Rusya’ya müttefik gözüyle bakan bir Almanya elbette Putin’i Avrupa politikası açısında rahatlatacaktır.

Ayrıca belirtmekte fayda var, bilindiği üzere Almanya ABD’den sonra en fazla altın rezervi olan ülke ve seçimlerden biray önce Paris’te bulunan 91 ton altını da Frankfurt/Main şehrinde bulunan Alman Federal Bankaya taşıdı. Böylece Almanya’nın Paris’te altını kalmamıştır. Şu an Almanya’nın New York’ta ve Londra’da %50 yakın altını (1600 ton civarında)mevcut.[2]

 

Almanya’da Seçim Süreci ve Çıkan Sonuç

19. Genel Seçim öncesi görünen siyasi atmosfere bir önceki seçimlerle kıyaslandığında adaylar daha çok açık hava veya halka açık programlara yöneldikleri, halktan biri görünümü vermeye gayret ettiklerini gözlemlediğimi söyleyebilirim. Buna karşılık da toplumun ilgisi arttı.Bu artışın sebebini sadece adayların halkla ilişkiler çalışmaları meyve vermesine bağlamamak lazım. Ülkedeki gelişmeler vatandaşların dikkatinden kaçma bir durum söz konusu değildi. Ne yazık ki vatandaşın dikkati kargaşa, korku ve kaos üzere kurulmuştu. Malzeme olarak da kullanılan konular Avrupa’daki sosyalizasyon sürecinde İslam dininin yeri, sığınmacılar, göçmen politikası, Türkiye’nin Almanya’daki Türk toplumu üzerinden Almanya’ya müdahale etme potansiyeli;bunların beraberinde getirdiği ekonomik buhran, sosyal devletin zayıflatılması ve güvenlik sorununun derinlik kazanması.

Özellikle Türkiye ana başlığı altında yürütülen politik tartışmalar diş sağlığı polikliniğinde, tren yolculuğunda,market alışverişinde, okul sınıflarında, iş yemeklerinde, çocuk doktorunda,spor müsabakalarında, tamirhanede, çiçekçide neredeyse sosyal hayatımızın herevresine sirayet durumuna geldi. “Türkiye’nin AB üyesi olamayacağı”,“Türkiye’nin demokrasiden uzaklaştığı”, “Türkiye’nin diktatör rejime doğru ilerlediğini”,“Almanya’da Türkiye’nin ajanları kol gezdiği ve her Türkiye leyhtarı kişinin potansiyel birer ajan olabileceği”, “3 senelik sığınmacıların örnek bir şekilde entegre oldukları ama 60 yıldan beri burada yaşayan Türklerin entegre olamadıkları hatta diğer yabancıların entegrasyon sürecini olumsuz yönden etkilediği” vd. tartışmalar Türkiye ve Türklerin tarihî ve millî kimliğine yönelik karşıtlığının yer bulabileceği meşru zemin oluşmasını sağladı.

Siyasetçilerin çoğu katıldıkları televizyonve radyo programlarda sürenin çoğunluğunu Almanya’nın sosyal politikası,emeklilik politikası, eğitim politikası, nüfus politikası, inovasyon politikası yerine Türkiye ekseninde olan tartışmalara yer ayırdılar. Bu tür tartışmaların karşısında vatandaşların bilinçaltına “Türkiye ve Türk korkusu” yerleştiğini görebiliyoruz.

Büyük partiler (Hristiyan Demokratlarve Sosyal Demokratlar) ellerinden düşürmedikleri “Türkiye kartını” hava tutmalarının bir sebebi olarak da Avrupa’da görülmeye başlayan ve gittikçe halkın genelinde yayılmaya başlayan yabancı karşıtlığıdır. Almanya’da yabancıların en dinamik temsilcisi de Türklerdir. Bizzat yaşadığım bir örneği vermek istiyorum.Okulda Balkan topluluğundan olan biriyle kavga eden Alman öğrenci “Pis Türk!”demesi üzere ona “onun Türk olmadığını bildiğin hâlde niye pis Türk diyorsun?”sorusunu sordum. Alman çok rahat bir tavırla “İster Türk olsun ister olmasın bunları bizim başımıza bela eden sizsiniz!” cevabı verdi. Türklere tarihsel bir motif yüklediğinizde tüm olumsuzlukların müsebbibi göstermek için kâfi gelecek düzeyde bir anlayışın varlığı yıllarca görmesizlikten gelindi.

Siyaset yaptığını düşünen çevreler tarafından Almanya’da yaşayan Türkler üzerinden Türkiye imajını biçimlemek veya tersinden ele alındığında Türkiye politikası üzerinden Almanya’da yaşayan Türkleri dizayn etmek her zaman işlerine gelmiştir. Türkiye’ye yönelik “AB üyeliği”, “Kıbrıs”, “sözde Ermeni Meselesi”, “ticari ve strateji yatırım”;Almanya Türk toplumuna yönelik ise “Türkçe”, “çifte vatandaşlık”, “dinî ve kültürel haklar” gibi meseleler dayatma veya taviz aracı yapılmıştır.

Ve bu reaksiyon 19. Genel Seçimde kendisini en açık yönüyle belli etti. 1 numaralı tabelada[3] görüldüğü gibi ağırlıklı olarak CDU’da siyaset yapmış kişiler tarafından 2013 yılında kurulan ve ilketapta “anti avro” partisi olarak anılan ve çözüm üretme yerine daha çok hükûmetlerin sığınmacı, uyum ve sosyal politikaları nedeniyle hoşnut olmayan halkın öfkesine ve tepkisine dayalı popülist siyaset yapan “Almanya İçin Alternatif Partisi”girdiği bu 2’inci seçimde %13 oy oranına yakın bir temsil gücüyle Alman Federal Meclisinde 3’üncü güç olarak yerini aldı. Bu parti için ırkçı, Nazi, faşist denilmesi bir yana; bu partiye oy verenlerin içerisinde her siyasi ve ideolojik eğilim olduğu ve seçmenin büyük kısmı iki büyük halk partisinden kaydığı gerçeği göz ardı edilmemeli.

 

TABLO-1[4]

Almanya 2013 ve 2017 Genel Seçimler


22 Eylül 2013

% Oran

Milletvekili Sayısı

24 Eylül 2017

% Oran

Milletvekili Sayısı

Seçmen

61.946.900

 

 

61.675.529

 

 

Oy kullananlar

44.309.925

71,5

 

46.973.799

76,2

 

Geçersiz oy

583.069

1,3

 

466.942

1

 

Geçerli oy

43.726.856

98,7

 

46.506.857

99

 

CDU (Hristiyan Demokrat Birliği)

14.921.877

34,1

255

12.445.832

26,8

200

SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi)

11.252.215

25,7

193

9.538.367

20,5

153

Die Linke (Sol Partisi)

3.755.699

8,6

64

4.296.762

9,2

69

Grüne (Yeşiller)

3.694.057

8,4

63

4.157.564

8,9

67

CSU (Hristiyan Sosyal Birliği)

3.243.569

7,4

56

2.869.744

6,2

46

FDP (Hür Demokratik Parti-Liberaller)

2.083.533

4,8

%5 barajı aşamadılar

4.997.178

10,7

80

AfD (Almanya için Alternatif)

2.056.985

4,7

%5 barajı aşamadılar

5.877.094

12,6

94

Tablodan da gözlemlediğimiz gibi Liberaller ve Alternatif cephesinde Meclise güçlü bir artış ile girmelerinden ötürü memnuniyet duyduklarını söylemek mümkün. Bunun aynısını diğer partiler için söyleyemeyiz. Merkel seçim akşamı hedeflerine ulaştıklarına binaen “En güçlü kuvvet biziz ve hükûmet kurmak için sorumluluk bizdedir. Ve bize karşı da hükûmet kurulamayacaktır.” Dese de onu ve partisini zor günler bekliyor çünkü bir önceki koalisyon ortağı Sosyal Demokratların Genel Başkanı Martin Schulz Mecliste ana muhalefet olarak görevini yürüteceklerini açıkladı. Meclise 3’üncü parti olarak yerini alan Almanya için Alternatif Partisinin liderlerinden Alexander Gauland açıktan “Onları avlayacağız. Merkel’i veya herhangi birilerini avlayacağız. Ülkemizi ve halkımızı geri alacağız.” diyerek yeni yasama dönemde tansiyonu yükseltecek tarzda muhalefet sergileyeceklerini beyan etti. Merkel’in başbakanlığında kurulacak hükûmet için geriye kalan kardeş parti CSU, Sol Parti, Liberaller ve Yeşiller.

Hristiyan Demokratların koalisyon geleneğinde Liberallerle ortaklık vardır ama hükûmeti kurmak için milletvekili sayısı yetmiyor. Merkel hükûmeti Liberallerle birlikte kurabilmesi için ya Sol Partiye ya da Yeşillere ihtiyaç duyacaktır. Sol Parti olma ihtimali çok düşük olduğundan şimdilerde “Jamaika Koalisyonu”[5] olarak adlandırılan bir modelden bahsediliyor.

Olasılıklı bir Jamaika modeli bakanların dağılımından tutun hükûmet programına kadar Merkel’i zorlayabilir.Yeşiller Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi-Enerji Bakanlığı için diretebilir. Ki bu iki konuda Merkel taviz vermek istemez. Dışişleri Bakanlığını, Ekonomi ve Enerji Bakanlığını Liberallere vermek isteyebilir. Yeşillere ise Çevre Bakanlığı, Gıda ve Tarım Bakanlığı teklifinde bulunur. Kabine çalışmaları nedeniyle hükûmetin kurulmasının geçiktirilmesi demektir. Sosyal Demokratların hırslı Genel Başkanı Martin Schulz’un liderliğinde bir ana muhalefet, agresif ve provokatif bir muhalefet tarzı takınacak olan Alternatif cephenin olduğu bir Meclis ortamı başta Merkel’in partisinde huzursuzluklara neden olur. Ve bu Merkel’in partideki liderliği tartışmaya açılması demektir. O sebeple hem Avrupa’da hem Almanya’da Merkel’in yükü ağırlaştı. Hükûmet krizi yaşanabilir,parti içi kargaşa oluşabilir. İstikrarın bozulması sarsıntılara sebep olabilir.Tüm bunların yaşanmaması için Merkel fazla zaman kaybetmeden, siyaset mantalitesini gözden geçirerek etkili adımlar atmaya çalışacaktır.

 

Türkiye-Almanya İlişkileri

Genel Seçim öncesi Türkiye’ye yönelik sert söylemler biraz olsun yumuşamaya başlasa bile bu sert tutumu devam ettirmek isteyenler olacak. Yükünün ağırlaştığı bir dönemde Merkel riski büyütmeden Türkiye ile yeni bir döneme girmeye teşebbüs edebilir. Merkel bunu yapmaya düşünüyorsa olasılıklı bir Jamaika modelinde Cem Özdemir’in Dışişleri Bakanı olmasını istemeyecektir.

2 Haziran 2016 tarihinde Alman Federal Meclisinde görüşülen Ermeni tasarısına “Hayır” oyu veren tek kişi CDU Leipzig milletvekili Bettina Kudla seçime 3 gün kala kişisel Twitter hesabından attığı mesaj dikkat çekicidir: “Bir sonraki Federal Hükümet tekrar Türkiye ile ilişkiler ve dostluk kurmalıdır. CDU’suz olmaz.”

 

Almanya’da Türkiye’nin ve Türk milletinin tarihî kimliğinin aleyhinde siyaset ve düşünce dizayn eden çevre olduğu kadar Türkiye’yi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden yorumlayan bir anlayışın da varlığı söz konusudur. Bu anlayış 18 ve 19. asırda gelişen Türk-Alman ilişkisine ve 1. Cihan Harbi esnasında kurulan müttefikliğe yaslanır. “Türkleri çok sevdikleri için değil sadece Bismarck’ın ifadesiyle Türkleri“Şark’ın centilmeni” olarak gördükleri için Türkiye ile ilişkilerin önemine vurgu yaparlar. Şark coğrafyasında güvenilir bir müttefiğe Almanya’nın ihtiyacı olacaktır. Bu anlayış özellikle son 3 yıl ön plana çıkmadı veya çıkarılmadı.Her devletin kendi güvenlik ve denge politikasına uygun tavır geliştiriyor. Ama görülen odur ki Almanya içine düşebileceği hükûmet krizinden fazla yara almadan küresel gelişmelerde güçlü bir taraf almak isteyecektir. Bunu da ancak yürütmesi, yasaması ve yargısı güçlü olan ülkelerle ilişkilerini geliştirerek yapabilir. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üstelik Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle yapısal varlığını kuvvetlendirerek güç cazibesine erişen bir ülke olarak, Almanya için her zaman istenilen müttefik konumundaydı.

Ayrıca Almanya, Almanya’daki Türk toplumu ile ilgili yapılan hataların farkına varmalı. Türk toplumunu Türkiye düşmanları üzerinden konumlandırmaya çalışması vahim sonuçlar türettiklerini görmeleri gerekiyor. Dinamik seçmen potansiyele sahip Türklere katılımcı bir politik anlayışla partilerde siyaset yapabilme imkânı tanınmalı. Ve bunu yaparken Türklerin tarihî ve kültürel kimliğini toplumsal mutabakata engel olarak değil tam tersine bir zenginlik olarak adledilmeli. Türkler Almanya’ya sığınmacı olarak gelmediler. Onlar kendi iradeleriyle geldiler. Kendi iradeleriyle burada çalışıp, burada yuvalarını kurup, burada gelecek kurdular.Kendi iradesiyle ortak paylaşım sergileyen bir toplumu “sadakat testine” tabi tutmak ahlaki değildir.

Bir taraftan Türkiye bizim iç meselemize karışamaz derken öbür taraftan Türkiye’nin bütünlüğüne kasti olan terör örgütlerin etkinliklerinde boy gösteren sözde siyasetçilerin oluşturmaya çalıştıkları ortam Türkiye-Almanya ilişkilerinin ebediyen bozulmasından yanadır.

Tüm bunlar gerçekleşir mi gerçekleşmezmi bunu zaman gösterecektir ama şimdiden söyleyebiliriz ki Almanya’da gerçekleşen 19. Genel Seçim birçok dengeyi yerinden harekete geçirmiştir.

 



[1] Europa voranbringen statt neue Gräbenschaffen

 http://www.gruene.de/ueber-uns/2017/europa-voranbringen-statt-neue-graeben-schaffen.html

[2]http://www.focus.de/finanzen/bestaende-in-new-york-und-paris-schneller-als-geplant-bundesbank-holt-deutsche-goldreserven-zurueck_id_7507158.html

[3] 19. Genel Seçim için veriler henüz kesinleşmediği için şuan itibaren yayımlanan veriler kullanılmıştır

[4] Federal Seçim Kurulu https://www.bundeswahlleiter.de

[5] Jamaika bayrağı siyah, sarı ve yeşilden ibaret olması hasebiyle CDU siyahrengi, Liberaller sarı rengi ve Yeşiller isminden anlaşılacağı gibi yeşil rengi temsil ettiğinden bu yakıştırma yapılmıştır