FRANSA MI DİKTATÖR YOKSA BİZDEKİLER Mİ HAİN?

11 Mart 2021 13:02 Nihat YAZAR
Okunma
347
FRANSA MI DİKTATÖR YOKSA BİZDEKİLER Mİ HAİN?

FRANSA MI DİKTATÖR YOKSA BİZDEKİLER Mİ HAİN?

  Demokrasi, insan hakları, barış, özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve hukukun üstünlüğü… Her biri birbirinden kıymetli, birbirinden önemli bu kavramlar. İnsan onur ve haysiyetinin ve bireyin insanca yaşayabilmesinin en temel şartı olduğu kadar, toplumsal huzurun ve dünya barışının da en önemli olmazsa olmaz değerleri. Onun için bu değerler bütün insanlığın ortak paydası, müşterek kabulü olmuş. Ne var ki bütün insanlığın evrensel değer olarak kabul ettiği bu kavramlar karanlık ve kirli eller tarafından bir o kadar da tehlikeli bir silaha dönüştürülebiliyor. Emperyalist güç odakları ve küresel baronlar çoğu zaman sömürmek, zayıflatmak, çözmek ve çökertmek istedikleri toplumlara yıkıcı zehirlerini bu kavramlara gizleyerek enjekte ediyorlar. “Demokrasi” anarşi, terör, kaos ve kargaşanın,, “ barış” çatışma ve savaşın, “eşitlik” isyan ve kalkışmanın, “kardeşlik” parçalanmanın ve düşmanlığın, “insan hakları” hak gasplarının bir kılıfı ve aracı olarak kullanılabiliyor. Siyonizm’in mimarlarından Theodor Herzl bir asır önce “Sömürmek, nüfuz etmek, zayıflatmak, parçalamak istediğiniz ülke ve toplumlara gerçek emellerinizi bu değerlere gizleyerek enjekte edin.” diyerek bu gerçeği bir metot olarak ortaya koymuş. Maalesef tıpkı Herzl’in bir metot olarak ortaya koyduğu gibi, bu kavramlar çoğu zaman karanlık ve kirli eller tarafından ülkemizi bölmenin ve yıkmanın, toplumu çatıştırmanın, terörün, kaosun ve kargaşanın kılıfı olarak kullanıldı. Bundan olsa gerek bu kavramlardan ne zaman sıkça bahsedilse ürker, bu kavramları dillerine dolayanlara baktıkça da vatanım, milletim ve devletim adına korkarım! En son olarak bir aydır Boğaziçi Üniversitesinde yaşananlar neyi kastettiğimizin, tespit ve kaygılarımızda ne kadar haklı olduğumuzun canlı ve somut tanığı gibi! Önce, öğrenciler, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Binası ve Kampüsünde sözde demokratik haklarını kullanmak için Rektör atamasını protesto edeceklerdi. Buna diyeceğimiz bir şey olamaz! Elbette herkes meşru ve yasal zeminde kalmak ve başkalarının haklarına saygı göstermek suretiyle Cumhurbaşkanı da dâhil dilediğini protesto edebilir. Ama polise saldırmak, polis araçlarını tekmelemek, devlete küfretmek, devlet otoritesini hiçe saymak, ortalığı yakıp yıkmak, Anayasal suç işlemek demokratik bir hak olarak izah edilebilir mi? Bütün Müslümanların kutsalına saldırmak, nifak saçmak, fitneyle toplumu provoke ederek iç çatışmaya zemin hazırlamak düşünce özgürlüğü olarak kabul edilebilir mi? Nitekim çok geçmeden anlaşıldı meselenin demokratik hak arayışı olmadığı! Gözaltına alınan protestocuların çoğunun DHKPC, ML, PKK, KCK gibi terör örgütüne intisaklı olduğu ortaya çıktı. Rektör atamasını bahane ederek, ne kadar şer odağı, ne kadar karanlık çevreler varsa düşünce özgürlüğü ve demokrasi maskesine sığınarak yine yan yana dizilip ittifak oluşturdular. Amaçları belli, Rektör atamasını bahane ederek bu protestoları ülke geneline yayıp iç çatışmaya sürüklemek ve demokratik yollarla deviremedikleri Cumhurbaşkanı’nı ve hükûmeti devirmek! Tıpkı Gezi Olayları’nda olduğu gibi! Başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerden ve yabancı basından protestoyu destekleyip devletimizi suçlar mahiyette peş peşe açıklamalar gelince yıllar önce sözde demokrasinin beşiği Fransa’da yaşanan bir olay aklıma geldi. Paris banliyösünde polisler, kimlik kontrolünden kaçarken biri Türk üç çocuğun ölümüne sebep olmuştu. Çocukların cenaze namazına katılanlar polisleri protesto edince, polisler şiddet kullanmış ve camiye de gaz bombası atmışlardı. Bunun üzerine protestolar Fransa geneline yayılmış, Müslümanlar sokağa dökülmüştü. Fransa hükûmeti önce 1958 yılında uyguladığı savaş kanununu yürürlüğe sokmuş, aynı gün olağanüstü hâl ilan etmiş, sokağa çıkma yasağı koymuş ve güvenlik güçlerine silah kullanmak da dâhil sınırsız yetki vermişti. Şahsen canlı olarak dinlediğim dönemin Başbakanı ulusa sesleniş konuşmasında Fransız bayrağındaki renklerin anlamlarına da atıfta bulunarak kelimesi kelimesine şöyle diyordu: ‘’Özgürlük tamam, eşitlik tamam, kardeşlik tamam ama toplumun huzurunu bozmadığı ve devlet otoritesine zarar vermediği müddetçe.’’
Yani huzuru bozacak, devletin otoritesini zaafa uğratacak, hele hele iç çatışmaya zemin hazırlayacak hiçbir eylem kabul edilemez, demokratik bir hak olarak görülemez!